Biz istediğimiz kadar "Kıbrıs'ta çözüm AB üyeliğinin şartı değildir" diyelim.
Türkiye'nin en büyük uygarlık projesi olan AB üyeliği hedefi, kabul etsek de etmesek de bu şarta bağlı..
Kuzey Kıbrıs'ta 14 Aralık Pazar günü yapılacak olan seçim, hem Türkiye için, hem de Kıbrıs'taki Türkler için "kader kavşağı" olmanın önemini taşıyor.
Annan Planı çerçevesinde bir çözüme karşı olanlarla taraftar olanlar arasındaki yarışı Denktaş önderliğindeki "İstemezük Cephesi" kazanırsa AB rüyası ağır bir yara alacak, belirsizlikler karanlığında uzun bir süre kaybolacaktır.
Türk Ulusu'nun kaderi ve hayalleri 141 bin seçmenin kullanacağı oylara teslim edilebilir mi? Böyle bir adaletsizlik kabul edilebilir mi?
AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Verheugen, küstah ve kışkırtıcı son açıklamaları ile çözümsüzlük yandaşlarına koz verdi, bu doğru..
Ama büyük ve ciddi bir devlet pire için yorgan yakmaz. O konuşmanın içinde doğrular da vardır ve bunları dikkate almak basiret ve sorumluluğun gereğidir.
Verheugen "Çözümsüzlük Türkiye'ye çok pahalıya mal olur. Düşünmeliler, buna değer mi?" diye soruyor.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş dün VATAN'a "Seçimi muhalefet kazanır, Ankara da Annan Planı'nı imzalarsa ben de affımı isterim" dedi.
Bunu gerçekleşmesine dua edilecek bir dilek sayıyorum.
Çünkü seçimi çözüm karşıtı cephenin kazanması, Türkiye'yi sancılar ve çalkantılarla dolu bir geleceğe sürükleyecektir.
Denktaş "Annan Planı'nı artık dilinizden düşürün. Rum istemiyor, biz istemiyoruz" diyor. Doğru ama bu nasıl bir başarılı görüşmecilik rolüdür ki, iki taraf da istemediği halde bütün dünya çözümsüzlüğün suçlusu olarak Türk tarafını ve Denktaş'ı görüyor!
AKP iktidarı da çözüm iradesini kaybetmiştir son zamanlarda.
Ecevit'in 1970'lerdeki günahını Tayyip Erdoğan da mı tekrarlayacak?
Başbakan Erdoğan geçen gün "Bizi AB'ye almazlarsa Kopenhag kriterlerini Ankara kriterleri olarak alır, yolumuza devam edem" dedi.
Kendini kandırmasın; genişleyen hak ve özgürlükleri Türkiye, AB'nin sağlayacağı siyasi ve ekonomik destekler olmazsa taşıyamaz. Türk halkı da, Kıbrıs Türkleri de kaçan fırsatın peşinden yanmakla kalmaz, ulusun esenliği için sorumluluktan kaçan siyasi yöneticilere de lanet okur.
Cesarete ve uzak görüşlülüğe en çok muhtaç olduğumuz günler bunlar..
Temiz meclis için..
Deniz Baykal, dokunulmazlıklar konusunda AKP ile CHP'yi bir tuttuğumu düşünerek bana sitem etmiş..
Bu sitemi şu nedenle kabul etmiyorum:
Ben CHP'nin samimiyetine inanmakla beraber, AKP'yi mecbur eden bir kamuoyu baskısı yaratmakta yetersiz kaldığı için eleştirdim.
Baykal "CHP milletvekilleriyle ilgili kaç dosya varsa hepsinin dokunulmazlığı kaldırılsın. Yargının önü açılsın. Gidip mahkemede hesap verelim" dedi VATAN'a.
Bu çağrıyı parti grubunda ve medyada yapmak yetmiyor. Kavga gerekiyorsa bunun için yapmak lâzım.
CHP bunu her fırsatta meclis kürsüsüne taşımalı, gerekirse sivil toplum örgütlerinden yardım istemeli, temiz meclis için son aşamada meclis çalışmalarını bloke edeceği konusunda iktidara ültimatom vermelidir.
Düzce depreminde yerle bir olan bir apartmanda 20 kişi öldü. Bu binanın müteahhidi Fahri Çakır'ın ortakları mahkemeye giderken o, milletvekili zırhına bürünüp meclise girdi.
Meclis yasa yapma yeri mi, yasaların hesap sormak istediği sanıkların sığınma yeri mi?
Meclisi, sanıklara yataklık suçunun mekânı haline getirme ayıbına son vermek, fazilet sahibi milletvekili ve partilerin ilk görevi olmalı!
Pamuk ipliğine bağlı bir kader
Biz istediğimiz kadar "Kıbrıs'ta çözüm AB üyeliğinin şartı değildir" diyelim. Türkiye'nin en büyük uygarlık projesi olan AB üyeliği hedefi, kabul etsek de etmesek de bu şarta bağlı..
Haberin Devamı

