Oruç ibadetinin, oruçtan kaynaklanan sinir halleri ile sakatlanmaması gerekir. Çünkü günahtır!Oysa bizde "oruç kafa" raporlu olmak gibi bir mazerettir. Hoşgörülürsünüz. Ama makbul olan, oruçlu kafanın işinize, ilişkilerinize zarar vermemesi, hele hele haksızlık yapmanıza bahane olmamasıdır.İktidarlar hakem olamadıkları sorunların parçası haline gelirler.Huzurlu bir üniversite ortamı verimliliği ve yaratıcılığı artırır. Ama AKP iktidarı imanı hatipler ve türban konusunda girdiği aşırı taahhüt yüzünden kendi ufkunu daraltmıştır. Yararlanacağı bir kurumu düşman ilân etmiştir.Önceki gün katıldığı bir iftar yemeğinde Başbakan Erdoğan, YÖK gerginliğinin birikimi ile patlamış ve tabii, öfkenin yarattığı dağınıklıkla yine hatalar yapmıştır.Benim müsteşarım!Başbakanlık Müsteşarı Prof. Ömer Dinçer hakkında aylardan beri süren bir intihal (aşırma) soruşturması var. YÖK Disiplin Kurulu nihayet soruşturmayı tamamlamış ve aşırma suçunu sabit görerek Dinçer hakkında meslekten men cezası vermiştir.Başbakan kime sorsa böyle bir karar çıkmasının normal olduğunu öğrenirdi. Ama öyle yapmamış, müsteşarı hakkındaki kararın Van olayları ile çakışmasından kaynaklanan durumu rektörler aleyhine kullanmaya kalkışmıştır.Sarfettiği şu sözleri teravih namazından sonra götürüp okutsalardı mutlaka "Biraz uçmuşuz" derdi:"Müsteşarımın üniversitede görev yapmasını engelleyen karar beni bağlamaz. Bu ülkede istisnalar hariç kariyerlerin nasıl alındığını biliyorum. Bir intikam hırsıyla 'müsteşarlıktan sonra üniversitede hizmet yapamaz' desen ne olur demesen ne olur? Kendilerini yormasınlar. Benim müsteşarımın sizin vereceğiniz kariyere ihtiyacı yoktur!"Bu güven neden?Başbakan Erdoğan bu konuşması ile, kaynak göstermeden fikir aşırmanın, kendi ölçeğinde suç veya ayıp olmadığını mı anlatmaya çalışıyor?Bu ülkede kariyerlerin nasıl alındığını elbette biliyordur: Bir şiiri amacından saptırarak okur hapse girersin.. Sonra mağduru oynayıp parsayı toplarsın..Ömer Dinçer'e güvenmeye ve bilgisinden istifade etmeye devam tercihine gelince.. Bilginin orijinal olması gerekmiyorsa, bizce de hiç bir mahzur yoktur!Oysa Başbakan YÖK kararını, bürokrasideki bir kamburdan kurtulmak için kullanabilirdi.Ömer Dinçer, on yıl önce yazdığı bir tebliğin bugün de aynı şekilde düşündüğünü söylediği iki hassas noktası yüzünden iktidar üzerinde takıye şüphesi uyandırıyor.O tebliğde Dinçer, "bürokratik mekanizmada yer alacak memurları dindar insanlardan seçmeyi" öneriyor ve "Cumhuriyet'in ortaya koyduğu birçok temel ilkenin, yerini daha Müslüman bir yapıya devretmesi zamanının geldiğini" söylüyor.Vedalaşma sebebi olacak bu görüşler yoksa Başbakan in Ömer Dinçer'e dört elle sarılma sebepleri mi?
Beş günden beri deprem fırtınası yaşayan İzmir endişe ve gerginlikten yorgun düştü.17 Ekim'den bu yana 1300 sarsıntı kaydedilmiş.Kandilli Deprem Enstitüsü Müdürü Prof. Gülay Barbarosoğlu, bu sarsıntıların binaları her gün biraz daha yorduğunu belirterek "Hasar görebilecek binalara girilmemesi konusundaki uyarımızı kuvvetle tekrarlıyoruz" dedi dün.Bu sözlerin hiçbir uyarı değeri yoktur. Çünkü siz oturduğunuz evin sağlamlığına güveniyor olsanız bile yorulduğunu duyduğunuz evinizden şüpheye düşersiniz.Bilime, ahlâka ve estetiğe meydan okuyan kentsel yapılaşmanın yıllardan beri biriken günahlarını ödüyoruz.Bu çağda halkı bu korkuya mahkûm etmek bir devlet için, o devleti yönetenler için ağır bir utançtır.1999 Marmara depreminden sonra Birleşmiş Milletler destekli bir proje ile 200 bin yapı incelenmiş ve elde edilen veriler ışığında bir "İzmir Deprem Senaryosu" hazırlanmış.6,5 büyüklüğünde bir depremde bilanço ne olur sorusunun cevabı şöyle verilmiş:7-10 bin kişi yaşamını yitirecek, kentin dörtte biri, başta kamu binaları olmak üzere köprü ve viyadükler yıkılacak, 25 milyar doların üzerinde zarar oluşacak..CHP İzmir Milletvekili Bülent Baratalı, bu senaryoyu değiştirmek için hükümetin şimdiye kadar neler yaptığını dün bir önerge vererek Başbakan'a sordu:"İzmir genelinde başta köprü ve viyadükler, okullar ve hastaneler olmak üzere kamu binalarında depreme dayanıklılık testi ve güçlendirme çalışmaları yapılmış mıdır? Yapılmamışsa neden yapılmamıştır?"Gereken yapılsaydı milletvekili bilirdi. Yapılmadığını bildiği için soru sormuştur ve Başbakan da bu durumu bildiği için doğru dürüst cevap vermeyecektir.Korkulan an geldiğinde o koltukta her kim varsa şuna benzer bir şey diyecektir:"Takdiri ilâhi!"Allah'ın takdirini korunma anlamında hak etmenin, dua etmekten daha fazla şeyler gerektirdiğini anlamış yöneticiler seçmeyi öğrenene kadar işimiz zordur.O günlere kadar Allah yardımcımız olsun.Yazıklar olsun..Adamın vesikalık fotoğrafı bile kötülük neşrediyor!Sapıklara karşı bir uyan levhası gerekse bu adamın yüzü mükemmel bir model olurdu..Ama hale bakın; bu adam iki hafta önce Ankara'da bir okula gitti. Okul yöneticilerine kendini UNICEF'ten gelen bir yabancı dil öğretmeni olarak yutturdu.Müdürü ve öğretmenleri, dokuz çocuğu kendisine vermeleri için ikna etti.Sonra çocuklardan 13 yaşındaki bir kızı evine götürüp günlerce tecavüz etti.Bu sapık cezasını bulacaktır ama o masum kızın hayati ne olacak?Öğretmenlik yüksek bir rütbedir. Lâyık olmayanları orada tutmak, işte böyle trajedilere sebep oluyor.Elek gibi okul olur mu?Öğrencisini yabancı birine bu kadar kolay verebilen okulun yöneticisi ve olaya seyirci kalan öğretmenleri meslekten men edilmelidir.Öğretmenliği iş olsun diye yapmasın kimse...Sevenler yapsın!
Rektörleri iki gün sonra Van'a sürükleyecek olay, hükümet bir yana devletin iki önemli kurumunu karşı karşıya getiriyor.Rektörler, tutuklanan Van Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın'ın şeriatçı bir komplonun kurbanı olduğunu, medreseleştirilmek istenen üniversitenin laik yapısını savunduğu için bedel ödemeye mahkûm edildiğini ilân ettiler.Suçlamaya konu ihale yolsuzluğu ile ilgili dosyanın YÖK'e gönderilmesini ve Prof. Yücel Aşkın'ın serbest bırakılmasını istediler.Bu hareketin en önünde duran Prof. Dr. Erdoğan Teziç YÖK Başkanı olmaktan önce ülkenin en saygın anayasa hukuku hocasıdır. Yargıya intikal etmiş bir konu üzerinde yönlendirici kanaat ifade edilemeyeceğini herkesten önce o bilir.Anayasa'nın 138'nci maddesinin ilgili bölümü açık:"Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz."İkisi de vazgeçilmezPeki, bu durumda Prof. Teziç'in okuduğu ve rektörlerin hep birlikte uzun uzun ayakta alkışladıkları bildiriyi nereye koyacağız ve nasıl açıklayacağız? YÖK Başkanı Teziç "Rektör Yücel Aşkın'a sahip çıkmak, Cumhuriyet'e sahip çıkmaktır" dedi.Bu durumda hukukun üstünlüğü ile üniversitenin özgürlüğü arasında bir tercih mi yapacağız? Bu değerlerden birini savunmak adına öbürünün zedelenmesine razı mı olacağız?Elbette hayır.. Cumhuriyete sahip çıkmak hepimizin görevi ve bu görevi de hukukun üstünlüğüne saygı göstererek yerine getireceğiz.Ama ortada anayasa profesörü olan rektörleri bile çileden çıkaran yanlışlar ve komplo yargısı uyandıracak durumlar varsa, onları da hiçbir komplekse kapılmadan irdelemekte yarar vardır.Yargı güven verirseRektör Yücel Aşkın suç işlemişse yargılanacak ve cezasını görecektir. Ama şeriatçı örgütlenme ile mücadele ettiği için suç üretiliyor ve harcanmaya çalışılıyorsa da buna izin verilmemelidir. Rektör Aşkın'ı tutuklamak için iddiaların abartıldığı ve yasaların zorlandığı izlenimi uyanmıştır.Rektörün iktidar tarafından "kara liste"ye alındığı da ortadadır:Yeni yıl bütçesinde tüm üniversitelerin ödenekleri yüzde 50 ile 121 arasında artırılırken Van Üniversitesi'nden 465 milyar lira kesinti yapılması, siyasi komplonun vehimden fazla bir şey olduğunu kanıtlamaktadır.Çağrımızı tekrarlıyoruz:Yüksek yargı bu meseleye el koymalı ve Van'a gitmekten vazgeçmelerini sağlayacak güven duygusunu rektörlere kazandırmalıdır.Cumhuriyet Bayramı'na cumhuriyetin iki vazgeçilmez kurumu çatışma halindeyken girmeyelim!
Haksızlık karşısında suskun kalmanın yalnız utancı yoktur, bedeli de vardır.Bu konuda insanlığın sonsuza kadar ders çıkaracağı bir ibreti, Nazilere karşı eylemleriyle tanınan Alman ilâhiyatçı Martin Niemöller tarihin zaptına şu şekilde düşmüştü:"Önce sosyalistler için geldiler; ben sosyalist olmadığım için sesimi çıkarmadım. Sonra sendikacılar için geldiler; sendikacı olmadığım için sesimi çıkarmadım. Sonra Yahudiler için geldiler; Yahudi olmadığım için sesimi çıkarmadım.Sonra benim için geldiklerinde, benim için sesini yükseltecek kimse kalmamıştı."Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın, haksızlığa uğramış bir mağdur mudur? Evet, dün toplanan Rektörler Komitesi aynen öyle düşünüyor.YÖK Başkanı Prof. Teziç tarafından açıklanan bildiriden anlaşıldığına göre rektörler alti gündür tutuklu bulunan Prof. Yücel Aşkın'ın şeriatçı bir komploya kurban edildiğine inanıyor.Yalnız dayanışma mı?YÖK Başkanı, "Rektör Prof. Aşkın'ın tutuklanması ile sonuçlanan olayın perde arkasında bir komplo olduğu yönünde şüpheler uyanmaktadır. Buna göre olay, hukuki bir zemine oturmaktan hayli uzaktır" diye konuştu.Ülkenin tüm üniversite rektörleri sırf arkadaşlık ve dayanışma adına bir kişinin masumiyetine kefil olarak yargıya intikal etmiş bir meselede bu kadar açık taraf olamaz.Sorun bir yolsuzluk soruşturmasından, bir rektöre kötü muamele edilmesinden daha derindir.YÖK Başkanı dün yolsuzluk iddiasına konu olan ihalenin Rektör Yücel Aşkın'ın göreve geldiği 1999 yılından önce yapıldığını, ihale ile ilgili soruşturmayı başlatan kişinin de kendisi olduğunu söyledi.YÖK Başkanı'na göre Van Üniversitesi Rektörü'nün tutuklanması hukuka aykırıdır.Rektör Yücel Aşkın, üniversiteyi medreseleştirmek isteyenlere karşı koyduğu için komploya hedef olmuştur ve "Ona sahip çıkmak, Cumhuriyet'e sahip çıkmaktır"..Adalet gecikmemeli..Rektörler ona sahip çıktıklarını göstermek için 23 Ekim'de Van'a gidecek.Ama bu tehlikeli bir tırmanıştır ve bir an önce çözümlenerek durdurulmalıdır. Çünkü üniversite dünyası Van'da şeriatçı güçlere karşı dayanışma gösterirken bir yandan da yargıyı hedef almıştır.Elbette bir savcının veya bir mahkemenin kararı tüm yargıyı bağlamaz. Ama bu kararların, varlığı iddia edilen şeriatçı komployu kolaylaştırdığı iddiası da, bir kaç gün için bile olsa taşınmamalıdır.Yüksek yargı bu meseleyi doğal akışına bırakmamalı; adaletin önünde sonunda ulaşacağı gerçeğin mümkün olduğu kadar erkene alınması için elden gelen her şey yapılmalıdır.Rektör Aşkın'ın Ankara'daki avukatının bürosuna önceki gece giren kişiler, ortalığı alt üst etmişler. Belli ki şer güçler bu olayda bir maden keşfettiler, sonuna kadar işleyecekler.Bu fırsatı onlara vermemek lâzım..
Bize en değerli müjde herhalde yolsuzlukla mücadelede birinci lige yükseldiğimiz haberi olurdu.Ama o mutluluğun çok uzağındayız.Uluslararası Saydamlık Örgütü'nün 2005 yolsuzluk raporu Türkiye adına küçük bir aşama kaydediyor ama bu iyileşme kirli ülkeler içinde yaşadığımız gerçeğini değişmiyor.İzlanda'nın 9,7 puanla birinci olduğu listede biz 3,5 olan notumuzla Gana, Meksika, Panama ve Peru ile birlikte 65'inci sıradayız.AKP birçok alanda basan elde etmiştir ama "yolsuzluk ve yoksullukla mücadele" konusunda mesafe alamamıştır.Saydamlık Örgütü Başkanı Peter Eigen yolsuzluğun yoksulluğu beslediğini söylerken haklıdır. Çünkü rüşvet, adı konmamış ağır bir vergidir.Raporu Türkiye'de açıklayan Toplumsal Saydamlık Derneği'nin Başkanı Erciş Kurtuluş dün görüntüdeki iyileşmenin algılama olduğunu, ülkemizde rüşvet ve yolsuzluğun azalmadığını söylüyordu.Siyasetçileri yargı denetimini kabul etmeyen bir ülke temiz olamaz.Mahkemeden kaçırılan milletvekillerinin sayısı her gün çoğalıyor. Meclisteki dokunulmazlık dosyaları 213 e ulaşmıştır. Bu dosyalar durdukça ve saydamlığın ırzına geçen geceyarısı buluşmaları ile iş bağlama alışkanlıktan sürdükçe, örnek özelleştirme ihalelerinin getireceği prestij sınırlı kalacaktır.Yüz kızartıcı suçlar dokunulmazlık kapsamından çıkarılmalıdır.AKP "milletvekillerinin dokunulmazlığı kamu görevlilerinin durumuyla birlikte değerlendirilmelidir" diye kafa karıştırıyor.Demek isteniyor ki.. "Yolsuzlukla mücadelede etkili olmak için memurların dokunulmazlığı da aynı anda kaldırılmalı."Yalan, siyasetin ayıplar listesinden çıktı mı?Türkiye'de yalnız milletvekillerinin yargılanma engeli vardır. Bürokratların yoktur.Prosedürü tamamlanmadan gerçekleşmiş bir uç örnek de olsa Rektör Yücel Aşkın'ın Van'da tutuklanması, iktidar için bir "suçüstü durumu" yaratmıştır.Merak ediyorum, acaba çocuklarına nasıl açıklıyorlar bu durumu!Harika bir fırsatÖzel okullar düzenini kökten değiştirecek olan kanun tasarısı heyecan verici bir geleceğe işaret ediyor.Çocuğunu özel okulda okutmak isteyen veliye devlet kredi verecek, okul paralan gelir vergisinden düşülecek, özel okullarda ücretsiz eğitim gören çocukların sayısı yüzde elli artacak, kamudan aldıkları hizmetler için özel okullar indirimli tarifelerle korunacak.. Ve daha birçok yenilik. Bu reform, eğitimi yaygınlaştıracaktır. Devletin yükünü özel okullarla paylaşması, eğitim alanında kalite üreten bir rekabetin yolunu açacaktır.AB yolunda Türkiye'ye en hız kazandıracak reform bizce eğitim alanında olacaktır.Partiler, bu fırsatı ideolojik saplantılarına feda etmemeli.Ve devlet katkısı konusunda cömert davranarak yasayı hızla geçirmeli.
Dikkat ediyor musunuz; depremin büyüğü küçüğü fark etmiyor, hepsi bizi dehşetli korkutuyor!Çünkü bulunduğumuz coğrafyanın birçok yeri için "büyük depremlerin zamanı geldi" uyarısı bilim adamlan tarafından yapılmış, ölümcül ihmallerin bir an önce telâfi edilmesi konusunda son altı yıl boyunca sürekli alarm verilmiştir.Dün İzmir ve çevresini sallayan orta büyüklükteki iki depremden sonra hastanelere 30 yaralı götürülmüş.Bir yer mi yıkıldı? Hayır.Bu insanlar deprem başlayınca pencere ve balkonlardan kendilerini aşağı atmışlar.Halkın berbat moral durumunu ve yapılara olan güvensizliğini daha iyi gösterecek bir işaret bulunamaz.Doğanın sürekli uyanlarına kulak asmamaktan doğan tedirginliğin bu traji komik yansıması, iktidar sahiplerini utandırmalıdır."Bize bir şey olmaz"Türkiye'deki deprem araştırmalarının "birinci sınıf ama depreme hazırlık uygulamalarının "üçüncü dünya" kalitesinde olduğunu biliyoruz.Çünkü bilimsel araştırmaya dünyanın dört bir yanından uzmanlar katılıyorlar. Deprem hazırlığını ise her türlü çürük yapıyı rüşvetle görmeyiveren belediyeler ile esas olarak belediye çekirdeğinden türemiş AKP iktidarı yapıyor.Daha doğrusu kaderci bir kafayla hiçbir şey yapmıyor.9 Eylül Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Zafer Akçığ dün açıkladı: izmir depremlerinin tarihselliği, burada 334 yılda bir büyük deprem yaşandığını gösteriyor. Bu hesap 2022 yılına mim koymamızı gerektiriyor.Prof. Akçığ şunu demiş:"Asla panik yapmak için değil, gerekli önlemleri almak için söylüyorum!"İstanbul için neler söylendi; onlar nasıl unutuldu ve sadece depremden depreme hatırlanıyorsa İzmir'i gözeten uyarı da hiçbir işe yaramayacaktır.Umudun hafifliğiDepremden önce yapılacak her yatırım, yüzlerce kat değerde can ve mal kaybının önlenmesini sağlayacaktır.Ama ne bir devlet politikası ne de bir mali program var ortada. Dünya Bankası'nın kaynaklarına talip olmak kimsenin aklına gelmemektedir. Çünkü o imkân da proje üretme zahmeti gerektiriyor.17 Ağustos bile aklımızı başımıza getirmediğine göre, bize mümkün olan en uzun zamanı tanıması için Allah'a dua etmekten başka çaremiz yok gibidir.Bütün önemli sorunlarımızda olduğu gibi deprem konusunda da ihtiyacımız olan en değerli şey zamandır.Çünkü o zaman içinde AB üyesi oluruz ve tepeden inme tedbir almaya mecbur edilebiliriz.Bakarsınız yaşadığımız zihniyet devrimi, iktidarları yönetecek güçte bir sivil toplum yetiştirebilir.Umudun dayanılmaz hafifliğini, korkunun yüklediği ağır zahmetlere her zaman tercih ederiz biz!
Yolsuzluklara karşı en etkili temizleyici milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasıdır!Daha doğrusu korumanın siyasal eylemlerle sınırlı hale getirilmesi..Tayyip Erdoğan ve Baykal seçimden önce buna söz vermişlerdi. Üç yıl geçmesine rağmen taahhütlerini yerine getirmediler.Yeni yasama dönemi nedeniyle medyanın sorularını cevaplayan Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın sözleri, bu meselenin bu meclis tarafından çözülemeyeceği gerçeğini açıkça ortaya koyuyor.Arınç soruyor: "Dokunulmazlık dünyada ne kadar var ve nasıl olmalı?"İpe un seriyor.. Pekâlâ biliyor ki mecliste, milletvekili seçilmeye mani suçlardan bile dosyaları bulunan yığınla parlamenter var. Yargı bu davalara bakamıyor ama öbür yanda suçlanan mahkeme kaçkınları mecliste takır takır kanun yapıyor.Böyle bir rezaletin hiç bir ülkede benzeri yoktur!. Aklın emri belli:En azından milletvekili seçilmeye mani olacak suçlar dokunulmazlık çerçevesi içinde tutulmasın..Kurt masalı gibi..Meclis Başkanı, savsaklama ayıbı tek başına AKP'nin üstünde kalmasın diye CHP'ye çamur atıyor:"Adres Anayasa Uzlaşma Komisyonu'dur. Üç yıldan beri bu komisyonun çalışmasını engelleyen parti CHP'dir.."Beş-altı parti grubunun bulunduğu eski meclislerde bir uzlaşma komisyonu belki savunulabilirdi ama iki kanatlı bir parlamentoda Anayasa Komisyonu ne güne duruyor?İktidar partisi samimi değildir.Yolsuzlukla mücadelede dokunulmazlıkları daraltmanın adeta bir sembol görüntüsü aldığı düşünülürse AKP halkı daha uzun süre kandıramayacak, yargı yolunu açmadığı için bedel ödemeye mecbur kalacaktır.Çünkü belli oldu: AKP dokunulmazlıkları kaldırmaya cesaret edemiyor!Yolsuzluk adresiMeclise intikal ettikten sonra rafa kaldırılan dokunulmazlık dosyalarından yirmiye yakını İstanbul Belediyesi ile ilgili..İstanbul'da Tayyip Erdoğan döneminin imza yetkisine sahip bürokratları bugün dokunulmazlık zırhına bürünmüş halde mecliste oturuyorlar.Başka bir demokraside olsa yargıya gider siyasi hayatları biter çoğunun. Oysa bizde suçlanmaları, seçilme garantisi getiriyor!Bu dönemin yolsuzluklarını araştıranlar zahmet çekmeyecekler. Aday listeleri çıktığında bakacaklar:Hangi bürokratlar milletvekili adayı yapılmışsa projektörlerini onların çalıştığı bakanlıklara çevirecekler.İktidarın dokunulmazlıklar konusundaki tavrı, AB reformlarını gerçekleştirmekte gösterdiği heyecanı ve kararlılığı şüpheli hale getiriyor ve güvenini zedeliyor. Oysa bilmek lâzım:Halkın güvensizliği asit gibidir, hiç bir zırh dayanmaz ona!
YÖK Başkanı Teziç dün iktidara ciddi uyanlar yaptı. Bunu yaparken halkı da yardıma çağırdı.Kapalı devre uyarı yerine basın toplantısını tercih etmesinin nedeni, iktidarı, saplantı haline gelen yanlışlarından döndürme umudunu kaybetmiş olmasıdır. AKP'yi belki bilinçlendirilen bir kamuoyu frenleyebilir.İmam hatiplere üniversiteye girişte kolaylık sağlayamadığı için iktidar partisi YÖK'le çatışma halinde. YÖK'e boyun eğdiremediğinden elindeki iktidar gücünü yıpratma amaçlı olarak kötüye kullanıyor.YÖK Başkanı Teziç dün ÖSYM'nin Maliye Bakanlığı'na bağlanmasının tehlikeli bir adım olduğunu belirtti.Üniversite giriş sınavlarını 35 yıldır dürüst bir şekilde gerçekleştiren ÖSYM Türkiye'nin en güvenilir sivil kurumu gösterilebilir.Ama bir süre sonra sınavların imam hatip hamisi politik karar merkezleri tarafından düzenlendiğini görürsek kimse şaşırmasın!Prof. Erdoğan Teziç, meslek liselerinden genel liselere geçişi kolaylaştıran bakanlık yönergesini de eleştirdi dün ve bu düzenlemeyi imam hatiplerle ilgili katsayı sorununu aşmanın hilesi olarak niteledi.İktidarın imam hatipler konusundaki takıntısı, Başbakan'ın "Milli Görüş gömleğini çıkardık" sözünün inanılırlığını zedeliyor.Hükümetin elinde parasını kendi ödediği bir araştırmanın raporu var. Temel eğitim konulu bu raporda OECD uzmanları gerçeği yakalamışlar: İmam hatip okulları bu ülkede, meslek okulu olmaktan daha fazla bir şeydir..Doğru.. Bu okulları genel liselerle at başı yanşa sokmaya kendilerini adayanlar, yalnız camilerde değil, mülkiyede, adliyede, hastanede, mümkün olan her yerde imamlar görmek istiyor!OECD raporu, ihtiyaç fazlası imam hatip liselerinin imkânlarını genel liseler ve mesleki teknik okullar için kullanmasını hükümete tavsiye ediyor. Ama kim dinler?Seçimler yaklaştıkça AKP'nin bu alandaki hileleri korkarız ki artacaktır.Sivil toplum YÖK'ün çağrısına kulak verirse AKP iktidarını da kazalara, belâlara karşı kollamış olur. Çok iyi olur..Garip husumet!İmar Bankası, gürültülü reklâmlar eşliğinde ve devletin gözü önünde binlerce kişiye yüzlerce trilyon liralık hazine bonosu sattı.Bankaya el konulduğunda iktidar, yasal sorumluluk taşımadığı paraları bile ödedi ama bono müşterilerinin parasını ödemedi.Başbakan Yardımcısı Şener önceki gün açıkladı ki hükümet, bankaya el konulmasından önceki bir ay içinde mevduata dönen bono sahiplerine ödeme yapmaya karar vermiş. Bu durumdaki 3 bin 500 kişi paralarını alacak. Ama bonoda kalan 22 bin mağdur cehennem azabı çekmeye devam edecek!Çoğu emekli ve orta direkten olan bu insanlara iktidarın husumeti mi var?"Siz de öbürleri gibi devlete güvenecek yerde Uzan'a güvenseydiniz" diyemeyeceklerine göre acaba diyorum...Ahlarını aldıkları bu insanları Genç Parti'nin militanı mı sanıyorlar?