Başbakan seçim meydanlarında yükselen aykırı sesleri tahammülsüz bir baba tavrı ile paylıyor. Ağrı mitinginde dün "mağdur olduk" diye yakaran bir bankazede vatandaşı "Kim mağdur ettiyse gidin oradan alın. Devletle alâkası yok" diye azarladı.
Ellerindeki ruloları göstererek üniversite diplomalarının işe yaramadığını anlatmaya çalışan gençlere de derslerini (!) verdi: "Üniversite mezununa dünyanın hiçbir yerinde iş garantisi verilmez. Üniversiteyi bitirirsin, gider çalışırsın. Taşı sıkarsın suyunu çıkarırsın.."
Dışarda kuzu gibi olan Başbakan, kendi halkına aslan kesiliyor. Afyon mitinginde de pancar ve mazot konusundaki şikâyet seslerini aynı tonla susturmuştu. Bu tutum, acemi siyasetçi zaafiyetidir.
Diploması işe yaramayan, krizde işini kaybeden, siftahsız kepenk kapatan, topladığı ürünle mazot parasını bile karşılayamayan, geleceğini hortumcuya kaptıran milyonlarca insan için enflasyonun düşmesi, borsanın yükselmesi fazla bir şey ifade etmiyor.
Makro iyileşmelerin "aferin" ini iktidar zaten alıyor. Başbakan o koroya, işsiz, yoksul ve çaresiz insanların da katılmasını beklememeli, sıkıntılarını seslendiriyorlar diye onlara hasım gözüyle bakmamalıdır.
Liderlik, rütbe ve yetkiden önce sorumluluktur. Hele yetkinin kaynağı olan halka babalanmak hiç değildir. Başbakan "Allah ne verdiyse çoğalın" diyordu yakın zamana kadar. Şimdi de işsiz gençlere "taşı sıkıp suyunu çıkarın" diyor.
Bari suyu çıkacak taşı göstersin!
Bankazedeleri azarlayacak yerde, kamu gözetiminde hayali Hazine kâğıdı satışı ile dolandırılanlara bir haksızlık yaptılar mı; onun muhasebesini yapsın. Başbakan Erdoğan'ın demokratik tahammül kapasitesi yetersizlik gösteriyor. Bu tehlike işareti, halkın yerel seçimlere gösterdiği ilgisizlik devam ederse vahim bir hal alabilir: Maazallah 28 Mart'ta sandıktan seçilmiş bir kral çıkabilir!
Popüler ahlâk dersi
Eğitimin amacı, çağdaş, açık fikirli, bilgili ve faziletli insanlar yetiştirmektir. O nedenle eğitim "kovayı doldurmak değil ateşi yakmak" diye tanımlanır. Peki biz ne yapıyoruz?
Bu sorunun cevabını, lise son sınıfta devamsızlık sınırını 30 günden 45 güne çıkaran yönetmelik değişikliği "ahlâksız bir dürüstlük''le açıklıyor! Çocuklarımıza şu mesajlar veriliyor:
"Vaktinizi okulda öldürmeyin. Üniversite sınavını kazanmak istiyorsanız kurslara, özel hocalara gidin.. Nasılsa sahte doktor raporu almak sorun değil.." Devlet vatandaşını sahteciliğe özendirir mi? Sahteciliğin, hayatta başarı elde etmek isteyenler için göze alınması gerekli bir yaratıcılık olduğunu telkin eder mi?
Ne yazık ki çocuklarımız "popüler ahlâk dersi"nde uygulamalı olarak bunları öğreniyor.
Erdoğan nereye?
Başbakan seçim meydanlarında yükselen aykırı sesleri tahammülsüz bir baba tavrı ile paylıyor.
Haberin Devamı

