Allahım sen koru!

Anlatacağım fıkra aslında bir papaz üzerine kuruludur ama kahramanını imama dönüştürmenin zararı yok..

Haberin Devamı

Anlatacağım fıkra aslında bir papaz üzerine kuruludur ama kahramanını imama dönüştürmenin zararı yok..

Birinci perde:

Kenti sel basmış, belediye kenti boşaltma çağrısı yapmış. Herkes gitmiş ama caminin imamı "Allah beni korur" deyip kalmış.

Sular yükselirken, motorlu bir botla camiye yaklaşan görevli "Haydi hoca, direnmenin âlemi yok, gel" diye uyarıda bulunmuş, imam yine reddetmiş.

Sonunda minareye çıkan hoca, kendisine yaklaşıp tutunması için ip uzatan helikopteri de inancına güvenip göndermiş..

İkinci perde:

Öbür dünyada Azrail "Hoca efendi niye uyarıları ve yardım etmek isteyenleri reddettin?" diye sormuş.

İmam "Ben kulluk görevimi iyi yapmış bir adamım. Allah'ın beni koruyup kollayacağına inanıyordum" deyince... Cevap:

"Sen Allah'ın yardımını fark etmedin. O botla helikopteri kim gönderdi sanıyorsun?"

Afet merkezleri..
Marmara depreminin ve onu izleyen felâketlerin içinde taşıdığı ilâhi mesajları almamakta gösterdiğimiz direncin bedelini sürekli ödüyoruz.

Konya'daki Zümrüt Apartmanı faciası, bunların sonuncudur.

Halil Cibran acıyı "İçinizdeki hekimin, hastalıklı bünyenizi tedavi amacıyla verdiği tatsız ilâç" diye tarif eder. Bu ilâç bizi uyardı ama kamu otoritesini de etkiledi mi?

VATAN ekipleri, deprem bekleyen İstanbul'da kurtarma faaliyetlerini yürütecek Afet Yönetim Merkezleri'ni inceleme amaçlı bir çalışma yaptı.

Elde ettiğimiz sonuçlar, güven uyandıran bir haber vermek şöyle dursun, yakın bir umudun ışığını bile taşımıyor.

Şu anda ancak dua edebiliriz:

"Allahım sen bizi koru!"

Aç gözlü ve cahil
Tablo, tam bir üçüncü dünya demokrasisinin riyakârlığını sergiliyor.

İktidar bir yandan çürük ve kaçak yapıların sorumlularını caydırmak amacıyla cezaları artırma hazırlığı yapar gibi görünürken öte yandan belediyelerin seçim rüşveti olarak verdiği inşaat ruhsatlarına ve kaçak yapıların üremesine seyirci kalıyor.

Çürük yapıların boşaltılıp yıkılmasını gerektiren şu kritik dönemde, muhtemel bir depremin can kaybı bedelini çığ gibi büyütecek günah, siyasi bir eşkıyalık olarak işleniyor.

Aç gözlü bir cahillik, yasalara ve utanma duygusuna meydan okuyor. Gece yapılan kondular artık uluorta yapılıyor.

VATAN muhabirlerine bir kalfa "Altı inşaatı birden yapıyorum. Şu ara işimiz çok" dedi. DİE, seçimin kesinleşmesini izleyen 3 ayda verilen inşaat ruhsatlarının, ondan önceki altı ayı ikiye katladığını belirledi.

Seçim yatırımı olarak verilen ve çoğu denetimsiz bu izinler, önceden kesilmiş defin ruhsatları olacakmış, ne gam!

Yeter ki oy gelsin!

Martta yerel yöneticilerimizi seçeceğiz.

Acaba halkımız gerçekte kaderini seçeceğini biliyor mu?

DİĞER YENİ YAZILAR