Değişimin nelere kadir olduğuna tanıklık ederken gözlerimiz kamaşıyor.Dün Başbakan Erdoğan'ın hakkını verdik ama AKP'den seçilip ANAP'a transfer olan milletvekili Emin Şirin'in ortaya çıkardığı bir belge sayesinde Dışişleri Bakanı Gül'e de borçlu olduğumuzu hatırladık.Türkiye 3 Ekim'de tarihi bir dönemeç katetmiştir. Dün meclis kürsüsünde konuşan Dışişleri Bakanı Gül haklı olarak övünç duyuyor, hiç kimsenin bu tarihi başanyı küçük gösteremeyeceğini söylüyordu.Oysa Gül Refah Partisi adına on yıl önce meclis kürsüsünden aynı konuda çok farklı şeyler söylemişti.Meselâ medyanın AB'ye desteği:"Türkiye tüketim ekonomisine yönelecektir. Bugün reklâm harcamaları 5 trilyonsa 20 trilyona çıkacak. Tabii ki gazeteler, televizyon kanalları bunu alkışlayacak, halkın beynini yıkayacak.."Meselâ yabancı sermaye:"Doğru, yabancı sermaye gelecek ama yatırım yapmak için gelmeyecek. Türk sanayiini, fabrikaları, hisseleri, getirdiği birkaç yüz bin dolarla satın almak için gelecek. Birçok sanayi batacaktır."Meselâ demokrasi konusu:"Avrupa'nın, Türkiye'de kendisinde olduğu gibi sivil bir demokrasi isteyeceğine inanıyor musunuz? İnanıyorsanız Avrupa'yı bilmediğinizi buradan söyleyeceğim."Mesela başarı kutlamaları:"Brüksel'den dönen heyet burada göstermelik, neşeli şeylerle karşılandı. Kendi adıma utandım bundan. Avrupa'nın zenginler kulübünün köşkünde, bahçedeki bir barakaya girdik diye sevinerek geldiniz."Gül şimdi bunların tersini savunuyor.Eskiden olsa "Akşam yediğin hurmalar" diye başlayan tekerleme ile yerden yere vurulurdu. Ama arük sadece gülüyoruz.İhtimal kendisi de gülüyordur.Değişimin tersine dönmeyeceğine olan inançtır bunun sebebi. Ama tevazuu bırakıp söylemeliyiz ki millet olarak güvencesi biziz. Çünkü şansı yaratan biraz da bizim yönlendirici, doğru tercihlerimizdir.Laikliği dinsizlik, demokrasiyi küfür sayan ve AB'ye Hıristiyan Kulübü diyen Gül küçük bir partinin sözcüsü idi.Şimdiki, Türkiye ile Avrupa'nın ortak geleceğine inanan bir iktidarın ikinci adamıdır.Avrupa'nın yetimiDemirel Türkiye'nin "Avrupa'nın yetimi" olduğunu söylemiş ve AB ile sağlanan aşamayı şöyle değerlendirmiş:"Türkiye yetimdir. Ama bu yetim Avrupa sofrasına oturmuştur."Yani sevinelim.. Oysa VATAN'ın bugünkü birinci sayfasındaki iftar çadırı görüntüleri, Türk insanını AB'nin değil belediyelerin doyurduğunu ortaya koyuyor.Bunda şaşılacak bir şey yok. Bundan sonra önemli olan Türk insanının kendi geliri ile kimseye muhtaç olmadan sofrasını nasıl kuracağı sorusuna doğru cevabı bulmaktır.Dünkü konuşması sırasında Dışişleri Bakanı Gül 73 milyon nüfustan iftiharla bahsetti. Çokluğu güç sanmak "Allah ne verdiyse çoğalın" demek, AB hedefini destekleyecek olan zihniyet devrimine terstir.Türkiye artık çokluğa değil kaliteye ağırlık vermelidir.Yoksa iftar çadırlarından ve Avrupa'nın yetimi olmaktan kurtulamayız!
Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerine başlamış bir ülke kimliğine terfi etmesi tarihi önemde bir olay.Ama Avrupa'nın Müslüman bir ülke ile genişlemeyi, yani çok kültürlü bir kimliği kabul etmesi, ondan da önemli bir olay..Nitekim İngiliz Independent Gazetesi haberi "Atatürk'ün mirası zirveye ulaştı" yorumu ile duyururken, olayı küresel bakışla değerlendiren birçok gazete AB'nin 50 yıllık tarihinin en büyük adımını attığını ve sonsuza kadar değiştiğini yazdılar.Artık AB'ye Hıristiyan kulübü denemeyecektir. Değişimin azameti göz kamaştırıcı.. Yarattığı sonuçlar ortadayken bunlara karşı çıkmak insanı tehlikeye atmasa bile gülünç duruma sokar.Siyasetçiler, girilen yeni dönemde Türkiye'nin hedefine ulaşmasını kolaylaştıran yaratıcılıklar göstermek borcu altındadırlar.Eleştiri hakkı elbette kutsaldır ama sorumluluklar daha öne çıkmalı.Değişimin ödülleriDün gazetede gündemi tartışırken, ülkeyi bu şanslı aşamaya taşıyan dinamikleri değerlendiriyorduk.1990'ların ortalarına kadar laikliği dinsizlikle bir tutan, demokrasiyi küfür sayan Milli Görüş mücahidi, 28 Şubat sayesinde demokrasiyi keşfeden arkadaşları ile AKP'yi kuran Tayyip Erdoğan, değişimin nelere kadir olduğunu ispatlayan bir karakter olarak önümüze çıktı.Kendilerinden önceki koalisyonu sandıkta hezimete sürükleyen AB hedefi ve IMF programı, AKP'nin tek başına iktidarını inşa eden muhalefet temelleri olmuştu.Ama iktidara geldikten sonra IMF ve AB politikalarına bağlılık, dört-beş yıl önce hayal bile edilemeyecek kazanımları, disiplin ve kararlılığın armağanları olarak ülkeye ve iktidara sundu.Bu armağanlar üst üste sağlanan yıllık büyümeler, enflasyon canavarının yenilmesi, paramızın utancı olan sıfırların atılması, yabancı yatırımlarda ve özelleştirmede sağlanan basanlar ve nihayet, kırk yıllık AB rüyamızın nihai aşamaya ulaşmasıdır.Baş dönmesine karşıSezar'ın hakkı Sezar'a; din istismarı, dokunulmazlıklar, kadrolaşma gibi konulardaki rezervlerimiz bir yana, elde edilen bu sonuçlar nedeniyle Erdoğan'ın şansını ve önüne çıkan fırsatları iyi kullandığını görüyoruz.Demokrasiye, laikliğe, AB ve IMF'ye kökten muhalif bir karakter, Amerika, AB ve IMF karşıtlığını terk ettiği gibi Türkiye'ye Avrupa demokrasinin kalitelerini kazandıran reformların sahibi olmuştur.Sistemi yıkmaya adanmış bir hayat, sonuçta onu geliştirmeye hizmet eden bir role dönüşmüşse ne mutlu.Böyle durumlar hep şu korkuyu davet eder: Başarı baş döndürücü olabilir. Çünkü tarihimizde bunun örnekleri bulunuyor.Ama artık sigortamız var:AB'nin koyduğu demokrasi kriterleri, hazımsız siyasetçilerin sebep olacakları günah ve kazalara karşı hem bizi, hem onları koruyacaktır.
Krizler yorucu ve yıpratıcıdır ama Türkiye son krizden kendine güvenini artırarak ve dünyadaki önemini anlayarak çıktı.Büyük bir kazanç bu.AB zirvelerinin altı ay ara ile iki kez 3 Ekim'de başlayacağını belirttiği müzakere sürecinin kabul edilemez taleplerle sabote edilmesi bir yıkım alarmı idi.Sadece hayallerimizi değil, ahlâk ve hukuk temelinde yükseldiğini düşünerek yücelttiğimiz Avrupa Birliği'ne saygı ve güven duygularımızı da yerle bir ediyordu.AB, zaten ucu açık olacağını Türkiye'ye kabul ettirdiği müzakereleri "sindirim kapasitesi" maskaralığı ve imtiyazlı ortaklık aşağılaması ile rayından çıkarıyordu. Bir anlamda "Seni en az on yıl değiştirip dönüştüreceğim ama sonunda eve almayacağım, kapıya bağlayacağım" diyordu.Kritik müdahaleDün sabah saatlerinde umutsuzluk yansıtan tablo Ankara'dan yükselen iki tepki ile değişmeye başladı.Başbakan Erdoğan şu mesajı verdi: "Türkiye'nin AB içinde bulunmasını hazmedemeyenler, medeniyetler ittifakına karşı çıkanlardır ve doğacak zararların bedeli onlara aittir."Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan da, çerçeve belgesindeki haksız ve aşağılayıcı dayatmalarla ilgili değişiklik önerilerinin hepsini reddettiklerini açıkladı.Günün en dramatik olayı bizce ABD'nin krize el koymasıdır.Öğleden sonra Kızılcahamam' daki parti toplantısından kente dönerken Başbakan'ın telefonu çaldı.Arayan ABD Dışişleri Bakanı Rice'tı.25 dakika süren bu konuşmadan sonra Lüksemburg'tan Rice'ın AB dışişleri bakanlarını arayarak Türkiye'ye destek istediği haberleri gelmeye başladı.Ve iki saat kadar sonra imtiyazlı ortaklık öneren Avusturya'dan "Hedef tam üyelik" açıklaması geldi.Bu arada Güney Kıbrıs'ı kayıran 5. madde ile ilgili uzlaşma çabalan denge gözeten bir yola girdi.Az dostumuz yokKrizin 24 saatte öğrettikleri çok değerlidir. Artık tescil edilmiştir ki AB'nin Türkiye'yi içine alarak genişlemesi, gerçekten küresel barış ve medeniyetler uzlaşması amaçlarının vazgeçilmezidir.Amerika bu hedefin tehlikeye girmesinden korkarak devreye girmiştir.Birleşmiş Milletler, savaş suçlularını korumakla itham ermeye hazırlandığı Hırvatistan'ı, Avusturya tatmin olsun ve Türkiye'nin peşini bıraksın diye temize çıkarmıştır.Kurumsal hafıza ve hukuka bağlılık konusunda rezil olan AB ile on yıl boyunca nasıl pazarlık yürüteceğiz?Tabii ki cesaret kırıcı bir tecrübe yaşadık. Ama onlar da yaşadı.Türkiye'nin AB'ye alınıp alınmaması, birlik üyesi ülkeler arasında belki de ilk kez bu kadar ciddi tartışıldı ve karar verildi.Ayrıca bu tecrübe, zannettiğimizden daha fazla dostumuz bulunduğunu bize öğretti.Artık kendimize daha çok güvenerek ilerleyeceğiz.
Türkiye bugün AB'ye katılım müzakerelerine başlamış ülke statüsünü kazanacaktır.Bunu bütün kalbimizle diliyoruz.AB Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Solana sorunların yine bir "son dakika çözümü" ne bağlanabileceğini söyledi. "Türkiye ile ilgili daha önceki kararlar da hep son dakikada verilmişti" dedi.Müzakere çerçeve belgesindeki uzlaşma arayışlarında dün gece ilerleme kaydedildiğine ve kararın bugüne kaldığına dair gelen ilk haberler doğruysa Dışişleri Bakanı Gül bugün Lüksemburg'a uçarak tarihi dönemeci belirleyen törene katılacaktır.Tabii ki bu tören, Avrupa Parlamentosu'nun muhafazakâr üyesi Daniel Hannan'ın dediği gibi, "kriterleri gerçekleştirdikleri an birliğe kabul edileceklerine" dair sözlere masumca inanan Türkiye'nin hayal kırıklığı ile gölgelenecektir.Kırmızı çizgilerFakat yine de bu tecrübe, AKP iktidarının inandırmayı başaramadığı kırmızı çizgilerimizin, ulusal birlik havası içinde dünyaya duyurulmasına yardımcı olmuştur.AB'ye üyelik yolunda en büyük özverilere katlanmayı değer bulan kesimlerin bile katılımı ile Türk halkı şu mesajı açıkça vermiştir:1. Tam üyelik dışında bir statüyü asla kabul etmeyiz;2. KKTC'yi Rumlara yedirecek oldu bitlilere asla razı olmayız. Bu mesajın halktan yansıyor olması, hükümet değişikliğinden bile etkilenmeyeceğini muhataplarımıza anlatacaktır.MHP'nin gerçekleştirdiği "Başkent Ankara" mitinginde parti lideri Bahçeli bugünden itibaren içi boşaltılmış bir oyalama ve aldatma sürecinin başlatılacağını öne sürerek hükümete "Görüşmelere gitmeyin" çağrısı yaptı.Bu mitingin yansıttığı heyecan, Türk halkının aldatılıp horlanmaya ve haksızlığa tepkisini belirtmesi bakımından öğretici olmuştur. Ama o kadar..Çünkü bu hedefi, torunlarımızın hak vereceği bir sebep olmadan terk etmenin mazereti olamaz. Neden?Tarih durmasınTürkiye özgürlük ve çağdaşlaşma yolunda ne yol katettiyse bunun neredeyse yüzde doksanını AB motivasyonuna borçludur.Başbakan Erdoğan reformları AB için değil, öncelikle kendi onurlu, mutlu ve müreffeh geleceğimizi inşa etmek amacıyla gerçekleştirdiğimizi, AB'de alınacak hiçbir kararın ülke olarak rotamızı değiştirmeyeceğini söyledi.Keşke öyle olabilse. Ama Başbakan bile bu sözleri inanarak söyleyemez. Ortadoğu'da bir Avrupa demokrasisi inşa etmek o kadar kolay değil çünkü. Demokrasi lehine bunca yıldır geriletilmiş olan tutucu, değişime direnç gösteren, egemenliğini kaybetmiş güçler ilk fırsatta eski mevzilerini ele geçirmek üzere atağa kalkacaklardır.Böyle bir senaryo Avrupa'nın da menfaati değildir.İnanıyoruz ki Türkiye'nin yolunu açan karar bugün verilecektir.
Hükümeti ile medyası ile İngiltere AB yolunu açmakta benzersiz bir dostluk yapıyor.Bu akşam AB dışişleri bakanlarının toplantısıyla başlayıp 24 saat sürecek gelişmeleri nefes nefese izleyeceğiz.Dönem başkanı İngiltere'den gelen rüzgârlar, Avusturya'nın direnişini kıracak güçlü bir iradenin varlığını duyuruyor.The Independent gazetesi dün birinci sayfasını Türkiye'ye ayırmıştı. Yorumlarda siyaset ve yaşam kültürünü oluşturan bir çok alışkanlıkla disiplinli bürokrasi ve güçlü ordu gibi kurumsal gelenekleri Avrupa'nın Osmanlı'dan örnek aldığı anlatılıyordu.Dünyanın çok kültürlü yaşamı öğrenmesinden çok önce Osmanlı'nın bütün dinleri banş ve refah içinde bir arada yaşattığını belirten gazete, karar vericilere şu çağrıyı yapıyordu:"Hiçbir başka yeni ortak Batı'ya islâm dünyası ile daha iyi bir köprü oluşturamaz ve medeniyetler çatışmasından çıkış sağlayamaz."Dünkü Daily Telegraph da başyazısında Türkiye'nin engellenmeyi hak etmediğini savunarak şöyle bir uyarıda bulunuyordu:"AB ya Batı'yla Müslüman dünyası arasında benzersiz bir köprü kuracak ya da bu fırsatı geri çevirip iyi niyetli bir ülkeyi radikal bir hasım haline getirecek!"Destek kervanına Financial Times gazetesi AB'nin Türkiye'ye haksızlığını eleştiren bir başyazı ile katildi.Fransa'nın eski başbakanlarından AP üyesi Michel Rocard'ın dünkü Le Fıgaro'da yazdıkları, eğer utanma duygulan kalmışsa Türkiye karşıtlarını utandıracaktır. Rocard makalesinde Türkiye'ye "entelektüel terörizm" uygulandığını yazdı.Gerçekten de bu terördür. Çünkü üyelik için gerekli kriterlerin neredeyse tümünün daha müzakereler başlamadan istendiği ilk ülke biz oluyoruz.Şimdiye kadar kritik eşikleri hep çetin pazarlıklar ve son dakika uzlaşmaları ile aşabildik. Neyse ki Türkiye'nin yolunu açmayı emreden akıl, her defasında önyargılarla üretilen öcüleri yendi.Umuyoruz yine öyle olacak..Devlet ve ciddiyetMeclis dün Cumhurbaşkanı'nın konuşması ile açıldı.Sezer'in eğitim, yargı bağımsızlığı, irtica tehdidi, dokunulmazlıklar, temsilde adalet ilkesini ihmal eden seçim sistemi ve daha pek çok konuda yaptığı eleştiri ve uyarılar sanıyoruz ki geniş bir toplum desteği almıştır.Hatta belki ekonomideki olumlu gelişmelere yönelik örtülü takdir ifadeleri de..Ama özelleştirmeler ve devlet-medya ilişkileri konusundaki görüşleri bizce çağın gerçekleri ile çelişen, hatta çatışan bir nitelik taşıyordu.Sezer "özelleştirmenin yabancılaştırmaya dönüşmemesi" gerektiği söyledi.Özelleştirmenin amacı verimliliği arttırmak ve mümkünse ülke ekonomisine dış kaynak transferi sağlamaktır. Yabancı fobisini zor yendik, o öcü uyandınlmamalı!Cumhurbaşkanı basın özgürlüğü konusunda da şaşırttı bizi. Devletin, medya gücünün kötüye kullanılmasını engelleyecek önlemler almasını istedi.Oysa Atatürk o sorunu seksen yıl önce dehasını gösteren şu anlayışla çözmüştü: "Basın özgürlüğünden doğacak sakıncaları önlemenin yegâne yolu yine basın özgürlüğüdür."Ilımlı da olsa devletçi bakışı ve ciddiyeti Sezer'in ayırıcı özelliğidir.Ama dün merak ettim:Konuşması sonunda meclis onu ayağa kalkıp uzun uzun alkışladı. O da salonu terkederken kendisine ayakta alkış tutan bakanlar kurulunun önünden geçti.Acaba önünden geçerken Başbakan'ın elini sıkması, protokol kurallarına ve devlet ciddiyetine karşı çok ağır bir ihlâl mi olurdu?
Doğru; dış politikamızın "kırmızı çizgiler"i Irak tecrübesinden sonra inandırıcılığını kaybetti ama bu başka..Müzakere çerçeve belgesine "imtiyazlı ortaklık" seçeneğinin eklenmesi halinde Türkiye'nin bunu kabul etmeyeceği ve AB köprülerini havaya uçuracağı kesindir ve bunu yapmakta haklıdır.Kırk yıl süren bir yolculuk.. Çeşitli aşamalarında teyit edilen bir borç.. Ve tam imza aşamasında inkâr..Bu kalitede bir ahlâka geleceğimizi bağlayamayız. Değil ikincil statülü "imtiyazlı ortaklık", birinci sınıf bir üyeliğin bile garantisi yok demektir.Ama endişe gereksiz. Şu günlerin sıkıntıları doğum sancısıdır. Gönül, sancı çekmeden hemen bebeği görmek istiyor ama olmuyor işte. Siyaset "olmaz'ları denemeden edemiyor.işte Fransa bile yola gelmiştir. Yunanistan Başbakanı Karamanlis "Türkiye'ye dürüst olalım" çağrısı yapmıştır. Geçen hafta Fransa'yı ziyaretinde Türkiye'ninAB üyeliğinin herkesin çıkarına olduğunu yüksek sesle söylemiştir.AB'yi ya yamyam uygarlığı veya faşist barbarlığı çukuruna itmeye Avusturya'nın gücü yeter mi? inanmıyoruz.Avusturya'nın asıl derdi Hırvatistan'a hamiliktir. Diplomatik gözlemciler, savaş suçlan nedeniyle müzakereleri askıya alınmış olan Hırvatistan'a verilecek tavizlerle Avusturya'nın ikna edileceğini düşünüyorlar.Yolculuğun en kritik yerindeyiz. 3 Ekim hendeğini aştığımız andan itibaren aday ülke konumundan katılım sürecindeki ülke statüsüne terfi edeceğiz.Birliğin mali imkânlarından daha fazla yararlanmak demektir bu ama daha önemlisi, temsil imkânlarımızın genişlemesidir.Düne kadar hakkındaki kararları kapı önünde bekleyen Türkiye 3 Ekim'den itibaren karar vericileri içerden ikna etme imkânını elde edecektir.İktidarın bu üç günde adımlarını, geleceğin vaad ettiği fırsatları düşünerek atmasını bekliyoruz.İktidara uyarı..İstediğiniz kadar "hırsız var" diye bağırın, duyuramazsınız. Karakollar kalktı..Peki ne olacak bu gidişin sonu? Daha kötü olacak. Beş-altı yıl önce, köşe başında mendil satmak için arabanıza yanaşan çocukların yarın büyüyeceğini ve almak için yalvarmayacaklarını yazmıştım. O günler geldi.Yoksulluk içindeki aşırı nüfus artışına seyirci kalmanın günahını ve cezasını artarak ödemeye devam edeceğiz. Türkiye'de geçen yıl 25 bin otomobil çalınmış. Bu yılın ilk sekiz ayında çalınan otolann sayısı 19 bin 972..Polis yarısını bulabiliyor, gerisi sökülüp parçacılara satılıyor.Kanunsuzluk yüksek rant getirdiği için büyük kentler çeteler tarafından parselleniyor. Kanlı hesaplaşmalar günlük olay halini aldı.İlgililer, vahim gidişin nedenlerini çok iyi anlatıyorlar. Ama unutuluyor ki biz bahane dinlemek istemiyoruz, güven ve huzur içinde yaşamak istiyoruz.Asayiş, can ve mal güvenliği sorunu, siyasi boyut kazanmıştır. Artık bu mesele seçimlerin sonucunu etkileyecektir.Halk, ağzıyla kuş tutan iktidarı değil, hırsızı, uğursuzu yakalayacak olan iktidarı seçecektir!
Avrupa Birliği'nin müzakere tecrübesini yaşayan yabancılar bize hep şuna benzer nasihat ve uyarılarda bulundular:"Çok üstünüze gelerek bunaltacaklar, onurunuzla oynayarak köprüleri uçurmanız için sizi kışkırtacaklar. Oyuna gelmeyin.."O rezillikler, müzakerelerin başlamasını bile bekleyemedi.Avrupa Parlamentosu'nün Ermeni soykırımı iddiasını kabul etme şartını da sokuşturduğu karan için İngiliz The Times gazetesi "provokatif, iki yüzlü ve maksatlı" değerlendirmesi yapti. Gazetenin başyazısında, yeni şartların Ankara'yı kızdırmak üzere hesaplanmış adımlar gibi göründüğünü belirtti.Üyesi olmaya talip olduğumuz dünya şükür ki adalet, ahlâk, vicdan gibi değerleri savunan bireyler ve kurumlar üretmekten yana sıkıntıya düşmüyor.Nitekim The Times, duygularımızı belki de bizden daha etkileyici bir biçimde karşıtlarımızın kafalarına vurmuştur:"Türkiye'yi sırf Müslüman olduğu için reddetmek sadece şerefsizlik değil aynı zamanda büyük bir hatadır.."Müzakerelerin başlaması için onaylanması gereken çerçeve belgesi üzerinde dün de anlaşma olmadı.Dönem başkanı İngilizler onay sürecinin 3 Ekim'e uzaması halinde "Türk Dışişleri Bakanı'nın elinde valizi ile Ankara havaalanında bekletilemeyeceğini, bunun Türkler açısından kabul edilemez aşağılayıcı bir tavır olacağını" belirtiyorlardı.Şimdi bu tehlike, pazar günü olağanüstü toplantıya çağrılan AB dışişleri bakanlan tarafından giderilmeye çalışılacak.Bu engellerin aşılacağına inanıyoruz.Çünkü AB bizi çok sevdiği için almayacak arasına. Birçok bakımdan Türkiye'yi kurtarıcı gördüğü ve AB'yi küresel bir oyuncu rolüne yükselteceği için alacak.Nasıl bizde AB karşıtları varsa, Avrupa'da da Türkiye karşıtları var.Hepsi bize yanlış yaptırmak isteyecek, akıl almaz oyunlar oynayacaklardır.Sabır göstereceğiz. İdeali olanların sabrı olur..Kimin parasıyla?Başbakan'ın süper lüks helikopteri 29 Ekim'de geliyormuş.Bütçesindeki delikleri yamamak için özelleştirme yapan ve tasarruf adına işçiye, memura, emekliye, çiftçiye dirhemle veren bir hükümet, yoksulluk yayılırken hiç böyle gösterişe ve israfa yönelir mi?İktidar sözcüleri "Hayır devlet parası ile alınmıyor, Odalar Birliği tarafından hediye ediliyor" diyerek savunma yapacaklardır.Ama o savunma da kaş yaparken göz çıkarmak olacaktır.Bu büyüklükte bir sivil kuruluş kültür, eğitim ve sağlık alanlarında yardımlar yapabilir ama Başbakan'a hediye veremez.İktidar da bir sivil örgütten bu kadar değerli bir hediye kabul edemez.Başbakan'ın ihtiyacı varsa devlet alır. İhtiyaç meclis tarafından irdelenir, bütçeden fon yaratılır, yani hukuk ve demokrasinin denetiminde yürür böyle işler.Oysa TOBB yönetimi Faaliyet Raporu'na "Güvenlik hizmetlerine katkı için" Emniyet teşkilâtına bir helikopter hibe edileceğini yazmış, bunu genel kurula onaylatmıştır.Şimdi bu hile değil mi?Şeffaflığı bir türlü sevemiyor iktidarlarımız. Böyle alengirli işlemlerin düzgün işleri bile kuşkulu hale getirdiğini akıl edemiyor.Fırsatını bulan uçuyor!
Ermeni soykırımı iddialarını Türkiye'ye kabul ettirme dayatması çıngıraklı yılana benziyor!Bağıra çağıra, açık açık üstümüze geliyor.Avrupa Parlamentosu dün, Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin 3 Ekim'de başlatılmasını destekleyen karar tasarısını kabul etti.Günün sevindirici olayı, Türkiye'ye imtiyazlı ortaklık önerisinin reddedilmesi idi. Ama öyle bir ekleme yaptılar ki, Türk halkında gemileri yakma tepkisi doğuracak kadar tahrik edicidir.Güney Kıbrıs'ı tanıma baskısını hazmetmemizi beklemeden "Ermeni soykırımını tanımalısınız" diye cağn yaptılar. Orada kalmayıp bunun AB üyeliği için önşart olmasını istediler.İyi niyet yetmediAP kararlan tavsiye niteliği taşıyor. Ama önemsiz sayamaz, ihmal edemeyiz.Yapılacak en büyük hata, "Alın AB'nizi başınıza çalın" deyip bitirmektir. Toplumlar için intihar tercihi yoktur. Hem AB hedefine varacağız, hem bu kuşatmaya bir çare bulacağız.Soykırımı kabul etmesi müzakere tarihinin verildiği son zirvede de Türkiye'ye tavsiye edilmişti. Ama görüldüğü gibi tavsiye pek erken baskıya dönüşmeye başlamıştır.Başbakan geçen mart ayında CHP lideri ile görüşüp önemli bir çağrıda bulunmuştu:"Biz arşivlerimizi açtık, gelin siz de açın, tarihçilerden oluşan bir heyet çalışsın, ardından atılması gereken adımlar neyse atarız.."Yani Türkiye, bilimsel bulguların üstünde oluşacak hukuki sonuçlan kabul ermeye hazır olduğunu peşin peşin söylüyordu. Ama yine işe yaramadı. Çünkü diaspora Ermenileri bir şeyi kanıtlamak zorunda değiller, dünya yanlarında.O çağrıya dikkatPeki hemen ganimet mi istiyorlar?Bir şey alamayacaklarını biliyor olmalıdırlar. Türkiye'ye takoz koyarak, yaşadıktan ülkelerde itibarlı azınlık muamelesi görüyorlar.Ücretleri bu.. Batı, iki yüz yıldır onları hep böyle ucuz ucuz kullanıyor.Kuşatmayı kıracak yeni bir çaremiz var mı? Yok ama bizce bir başlangıç noktası var:İzolasyondan boğulan Ermenistan'ın Dışişleri Bakanı Oskanyan yılın başında şu öneride bulunmuştu:"Türkiye eğer 'soykırım iddialarını bir kenara koyalım ve diplomatik ilişki kuralım sınırı açalım' derse yarın kabul ederiz."Ermenistan'da yaşayanlarla dışarda yaşayan Ermenilerin dertleri başka başka.Türkiye Oskanyan'in feryadından yeni ve etkili bir atak projesi çıkarabilir!