Öncü gösterge

28 Eylül 2005

Yaklaşan tarihi dönemecin kazasız geçileceğine işaret sayılacak iki haber çıktı dünkü VATAN'da..Onun için AB ile müzakere masasına oturacağımız 3 Ekim'le ilgili karamsar senaryolardan fazla etkilenmeyin. Siyasetçilerin iki yüzlülüğü işleri kördüğüme çevirse de tarih rotasında ilerliyor.AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn komisyonun bugüne kadar görülen "en katı müzakere çerçeve belgesini Türkiye için hazırladığını söyleyebilmiştir.Ama buna rağmen sorunlar çözülecek ve Türkiye'nin AB ile üyelik müzakereleri 3 Ekim'de başlayacaktır.Bu başlangıç Türkiye için aynı zamanda yeni bir hayata, yeni bir dünyaya giriş yapmak olacaktır.Kötü kıyas ama...İki gün önce İngiliz The Guardian Gazetesi'nde ilginç bir yorum çıktı. Gazete Türkiye ve Irak'ta biri "Avrupa stili", diğeri "Amerikan modeli" iki rejim değişikliği gerçekleştiğini belirterek şu karşılaştırmayı yapıyordu:"Bir yanda ABD'nin helikopterler ve tanklarla gerçekleştirdiği şok ve dehşet operasyonu, öbür yanda ise AB'nin 80 bin sayfalık müktesebatı uygulamasını kolaylaştırmak için Türkiye'ye danışmanlar, insan haklan savunucuları ve gıda denetçileri göndermesi... ABD tarzı rejimdeğişimi nasıl kaos yaratıyorsa AB'ye üye olan ülkelerde yaşanan değişim de Avrupa'ya o kadar gurur veriyor."The Guardian'ın yazısı Türkiye'ye destek niyeti taşımakla beraber ağır bir cehalet kusuru işliyor.Kıyas benzerler arasında yapılır. Irak kurtuluş savaşı mı yapmış?Bir Atatürk mü görmüş?Hangi çağdaş devrimi yaşamış?Para kokuyu aldıÜzülsek de algılama budur..Avrupalı, Türkiye'yi hep "Ortadoğu mahallesi"nin bir üyesi Saddam'ın ve Esat'ın komşusuolarak gördü.Müzakere süreci Avrupa'yı Ortadoğu'ya, Türkiye'yi Avrupa'ya kazandıracaktır. Gazete bundan, Avrupa'nın da feda edilemez menfaatleri olacağını yazıyor.Güvenilir öncü göstergeleri saptamakta uluslararası sermaye siyasetten daha becerikli oluyor. Çünkü onlar yanılgılarının bedelini para ile ödüyorlar.O nedenle riskleri olduğu gibi fırsatları da en gerçekçi biçimde okumayı biliyorlar.Dünyanın en büyük bankalarından biri olan Morgan Stanley fonlarını yönettiği yatırımcılarını uyaran son raporunda şunu dedi: "Türkiye'de yüzde 15 faiz geliri için son günler; fırsatı kaçırmayın!"Çünkü Türkiye'de büyüme hızlanırken enflasyon ve buna bağlı olarak faizler düşecektir..3 Ekim'de başlayacak müzakere süreci de bu değişimi güvence altına alacaktır..

Devamını Oku

Sorun Amerika

26 Eylül 2005

Türkiye Cumhuriyeti'ni uyandırması gereken çan sesleri. Yani tehlike çanları..Uyarı dün Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Büyükanıt'tan geldi. Komutan Kara Harp Okulu'nda şöyle dedi:"Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin terörle mücadelesini 'saldırgan askeri operasyonlar' olarak tanımlayan ifadeleri, Türkiye Cumhuriyeti'ni uyandırması gereken çan sesleri olarak izlemekteyim."Avrupa Parlamentosu'nda geçen hafta yapılan "Kürt sorunu" konferansındaki bazı sözler ve talepler belli ki askerleri rahatsız etmiş.O toplantıda Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir ile eski DEP milletvekili Hatip Dicle, gerçekten de bu tepkileri hak eden sözler söylemişlerdi.Örneğin Baydemir: "Her türlü çatışma stratejisi, silâhlı eylem ve askeri yöntemlerin demokrasi ve barış girişimlerini sonuçsuz bırakarak çözümsüzlüğü derinleştirdiğine inanıyoruz.."Eşkıyaya özgürlük!Ve ardından açık bir terör şantajı: "Demokratik siyasetin kanalları kapanırsa siyasetin dili tekrar şiddet olacaktır.."Baydemir'in "demokratik siyaset" dediği nedir ki? Onu da takım arkadaşı Hatip Dicle cevaplamıştı:"Dağlardaki silâhlı militanların, cezaevlerindekilerin ve yurt dışındakilerin koşulsuz olarak siyasi yaşama katılım haklarını elde etmeleri.."Görüldüğü gibi bütün katil ve eşkıyanın affedilip siyaset sahnesine doluşması, "Kürt sorunu" başlığı altında yürütülen faaliyetin bir numaralı hedefi olarak artık gizlenmiyor.PKK, yandaşlan ve tehditle kullandığı kişiler eliyle Türkiye'ye tuzaklar kuruyor. Taktik, bir yandan Kuzey Irak'ı kullanarak terör baskısı uygularken diğer yandan AB ile üyelik müzakereleri ortamında Ankara'yı yeni bazı taahhütlerin altına sokmaktır.Bu kadarı da fazla..İzan taşıyan kimse bu taktiklerin basan şansı taşıyacağını düşünemez. Nitekim Orgeneral Büyükanıt "Türkiye, tarihin en kanlı terör örgütünün cinayetlerini ve barbarlıklarını demokrasi, özgürlük ve barış gibi değerler ile örtüştürmeye çalışanların oyununa gelmeyecektir" demiştir.Bu eleştiri ve uyarıları yapmak niçin askere düşüyor?Komutanın işaret ettiği yerde sivil siyasetçiler tehlike görmüyorlar mı?Terör şantajı sona ermeden, "Kürt sorunu"nu çözmenin mümkün olamayacağını anlamıyorlar mı?PKK'ya cüret kazandıran sebep Irak'ta elde ettikleri Amerikan korumasıdır.Irak savaşında kendini ihanete uğramış sayan Amerika'nın Türkiye'den hınç alma saplantısı ahlâk sınırlarını aşmıştır artık.Askeriyle, sivil siyasetçileri ile önce Wasington'u bu ayıptan vazgeçmeye ikna etmek zorundayız.

Devamını Oku

Hangisi doğru

25 Eylül 2005

Başbakan'ın Diyarbakır konuşmasının tartışmaları bitmedi.Çünkü farklı açılardan yaklaşanlar, o konuşmada eleştirilecek unsurlar da bulabiliyorlar, övülecek unsurlar da..Mesela Iraklı Kürt lider Barzani VATAN'a verdiği mülakatta konuşmayı çok beğendiğini, takdir ve teşekkürlerini Erdoğan'a ilettiğini söylüyor.Barzani'ye göre Erdoğan'ın sözleri "cesaret dolu doğru bir adım" dı.Iraklı Kürt lideri etkileyen sözler neydi, özetle hatırlayalım:"Her ülkede geçmişte hatalar yapılmıştır, yok saymak büyük devletlere yakışmaz. Sorunlar hepimizindir. Kürt sorunu bu milletin bir parçasının değil, hepsinin sorunudur.Bu ülkenin Başbakanı olarak o sorun herkesten önce benim sorunumdur. Biz büyük bir devletiz ve millet olarak her sorunu daha çok demokrasi, daha çok vatandaşlık hukuku, daha çok refahla çözeceğiz.."Baykal'ın korkularıDün CNN Türk'e konuşan CHP lideri Deniz Baykal, Kürt kökenli yurttaşların etnik kimliklerini ifade edip dillerini konuşabilme haklarını, gerçekleşen reformlarla aldıklarını ama son zamanlarda bunun yetmediğine dair işaretler görüldüğünü belirterek şunları söyledi:'Şimdi pek çok çevre 'bununla iş bitmedi ki' diyor. !Benim birey ola rak Kürt kökenli olduğumu söylemek yetmiyor' diyor. 'Beni Kürt olarak devlette belli bir noktaya yerleştirin' diyor. 'Biz bu milletin parçası değiliz' diyor. Bu anlamda bir etnik sorunu kabul etmek çok yanlıştır.."Baykal'a göre Başbakan da "Kürt sorunu" dedikten sonra gelen tepkiler yüzünden bu söylemden vazgeçmiştir.Haksızlık etmemek lâzım, Başbakan o konuşmadan hemen sonra çözümün "tek devlet, tek millet, tek bayrak" temelinde aranacağını belirtmiş, yanlış anlamaların yolunu kapatmıştır.Bunları yapabilirizBaykal'ın sözünü ettiği tehlikeyi, düşmanlarla kuşatıldığımız kuruntusuna saplanmış dar görüşlülük değil, Başbakan'ın o konuşmasında dile getirdiği ruh göğüsleyecektir.Arkadaşımız Devrim Sevimay soruyor: "Sizce tarih tüm Kürtlerin aynı devlet çatısı altında toplandığı bir devleti görecek mi?"Barzani'nin cevabı:"Bence doğru politikalar uygulanır, Kürt halkları aşağılanmaz, eşit vatandaş olarak görülürse, Kürt halklarının yaşadığı devletler (Türkiye, İran, Irak, Suriye) de bu sorunlarını demokratik biçimde çözmüş olur.."Hep söylüyoruz, saygı gören bir kültür, bölünmenin değil bütünleşmenin sebebidir. Türkiye bu gerçeği görmüş, yolunu açmıştır. Kürt sorununu demokrasi çözecektir.Onun vadesini ise, bölücü teröre karşı kazanılacak kesin zaferin zamanı belirleyecektir.

Devamını Oku

Bu da bir ders!

25 Eylül 2005

Ermeni konferansı ile ilgili gelişmeler, Başbakan'ın kısa süreli "hafıza kaybı"ndan doğançelişkiyi örttü.Oysa o olay, şahsen benim 45 yıllık meslek deneyimime eklediğim yeni bir dersti. Yanıldım ve aklın yolunu izleyerek doğruyu bulmanın her zaman mümkün olmadığını öğrendim.Cuma gazetesinin tartışıldığı toplantının gündeminde, Başbakan'ın İsrailli işadamı Ofer ile ilişkileri bağlamında üreyen söylentilere cevabı da yer alıyordu.Başbakan o gün (Perşembe) bir toplantıdan çıkarken gazetecilere şunları söylemişti:"Benim Sayın Öterle, Başbakanlık'ta veya bir başka yerde görüşmem olmadı!"Masadaki arkadaşlardan biri, Başbakan'ın açıklamasını çürütecek bir belge bulunduğunu, bu belgeyi yayınlayarak Erdoğan'ın en azından unutkanlığını ortaya koyabileceğimizi söyledi.Başbakan yanılttıBelge Sami Ofer'in 14 Ağustos 2003 tarihinde Ankara Bilkent Otel'de gerçekleşen buluşmalarından duyduğu memnuniyet ve şükranı Başbakan'a sunduğu bir mektuptu.O buluşmaya tanıklık edecek kimse yok ve öbür yanda Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, İsrailli işadamı ile hiç bir yerde görüşmediğini daha net ifade edemezdi.İddialar, iktidarın özelleştirme alanındaki cesaret ve kararlılığını baltalamak isteyen muhalif çevrelerin tertip ve kışkırtmaları olabilirdi.Başbakanlık makamına yükselmiş bir siyasi lider, nasılsa ortaya çıkacak bir gerçeği bu kadar kesin ifadelerle inkâr etmez.Çünkü yalanın ortaya çıkması ile tahrik edilecek şüpheler, o ilişkinin kabul edilmesine yönelecek eleştirilerden çok daha yıkıcı olabilir.Peki mektup?. Bu alan ticari rekabetin de acımasız mücadelesine sahne oluyor.Yani mektubun sahte olması ihtimali, Başbakan'ın gerçeği çarpıtıyor olması ihtimalinden niçin daha yüksek olmasın?Şüphe hep olacakAma yanıldım. Akıl yoluyla bulunacak doğrulara Türkiye'nin siyaset doruklarındaki gerçeklerin külahı ters giydirdiğini on saat sonra öğrendim.Çünkü saat 13.30'da "Sayın Ofer'le Başbakanlık'ta veya bir başka yerde görüşmem olmadı" diyen Tayyip Erdoğan, saat 23.30'da atv'deki mülakatında "Ofer ile Davos'ta bir kez görüştüm" dedi.Ne oldu bu arada?. Büyük ihtimalle Başbakan atv'ye çıkmadan önce ertesi günkü gazetelerin "görüşmedim" iddiasını çürüteceklerinden haberdar edildi.Akıl yolu tıkandığına göre artık Başbakan'ın bu itirafının gerçeklerin tümünü kapsamadığından şüphe edebiliriz.Başbakan bir kez değil, dört kez de görüşmüş olabilir!Ama sorun bu değil..Çağın gerçeklerini bilen ve yaşayan bir toplum, başbakanın dünyanın tanınmış yatırımcı işadamlan ile buluşup görüşmesini yadırgamaz.Bunun tersi öküz altında buzağı aramaktır. Ama başbakan bu doğal ilişkiyi gizliliğin gölgesinde kurar ve günah gibi saklamaya çalışırken yakalanırsa?.

Devamını Oku

Bunu da aştık..

24 Eylül 2005

Ermeni Konferansı'nı düzenleyen muhalif aydınlar yeni bir karmaşanın sebebi oldular.Kimileri onlar gibi düşünüyor, kimileri tam karşıt tezleri savunuyor. Ama hepsi o kadar değil. Benim gibi olanlar da var. Ben "Soykırım niyetiyle Türkler Ermenileri kesti" diyenlerden değilim ama bunlan diyecek olanların bile susturulmaması gerektiğini düşünüyorum.İnancım, doksan yıl önce cereyan eden trajedide kusur ve suçun tek tarafta toplanmadığı, çok taraflı olarak dağıldığıdır.Olayın üstünden geçen zaman, suçlulan değil gerçeği aramayı, polisiye değil bilimsel davranmayı gerektiriyor.Karşıt görüşe tahammül göstermekten korkmamalıyız. Yeter ki bilgi ile beslenebilelim. Onu kullanır tezimizi savunuruz.Hayal değil hayatDaha önce yazmıştım ama etkilendiğim için tekrarlıyorum..Amerikalı tarihçi Justin McCarthy bir konferansta özetle şunu söylemişti:"Osmanlı Ermenilerini dış güçler isyana kışkırttı. Savaş içindeki Osmanlı da ihanete uğradığını düşünerek Doğu'daki Ermeni nüfusu göçe mecbur etti. Ama savaş şartlarında onları yollarda koruyamadı. İki taraf da acı çekti, çok kayıplar verdi.."Peki sonuç?. Amerikalı tarihçi şu öğüdü vererek bitirmişti konuşmasını:"Size 'Ermeni soykırımını kabul edin bitsin bu iş. Bir şey kaybetmez kazanırsınız' diyeceklerdir. Rahatınız için atalarınıza haksızlık etmeyin. Bu suçlamayı hak edecek bir şey yapmadılar çünkü."Muhalif aydınların bugün toplanacak olan konferansında McCarthy gibi bir yabancı şöyle dursun, bir Türk bilim adamı bile bulunacak mı? Bilmiyoruz. Ama ona rağmen bu konferansın en ufak bir idari engelleme ve rahatsız edici en küçük bir müdahale olmadan gerçekleşmesini istiyoruz.Çünkü bu davada yasaklarla korunmaya mahkûm olmadığımıza inanmıyoruz. Ayrıca Türkiye'nin demokrasiyi hayalinde değil hayatında yaşayacak düzeye geldiğine güveniyoruz.Sistem çözdü işteErmeni Konferansı'nın İdare Mahkemesi karan ile durdurulmasına gösterilen tepkinin yaygınlığı, Türkiye'yi kötülemek için fırsat bekleyen güçleri şaşırtmış olmalıdır.İdare Mahkemesi karan Başbakan ile Dışişleri Bakanı tarafından eleştirilmenin ötesinde kınanmış, Adalet Bakanı da temelde karşı çıktığı konferansın "başka bir üniversitede" yapılmasına adeta danışmanlık vererek hizmet etmiştir.Dün en çok AP Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Lagendijk'in tepkisi dokundu bana. "Yargı kanadının bir bölümü Türkiye'nin ilerlemesini istemiyor" sözleri, peşin hükümle beslenen acımasız bir aceleciliktir.Bir mahkeme, yargının bir kanadını temsil etmez. İşte sistem konferansın önünü açmış, sorun çözülmüştür. Övünebiliriz."Ermeni soykırımı yoktur" diyenlere Fransa ve İsviçre hapis cezası veriyor. Avrupa kendi pisliğini temizlesin!

Devamını Oku

Çaresi var..

22 Eylül 2005

Son ihaleler Türkiye'nin artık ekonomik olarak kazanma dönemine girdiğini gösteriyor.Tutucu politikaların yarattığı açmazları geçmişte hoyratça sömüren uluslararası sermaye Türkiye'ye faiz tokatlamak için değil yatınm yapmak için geliyor.Bunu yaparken de ölmüş eşek fiyati vermiyor, hayalimizi aşan paralar ödüyor.Uzanlar'ın bir radyosuna bir Kanada firmasının hem de peşin olarak 33 milyon dolar teklif vermesine Ertuğrul Özkök dün sütununda takdirle kanşık hayret gösteriyordu. Haklı değil mi?Ama biz bayram edeceğimiz ortamları bile zehirlemeye bayılırız, işte ihalelerle ilgili şüpheci yorumlar günlerdir kamuoyunu meşgul ediyor.Peki kabahat kimin?Halkımız şuna inanır ki çok lâf yalansız, çok para talansız olmaz.. "Türkiye zenginleşiyor" denirken sofrasına bir zeytin bile eklenmediğini gören insanlar doğal olarak şüpheye düşeceklerdir.Hele haklarındaki suçlamalardan çıkardıktan af yasaları ile kurtulan, seçimden önce söz verdiği milletvekili dokunulmazlıklarını kaldırmamak için her şeyi göze alan bir iktidar varsa elbette herkes, perdenin arkasını merak edecektir.Başbakan dün "TÜPRAŞ ve Galataport ihalelerinde usulsüzlük iddialarını kabul etmem mümkün değil" dedi.TÜPRAŞ'ı Koç Grubu'nün satın aldığı ihaleden alti ay önce yüzde 14,7'lik blok satin alma ile 240 milyon dolar kazanç sağladığı ileri sürülen İsrailli işadamı Sami Ofer'le ilişki kurduğuna dair iddialan da reddetti. "Sayın Ofer'le görüşmem olmadı" dedi.Başbakan bu şüpheciliğin kendisini üzdüğünü söylüyor.Hiç üzülmesin.Toplumsal denetim böyle yürüyor bizde. Eğer Türkiye'nin değer kazanmasından doğan keyif gölgelensin istemiyorsa daha dikkatli, daha şeffaf olacaklar...Özelleştirmeye giren yatırımcılarla içli dışlı olmayacaklar, bu görevi teknokratlara, bürokratlara bırakacaklar...Bir de iktidarın ahlâki kanaat notunu kıran dokunulmazlıkları kaldırmama inadından vazgeçecekler!Bu da halkı bölmek...Tayyip Erdoğan demokrasi derslerini asıl İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi'ndeki arkadaşlarına versin ve onları eğitsin..Çünkü ellerine geçen gücü nasıl hedef kitleye hiç danışmadan tepeden inmeci kullanabildiklerini göstermişlerdir.Kadıköy Belediye Başkanı, müftünün bile "bölgede camiye ihtiyaç var" demediğini, Kadıköy Belediye Meclisi'nin de talebi olmadığı halde Göztepe Parkı'nın cami yapımına tahsis edildiğini söylüyor.Görüyor musunuz olanı?Ortada hiçbir sebep yokken bir grup insan "cami isteriz" safına davet ediliyor, "parka dokunulmasın" diyen bir kitle de "cami istemeyenler" konumuna sokuluyor.Ayıbından vazgeçtik, günah değil mi?

Devamını Oku

Yolumuz açıldı

22 Eylül 2005

Türkiye'nin "Güney Kıbrıs'ı tanımıyorum" deklarasyonuna AB'nin cevabı nihayet çıktı.Uzlaşmanın en sevindirici sonucu, Türkiye'nin 3 Ekim'de üyelik müzakelerine başlamasına yeşil ışık yakıyor olmasıdır.Bilindiği gibi Türkiye, Gümrük Birliği anlaşmasını AB'nin on yeni üyesine de uygulamayı taahhüt eden protokolü imzalarken beraberinde bu taahhüdün Güney Kıbrıs Rum yönetimini tanıdığı anlamına gelmediğine dair bir deklarasyon da yayınlamıştı.AB liderlerinin baştan kabul ettikleri bir gerçek olmasına rağmen tarihe kayıt düşen bu bildiri, Türkiye karşıtları tarafından müzakerelerin önünü kesme bahanesi olarak kullanıldı.Biz, AB'nin kurumsal kimliğini inşa eden değerlerin (ahde vefa ve hukukun üstünlüğü) Türkiye'yi nasıl bugüne kadar koruduysa yine koruyacağına inandık.Ama bu durum Rum ve Fransız oyunlarının göğüslenmesinde dostuklarını gördüğümüz Almanya ve İngiltere'ye teşekkür borcumuz bulunduğunu unutturamaz.Fransız Le Figaro Gazetesi dün AB dönem başkanı İngiltere'nin Brüksel'deki diplomatlarına tek bir talimat verdiğini, bunun da "Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekim'de başlamasını sağlayın" olduğunu yazıyordu.Uzlaşma metnine göre Türkiye'nin Kıbrıs Rum tarafını tanıması için önünde uzun bir zaman bulunacak.Türkiye en az on yıldan önce AB üyesi olacak gibi görünmüyor. Hedefini bilen bir toplum için kredi de sayılır bu.Bizce müzakerelere başlamak, tam üye olmak kadar önemlidir.Kıbrıs Rum yönetimini tanıma dayatması aşıldığına göre önümüzde fırsatlarla dolu bir gelecek açılmaktadır.Hedefe vardığımızda hiçbir anlamı kalmayacak sebeplerle kavga ederek bu fırsatları heba etmeyiz inşallah..Şehit değil kurbanGazeteler herhalde son bir yıldır dünkü kadar yoğun okur mesajı almamıştır.Bu mesajlar Adana'da bir otel odasında ölü bulunan "TV şöhreti" Ata Türk'le ilgiliydi. Annesi Semra Hanım ondan "şehit" diye söz etmiş, cenazesi de bayrağa sarılarak kaldırılmıştı.Osmanlıca-Türkçe Lügat "Şehid"i şöyle açıklıyor: Din veya yüksek bir ülkü uğrunda ölen kimse; savaşta ölen..Yani Ata şehit değildir..Bayrak Kanunu, Türk bayrağının kimlerin cenazesinde kullanılabileceğini belirliyor. Ata'nın durumu buna da uymuyor.Toplum "Hiçbir mukaddesimiz kalmadı mı?" endişesindedir ve haklıdır.Ama korkuları fazla abartmamak lâzım.Ata'nın şehit değil olsa olsa bir kurban sayılabileceğini herkes biliyor. Bayrağa sarılmasının yanlışlığını da..Bizce toplumdan yükselen itirazın büyüklüğü, yasal bir cezadan daha anlamlı ve etkili olmuştur.

Devamını Oku

Bitsin bu oyun!

21 Eylül 2005

Devlet okullarını yönetenler kendilerini savunamamanın sıkıntısını çekiyorlar.Biri mektubunda şöyle yakınıyordu:"Sayın Bakan'ın atıp tutmalarına bakmayın, kayıt parası bu değirmenin suyudur. Okulumuzda bine yakın öğrenci, otuza yakın öğretmen var. Bütün idari işleri bir memur, temizlik işlerini bir hademe yapabilir mi? Yapamaz ama kadro bu.. Devlet yakacak tahsis ettiğinde bile kapımıza bırakmaz. Biri telefon açar 'Kömürünüz geldi, Haydarpaşa'dan aldırın' der. Hangi sihirbaz parasız döndürebilir bu çarkı?"VATAN muhabirlerinin, sürülme korkusu ile konuşamayan okul yöneticileri çevresinden, kimlikleri gizli tutulacak vaadi ile elde ettikleri bilgiler şu gerçeği ortaya koyuyor:İl özel idareleri okul yönetimlerine zorunlu harcamalarını karşılamak üzere komik miktarda para gönderiyor.Okullar, velilerinden ötürü en büyük oy deposudur. O nedenle Başbakan ve Bakan halkın önünde "kayıt parası alınmayacak" diye kükrerler. Fakat gönderdikleri paralarla bir aylık tuvalet kâğıdı masrafının bile karşılanamayacağını söyleyen yöneticilerle baş başa kaldıklarında farklı ses verirler:- Bildiğiniz gibi yapın!Kayıt parası ödemeyen velilerin çocukları için "gariban sınıfı" açan okul müdürü manşetlere çıktığı gün Bakan Çelik demişti ya:- Eğitimde birinci mevki, ikinci mevki olmaz. Bunu kabul edemem!Samimi olsun ve kabul etsin.Çünkü eğitimde birinci ve ikinci mevki maalesef vardır. Hatta en arkada bir "müşkül mevki" bile var.Siyasetçilerin suç üstü yakalandıklarında günah keçisi olarak taşlattıkları okul yöneticileri işte o vagona biniyor!Bu ayıplı oyun bitsin artık.İktidar ya dediğini yapıp kayıt parası toplanmasını kesin olarak önlesin veya bedava kitap dağıtma fiyakasından vazgeçip bağışları resmileştirsin.Okuluna ve velisine göre farklı bağış haraçtır; yolsuzluğa, haksızlığa çok açıktır.Haraç ile devlet yan yana gelmez!Başbakan'ı yormayınTecrübesi geliştikçe Başbakan, siyasi kavramlara yeni tanımlar üretiyor.Algılama kabiliyeti kıt insanları dahi, iyi bir ilkokul öğretmeni gibi aydınlatabiliyor!Irak Devlet Başkanı Talabani ile aralarında geçtiği söylenen diyalogu unutamayız.Talabani "Tutuklu bir terör örgütü elebaşının hücreden talimat vermesine nasıl izin veriyorsunuz?" diye soruyor.Erdoğan da tarihi cevabını veriyor:- İşte demokrasi budur!Başbakan dün Rize'de farklı ama yine çok net bir mesaj verdi:- Herkes tilkilik peşinde.. Dün farklı hortumcular vardı, şimdi farklı hortumcular var. Hepsini ayaklarımızın altına alacağız.Boş bulunup "Ne demek bu?" diye ayağa fırlamayın hemen.Anlayın işte...Bu da hukuk devleti!

Devamını Oku