Rica etme Yaptır!

13 Ekim 2005

Balıkesir'deki kuş gribi vakalarında görülen virüs tipinin insanlar için tehlike taşıyan H5N1 olduğu açıklandı.Açıklamayı AB Komisyonu yaptı.Bu virüs kuşları ve kanatlı kümes hayvanlarını etkiliyor.Güneydoğu Asya'da ortaya çıktığı iki yıldan bu yana kanatlı hayvanlarla temas halinde olan 115 kişiye bulaştı ve bunlardan 65'inin ölümüne sebep oldu.Hastalık kanatlılar arasında hızlı yayılıyor. Hasta hayvanlarla doğrudan temas halinde olan insanlar bu virüsten etkilenebiliyor.Ama doğru tedbirleri zamanında almak insanların korunmasını sağlayabiliyor.Avrupa hazırlanıyorBu hastalığı "Asrın Vebası" diye kâbus senaryosu haline getiren sebep uğursuz bir ihtimaldir: Virüs dönüşüme uğrayıp insandan insana geçer hale gelirse, büyük çaplı kitlesel ölümler başlayacak.Tehlikenin abartılmadığı şuradan belli:AB Komisyonu'nun sağlık işlerinden sorumlu yetkilisi dün AB olarak büyük bir salgına karşı hazırlık yaptıklarını açıkça söyledi.Kuş gribi konusunda risk altındaki ülkeler zamanında uyarıldı. "Bize bir şey olmaz" zihniyeti pekâlâ hazırlıksız yakalanıp paniğe kapılmamıza sebep olabilirdi. Ama olmadı.Hastalık bölgesi derhal karantina altına alındı, tedbir olarak 8 bine yakın kanatlı hayvan itlaf edildi, üreticilere getirdikleri hayvanların paralarının ödeneceği duyurusunun zamanında yapılması, kontrolü kolaylaştırdı.Yalnız unutmamak gerekir ki bu ilk sınavdır.Kriz yönetimi sınavıGöçmen kuşlara vize koymak mümkün olmadığına göre göç yolları üstündeki mola yerlerinin sürekli gözetlenmesi, çiftliklerdeki üretimin de sıkı denetlenmesi gerekecektir.İktidar ilk kez ciddi bir kriz yönetimi sınavı veriyor. Liderlik şimdi lâzım. Halkın eğitimi, ilâç sağlamaktan bile daha önemli.Bu hastalığın tek kolaylığı, kaynağında etkili tedbirler alındığı zaman önleniyor olmasıdır.Dün TV yayınlarına çıkan yetkilileri kriz yönetiminin gerektirdiği kararlılığı yansıtmaktan uzak gördük. Meselâ biri "Tavuk çiftliklerinde çalışanlara grip aşısı tavsiye ediyoruz" dedi.Virüsün belâlı H5N1 olduğu teşhis edilmiş, mesele kamu güvenliği boyutuna dayanmış; artık ne tavsiyesi?Demokrasilerde zor kullanma yetkisi devlete işte böyle durumlar için lâzımdır.Tehlike geçene kadar, rica eden değil icra eden bir devlet istiyoruz!

Devamını Oku

Mehmet'in mesajı

13 Ekim 2005

Türkiye'ye PKK konusunda söylenenler havai fişek gösterisine benziyor.Mesela ABD Dışişleri Bakanı Rice BM toplantıları sırasında Abdullah Gül'e "PKK bizim için bir ilke değil zamanlama meselesidir" dedi.Yardımcısı Daniel Fried, PKK üstündeki baskıyı arürmak konusunda iki bakanın vardığı mutabakatı "önemli adım" diye niteledi.O arada ABD Başkanı Bush, Irak Devlet Başkanı Talabani'yi kabulünde "Türkiye rahatsız, PKK için bir şeyler yapın" dedi.Ardından önce Talabani, sonra Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari "Mutlaka bir şeyler yapacağız" diye konuştular.Peki PKK'nın alçaklıklarını durduracak "bir şeyler" yaptılar mı? Hayır..Bu mesajlar havada uçuşurken Kuzey Irak'ta Amerikan işgali sayesinde belini doğrultan ve cüret kazanan PKK katilleri Türkiye'yi vurmaya devam ediyor.Havada ışıklar, aşağıda kurşunlar..Artık güvenemeyizKimse "Siz de kendinizi vurdurmayın"diyemez. Terörü kaynağında yok etmek meşru savunma hakkıdır. Amerika, 11 Eylül saldırısının tekrarını yurdunda beklemedi, kalktı dünyanın öbür ucu Afganistan'ı vurdu.Kuzey Irak'taki katilleri sürüp çıkarmayan, Türkiye'nin sıcak takip yapma hakkını da kullandırmayan Amerika, bu ülkede yaşayan hiç kimseyi dost olduğuna inandıramaz.Başbakan Erdoğan'ın tartışma yaratan "Kürt sorununa demokratik çözüm" açılımına rağmen PKK, göstermelik ateşkesine bile son vermiştir. Geçen hafta Washington Post, PKK'dan kopamayan Kürt kökenli siyasetçileri şiddetle eleştiren bir makale yayınlamış, PKK'yı çözümün engeli olarak nitelemişti.Bu makalenin Bush yönetiminin samimi düşüncesini yansıttığına inanabilir misiniz?Hayır.. Kürt kökenli siyasetçileri demokratik çözümlere kanalize etmenin yolu, PKK'nın onlar üstündeki tehdit edici baskısını yok etmekten geçiyor.Oysa Amerika'nın yürüttüğü iki yüzlü politika terörü himaye ediyor.Ve Bush yönetimi, Türkiye'yi Irak meselelerinden uzak tutabilmek uğruna terörü politik araç olarak kullanıyor olmanın onursuzluğuna katlanıyor.Beş şehit, Türkiye!Dün Tunceli'de aslan gibi beş Mehmetçik PKK kurşunlarına hedef olup şehit düştü.Ateş düştüğü yeri yakar derler ama öyle değil. Şehitler ve yarattıkları acı ve ateş bütün vatanı yakıyor. Memleketleri Sivas, Bursa, Ordu, Denizli ve Mardin..Bayrağa sarılı cenazelerin ardından yükselen "Şehitler ölmez, vatan bölünmez" haykırışları, inancını ve iddiasını bu beraberlikten ve kahramanlıktan alıyor.Vatanın bütünlüğüne adanmış şehitlerin asaleti, bölücü terörün tehdidine boyun eğen korkaklara, onlarla beraber silâh arkadaşlığı zirvelerinden terörü siyasi alet olarak kullanmanın çukuruna yuvarlanan dost ve müttefiklere ibret olmalıdır.Türkiye'nin terörle çökertileceği yanlışına oynayanlar bu zilletle nasıl yaşayacaklar; şimdiden onu da düşünsünler!

Devamını Oku

Erken uyarı

11 Ekim 2005

Meclisteki parti gruplarından dün gelen sesler hayra alâmet değildi.Eleştiriden çok hakarete dayanan siyasi polemiklerin Türkiye'yi yarım yüzyılda üç kez demokrasiden koparan askeri müdahaleler üstündeki meşum etkilerini biliyoruz.İktidar ve muhalefet liderlerinin de bunu unutmamaları gerekiyor.Başbakan Erdoğan dün AKP'li milletvekillerine seslenirken CHP muhalefetini hedef alarak en duyarlı oldukları yerlerine vuruyordu:"Bunlar 'istemezük' zihniyetine sahip olanlardır, bunun kalıntılarıdır. Sadece muhalefet ederler, taş üstüne taş koydukları vaki değildir. Kim ki bu ülkede taş üstüne taş koymaya kalkar, ona karşı çıkarlar.Kimileri 'eski komünist kafa' dese de ben onlara 'sermaye ırkçısı' diyorum. Buradan ilân ediyorum, bugünün dünyasında onlara yer yok!"Biri ırkçı, öbürü şeyh!CHP Meclis Grubu'nda da Deniz Baykal toplarını ateşlemişti.İktidarın İsrailli iş adamı Ofer ve son olarak Dubai'den gelen Arap sermayesi temsilcileri ile yaptığı işlerin Özelleştirme ve İhale yasalarına aykırılıkları nedeniyle kanunsuz olduğunu, Başbakan'ın ilerde bunların hesabını vereceğini sert ifadelerle belirtiyordu: "Bizim İsraillilere de Ortadoğu şeyhlerine de saygımız var, ancak Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına daha çok saygımız var.. Başbakan bunlarla düşe kalka kendisini Türkiye'de Ortadoğulu şeyhlerden birisi haline gelmiş gibi düşünmeye başladı.Sen Ortadoğu şeyhi değilsin.. Sen seçimle geldin, seçimle gideceksin. Seçimle gittikten sonra Yüce Divan'da bunların hesabını vereceksin!"Herkes dikkatli olsunTecrübemiz, bu üslubun diyalog köprülerini yok ettiğini öğretti bize. Başbakan ile muhalefet lideri, siyasi gerilim cehennemini bu ülkeye reva görmesinler.Dün ikisinin de bazı eleştirileri haklılık taşıyordu. Gerçekten CHP sadece "satma., yapma., etme.." diyor. Ne, nasıl yapılsın; buna kafa yormuyor, o boşluğu tahrik edici suçlama ve tehditle dolduruyor.İktidar her rejimde var, muhalefet yalnız demokraside. Muhalefete saygı, demokrasiye saygıdır. Ne yazık ki Başbakan da CHP'den gelen salvoların içindeki eleştirileri cevaplayacak yerde, Özal'ın deyimi ile "lâf oturtmak" suretiyle geçiştiriyor. Bu, denetimden kaçmaktır!Kötüleme ve hakaretle başlayan yolculuğun rotasını biliyoruz:Halkı, hatta kamu görevlilerini bile cepheleştiren bölünmeler, karmaşa ve terör..Yarasalardan başka kimse özlemiş olamaz o uğursuz maceraları.Erdoğan da, Baykal da dikkatli olsunlar!

Devamını Oku

Krizde sınama

10 Ekim 2005

Kuş gribinin Türkiye'ye sıçraması, deprem gibi, sel gibi bir doğa olayı. Ve elbette büyük bir talihsizlik.Bundan dolayı kendimizi kusurlu göremeyiz. Çünkü Asya'da ortaya çıkan hastalığın göçmen kuşların yollan üzerindeki ülkeleri birbirine ekleye ekleye yayılması beklenen bir tehlikeydi ve Dünya Sağlık Örgütü teyakkuz durumuna geçerek ilâç stoklarını artırmaları için tüm ülkeleri uyarmıştı.Dün bir arkadaş "AB ile müzakerelere başlamakla bağlantılı olumlu gelişmelerin biraz daha tadını çıkarmak kısmet değilmiş" diye yakınıyordu.Ben öyle düşünmüyorum. Benzer bir talihsizlik karşısında herhangi bir AB ülkesi ne yaparsa Türkiye de aynı reaksiyonu göstermiştir.Balıkesir'in Manyas ilçesindeki bir çiftlikte 2 bin hindinin telef olduğu haberi alınır alınmaz derhal 3 kilometre yançaplı bir bölge karantina altına alınmış, risk taşıyan binlerce kümes hayvanı itlaf edilmiş, bu işler hepimizin medyadan izlediği gibi özel giysili görevliler eliyle yürütülmüştür.Olay karşında gösterilen süratli tepki bile Tarım Bakanlığı örgütünün ve mülki idare amirlerinin teyakkuz durumunda beklemede olduklarını kanıtlayan mutlu edici bir farklılıktır.Manyas'taki hindileri telef eden sebebin "kuş gribi" olduğunun hiç gecikmeden ve yalana, dolana sapmadan açıklanması bile bizim için çok yeni bir şeydir.AB sürecinin yönetim kültürümüze getirdiği bu çağdaş değişim, kuş gribi şanssızlığına rağmen kutlanmayı hak ediyor. Kriz ortamında gerçek bir sınav yaşandı.Çernobil'deki nükleer santral kazasını hatırlayın ve zihniyet farkını kıyaslayın.Bu değişim yaşanmış olmasaydı Çernobil felâketinin ardından radyasyonlu çayları halka içirmek için televizyonda çay içen bakanın yerinde şimdi gripli kuşu kızartıp yiyen bir bakan görebilirdik.Doğa olaylarını felâket haline getirmeden göğüsleme yeteneği artmıştır Türkiye'nin.Başbakan'ın koçu mu?Başrolünü Kültür ve Turizm Bakanı Koç'un oynadığı "Sakal-ı Şerif" serüveni polisiye bir bilmeceye döndü.Polisten yardım istesek bile hangi uzmanlık alanına başvuracağız?Hırsızlık Masası bakmaz, çalınmadı çünkü.. Dolandırıcılık Masası deseniz şikâyetçi bulunmuyor. Emanet de şükür güvenlik altında.Galiba bu işe "Siyasi Ahlâk Polisi" el koymalı ama öyle bir teşkilât da maalesef mevcut değil. Hiçbir demokraside benzeri olmayan dokunulmazlığın ayıbını bana mısın demeden taşıyabilen bu parlamenterler varken öyle bir teşkilât olsa ne yazar!Bakan Koç, ayağına getirttiği Sakal-ı Şerifle ilgili dört beş hikâye anlattı. Hangisine inanacağız?Eski bir polis olan DYP lideri Ağar'a göre olan şudur; "Kutsal emaneti bir yere götürmeye veya göndermeye çalışıyorlardı, medyaya yakalanınca vazgeçtiler, suçu da Koç üstlendi."Yakında anlarız.Normalde Koç'un çoktan istifası etmesi, etmiyorsa azledilmesi gerekir. Bu olmuyorsa Mehmet Ağar'ın tahmini güç kazanacaktır.Bir Başbakan, halkın değerleriyle çelişen bir bakana, ancak önemli bir sırrını veya ayıbını taşıtıyorsa bu kadar katlanabilir, Koç'un pişkinliği de bu şüpheyi tahrik ediyor doğrusu..

Devamını Oku

Sayenizde!

9 Ekim 2005

CHP konuştukça batıyor. Çünkü iktidarın yanlışlarına değil, yaptığı doğru işlere muhalefet ediyor.Zor bir iş bu. Çünkü doğru bir işi yermek için onu bükmeniz gerekir. Başarırsanız fazla bir şey kazanmaz ama yutturamazsanız çok şey kaybedersiniz.Milletin büyük çoğunluğunu mutlu eden bir gelişme oldu. Türkiye aday iken AB'ye katılım müzakerelerine başlamış ülke statüsüne yükseldi. Bu mutluluğun ödülünü iktidara yedirmemek gerekiyordu. Ne yaptılar?3 Ekim'in bir zafer değil teslimiyet olduğunu iddia ettiler. Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, verilen tavizler yüzünden imtiyazlı ortaklığın bile zedelendiğini söyledi.Genel Başkan Baykal daha ileri gitti. Dün Fikret Bila'ya, kabul ettiğimiz şartların Kıbrıs konusunda Londra ve Zürih anlaşmalarından doğan haklarımızı yok ettiğini öne sürüyor, freni tutmadığı için daha büyük bir felâketin çanlarını çalıyordu:"Avrupa yarın 'bu anlaşmalar AB hukukuna aykırıdır' diyebilir. Hatta bu yaklaşımını Lozan'a kadar uzatmaya kalkışabilir!"CHP'nin siniri bozulduVatan'a verdiği mülakatta Onur Öymen, CHP'nin AB'ye karşı olmadığını kanıtlamaya çalışırken AB Komiseri Olli Rehn'i muteber tanık gösteriyordu. Çünkü Rehn "Biz CHP'nin başından beri AB üyeliğini kuvvetle desteklediğini biliyoruz" demişti.O zaman CHP'nin şaşırtan çelişkilerini ve hezeyanlarını da ona soralım:Soru- Çerçeve belgenin ikinci sınıf üyelik getireceğini söylüyorlar; ne dersiniz?Olli Rehn- İkinci sınıf bir statünün varlığından kim bahsediyorsa doğruyu söylemiyor.Soru- CHP'nin tavrını neye yoruyorsunuz?Olli Rehn- Kanımca ikilem içindeler. Çünkü uzun zamandır AB tam üyeliğini destekliyorlar. Şimdi de reformları AKP hükümetinin gerçekleştirdiğini görüyorlar.Galatasaray yöneticisi Gürsoy gecen gün bir itirafta bulunmuştu ya "Fenerbahçe sinirimizi bozuyor" diye, CHP'nin durumu da işte öyle bir şey..Öymen'den dansa davetMilli Görüş'ten çıkan AKP'nin AB yolunda elde ettiği sonuçlar CHP'nin iç uyumunu, yanlışlarını düzeltmek yerine suçlular üretmek ise ilişkilerini bozdu.Onur Öymen'in arkadaşımız Devrim Sevimay'a şu dedikleri acıklı bir güldürü değil mi:"Atatürk Ankara Palas'ta balolar düzenler, gelen kadınları modern dünyayla tanıştırmak için teker teker dansa kaldırırdı. Siz Erdoğan'ın bir tek balo düzenleyebileceğin!, oraya gelen bir kadını dansa kaldırabileceğini hayal edebiliyor musunuz?Böyle bir partiyi medya nasıl çağdaş diye ilân eder?"Eskiler "tut kelin perçeminden" derlerdi böyle durumlarda. Erdoğan'ın eksiği, balo düzenletmemek ve hanımları dansa kaldırmamaktan ibaretse ne mutlu ona.Onur Öymen kendini kandırmasın. AKP'yi medya çağdaş ilân etmedi. O ödül, tutucu CHP siyasetinin yan ürünüdür.Siyaset bir kıyas ve yarış ise çağdaş parti tacını AKP'ye kimin giydirdiğini merak eden Onur Öymen'e tavsiyemiz şudur:Aynaya bakın, cevabınızı alın!

Devamını Oku

Sakat kafalar!

8 Ekim 2005

Türkiye AB'ye girdiğinde tarih şu gerçeği mutlaka kaydedecektir: 3 Ekim 2005'te iyi ki CHP iktidar değildi!Baykal'ın ve parti sözcülerinin açıklamaları gösteriyor ki, iktidarda CHP olsaydı, çeyrek yüzyıl önce Ecevit liderliğinde sergilenen basiretsizlik aynen tekrarlanacaktı.Türkiye'yi geciktirerek vahim kayıplara uğratsa da Ecevit'in yanlışını telâfi şansı bulduk. Ama 3 Ekim'de müzakereye başlamayı reddetseydik Türkiye karşıtları bu tavrımızı köprüleri temelli uçurmaya yarayan bir altın fırsat olarak kullanacaklardı.Ve CHP bu kafayla bu fırsatı onlara verecekti!AB üyeliği hedefini, Cumhuriyet ve Atatürk devrimlerinden sonra Türkiye'nin en büyük uygarlık projesi sayan kitle şaşırmış durumdadır.Baykal "Beni zorla sevindirmeye çalışıyorlar, ben zorla sevmemem" diyor.Ne yaratıcılık ama!Orada dursa yine iyi. Türkiye'nin katılım müzakerelerine başlamış ülke statüsüne terfi edişini önemseyen değerlendirmelerin sahiplerine hakaret ve iftira ediyor:Milli mücadeleye karşı olan mütareke basını ile ilişki kurarak "müzakere basını" benzetmesi yapıyor. Ne yaratıcılık?!Deniz Baykal ve vokalistleri bu marifetlerini, değişim bayrağını Milli Görüş'ten ayrılanların kurduğu AKP'ye kaptırmamak yolunda göstermiş olsalardı keşke.Yazık ki solculuğu tutuculuğa rehin eden CHP, halkın gözünde Cumhuriyeti kuran devrimci özünü de çoktan kaybetmiştir.Baykal ve dar çevresi, şu anda sadece Tayyip Erdoğan ve partisinin şansıdır. CHP sadece kendine zarar veriyor. Ama ilerde AKP'nin rekabetsizlikten dolayı tehlikeli sulara girmesinin sebep olabilir ve zararı genişleyebilir.Atatürk'le didişmek..AB'ye ilerleyen bir Türkiye, CHP'nin derdi olacaksa varsın olsun.AB üyeliğini savunan basını, milli mücadeleye ihanet edenlerle bir tutan anlayış kendini mahkûm ermiştir.Çünkü AB, Atatürkçü özlem ve hedeflerin çağdaş plandaki adresidir. Fakat kaderimize bakın:CHP sözde Atatürkçü ama AB'ye karşı duruyor; AKP ise AB'yi ve çağdaş değerleri savunurken Atatürk'e şaşı bakıyor.Geçen gün CHP Milletvekili Orhan Sür, sekizinci sınıf İnkılâp Tarihi kitabından Atatürk'ün 10. Yıl Nutku'nün çıkarılmasını mesele yaparak meclise götürdü ve Milli Eğitim Bakanı'ndan bunun nedenini sordu.Biz de merak ediyoruz; Atatürk'ün "Türk Ulusunun büyük ulus olduğunu bütün uygar dünya az zamanda bir kere daha tanıyacaktır" dediği ve "Ne mutlu Türküm diyene" sözleriyle bitirdiği o önemli söylevin çocuklarımıza öğretilmesinde AKP ne sakınca görmüştür?Tutucu CHP, reformcu ve değişimci kimliğini tekrar ne zaman kazanır bilmiyoruz.Ama AKP, Atatürk'le sinsice çatışarak değişimci değil sadece "takıyyeci" olunabileceğini kavramakta dileriz çok geç kalmaz!

Devamını Oku

Utanma kriterleri

7 Ekim 2005

Avrupalı olmanın ne anlama geldiğini kime sorsanız alacağınız cevap, özlemlerle dokunmuş tarifler olacaktır.İnsanın özlemlerini, içinde yaşadığı çarpıklıklara duyduğu tepkiler belirliyor daha çok.Bizi maddi ve manevi mağdur eden haksızlıklara son verecek çözümlerin neredeyse tümünü halkımızın AB'ye üyelik sürecinde araması sebepsiz değildir.Seksen bin sayfalık AB müktesebatını oluşturan kurallar ve standartlar, aslında Avrupa uygarlığının zenginliğini yansıtıyor.Türk halkı bu yaşam kültürüne daha ileri kaliteler ekleyecek konuma ne zaman gelecek; fikir yürütmek zevkli olabilir. Ama şimdi daha yorucu bir görevimiz var.O da alışkanlıklanmızı AB kriterlerinin eleğinden geçirerek yanlışlarımızı görmek ve mümkün olan süratle düzeltmek...AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Rehn'in Ankara'ya gelişi hesapta olmayan kazanımların sebebi olabilir pekâlâ..Finlandiyalı siyasetçi uçağın ucuz bölümünde geldi Türkiye'ye.Bu durumu bizim bakanlar örnek alarak AB'ye hepimizden önce girseler fena mı olur?Millet Meclisi'nde 50 tanesi kırmızı plâka taşıyan makam otomobili olmak üzere 174 araç var. Dün toplanan Başkanlık Divanı 50 yeni araç alınmasına karar vermiş.Bu makam araçlarını meclis komisyonlarında ve divanda görevli parlamenterler kullanıyorlar.Kırmızı plâkalı araçların şoförü, yakıtı ve tamir masrafları da devletten.. Niye?Öyle gelmiş, böyle gidiyor..Avrupa Parlamentosu'nda, AB üyesi ülkelerin milli meclislerinde benzer uygulama var mı?Hayır yok. Sadece görev gereği geçici tahsis yapılıyor onlarda.Türkiye'deki yüz bini aşkın makam arabası, saltanat özentiliğinin ilkel göstergesi olarak yıllardan beri eleştiri konusudur.Son seçimde geçmiş iktidarı hezimete, AKP'yi de iktidara taşıyan millet iradesi üstünde bu rezaletin ne kadar etkili olduğu unutulmuş olabilir mi, olamaz.Ama görüyorsunuz, iktidara gelenler unutuyor. Yani bizce asıl mesele unutkanlıkla ilgili değildir utanma duygusu ile ilgilidir.Tarama süreci "utanma kriterleri" ile açılmalı!Özür dilemek çok mu zor?Agos Gazetesi Genel Yayın Müdürü Hrant Dink 6 ay hapse mahkûm oldu.Mahkeme "Türk'ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni'nin Ermenistan'la kuracağı asil damarında mevcuttur" diye yazan Dink'in Türklüğe hakaret suçu işlediğine hükmetti. Ama sabıkası yok ve tekrar suç işlemez kanaati ile cezasını erteledi.Dink "Eğer hakaret etmediğimi bu topluma inandıramazsam ülkeyi terk ederim" demiş.Bu kadar lâfa ne gerek var?Önce maksadını aşan bir yoruma sebebiyet verdiği için vatandaşlarından özür dilesin Hrant Dink. Bavulunu toplamaya sonra karar versin.Belki gerek kalmaz!

Devamını Oku

Aç gitsin olmaz!

7 Ekim 2005

Türban ve imam hatip takıntısından kaynaklanan YÖK husumeti iktidara yanlış şeyler yaptırıyor.Geçenlerde Başbakan, özel üniversitelere izin vermediğini söylediği YÖK'ü suçlarken "kafaları basmıyor" diye konuşmuştu.YÖK Başkanı basın toplantısı düzenleyip özel üniversiteye kendilerinin değil anayasanın izin vermediğini hatırlatarak "Kimin kafası basmıyor?" veya "Kim neye kafayı takmış?" sorularına açıklık getirmiş oldu.Dün de Milli Eğitim Bakanı aynı takıntıya yenildi. "Ruhban okulu ne olacak?" diye soran bir gazeteciye cevap verirken sözü YÖK'e getirmek uğruna hatalar yaptı. Özetle dedikleri şu:"Okulu 24 saatte açarım. Bugüne kadar kapalı kalması doğru değil. AB olmasaydı da böyle düşünürdüm. Ortodoks falan değilim, Müslümanım. Dinimin emrettiği, kültürümün gerektirdiği budur!"Hüseyin Çelik saltanatın Maarif Nâzın mı, cumhuriyetin Milli Eğitim Bakanı mı?istikametini dinin emirlerinden mi, cumhuriyetin yasalarından mı alacak?Aynı demecinde bakan sözü YÖK'e getirip yapısını değiştireceklerini, AB'nin ilerleme raporunda bile bu konuda ifadelerin yer aldığını savundu.Hemen belirtmek gerekir ki, ruhban okulunun kapalı olması ile YÖK'ün hiçbir alâkası bulunmamaktadır.Bu okul özel okulların devletleştirilmesi sırasında, yani 34 yıl önce kapanmış, açılması mümkünken Patrikhane'nin kaprisleri nedeniyle kapalı kalmaya devam etmiştir.Hiçbir egemen ülkede kamu otoritesinden bağımsız okul olmaz. Patrikhane seçim yapmak zorunda: Adadaki okul ya YÖK'e bağlı olacak veya Milli Eğitim Bakanlığı'na..Ama ekümenik kimlik iddiası yüzünden Patrikhane, bağımsız bir devlet gibi ruhban okulunu hiçbir Türk makamına hesap vermeden yönetmek istiyor.Bu inat kırılmadıkça Bakan Çelik okulu 24 saatte değil, 24 yılda bile açamaz. Hukuk devletinde "Ver gitsin, aç gitsin" olmaz.Radikal İslamcı tarikatlar yarın Heybeliada'yı örnek göstererek kendi okullarını açmak için sıraya girecek olurlarsa ne diyecek?İlk ders tevazuOlli Rehn Türkiye'ye gelirken çok değerli bir ahlâk kriterini yanında getirdi.AB Komisyonu'nün Genişlemeden Sorumlu Komiseri, bakan seviyesinde protokol uygulanan bir kişidir. Onu Brüksel'den getiren uçak önceki gece Esenboğa'nın VIP terminali önüne yanaştı. Kırmızı halılar serilmiş, değerli konuğu karşılayacak zevat hazır bekliyordu.Aşağıdakilerin bilmediği şuydu ki Olli Rehn bu yolculuğu Business Çlass'ta değil ekonomik mevkide yapmıştı.Öteki yolcuların arasına karışarak uçaktan indiği için kırmızı halı, yüz kızartıcı bir özenti olarak yüzden çok ayak tarafından çiğnenmek suretiyle müstahakını buldu!Terminalde de uçakta da yolcularla yan yana gelmekten "korunan" siyasetçilerimiz acaba bu tevazu dersinden bir değişim fazileti çıkaracaklar mı?

Devamını Oku