Öncelikleri şaşırdınız!

17 Kasım 2005

Lider rolü oynayan devlet adamları her sabah aynaya baktıklarında şunu sormalılar:Gördüğüm bu yüz, olmak istediğim adama mı ait?Halk acaba bu adama saygı duyup inanabilir mi?Liderlikte ayna testi diyorlar buna.Başbakan Erdoğan bu yöntemi uyguluyorsa güne kötü başlıyordur muhakkak.. Çünkü kendisi bile yüreklendirici cevaplar veremez bu sorulara.Tayyip Erdoğan'ın değişimi, saplantılarını temizleyemedi. O yüzden siyasi vaat niteliği kazandırdığı dini sorunlar sarpa sardığında onu daima aceleci, sinirli, yanlışlarını ertesi gün düzeltmek zorunda kalan bir konumda görüyoruz.AİHM'nin türbanla ilgili nihai kararına "Yasa başkadır, hukuk başkadır. İnsanların hakkını hukukunu yanlış yasalarla yok edemezsiniz" diye itiraz etmişti.Danimarka'da katıldığı bir panelde daha vahim yanlışlar yaptı ve tehlikeli şeyler söyledi.Seksen yılda nereye?Başbakan'a göre AIHM türban kararını vermeden önce ulemaya sormalıydı.Diyor ki: "inancı böyle olduğu için başını örtüyor, o halde saygı duymak lâzım. Mahkemenin de bu konuda söz söyleme hakkı yoktur. Söz söyleme hakkı din ulemasınındır.."Başbakan Erdoğan bu açıklamayı yapmadan önce keşke kader ortağı Dışişleri Bakanı Gül'e danışsaydı. Belki Bayan Gül için AİHM'ne açtıkları türban davasının bir dini uygunluk fetvası çıkarma amacı taşımadığını, tamamiyle hukuki bir hak talebiyle ilgili olduğunu öğrenirdi.Mahkemenin, türban Müslüman kadın için zorunlu mu sorusuna cevap aramadığını, "kamu alanında dini simgelerin kullanılmasına devlet yasak koyabilir mi" sorusu üstündeki çatışmaya hakemlik yaptığını anlardı.Başbakan'in en yüksek mahkemeye ulema danışmanlığı öneren konuşması, bağlılık yemini ettiği laik cumhuriyeti ve devrimlerini iyi kavrayamadığını düşündürüyor.Bir ona bakın bir de Atatürk'ün seksen yıl önce dediklerine:"Efendiler ve ey millet; iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar ülkesi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat medeniyet tarikatıdır."Güneydoğu'ya gidinHak arama alanındaki son kapı olan AİHM bir karar verdi; bırakın birkaç hafta hukuk ve bilim çevreleri tartışsın değil mi?Hayır, AKP iktidarı laik cumhuriyetin bir uzvu gibi değil mağlup olmuş rakip gibi davranıyor, hırçınlaşıyor ve toplumda bölünmeyi tahrik ediyor.Bu tek yanlı yoğunlaşma, ülkenin dinamik davranmayı gerektiren öteki sorunları karşısında iktidan yetersizliğe sürüklüyor. "Aklı bir karış havada" derler ya, türban takıntısı iktidarı bu duruma sokmuştur.Oysa Güneydoğu'da kirli eller karanlık işler çeviriyor.Bu bölgedeki vatandaşlanmızın güven duymaya ihtiyaçları vardır.Orada her gün insanlar ölürken, her cenaze başka ölümlere davetiye çıkarırken ülkenin Başbakanı yabancı ülkelerde türban kavgası vermektedir.İktidar en azından öncelikleri şaşırmış haldedir. Yeter artık.İhanet Hakkari, Yüksekova ve Şemdinli'de şüphe ve güvensizlik duyan insanlara her gün tuzaklar kuruyor.Başbakan, suçluların korunmayacağı konusunda uzaktan verdiği garantileri niçin gidip vatandaşların yüzlerine orada söylemiyor?En lüksünden uçağı da var, helikopteri de..

Devamını Oku

Bıktık artık riyakârlıktan

15 Kasım 2005

Başbakan iyi yaptı.. Müttefikiz diye her riyakârlığa sonsuza kadar sabır göstermek zorunda değiliz.Dost ve müttefik olmanın yükümlülüklerine saygı karşılıklı olmalı.Ama tecrübeler bize öğretti ki, dost bildiğimiz ülkelerin birçoğu terörle mücadelenin risklerine katlanmak istemedikleri için aktif olmuyorlar.İzledikleri politika "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" sözleriyle ifade edilebilir.Türkiye, PKK'nın Danimarka'dan yayın yapan organı Roj TV'nin kapatılması için iki yıldan beri Kopenhag'ı sıkıştırıyor.Bu yayınlara göz yummanın, terörle mücadele alanındaki uluslararası sözleşmeyi ihlâl anlamına geleceğini anlatmak için Danimarka hükümetine kanıt üstüne kanıt gönderiyor.Ama uyanlar hiçbir işe yaramıyor.İyi ki anlamış!.Kopenhag'ta dün Türkiye ve Danimarka başbakanlarının yapacakları ortak basın toplantısında Roj TV'ye temsil edilme imkânı tanınması bardağı taşıran damla olmuştur. Erdoğan haklı olarak toplantıya katılmayı reddetmiştir.Haksızlık ve saygısızlıklara boyun eğen ülke görüntüsünden kurtulmak, onurunu savunmanın da asgari şartıdır.Ev sahibi ülkenin Başbakanı, Türkiye'nin terörizmle ilgili hissiyatını an-ladığını söylüyor ama hiç öyle görünmüyor. Erdoğan'a orada PKK'yı muhatap kılmanın oyununa alet olmak çirkinliktir!Erdoğan'ın tepkisi, iki yıldır ipe un seren Danimarka hükümetini hareketlenmeye mecbur eder mi, şüpheliyiz.Çünkü etnik Kürt terörüne destek bu ülkede hükümetler üstü siyaset görüntüsü taşımaktadır. Eski Başbakan Jorgen-sen, Roj TV'ye frekansını kullandıran Mezopotamya TV'nin onursal başkanıdır.Usta AmerikaTerör konusunda çifte standart uygulayan ülkeleri teşhir etmek hükümetin öncelikleri arasına girmelidir, izmir'de polise teslim olan bir PKK bombacısı, Roj TV ve Kuzey Irak'ın uğursuz rolleri konusunda önemli açıklamalar yapmıştı:"Kuzey Irak'tan çoğu kez naklen canlı yayın yapılıyor. Örgüt yöneticileri açıklamaları esnasında satır aralarında Kürtçe şifreler veriyorlar. Bu şifreleri çözmek için Kuzey Irak kamplarında ben de eğitim aldım.."Kendilerine zarar vermemek koşulu ile bir terör örgütünün propagandasına yataklık etme bencilliğine batan Danimarka'yı ayıplama hakkımız var ve bunu kullanıyoruz.Ama terör örgütünün merkezi, katiller ve elebaşları Kuzey Irak'tadır; onları Türkiye'den gelebilecek bir tehdit de dahil her türlü tehlikeye karşı Amerika korumaktadır.Asıl onu utandıracak çareyi bir an önce keşfetmemiz gerekiyor!

Devamını Oku

Çok uzamasın

14 Kasım 2005

Şemdinli'deki olayların esrarengiz bir bilmece görüntüsüne sokulmasına izin vermemek gerekiyor.Ülkenin birlik ve bütünlüğüne inanmış herkesin yapabileceği şeyler vardır bu konuda. Başta hükümet olmak üzere ilgili tüm kurumların ortaya koydukları tavizsiz kararlılık ümit vericidir ama yine de uyanık olmak lâzım.Çünkü haydutlar, yasalara bağlı insanlardan daha sabırlı ve inatçı oluyorlar.CHP dün Hakkâri, Yüksekova ve Şemdinli'de meydana gelen olaylar için meclis araştırması istedi.CHP önergesinde de belirtildiği gibi Şemdinli'de bombalama eylemine karışan kişileri güvenlik güçlerinin gözaltına almasından sonra dağılmayan vatandaşlar delillerin karartılmasını önlemek amacıyla bu kişilere ait olduğunu iddia ettikleri beyaz Renault otoyu ablukaya almış, Savcılık incelemesinde otomobilin bagajında çok önemli kanıtlar bulunmuştur.Çetenin boyu..Ana muhalefet partisi "Orada bir suçüstü söz konusudur" diyor.Suçüstü olan ne?İçinde kamu görevlilerinin de yer aldığı, vatanını kendine göre çok seven bazı insanların terörle mücadele için oluşturdukları çete nitelikli bir örgütlenme midir bu, yoksa Susurluk benzen ucu devletin derinliğine uzanan daha karmaşık, daha tehlikeli, daha ciddi bir suç örgütü oluşumu mu?Hürriyet'ten Nur Barur'a "devletin zirvesindeki bir kaynak" in yaptığı şu açıklamanın herkesi ikna edecek delillerle desteklenmiş bir gerçek olarak en kısa zamanda aydınlığa çıkmasını diliyoruz:"Ne hükümet, ne Genelkurmay, ne Jandarma Genel Komutanlığı bu pisliğin içinde. Öyle bir irade yok. Geçmişte Ankara'da bazı makamların içinde olduğu Susurlukvari bir kirlilik söz konusu değil.."Bu da bir sınavBu bölgedeki meşum oyunların, ne pahasına olursa olsun önü kesilmeli, tahrik tuzakları kuranlar da ibreti âlem olacak şekilde pişman edilmelidirler.Bu soruşturmanın vicdanları tatmin edecek biçimde sonuçlanması, suçluların "bu ülkede artık yeni Susurluklar üreyemez" dedirtecek şekilde bulunup cezalandırılması çok önemlidir.Başarı, demokratik hukuk devletinin kendini kanıtlamasıdır.Başarısızlık ise -mazallah- iktidar boşluğudur.O boşluğun, halkı korku ve güvensizliğe sürükleyecek şekilde çeteler tarafından doldurulmasıdır.Demokrasi güçlerinin tek yumruk olmalarını gerektiren bir sorumluluk sınavı var önümüzde..

Devamını Oku

Uzlaşma şartı

13 Kasım 2005

Meclis Başkanı Arınç da partisinin türban korosuna katıldı ve "AİHM'nin kararı bağlayıcı değil" dedi.Bülent Arınç yine de Başbakan, Dışişleri Bakanı ve Milli Eğitim Bakanı'ndan daha esnek bir tutum sergiliyor göründü:"Kamu görevlileri açısından bu sembollerin (türban) takılmaması bir gereklilik olabilir ama..."Arınç üniversitede dini sembolleri yasaklamakta bir gereklilik olmadığını anlatmaya çalışıyor ve "İsteyen üniversitede okurken türbanını taksın, sonra kamuda çalışmak isterse buna izin verilmesin" demeye getiriyor.Türkiye'nin türban sorununu ancak böyle bir formülle çözebileceği eskiden de dile getirilirdi ama ilk kez yüksek düzeyde bir parti yetkilisi bu formülün bir uzlaşma zemini olabileceği işaretini veriyor.Nasıl güveneceğiz?AKP'den hep şu ses geliyor:Bizi bağlamaz..Uzlaşma arayışının ön şartı güvendir. Meclis Başkanı Arınç'ın güncelleştirdiği formülle bir uzlaşma yaratılsa, yani türban yasağı üniversitede kalksa, yann türbanlıların üniversiteyi bitirip kamu görevlerine talip olduklarında başlarındaki dini sembolleri çıkarmak zorunda olduklarını hangi AKP yetkilisi söyleyecek, bugün verdikleri taahhüdü kim hatırlayacak?"Türban dini sembol değil, ibadettir" diyeceklerdir o zaman.Tayyip Erdoğan seçimden önce dokunulmazlıkları kaldıracaklarına söz vermişti, ne oldu?Bu iktidar AB hedefine ve IMF programına bağlı kalarak doğru seçimler yaptı, hem Türkiye, hem kendileri kazandı.Ama AKP din konularındaki saplantıları yüzünden sürekli güven erozyonu yaşamaktadır. Din sömürüsü artık ayıp olmaktan çıkmış adetâ itibar görmeye başlamıştır.Rüya değil aynen..İçki yasağı koyan AKP'li belediyeler çoğalırken şimdi "helâl ürünler" numarası çıktı. TSE'ye din eğitimi görmüş militanlardoldurmanın kurnazlığını yakında ağzımız açık izleyeceğiz.Bu iktidar döneminde, tarikat şeyhinden rüyasında aldığı emirleri Başbakan'a yazan bir profesörün mektubu tarihte belki ilk kez resmi evrak olarak devlet kaydına geçmiştir.Normalde bu mektubu gören memur "Devlet böyle zırvalarla uğraşmaz" deyip çöpe atardı. Ama atmamış."Cumhuriyet'in temel değerlerinin yerlerini İslâmi bir yapıya bırakması zamanının geldiğini" söyleyen biri Başbakanlık Müsteşarı yapılmışsa tabii ki atamaz!AİHM son kararında laikliği, demokratik değerlerin garantörü, özgürlük ve eşitliğin buluşma noktası olarak tarif etmiştir. Birilerinin dinini gösterme özgürlüğünün, bu değerleri ve ilkeleri korumak adına kısıtlanabileceğini kabul etmiştir.AKP önderleri hâlâ "Bizi bağlamaz" diyor.Kendini hukukla bağlı saymayan bir iktidar bu çağda kaderimiz olmamalı!

Devamını Oku

Komik olmayın!

12 Kasım 2005

Üniversitede türban yasağını haklı bulan AİHM kararı belli ki çok tartışılacak.Bilindiği gibi Anayasa Mahkemesi'nin yasak kararına karşı Leylâ Şahin adlı tıp öğrencisi AİHM'de dava açmış, türban yasağının beş noktada Avrupa insan Hakları Sözleşmesi'ne aykırılık taşıdığını iddia etmişti.Mahkeme, tartışmaya yer bırakmayacak bir netlikle şikâyeti geri çevirdi. Üç noktada kararını oybirliği ile aldı, iki konuda da bire karşı 16 oyla..Cumhurbaşkanı Sezer, Anayasa Mahkemesi ile AİHM kararlarının aynı yönde olduğunu hatırlatarak bağlayıcı olduğunu belirtti ve "Hiç kuşkusuz konu hukuken kapanmıştır" dedi.Ama Başbakan dün Cumhurbaşkanı'nın görüşüne katılmadığını söyledikten sonra uçağa atlayıp Katar'a gitti. Başbakan'a göre "Bu karar bir dosya ile ilgili verilmiş karardır; genelleştirmemek gerekir"...Dizi dizi inciler..Eğitim hayatını sürekli olarak imam hatip ve türban kavgaları ile karıştıran Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik de Başbakan'in tezini savunmak amacıyla uzun açıklamalarda bulundu.Çelik hukukçu olmadığını söyledikten sonra ahkâmlar kesti:Başbakan gibi bu kararın bireysel, üstelik hukuki değil siyasal olduğunu iddia etti. Kararın "bağlayıcı" olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı'na katılmadığını öne sürerken şöyle dedi: 'AİHM kararları iç hukuku bağlayan hükümler değildir."Bu kadar çok yanlışı üst üste yapabilmek için insanın herhalde Bakan Çelik gibi hukukçu olmayıp gülünç olmaktan korkmayacak kadar adanmış olması gerekir.Evet AİHM kararları, ele aldığı dosyayı ilgilendirir. Ama örnek kararlardır ve aynı duruma uyan bütün başvurular için de modeldir.Yani kararı hiç kimse "Leylâ Şahin türbanla üniversiteye giremez ama başkaları girebilir" diye tercüme edemez.Macera hevesiBakan bu kararın iç hukuku bağlamayacağını iddia ederken Anayasa'nın 90'ıncı maddesini ya unutuyor veya unutturmaya çalışıyor. DGM'lerdeki askeri hakimlerin kaldırılmasında AİHM kararlarının etkili olduğunu ne kadar çabuk unuttular?Bakan Çelik, hak-hukuk savunması yaparken dedikoduya dalma yanlışına da düştü:"Leylâ Şahin'in kocası kendisiyle aynı dünya görüşüne sahip olmasına rağmen kocası üniversiteye gittiğinde herhangi bir engel çıkartılmayacak. Kadınlara karşı ayrımcılığı teşvik eden bir karardır.."Çelik'e biri anlatmalı ki Leylâ Şahin düşüncesinden ötürü değil, düşüncesini simge olarak taşıdığı için yasağa çarptı.Kocası da türban taksa o da üniversiteye giremez!Böyle komik yorumlar aydın insanlan acı acı da olsa güldürür ama din sömürüsüne dayanan siyasetin tuzağına düşen yığınlarda en azından itaatsizlik kışkırtması yaratır.AKP sözcüleri, hukukla çatışmanın heves edilecek bir macera olmadığını unutmamalıdır!

Devamını Oku

AKP'nin foyası

11 Kasım 2005

Leylâ Şahin adlı Tıp öğrencisinin açtığı davada Türkiye, cezalandırılması talep edilen davalı taraf idi.Mahkeme türban yasağının, insan haklan ihlâli olmadığını belirlerken Türkiye Cumhuriyeti'nin koyduğu yasağın yalnız yasalara değil, siyasal ve sosyolojik gerçeklere uygunluğunu da tesbit etti.Böyle bir karar, aklanan ülkenin hükümeti için basan ve övünç sebebi olur değil mi?Hayır bizde tersi oldu. AKP iktidarı küfür yemiş gibi tepki gösterdi.Dışişleri Bakanı Gül patladı: "Yasakları savunmak kimseye şeref getirmez.."Gerekçeyi görmediğini öne sürerek bir gün düşünme zamanı yaratan Başbakan Erdoğan ise "Yasa başkadır, hukuk başkadır. İnsanların hakkını hukukunu yanlış yasalarla yok edemezsiniz" dedi.Şunu demek istiyordu: "AİHM türban yasağının yasalara uygunluğunu tesbit etti. O yasalar hukuka uygun değildir. Biz hukuka uygun yasalar yaparak bu sorunu halledeceğiz..""O benim işte..""Son temyiz" AİHM'nin kararında türbanın Türkiye'de siyasal bir anlam kazandığı yorumu yapılıyor ve dine dayalı bir toplum düzenini empoze etmek isteyen aşırı dinci hareketlerin varlığına dikkat çekiliyor.Uluslararası mahkeme bunların adlarını vermiyor ama AKP en yüksek seviyeden verdiği tepkilerle "O benim işte" demeye getiriyor!AİHM, türban yasağı getiren Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarını, demokratik değerlerin garantisi olan laiklik ilkesi adına onaylıyor. Laikliği özgürlük ve eşitliğin buluşma noktası sayıyor. Bir önemli gerekçe daha var:"Türban yasağı bireyi aşırı uçtan gelen baskıdan da korur.."Evet Türkiye'de kimbilir kaç kadın, aşırıların "türban tak" baskısından bu türban yasağı sayesinde korunuyor..AKP önderleri böyle konuşmadan önce keşke, laik cumhuriyete bağlılık konusunda ettikleri yemini hatırlasalar.. Onu çok sık unutuyorlar, bari hukuka ve mahkeme kararlarına saygıda sürekli suç işlemeseler.Türban Partisi"Yasakları savunmak şeref getirmez"miş...Peki, son mahkeme AlHM'nin kararına itaatsizlik davetiyesi çıkarmak şeref getirir mi?Gül "Üç yıl önce başörtülü insanlara Ankara Kızılay'ı bile yasak edeceklerdi" diyor. Ayıptır, yanıltmadır ve kışkırtmadır. Yapmasın..Başbakan'ın ilk günkü temkinli tavrına bakıp AKP'nin bu mahkeme kararını türban ipoteğinden kurtulmak için fırsat olarak kullanacağını tahmin etmiştik. Galiba yanıldık.Ne mi olur? Zararını yine AKP çeker.AKP merkezin en büyük partisi olma fırsatını teper.. Genel seçim yaklaşırken partinin başa güreşenleri "son ganimet" olarak Cumhurbaşkanlığı seçiminde hem birbirlerini, hem AKP'nin iktidar olma şansını yerler..Bakın Meclis Başkanı Arınç, Sezer'den sonraki cumhurbaşkanının Çankaya'da türban yasağı uygulamayacağını iddia etti, "Bundan adım kadar eminim" dedi.Türban inadına Meclis Başkanı seçen AKP çoğunluğu, ister misiniz aynı inattan bir de cumhurbaşkanı çıkarsın!

Devamını Oku

Yakışmaz!

11 Kasım 2005

Hakkari'nin Şemdinli ilçesinde yeni bir Susurluk şüphesi ortaya çıktı.Susurluk neydi?Silâhlı bürokrasiden bazı kişilerin, terörle mücadele etmek üzere sivil kişilerle oluşturdukları yasadışı, gizli örgütlenmeler..Susurluk sanıkları hakkındaki Yargıtay ilâmı, bu tür örgütlerin girişecekleri eylemlerin yurttaşla devlet arasında korku ve kaygıya dayanan bir ilişki zemini yaratacağını, bunun da Anayasa ihlâlinin ötesinde hukuk devletini bütünüyle ortadan kaldıracağını belirtmişti.Kopenhag kriterlerini yerine getirmiş bir ülke statüsüne terfi etmiş olan Türkiye'nin, Susurluk'tan sekiz yıl sonra böyle bir töhmet altında kalması büyük şanssızlıktır.Ülkeye, halka ve çocuklarımıza karşı büyük haksızlıktır.Önemli kanıtlar varŞüpheyi üreten sebepler ciddidir, vahimdir. Suçluların bir an önce ortaya çıkarılması ve devletin bu konuda lekelenmekten korunması çok önemlidir.Hakkari'nin Şemdinli ilçesi bir süredir sıkıntı yaşıyor. Geçen hafta bomba yüklü bir aracın parlatılması, hem ekonomik yıkım yaratmış, hem PKK korkusunu tırmandırmıştı.Önceki gün yeni bir bombalama oldu. Bu defa hedef, PKK eylemcisi olduğu gerekçesiyle 15 yıl hapis yatan Seferi Yılmaz'in kitapçı dükkânı idi. Fakat saldırganlar bu defa kaçamadı. Toplanan kalabalık, bombanın atıldığı otomobili, içindeki üç kişiyle birlikte yakalamayı başardı. Güvenlik güçleri müdahale etmeseydi bu kişileri halk linç edebilirdi.Olayın bazı Jandarmalar tarafından tertiplenmiş bir eylem olduğuna yönelen şüpheler, patlamadan altı saat sonra Savcı'nın olay yerinde yaptığı keşif sırasında önemli kanıtlarla desteklendi..Karanlıktan bıktıkCHP Milletvekili Esat Canan'ın da izlediği keşifte aracın Jandarma'ya ait olduğu belirlendi, içinden üç Kalaşnikof silâh, el bombaları, şüpheli kişilerin listelendiği dosyalar ve hedef alınan kitabevinin kırmızı kalemle işaretlendiği bir harita bulundu.Bu sırada keşif mahalline açılan yaylım ateş, resmi kişilerin rol aldığı bir çetenin varlığını daha ikna edici hale getirdi.Devlet terörle mücadele ederken hile yapmaz, yapamaz.Hukuk devletini tahrip etmek pahasına teröre karşı kazanılacak bir başarının, terör kayıplarından daha ağır bedelleri olacağı unutulmamalıdır.Olay bir an önce çözülmeli, Jandarmadan suça bulaşanlar olmuşsa bunlar ibret olacak biçimde cezalandırılmalı, halkın kafasındaki şüpheler giderilmelidir.Şu anda hiç bir şeyden emin değiliz. Ama bu durum haftalarca sürmemeli.Susurluk'u doğru dürüst yargılayamadık. Şemdinli'de aynı yanlışa düşmeyelim!..

Devamını Oku

O hep güneşimiz

9 Kasım 2005

Atatürk'ü bu ölüm yıldönümünde de karmaşık duygular içinde anıyoruz.Ona beslediğimiz sevgi, saygı ve minnet, dehasını bize kanıtlayan her yeni olayda büyüyor ama şöyle bir tedirginlik de sürekli zihnimizi meşgul ediyor:Yaradan'ın bu harika adam eliyle lütfettiği fırsatları acaba millet olarak tam değerlendirebildik mi?Atatürk'ün ışığını İngiltere Başbakanı Lloyd George, daha Çanakkale Savaşı sırasında keşfetmişti. Şu sözler ona ait:"İnsanlık tarihi bir kaç yüzyılda bir ancak dâhi yetiştiriyor. Şu talihsizliğe bakın ki o dâhi bugün Türkiye'de doğmuştur.."Mustafa Kemal, bu milletin en karanlık günlerine doğmuş bir güneştir.Önderliği ile yaptığı devrimler, yarattığı eserler, çağının en şaşırtıcı basanları, başlı başına mucizelerdir. Avrupa Birliği'ne üye olma iddiamızın temelinde bile onun devrimleri ve hedef olarak verdiği muasır medeniyete ulaşma direktifi vardır.Barışın temeli..Geçen yüzyılın başında Mustafa Kemal ile kaderini değiştiren Türk Milleti yeni yüzyılda demokrasi projesini mükemmelleştirecek olan süreci inançla tamamlama sorumluluğu altındadır.Ona ve onu bize lütfeden Yaradan'a teşekkürümüzü ancak böyle sunabiliriz.Ama içerde laiklik ilkesini Cumhuriyet değerlerinden budamaya, dışarda Türkiye'ye "ılımlı İslâm demokrasisi" elbisesi giydirmeye çalışanları durdurmayı başaramazsak, tarihin en utanç verici yenilgisine mahkûm oluruz.Bu ülkenin insanlarını kadercilikten yaratıcılığa, ümmetten millete yükselten Cumhuriyet'in temel direklerinden biri laikliktir. Laiklik, demokrasinin de şartıdır.Türkiye'de düşünce ve inanç özgürlüğünün güvencesi olan laiklik sayesinde din sömürüsü önlenebilmiş ve toplumsal barış sağlanmıştır.Din sömürüsünün konrroldan çıkması, süreci tersine çevireceği için toplumsal barış tehlikeye sokacaktır.Niçin sevmezler?Gericilerin niçin Atatürk'e düşman olduklarının cevabı Atatürk'ün din ve din sömürüsü üstüne ortaya koyduğu görüşlerde mevcuttur:"Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası var ki, din Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler iğrenç kimselerdir. işte biz bu vaziyete karşıyız ve buna izin vermiyoruz. Bu gibi din ticareti yapan insanlar saf ve masum halkımızı aldırmışlardır. Bizim ve sizlerin asıl mücadele edeceğimiz ve ettiğimiz bu kimselerdir.."Atatürk bilincinin gücü, onun ahlâkından, çağdaşlığından, vatan ve millet sevgisinden geliyor.Hür düşünme yeteneğine sahip bütün Türk vatandaşları, Atatürk'e zarar vererek Türkiye'de iyi bir şey yapılamıyacağının bilincindedirler.Atatürk öldü ama eseri bu sayede sonsuza dek yaşayacaktır..

Devamını Oku