Laik eğitimi delmeye yönelik oldu bitti girişimi iktidarı durduk yerde bir çıkmaza mahkûm etti. Genelkurmay Başkanlığı'nın açıklamasından sonra ne yapmak lâzım; hükümet adeta bir inziva sessizliği içinde şimdi bu sorunun cevabını arıyor. "Geri adım atmayalım" görüşünü savunanların iki gerekçesi var:
"İktidar gücümüz yara alır, ayrıca askerlerin siyasi kararlar üstünde belirleyici olduğu savı haklılık kazanacağı için Türkiye'nin AB süreci büyük zarar görür.." Diğer grup "İnatlaşmayalım. Bu hem partiye, hem ülkeye zarar verir" diyor.
Bu görüş ağır basacak olursa iki ayrı ricat yolu var: İlki tasarıyı meclis gündemine aldırmamak.. İkincisi meclis genel kurulundan geçirildikten sonra nasıl olsa Cumhurbaşkanı tarafından veto edilecektir, üstüne gitmemek..
Dün belirttiğimiz gibi imam hatip zorlaması, tam bir siyasi basiretsizlik olmuştur. İktidar geçen ekimde aynı hamleyi yapmış, yoğun muhalefet nedeniyle geri çekilmişti. O muhalefete askerler de katkıda bulunmuştu. Genelkurmay'ın açıklamasında haklı bir soru soruluyor:
"Altı ay sonra ne değişmiştir ki aynı tasarı yeniden gündeme getirilmiştir?"
Cevabı belli: İktidar, 28 Mart'ta artırdığı gücünü sınamak istemiştir. Bu da büyük hata olmuştur.
AB sürecine etkisine gelince.. Askerin itirazı, Türkiye'de demokrasinin AB kalitesinden hâlâ uzak olduğunu iddia ederek müzakere tarihi verilmesine karşı çıkanların işine yarayacaktır.
Doğru ama bu tehlikeyi, iktidarın her meseleyi sayısal güçle çözme saplantısı davet etmedi mi? Genelkurmay, bu alanda gelecek eleştirileri göğüslemek için açıklamaya özel bir paragraf koymuş: "Türk Silâhlı Kuvvetleri AB sürecinde ülkemizin önünü açıcı ve yapıcı katkı sağlamak amacıyla, son Anayasa değişiklikleri içerisinde yer alan kurumumuzla ilgili konularda dahi karşı görüş belirtmek için haklı gerekçeleri olduğu halde görüş belirtmekten özenle kaçınmıştır."
Bu ifadede askerin AB uğruna katlanacağı fedakârlığın bir sınırı olduğu, laik eğitim düzenini tahribe yönelik tasarının bu sınırı ihlâl ettiği mesajı vardır. İnat, akıl eleğinde işlenmemiş bir amaca esir olmaktır. İktidar, geri çekilmenin teslimiyet olacağı yolundaki kışkırtmaların tuzağına düşmekten sakınmalı, ihmal ettiği ikna ve uzlaşma çabalarına şans tanımalıdır. Fazilet olarak yüceltilecek cesaret asıl budur.
Geç kalmanın bedeli var
Türkiye IMF ile olan ilişkisini 2005 yılından sonra da devam ettirecek mi? Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti "Evet, devam ettirmesi gerekir" diyor. Ama Başbakan Erdoğan "görüşeceğiz aramızda" diyor. Devlet Bakanı Babacan da bir-iki ay içinde karar vereceklerini söylüyor. Bu hükümetin ekonomideki başarısı, Derviş'ten devralınan politikaları bozmamasıdır. Şimdi ilk kez bir karar verecekler ve bu ifadeler piyasaları tedirgin ediyor. Unutmamak gerekir ki doğru bir karar geç verilirse bunun da ağır bedelleri vardır.
Başbakan, Merkez Bankası Başkanı'na güvenmiyorsa Derviş'e sorsun ve gecikmenin pahalı bedelini ülkeye ödetmesin!
Cesaret ne zaman fazilettir?
Laik eğitimi delmeye yönelik oldu bitti girişimi iktidarı durduk yerde bir çıkmaza mahkûm etti. Genelkurmay Başkanlığı'nın açıklamasından sonra ne yapmak lâzım; hükümet adeta bir inziva sessizliği içinde şimdi bu sorunun cevabını arıyor
Haberin Devamı

