Son anayasayı yapan darbe yönetimi, iki partiye dayalı bir siyaset öngörmüştü. Hedefe çok partili siyasetin çekişme ve çatışmaları ile geçen, koalisyonlarla kaybedilen yıllardan sonra ulaşıldı. Şansa bakın, bu defa da sistemin direği, devlet politikalarını oluşturan iradenin koordinatörü ortadan kayboldu. Türkiye adetâ bir final maçı oynuyor fakat kaptan yok!
Kıbrıs'ta çözümü hedefleyen en önemli müzakereler bugün İsviçre'de başlıyor. Anlaşma oldu oldu; olmadı, boşlukları BM Genel Sekreteri Annan dolduracak ve plan 20 Nisan'da iki halkın oyuna sunulacak. İsviçre'ye hareketinden önce Dışişleri Bakanı Gül'ün Cumhurbaşkanı Sezer'e gitmesi gerekirdi değil mi?
Evet ama gitmedi.
Sezer mi istemedi, yoksa geçen haftaki zirveye katılmayı reddetmesinden sonra hükümet bu tavrı "Ne haliniz varsa görün" diye tercüme ederek Sezer'den randevu mu istemedi; bu düğümü çözemedik. Ortaya ciddi bir sorun çıkmıştır.
Zaaf görüntüsü
Şimdiye kadar bütün önemli kararlarda Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı ortak bir görüş oluşturmaya özen göstermiştir. Devlet iradesinin dayandığı çoğulculuk böylelikle bütünlenmiştir. Şimdi bu, eksik işliyor.
Dışişleri Bakanı'nın dün Cumhurbaşkanı yerine Meclis Başkanı'na gitmesi, iktidarın vekâlet müessesesini işletmeye başladığına mı işaret ediyor? Ulusal bir davanın kader günlerinde böyle bir dağınıklık kabul edilemez. Ülke siyasetini yürütmekten elbette siyasi iktidar sorumludur ama Kıbrıs'ın geleceğini belirleyen bir süreçte hükümet yalnız bırakılamaz. Bu zaafıyet görüntüsüdür ve ağır maliyeti olur.
Bölünme daha önce Kuzey Kıbrıs'ta oldu. KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş İsviçre'deki dörtlü görüşmelere katılmaya ikna edilemedi. Denktaş, planda öngördüğü düzeltmeler gerçekleşmediği takdirde referandumda halkı "Hayır" oyu vermeye ikna etmek için çalışacağını açık açık söyledi.
Allah'a emanet!
Cumhurbaşkanı Sezer'in Kıbrıs sürecinden uzak duran tavrı, Denktaş'ı haklı gördüğünün kendine özgü bir ifadesi olabilir. Belki Sezer AB şansını zedelememek için Kıbrıs konusundaki itirazlarını seslendirmek istemiyor, pasif muhalefeti tercih ediyordur.
Türkiye'nin imajına ve pazarlık gücüne vereceği zarar yanında acaba bu durumun bir fırsat kapısı açması ihtimali var mıdır? Olabilir.. Çünkü plana son şeklini verecek "otorite" olan BM Genel Sekreteri, referandumda ortaya çıkacak muhalefetin gücünden etkilenerek Türk tarafının "olmazsa olmaz"larını dikkate almakta daha fazla mecburiyet hissedebilir. Böyle bir baskı müzakere taktiği olarak da yaratılabilirdi. Ama öyle olmamıştır. Eğer bir iyilik çıkacaksa, kötü yönetimden kazayla çıkmış olacaktır. Garip kuşun yuvasını Allah yaparmış.. Dua edelim de yapsın.
Takım eksik!
Son anayasayı yapan darbe yönetimi, iki partiye dayalı bir siyaset öngörmüştü. Hedefe çok partili siyasetin çekişme ve çatışmaları ile geçen, koalisyonlarla kaybedilen yıllardan sonra ulaşıldı
Haberin Devamı

