Aldatan kim?

8 Kasım 2005

Başbakan bunu hep yapıyor. Çam devirdiğinde iyi bir Kasımpaşalı gibi davranmıyor.Suçu başkalarına, çoğu kez medyaya yıkıyor.Fransa'deki isyan konusunda gazetecilere "Türbanın yasaklanmasıyla ilgili olarak Fransız okullarında başlatılan süreç, olayları fitilledi" dedi.Bu sözlerinin Türkiye'deki türban lobisi üzerinde eylem tahriki etkisi yaratacağı söylenince ne yaptı?Partisinin dünkü grup toplantısında medyaya tehditkâr uyarılar yönelterek üste çıkü:"Dürüst hareket edin ve milletimizi de hiçbir zaman aldatmayın!"Oysa milleti aldatan medya değil.Başbakan'ın dünkü sözleri bile dikkatli okuyanlar için itiraftır:"Fransa'daki başörtüsüyle ilgili yasağın da bugünlere gelinmesindeki, bu süreç içerisindeki etkenlerden bir tanesi olduğunu orada ifade etmişizdir."Zaten bu yazıldı.. "Türbanın olayları fitillediği" sözü kendisine ait olduğuna göre Başbakan'in neyi yalanladığı belli değildir.Bize hücum edecek yerde "Niye her söylediğimi yazıyorsunuz? Niye önemseyip büyütüyorsunuz?" diye sitem etse daha tutarlı olurdu!Türban etkisini "sebeplerden biri" diye düşürmeye çalışması onu kurtarmamışım. Çünkü Erdoğan o konuşmayı yapmadan önce Fransa Başbakanı Villepin TF1 televizyonuna şu tepkiyi vermişti:"Şaşırdım, çünkü hiç ilgisi yok. Okullar iki yıldır türban yasağı yasasına uygun olarak işliyor. Böyle bir sorun kalmadı. Üstelik olaylarda şimdilik aşırı uçların bir manipülasyonu yok. İlerde olabilir.."Yani aşırı uçlar isyanın sebepleri arasına türbanı sokmak isteyebilir ama şu ana kadar akıllarına gelmemiştir.Villepin'i türban-isyan ilişkisini aşırı uçlardan önce Türkiye Başbakanı'nın kurması şaşırtmış olmalıdır!Yalnız Villepin değil, Fransa İslâmi Örgütler Birliği Başkanı Fuat Alavi de Başbakan Erdoğan'a sert tepki gösterdi. Televizyonda "Bilmeyen ileri geri konuşmasın. Olayların dinle, imanla alâkası yok" dedi.Başbakan'ın konuşmalarını yazanlar son ana kadar ne olmuş, kim ne söylemiş araştırmalıdır. Herhalde araştırmıyorlar ki Başbakan'ı ve onun şahsında Türkiye'yi zor duruma düşürmüşlerdir.Türban hicranı Tayyip Erdoğan'a gitgide sıklaşan hatalar yaptırıyor!Şeffaf ol, kazan..Devlet Bakanı Babacan "Yabancı yatırımcıyı ürkütmeyelim" çağrısı yaptı.Bu çağrının da öncelikli muhatabı tabii ki medya oluyor.Acemi iktidarlar hep bu hataya düşerler. Oysa devlet tecrübesine sahip olanlar, yatırımcıya güven kazandırmanın tamamiyle kendi sorumlulukları olduğunu bilirler.Bunun çaresi şeffaflıktır, yasallıktır, rekabet şartlarına tam saygıdır.Soru soran özgür bir basın yabancı sermayeyi korkutmaz.Karar ve eylemleri şüphe üreten ve soru soran medyadan rahatsızlık duyan iktidarlardır onların asıl çekineceği.AKP iktidarı, medyayı görevini yapmaktan caydırmaya uğraşacak yerde kendi sorumluluklarını tam yerine getirsin yeter.

Devamını Oku

Hiç yakışmadı!

7 Kasım 2005

Başbakan nereye baksa türban görüyor. Aklına türban düşünce de kontrolünü kaybediyor.Hafta sonunu Almanya'da geçiren Erdoğan, yanındaki gazetecilerle yaptığı sohbet sırasında, nereye gideceği hesaplanmamış, önyargıları nedeniyle sakat, gerçek olmayan bir değerlendirmede bulundu.Fransa'yı ateşe boğan göçmen öfkesine türbanın okullarda yasaklanması kararının sebep olduğunu öne sürdü.Sözleri tam olarak şöyle:"Türbanın yasaklanmasıyla ilgili olarak Fransız okullarında başlatılan süreç olayları fitilledi. Daha önce Fransa'da hiç böyle bir şey olmamıştı.."İlk anda şaşkınlık, biraz düşününce endişe veren tehlikeli bir yorum bu. Eskiler böyle durumlar karşısındaki tepkilerini "Tut kelin perçeminden" diye belli ederlerdi.Mesleğimiz bize itirazlarımızı gerekçeleriyle ortaya koyarak inandırıcı olma sorumluluğunu yüklüyor. Devlet adamları için de aynı sorumluluk vardır ama Başbakanımız siyasetçi kimliğini daha çok seviyor!Yoksa temenni mi?VATAN'ın Dış Haberler Servisi, Başbakan türbanı nereden çıkardı merakıyla geniş çaplı bir araştırma yaptı. Ulaşılan sonuç şu ki Başbakan'ın "Türban yasağı isyanı ateşledi" değerlendirmesi eğer bir temenni değilse kuruntudur!Çünkü bu görüşü ima biçiminde bile seslendiren bir ifadeye Fransız gazetelerinin dünkü sayılarında rastlanmadı.On iki gün içinde Bati medyasında yayınlanan 3 bini aşkın yazıdan sadece dördünde türban yasağından söz edilmiş, o da "ayrıntıda bir sebep" olarak..Sinekten yağ çıkarma hevesinde olmayanlar şu gerekçede buluşuyor :Hükümetin göçmen politikası iflâs etti. Müslüman azınlığa yönelen ihmal, aşağılama, ağır işsizlik sorunu, ekonomik ve sosyal sıkıntılar otuz yıl boyunca birikmiş ve iki gencin polisten kaçarken ölmesi ile patlamıştır.Zaten hükümetin açıklamaya hazırlandığı öneriler arasında vergi indirimi, göçmen okullarına fon ve işsizlere danışmanlık hizmeti gibi yenilikler görülüyor ama "türban"dan hiç bahsedilmiyor.Aşırılara gol pası..Başbakan niye öyle konuştu, açıklamalı.. Türban değerlendirmesinin, hele gerçeğe de dayanmadığına göre Fransa hükümetine bir katkısı olmaz.. Fransa'daki cemaat liderlerine Türk basını ile mesaj ulaştırmanın imkânsızlığı da ortada olduğuna göre Tayyip Erdoğan'ın, bu sözleri ile sadece Türkiye'deki türban sorununu körükleyeceğini tahmin etmesi gerekir.Başbakan'ın yorumu "Herkes düşündüğünü söylemekte serbesttir" bahanesi ile hoşgörülemez. Çünkü radikal örgütler "Türban için bu çapta bir tepkiye Başbakan bile hak veriyor" diye kullanmaktan geri durmayacaklardır.Türban yasağını Paris'teki isyanın sebebi saymanın iki amacı olabilir:Biri içerdeki türban lobisine yol göstermek, diğeri ise türban yasağını laiklik adına savunanlara gözdağı vermek. Bunların ikisi de Başbakan'a yakışmaz.Başbakan Erdoğan sözünü düzeltmeli..

Devamını Oku

Paris deneyi

6 Kasım 2005

Zincirleme reaksiyon etkisinin Paris'te başlayan yangını bütün Avrupa'ya yayacağından korkuluyor.Çünkü Fransa'daki göçmen azınlığın gençlerini ayağa kaldıran öfkenin sebepleri örneğin Almanya, Belçika ve Hollanda'da da mevcut.Gençlerin öfkesine taviz vermeme kibri kamu düzeninin başına ne büyüklükte dertler açabiliyor sorusunun cevabını 1968'deki öğrenci eylemlerinden biliyoruz.Newsweek dergisi "Avrupa'da cihat başlayabilir" uyarısı yaptı.Batı, işgal ettiği Irak'ta yarattığı hiddet ve şiddeti şimdi Paris'te yaşıyor.Paris ve çevresinde yakılan araçların sayısı dün 3500'e ulaştı. Kuzey Afrika kökenli göçmenlerin çocukları, iddiaların aksine organize olmadıklarını, kimseden emir almadıklarını, kendilerini birleştiren ve motive eden tahrikin İçişleri Bakanı Sarkozy'den geldiğini söylüyorlar.Cihat korkusunun geleceği, kamuoyunun siyaseti nasıl yönlendireceğine bağlıdır.Dinamit depolarıOlaylar on gün önce Paris'in göçmen yoğunluklu banliyölerinden birinde polis tarafından kovalanırken bir trafo merkezine saklanan iki Müslüman gencin elektrik akımına kapılarak ölmesi üzerine başladı.Olayı protesto eden gençleri İçişleri Bakanı Sarkozy'nin "serseri" ve "pislik" diye nitelemesi tetikleyici etki yarattı.Fransa'da büyük çoğunluğu Müslüman olan 5 milyon göçmen, olayların patlak verdiği Paris banliyösü Çlichy'de olduğu gibi eskimiş, bakımsız toplu konut bloklarında yaşıyor.Ülkenin ulaştığı refahtan ve imkânlardan başta eğitim ve sağlık olmak üzere eşit biçimde yararlanamayan bu insanların yurttaşlık bağları ve güven duyguları sürekli zayıflıyor. Ülke genelinde yüzde 4 olan işsizliğin buralarda üç-dört kat fazla olması öfkeyi ve ayrışmayı tahrik ediyor.Fransız sosyolog Eric Marliere'in dediği gibi "İş vermezseniz, hizmet götürmezseniz, ayrımcılık yaparsanız tepki kaçınılmaz olur.."Bu gerçekler ve göçmen gençlere eğitim sırasında ayrımcılık yapıldığı, Avrupa Komisyonu'nun yayınladığı "ırkçılık raporu" da tespit edilmiştir.Yani bu patlama sürpriz değildir. Yıllardır süren bir gaflet Paris'in etrafını dinamit depolarıyla çevrelemişti. Sarkozy, tepeden bakan tavrı ve aşağılayıcı sözleri ile buraya bir kibrit çakmıştır.Biz nasıl izliyoruz?Olayların gerçek sebebi Sarkozy değildir ama istifa etmediği takdirde doğacak daha büyük olayların müsebbibi o olacaktır.Göçmenleri şu aşamada saygı gördüklerine ikna edecek bir jest frenleyebilir ancak. Sistemin Sarkozy'yi feda etmemek için direnmesi, Müslüman azınlığı ağına düşürmek hayali kuran radikal İslâmi örgütlere en büyük yardım olur.Cihat kâbusunu önlemenin bedeli çok daha yüksektir ama kaporası şimdilik Sarkozy'yi ilâhların öfkesine kurban etmek ve birikmiş günahları gidermek için zaman kazanmaktır.Paris'teki olayları bizdeki siyasi yöneticilerin hangi duygularla izlediklerini, kendi geleceğimizle ilgili uyarılar alıp almadıklarını çok merak ediyorum. "Türkiye muhalifi Sarkozy beter olsun" sığlığı gaflettir.Paris'te patlayan dinamit depolarının benzerleri bizim büyük kentlerimizi de kuşatmış haldedir.Hızla artan suç oranları, işsizliğe, kontrolsuz göçe ve hızlı nüfus artışına daha çok kafa yormamızı gerektiriyor.

Devamını Oku

Darbe ve AB

6 Kasım 2005

9 Kasım'da açıklanacak ilerleme raporu, Türkiye'ye farklı bir bakışın işaretlerini yansıtıyor.Daha dostça bir bakış..Türkiye'yi dışlamak için kusurlarımızı abartan AB sanki tarihe karışmış.Türkiye'deki hassasiyetlere saygılı bir üslup değişikliği dikkatlerden kaçmıyor.Meselâ Kürt ve Alevilerin "azınlık" olarak tanımlanmadığı görülüyor.İfade ve din özgürlükleri ile kadın hakları ve kültürel haklar yanında asker-sivil ilişkileri konusunda bazı sıkıntılar olduğu belirtilmekle beraber kırıcı ifadeler kullanılmıyor.CNN Türk'ün dün verdiği bir habere göre Avrupa Güvenlik Çalışmaları Merkezi'nin Türkiye'deki asker-sivil ilişkilerini ele aldığı rapor da tamamlanmıştır.AB Komisyonu'nun görüşüne temel oluşturması beklenen rapor, bölgedeki istikrarsızlık ve terör gerçeğini dikkate alarak Türkiye'nin özel durumuna anlayış gösterilmesi gereğini savunuyor.Demire'in önerisi..Peki ne zamana kadar?.Şüphesiz üyeliğin gerçekleşeceği tahminen on yıl içinde ordu üstünde sivil kontrol ilkesi tümüyle hayata geçecektir.Zaten asker de bu hedefe yardımcı bir tutum içindedir. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök "AB üyeliğini, ulu önder Atatürk'ün bizlere vermiş olduğu Türkiye'yi çağdaş uygarlığın ilerisine taşıma' hedefi için araç olarak görmekteyiz" diyor.Eski Cumhurbaşkanı Demire!'in geçen hafta merak uyandıran bir çıkışı oldu.Demirel, Silâhlı Kuvvetler'e darbe yapma hakkı verdiğini söylediği İç Hizmet Yasası'nın 35'inci maddesinin kaldırılmasını önerdi ve bunu tartışmaya açtı.AB'den değil de Demirel'den gelen bu öneri siyaset dünyasında fazla yankı bulmadı nedense.Medyadan yansıyan da "Şimdi çok mu lâzım?" türünden bir kaç eleştiri oldu.Erdoğan'a silâhBiz de merak ettik: Türkiye AB yolunda. On yıllık ilerleyişte kendiliğinden çözülecek bu sorun niye acilleştirildi?Bir darbe tehlikesi yok. Demirel'in bir tedirginliği varsa sebebini söylemelidir. Darbelerin sadece 35'inci madde var diye gerçekleştiğini herhalde iddia edemez.Bu maddenin en büyük zararı, sivillerin demokrasi sorumluluğunu öldürmesidir. Rejime yönelik tehdit çizgiyi aşarsa askerin müdahale edeceğini bilmek, sivil aydınları yalnız seyirci haline sokmamıştır. Bazılarını bu güven duygusu içinde fikir züppeliğine, hatta anarşist kimliğe sokmuştur.Neyse ki 35'inci madde artık ölmeyi beklemektedir. Bu maddenin yarattığı korku, önümüzdeki bir kaç yıl için olsa olsa, rejimin laik karakterini değiştirme hayalini sürdürenler üstünde etkili olabilir.Böyle bir silâha da şu anda sadece AKP'nin tabanındaki aşırıları frenlemekte Tayyip Erdoğan'ın ihtiyacı vardır.Acaba AB'nin gösterdiği anlayış buna mı?Demirel'in itirazı, biraz da kıskançlık mı?

Devamını Oku

AKP'nin 2 kamburu

4 Kasım 2005

CHP'ye sorulan soru bize de soruluyor: Bu iktidarın hiç mi beğendiğiniz bir icraatı olmuyor?Oluyor ama siyasi yorum yapan gözlemcilerin asıl görevi yanlışları belirleyip eleştirmek ve çözümlere katkıda bulunacak düşüncelere öncülük etmektir.Başarıyı hak eden iktidarlar doğru eleştirileri övgülere tercih ederler. Yapıcı eleştiri övgülerden daha değerlidir.AKP iktidarı üçüncü yılını doldurmak üzere.. Tayyip Erdoğan basanlarını anlatarak övünüyor. Böyle davranmak parti örgütünün motivasyonu için iyidir.Halkın bu sözlerden heyecan ve umuda kapılması da ülkenin daha kolay yönetilmesine katkıda bulunabilir.Ama herkes bu söylenenlerin propaganda olduğunu, Türkiye'nin hâlâ dengeleri kolaylıkla değişebilecek bir zeminde yürüdüğünü bilmek zorundadır.Samimiyet şart..Hükümet-YÖK gerginliği ile milletvekili dokunulmazlığı meseleleri yakın geleceğin şekillenmesinde çok belirleyici olacaktır.Van'da Rektör Aşkın'ın tutuklanması ardından tırmanan gerginlik konusunda Başbakan son olarak şöyle dedi:"İdeolojik yaklaşımlar sergiliyorlar (Rektörlerden bahsediyor). Samimi davransalar böyle olmaz. El ele, gönül gönüle bu ülke için çalışsalar, bu ülkenin Başbakanı olarak hepsinin hizmetkârı olurum.."Başbakan rektörleri böyle kazanamaz. Çünkü ideolojik davranan, imam hatip ve türban angajmanları nedeniyle kendileridir. Başbakan, kitleye ulaşma olanaklarındaki oransız üstünlüğünü, rektörleri kötülemek için kullanmaktadır."Hepsinin hizmetkârı olurum" türü sahte yumuşatıcılar vatandaşı belki kandırabilir ama rektörler farklı insanlar; böyle hileler bu iktidarla uzlaşma olamayacağı yargısını onlarda pekiştiriyor.Övmek iyilik mi?Üniversiteler bir ülkede sadece bilim ve bilginin değil, ahlâkın da kıblesidir. Akademik dünya toplumun kreması ise, rektörler o seçkinlerin önderleridir.Böyle insanlar seçici olurlar. Hiçbir konuda tıpatıp aynı şeyi düşünmeleri onlardan istenemez ve beklenemez.Ama ülkenin en akıllı adamları sadece bir konuda birleşiyorlar:Bu iktidara karşı olmakta!Tayyip Erdoğan baksın; tüm rektörleri karşısına alarak dünyada hangi iktidar başarılı olmuş, kararını versin.Milli Eğitim Bakanı Çelik, rektörlere taş atarken "Adalete, yargıya güvenmek zorundayız" demiş.Öyleyse niçin siyasi dokunulmazlıkları kaldırmıyorsunuz?Rektörleri toptan karşısına alan ve suç işleyen siyasetçiyi mahkemeden kaçıran bir iktidarı övmek ona iyilik değildir.AKP bir an önce bu iki kamburundan kurtulmalıdır.

Devamını Oku

Ha Hafız, ha Bush!

3 Kasım 2005

Amerikalılar dünyanın her yanında insanlar kendilerini sevsin ve şükran duysun isterler.Özgürlük ve güvenlik uğruna göze aldıkları fedakârlıklar nedeniyle bunu hak ettiklerine inanırlar.Soğuk Savaş Sovyetler Birliği'nin değil de ABD'nin çöküşü ile sonlansaydı ne olurdu; düşünmek bile istemiyoruz. Ama bunu söylemek Amerika'nın "tek süper güç" rolünde berbat bir performans gösterdiği gerçeğini saklama mecburiyeti doğurmuyor.Meselâ terörle mücadele alanındaki iki yüzlü tavrı ile Bush yönetiminin Hafız Esat'ın Suriyesi'nden hiçbir farkı yoktur!Hafız Esat kanlı bir kukla gibi kucağına oturttuğu Apo'nun Suriye'de olmadığını iddia eder, onun eğitim kamplarına ev sahipliği yapardı. Şimdi Amerika ne yapıyor? Aynı katilleri, işgal otoritesi olarak bulunduğu Irak'ta barındırıyor, oradan Türkiye'ye sızarak terör cinayetleri işlemelerini seyrediyor.Üstelik Hafız Esat "terör kötüdür" demezdi. Amerika "Terör kötüdür, PKK da teröristtir" diye diye bu onursuzluğa batıyor.Güven erozyonuAmerican Enterprise Institute adlı düşünce kuruluşunun uzmanı Michael Rubin, son makalesinde Amerika'nın PKK'ya karşı aktif şekilde mücadele etmemesinden dolayı Beyaz Saray'ın güvenilirliğini tehlikeye soktuğunu savundu. Doğrudur.Rubin'e göre Iraklı Kürt lider Mesut Barzani, PKK'ya bölgesinde yataklık etmektedir. Bu da doğru..Barzani geçen hafta Beyaz Saray'da Bush tarafından kabul edilmişti. Suç ortaklığından aldığı cüretle Mesut Barzani, arkadaşımız Ruşen Çakır'in PKK konusunda sorduğu bir soruya şu cevabı vermişti:"PKK konusuna gelince.. Demokratik ve siyasi bir çözüm olmadan bu sorun devam eder!"Sorun dediği terördür.. Ve terör Barzani''nin lügatında siyasi bir talebi seslendirmenin dili olabilmektedir.Daha fenası, Barzani bu tehlikeli ve ahlâksız değerlendirmeyi, terörün amansız düşmanı geçinen Amerika'nın misafiri sıfatıyla bulunduğu başkentinde yapabilmektedir.Şehidin mesajıTürkiye'yi yönetenler dünyayı ayağa kaldıracak yerde mızmızlanıyor terör yardakçılarına: "Bugün bize zarar veren terör yarın size daha fazla zarar verebilir."Her gün şehit cenazesi kaldıran bir toplumun hakkı, sınırları kanla çizilmiş bir ülkenin onuru böyle savunulmaz.Üç gün önce gece geç vakit Vedat Parparoğlu'nun cep telefonu çaldı. Telefondaki ses Şırnak'ta askerlik yapan oğlu Oğuz'a aitti.Oğuz, "Arkadaşlarım öldü, ben de ağır yaralıyım. Biraz sonra şehit olacağım. Hakkınızı helâl edin" dedi ve son nefesini verdi.Devleti yönetenlerin zavallı tepkileri yanıltmasın Washington'u.. Şehit cenazeleri, halkın gözünde alçaklığın dibine vurmuş PKK'dan daha fazla bir şey eksiltemez. Şehit Jandarma Oğuz'un son mesajı, teröre karşı mücadele yeminine ihanet edenlere sitem içeriyor; onları yerin dibine batırır.Amerika'nın yeni imajını Türkiye'de işte bu duygular inşa ediyor.İki yüzlü ve egoist terör siyaseti yüzünden Amerika Türk halkının dostluğunu kaybediyor!

Devamını Oku

Önce kafalar

3 Kasım 2005

Partizanlık yapan iktidarlarla açgözlü tiplerin kaderleri birbirine benziyor.Açgözlüleri bekleyen tehlike mide fesadıdır, partizanlık yapan iktidarları yiyip bitirecek dertlerin kaynağı ise devlet kadrolarına doldurdukları cahil yandaşları..Malatya'daki bebeklere reva görülen vahşetin kaynağındaki günahlar ve suçlar deşildikçe altından irtica emrine girmiş partizanlık çıkıyor.Başbakan, buzdağının görünmeyen kısmını farkeden bir uyanıklıkla daha ilk günden savunmaya geçti. Bu rezaletleri üreten sebepleri kendilerinin yaratmadığını, önceki iktidarlardan devraldıklarını öne sürdü."Benim bakanımın hiçbir sorumluluğu yok" dedi.Oysa son on beş yılın hiçbir hükümetine nasip olmayan avantajları AKP kullanmıştır.Üç yıldan beri anayasa değiştirecek güce sahip bir iktidar olarak bu alanda ne yapmışlar?Yağmada sınır yokCHP Meclis Grup Başkanvekili Kemal Anadol, SHÇEK'in başına "genel müdür vekili" olarak getirilen kişinin, daha önce Mustafa Kemal olan ismini mahkeme kararı ile değiştiren İsmail Barış olduğunu öne sürerek şu soruları ortaya attı:"Mustafa Kemal ismini kendine yük gören bir genel müdür vekili... Önce Refah Partisi Gölcük Belediye Başkanı, sonra AKP milletvekili adayı.. Pedagog mu, çocuk uzmanı mı? Ne işi var burada?"Bu meraklı sorunun cevabı dün Sağlık Emekçileri Sendikası'ndan geldi.Sendika çeşitli illere yapılan tüm üst düzey atamaların (ki bunların sayısı yüzü buluyor) tamamının ilahiyat ve imam hatip mezunlarından oluştuğunu açıkladı.Çocuk sağlığı ve eğitimi ile hiçbir ilgileri olmayan bu yöneticiler alt kadrolarını acaba nasıl ve kimlerden seçti?Onun cevabını da TV'lerde yayınlanan şiddet görüntülerini izlerken almıştık:Bir sürü sevgisiz cahil...Reformun şartı varPeki bu tecrübe, iktidar üstünde bir ibret etkisi yaratacak mıdır dersiniz?Yürekten dileriz ama hayalci olmamak lazım.Çünkü Başbakan'in "Benim müsteşarım" diye sahiplendiği Prof. Ömer Dinçer'in "Bugün de arkasındayım" dediği meşhur tebliğindeki şu bölüm, kadrolaşmanın ideolojik disiplin içinde yürüdüğünü gösteriyor:"...Modern devleti İslâm'a tercüme ederek kullanmaya kalkışmak veya bürokratik mekanizmada yer alacak memurları dindar insanlardan seçmek devletin yapısını İslâm'ın öngördüğü yapıya kavuşturur mu?Aslında bu tür bir eğilimin İslâmî bir iktidarı değil, beşeri yanı ağır basan bir iktidarı öne çıkaracağı kanaatindeyim."Çocukları kurtaracak reformu yasalarda arayan iktidar, bu kafa değişmedikçe hiçbir şeyin düzelmeyeceğini bilmiyor mu?Bilmiyorsa bilsin.. Çünkü halk farketmeye başladı!***Bayramınızı kutluyor, sağlık, barış, huzur, mutluluk ve bereket getirmesini diliyorum.

Devamını Oku

Soylu bir nara

1 Kasım 2005

Şırnak'ta gece yarısına doğru PKK'nın sızma girişimine müdahale eden güvenlik güçleri üç şehit verdi.Yine yüreklerimiz yandı. Bu kahramanlann ne büyük özverilerle ne kadar büyük tehlikeleri önlediklerini birçoğumuz bilemiyor.İki hafta önce Maslak'ta bir petrol istasyonuna bombalı saldırı düzenleyen PKK'lı teröristlerin yakalanması, bu konuda aydınlatıcı bilgiler elde etmemizi sağladı.Bomba yüklü otomobili petrol istasyonuna bıraktıktan sonra cep telefonu düzeneği ile uzaktan patlattığını itiraf eden K. A. bu eğitimi PKK'nın Kuzey Irak'taki Kandil Dağı kampında aldığını söyledi.Şırnak'ta üç kahramanın hayatlarını feda ederek durdurdukları sızma hareketi nerede, ne kadar masum insanı yakacaktı, bunu tahmin etmek kolay değil.Ama mutlaka aşılması gerekli bir zorluk varsa o da Kuzey Irak'ta yerel Kürt yönetiminin kucağında ve müttefikimiz Amerika'nın şemsiyesi altında barınan PKK teröristlerinin dağıtılması, yok edilmesidir.Nasıl başaracağız bunu?Başarı, siyaset cephesinde çalışanların da dağlarda çatışanlar kadar cesur olmalarını gerektiriyor.Dışişleri Bakanı Gül dün "Terör örgütü bugün bize zarar veriyor ama yarın en büyük zararı Kuzey Irak'taki Kürt liderlere verecektir" dedi.Türkiye'ye karşı adı konmamış kalleşçe bir savaş yürütülüyor ve koca Türkiye bu düşmanlığı yapanların suçlarını yüzlerine vurmaktan, "Ayağınızı denk alın" demekten çekiniyor.Alsında terörün tırmanışa geçtiği yaz aylarında meclisin olağanüstü toplanarak Türk Milleti adına ABD'ye sorumluluklarını hatırlatan bir deklarasyonu yayınlaması gerekiyordu.Yazık ki iktidar bu imkânı RTÜK üyelerini seçmek, yani CHP ile koltukları paylaşmak için kullandı ama teröre karşı bu ülkenin hakkını arayan soylu bir nara için kullanmadı.Meclis hiç değilse bu görevini şimdi yapmalıdır.Bush yönetimi ile Barzani tayfasını iki yüzlülükte buluşturan suç ortaklığını teşhir ederek her türlü faziletten yoksun bu egoizme çocuklarımızı daha fazla kurban etmeye razı olamayacağımızı haykırmak iyi olur.Demokrasinin gereğini yerine getirmek olur.Çünkü millet bunu istiyor.'Yemezler"in sebebi ne?Cumhurbaşkanı Sezer, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması için çağrı yaptı.Üç yıl önce seçime giderken aynı konuda millete taahhütte bulunan Tayyip Erdoğan bu çağrıya hiç ses vermedi.AKP'nin sesi Meclis Dokunulmazlıkları Araştırma Komisyonu Başkanı Hüsrev Kutlu'dan geldi. Kutlu "Yemezler Sayın Cumhurbaşkanım!" dedi.Neden yemiyorlar?Bu kadar yararlı bir şeyi insan ancak iki sebeple reddeder:Ya çok yemiştir veya başka haltlar yemeye niyet ediyordur.Neyse.. Afiyet olsun diyemeyeceğiz!

Devamını Oku