Dünkü VATAN'ın manşetine iktidar sözcülerinin ne tepki göstereceğini merak ediyordum.Hiç ses çıkmadı. Bu tavır tipik bir çoban kurnazlığıdır. Kuzular uyanmadıktan sonra kim ne isterse söylesin. Çünkü çoban için önemli olan kuzuların düzenli olarak kırpılmaya ve nihayet mezbahaya kuzu kuzu gitmesidir!Son zam ardından benzinin litresi Türkiye'de 2 dolar sınırını aştı.Bu dünya rekorudur.Türk halkı fert başına düşen geliri kendisinden on kat daha fazla olan toplumların akaryakıta ödediği paranın fazlasını ödüyor.Bu fark yüzde 30'larda yoğunlaşıyor ama meselâ Amerika söz konusu olduğunda üç katını, Bulgaristan kıyaslamasında bir katını aşıyor.Bire üç vergi olmazÖnümüzdeki bu tablo, zamların ve litresi 2 dolara çıkan benzinin suçunu sadece ham petrol fiyatındaki hızlı artışa bağlayan sözcüleri yalanlamaktadır.İşin gerçeği şudur ki dünyanın bütün ülkeleri, ham petrol fiyatı yükseldikçe uyguladıkları vergileri oransal olarak düşürmüş, bizdeki iktidar ise vergi gelirlerini artırmak için bu krizi fırsat bilip kullanmıştır.Evet, dünya fiyatları hayal edilemeyecek seviyelere çıktı, ham petrolün varili 30 dolarlardan 70 dolara fırladı, bu yüzden bir litre benzinin maliyeti yanm dolara kadar yükseldi. Birkaç yıl önce böyle bir tahmin dünyanın sonu sayılırdı.Türk hükümeti o yarım dolarlık benzinden bir buçuk dolarlık vergi alıyor, yine de bir şey olmuyor..Fazla kaçtı geri gelAKP iktidarı hiçbir kuyu açmadan petrol bulmuştur!Bu yıl 106 katrilyon lira vergi toplayacağını hesap eden devlet bu paranın dörtte birini tek başına akaryakıt istasyonlarında tahsil edecektir.Ünlü Dallas dizisindeki katakulli ustası JR'ı bile çırak çıkaracak bir petrol volisi söz konusudur.Bu oyunu fazla zorlamamak lazım, bizdeki dizi biraz fazla uzadı. Kurnazlık sempatiktir, eğlendirir fakat bu soygun zulüm haline gelmeye başladı.İktidar ham petroldeki krizi istismar politikasını sürdürmekten artık vazgeçmelidir.Akaryakıtta ortaya çıkan fahiş fiyatın ekonomi ve üretim üzerindeki olumsuz etkileri bir yana, ahlâki vebali bile durmayı, düşünmeyi ve bu ayıbı düzeltmeyi gerektiriyor.Kantarın topuzunu kaçıran iktidar "dünyanın en pahalı benzininin satıldığı ülke" kötü şöhretinden Türkiye'yi kurtarmak zorundadır.Tabii siciline "Kuzuları bile isyan ettiren iktidar partisi" unvanını da eklemek istemiyorsa..
Dışarda ve içerde, hepsini toplasanız altı, en çok yedi bin silâhlı adamdır bunlar.Ve Türkiye gibi bir ülkeye bu kadar sınırlı bir gücün tehdit oluşturması garip bir durumdur. Daha fenası, terörün reklâmının yapılmasıdır.Bozguna uğrayıp dağılma sürecine giren PKK'ya, Irak'taki Amerikan işgali yeniden toparlanma fırsatı verdi.ABD'nin sorumluluğu bu terör örgütünü, işgal otoritesi olduğu topraklardan sürüp çıkarmaktı. Ama hem bu ahlâki görevini yapmadı hem de müttefiki olan Türkiye'nin meşru savunma hakkını kullanmasına izin vermedi.Bizi durdurmak için bir süper güce yakışmayacak bahaneler ve önerilerle komik durumlara düştü.PKK'yı konuşmak üzere Ankara'ya gelen Amerikalı komutanların yıldızları ve göğüslerindeki renkli şeritler, zaferlerle oluşmuş bir azameti yansıtıyordu. Ama çıkan sonuç "kalıbınızdan utanın" dedirtecek kadar acayip ve riyakârdı.Resmi açıklama, PKK ile mücadele işbirliğinin gerekliliğini vurguladı. Ama gerçekte olan şuydu ki, Orgeneral James Jones, PKK ile mücadelede işbirliği yapmamız gereken muhatabın "Egemen Irak devleti" olduğunu söylemişti.Egemen Irak devletinin (!) Cumhurbaşkanı Celal Talabani dün önemli bir çağrı yaptı: "ABD güçleri sadece teröre değil, komşu ülkelerin Irak'a müdahale etmesine karşı da bir ihtiyaçtır!"Komediye bakar mısınız?Türkiye ABD'ye "haydi sözünü tut" diyor. Amerika "Muhatabınız egemen Irak devletidir" diye kenara çekiliyor. Ertesi gün Irak'ın Cumhurbaşkanı Amerika'ya "Gidersen Türkiye üstüme gelecek; beni bırakma" diye yakarıyor.Bu riyakârlıktan sadece terör kazançlı çıkmaktadır. Koskoca Amerika'nın şu anda yaptığı iş, PKK teröründen çıkan bomba, mayın ve kurşun seslerini, dev bir askeri bandonun çaldığı marşlarla bastırmaktan ibarettir.Amerika'nın ayıbını yüzüne vurmaktan hiç bıkmamalıyız!Bunlar bundan anlar!Başbakan, hilafetçilerin gösteri yapacağını bile bile Hacı Bayram Camii'ne gitmiş.Kendisi fazla önemsiyor görünmese bile güçlü bir mesaj vermiştir. O kararlılık gösterisi karşısında hilâfet rüyası görenler, kendilerini küçücük hissetmişlerdir.Tehlike ve densizliklerin üstüne üstüne gitmek, riskli ama etkilidir. Sonucun parlaklığı risk almayı bizce değer kılıyor.Denizli'nin AKP çoğunluklu belediye meclisi, meyhanelerin kent dışına taşınmasına karar vermiş. Meyhaneye umumhane muamelesi yapmak çağdışı bir yaklaşımdır. İster misiniz bu yobazlığı Başbakan aynı taktikle cevaplasın?Bir tek atmasına bile gerek yok, o meyhanelerden birine uğraması bile ne kadar çok şeyi değiştirebilir, düşünebiliyor musunuz? Hayaline bile şerefe!..
Türkiye'de ne güvenlik kaygıları ile özgürlükler kısıtlanacak ne de özgürlükler dolayısıyla güvenlik ihmal edilecek..Başbakan sivil toplum zirvesinde bunun sözünü verdi."Kim başkasının özgürlük alanına müdahale ederse gereğini yaparız. Kim bu diyalog ve uzlaşma ortamını bozmak isterse gerekli cevabı veririz" dedi.O zaman Diyarbakır Belediye Başkanı'na hemen cevap vermesi gerekiyor.Çünkü Osman Baydemir'in sözleri, diyalog ve uzlaşma ortamını zehirlemenin ötesine geçip terörü meşru bir hak arama yolu gibi savunma alanına girmiştir.Baydemir'in, Strasbourg'ta Avrupa Parlamentosu Başkanı Borell'e sunduğu raporda bakın ne yazıyor:"Kürtlerin kendilerini ifade etme biçimlerinde şiddet yöntemleri kullanması, devletin inkâr-baskı politikaları ile diyalektik bir ilişki içerisindedir."Demeye getiriyor ki..1. Terör de bir ifade biçimidir,2. İizlediği politikalar nedeniyle Türk devleti bunun müsebbibidir!Türkiye özgür bir ülke olmalı, kimse düşüncelerini açıkladığı için baskı ve zarar görmemeli.Ama insaf!Düne kadar dillerini öğretemiyor, yayın yapamıyor ve kültürlerini geliştiremiyorlar diye sürüklendikleri isyanı, şiddet yöntemi kullanarak ifade edenler, bu hakları aldıkları halde aynı şiddet dilini kullanmaya devam edişlerini nasıl açıklayacaklardır?Kimse kendini kandırmasın. PKK'ya meşruiyet kazandırmak isteyenler Başbakan'in tedbirsiz çıkışını kullanmışlardır ama önümüzdeki acil sorunun "terör sorunu" olduğu gerçeği kaybolmamış, tam tersine netleşmiştir."Kültürel hak, bireysel hak" bahaneleri ortadan kalktığına göre hedefleri millet ve vatan bütünlüğünü bozmaktır.Anayasa'yi ortadan kaldırmanın hiçbir yerde özgürlük kapsamında olmadığını herhalde biz de öğreneceğiz!Ankara'dan iyi haberEkonomideki olumlu göstergeler niçin hayatımıza yansımıyor diye kahrolup duruyorduk.Galiba kötü günler bitiyor. Ankara'da 370 ile 550 bin dolar fiyatla satışa sunulan 44 villaya yüzün üzerinde talep gelmesi ve firmanın noter çekilişine başvurmak mecburiyetinde kalması umutlu, hayırlı ve heyecan verici bir gelişmedir.Türkiye'de liberal ekonomi var deniyor ama inanmayın, bütün kararlar yine Ankara'da veriliyor.Ülkenin ekonomisini dar bir siyasielit ile başkentte oturan bürokratik oligarşi durduruyor, kaldırıyor, hızlandırıyor, yavaşlatıyor.Bu aktivite sadece ülkenin değil, kendilerinin ekonomisini de etkiliyor. Rahmetli Özal'ın "Benim memurum işini bilir" sözü, takdir içeren bir tespitti.Ankara'da lüks konuta yönelik bu talep patlamasında dileriz siyaset ve bürokrasi dünyasının da etkisi vardır. Eğer öyleyse başkentte işler tıkırına girdi demektir!Ankara bebekli anneler gibidir. Orası anne, bizler çocukları..Annemiz yiyorsa sevinmeliyiz. Yakında bize süt olacaktır. Sabır..
Yangın başladığı zaman sebebini aramaz hemen ateşi söndürürsünüz.Sırayı şaşırdığınız takdirde, merak ettiğiniz soruların cevabını alsanız bile bu size bir şey kazandırmaz. Küllerinden yeniden doğan zümrüdü anka kuşu masaldır.Gerçek hayatta yanan yandığı ile kalır. Akıllı toplumlar, yangınları en ucuz atlatma becerileri ile ölçülüyor.Yeni bir sınav dönemi yaşıyoruz. Türkiye'nin yine önü açılır gibi oldu ve yine terör şantajı ile yolu kesilmek isteniyor.Başbakan dün siyasete ve medyaya uyarıcı mesajlar gönderdi.Şu doğru: Halkı ırk temelinde bölerek birbirine kışkırtan tertiplere karşı herkesin uyanık olması gerekiyor. Bu olayları siyasetçiler oy için, medya da reyting için sömürmeyecek.Terörün de şiddet yoluyla yürütülen bir propaganda olduğunu bilerek buna alet olmayacak."Bazı liderler" kim?Günler geçtiği halde terör görüntülerini üst üste ve uzun uzun yayınlamaya devam eden TV'leri Başbakan uyarmakta haklıdır ama terörden nemalanmaya heveslenen fırsatçılık, siyasi partiler dünyamızda bahse değecek bir yaygınlık taşıyor mu?Başbakan Erdoğan "Bazı siyasi liderler milleti sokağa dökmeye yönelik açıklamalar yapıyorlar" dedi dün. Böyle zamanlarda, hele bu kadar ağır bir suçlama yöneltiliyorsa genelleme olmaz.Terör elebaşı Apo'ya destek için Gemlik'e giden konvoya saldırılması olayını savunan siyasetçi BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu dur.Yazıcıoğlu önceki gün "Milletin kendi güvenliğini sağlamak hakkıdır. Devlet devletliğini yapmazsa evimizde mi oturacağız?" diye konuşmuştu.Bravo DİSK'e..Bu sözler, kanunsuz gösteriye zorlanan veya kışkırtılan Kürt kökenli yurttaşlara karşı şiddet kullanma davetiyesidir. Ve asla kabul edilemez.Ama son genel seçimde aldığı oy yüzde 1 olan marjinal bir partiden gelen yanlışı, örnek duyarlılık gösteren öteki partileri de zan altında bırakacak biçimde genelleştirmek büyük hatadır.Çünkü böyle bir hata, iktidar partisini de terörden nema çıkarmaya çalışan fırsatçılar arasına sokar.Oysa AKP kendini şanslı saymalı. Meclis içi ve dışı muhalefet partileri dikkatlidir.Halk kurulan tuzağın farkındadır. DİSK en olaylı eylemlere imza atmış bir işçi kuruluşu. Ama Türk-Kürt kavgası tezgâhlayan güçlerin amacına hizmet eder endişesi ile 12 Eylül'ü protesto mitinglerine katılmama kararı aldı ve mitinglerin iptali için düzenleyici kuruluşlara çağrıda bulundu.Toplumsal direncimiz ve öz savunma yeteneğimiz çok gelişti. Kendimizi eleştirelim ama yerin dibine de batırmayalım.
Siyasi önderlerin her sözüne keramet atfetmek, geri kalmış toplumların hastalığıdır.Bu hastalık bize de zarar veriyor.O nedenle Başbakan yeni bir şey söylemeden önce bütün boyutları ile tartmalı, alanında tecrübesi olanlara danışmalıdır.Meselâ "Kürt sorunu" saptaması tedbirsiz bir çıkıştı. PKK terörünü daha sonra Kürt sorunundan ayırmaya dönük gayretleri, sömürü ve kışkırtmaları önleyememiştir.Yalçın Doğan'ın Hürriyet'te çıkan Talabani röportajında Başbakan'a atfedilen bir söz iki gündür tartışma konusu oluyor.Röportajda aktarıldığına göre Irak Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Iraklı Kürt lider Talabani şunu sormuş:"Hapishanedeki biri hükümete karşı nasıl savaş emri verebiliyor?"Bizim Başbakan da şöyle cevaplamış:"Bu demokrasidir!.."Hayır efendim, bu demokrasi değildir.Demokrasiye kötü propaganda yapma kastı yoksa bilgi eksiği var demektir.Demokrasi hukukun üstünlüğüne dayanır.Bir insan, hüküm giyip cezaevine girmesine sebep olan idamlık suçu içeride de işlemeye devam ediyorsa ortada bir yönetim felâketi var demektir.Fazilet ambalajına sarıp sarmalamak, devletin mukaddeslerini korumakta acze düşen bu zavallığı ortadan kaldırmaz.Otuz bin insanın katili terör elebaşı, süper güvenli özel hapishanesinden bazen ateşkes, bazen savaş emirleri vererek devletin demokratik otoritesi ile, halkın can güvenliği ile, ülkenin geleceği ile oynayacak ve bu da demokrasi olacak.. Hadi canım!Başbakan o sözü halkı "Olmaz olsun böyle demokrasi" diye isyan ettirmek için söylediyse tam hedeften vurmuştur.Ama niyeti demokrasiyi kötülemek değilse, daha fazla geç kalmadan sözünü geri almalıdır.Önce hukuk, sonra mahkemeAdli yıl açılışları genelde yargının iktidara yönelik mesajlarına zemin olur.Bu kez yüksek yargı kurumları arasındaki "hesaplaşma"ya vesile oldu.Yargıtay Başkanı Arslan'ın bazı üyeleri hâkim bile olmayan Anayasa Mahkemesi'nin Yüce Divan sıfatıyla ceza yargılaması yapmasının evrensel kurallara ve insan haklarına aykırı olduğunu söylemesi tepki aldı.Anayasa Mahkemesi, tam da Yüce Divan görevi yaparken yöneltilen bu eleştirinin adalete gölge düşüren bir talihsizlik olacağı çıkışında bulundu.Bizce bu tartışmanın getireceği fayda, doğuracağı sakıncalardan daha fazladır.Hukuk dışı bir hükmü, mahkemeye saygı adına sessizce beklemektense hukuka saygı gösterip mahkemeyi tartışmaya açmak daha doğrudur.Bazıları Yargıtay Başkanı'nın üslubunu eleştirmiştir ama "yanlış şeyler söyledi" diyen pek çıkmamıştır.Adaletin çıtasını "cüzdan-vicdan" tartışmasından gerçek hukuk meselelerine yükselten gelişme hayırlıdır.
Avrupa Birliği sürecinin getireceği haklar arasında yaşadığınız ülkeye ihanet etme özgürlüğü bulunabilir mi?Elbette olacak şey değil ama Türkiye'deki psikolojik çözülme sanki "ihanete özgürlük" tanındığı duygusunu uyandırıyor.Son yasa değişiklikleri yüzünden polisin güç ve etkinlik kaybettiği şikâyetleri, bölücü ve gerici gösterilere müdahale eden güvenlik kuvvetlerinin isteksizliği ile kasıtlı olarak desteklendi ise bu yanlış bir iş olmuştur.Bürokrasi sıkıntısını doğrudan ortaya koyar, hisse çıkarılacak kıssalar yaratmaya kalkışmaz. Son zamanlarda biraz öyle oldu.Polisin Fatih Camii avlusundaki hilâfet gösterisinde Atatürk'e ve cumhuriyete yönelik küfürleri bir saat dinlemesi...Apo için Gemlik'e gitmek üzere Türkiye'nin dört bir yanından yola çıkarılan yüze yakın otobüsün daha başlta durdurulmayıp yol boyundaki kentler için tehlike oluşturmasına göz yumulması...Bunlar büyük hata olmuştur.Meclis ne zaman?Çağdaş devletin vatandaşına tanıdığı hak ve özgürlükler, güvenlik zaafı yaratmaz. Eğer yaratıyorsa bunun iki nedeni olabilir:Devlet zaten sorunludur veya yeni özgürlükleri çok görenler tertip peşindedirler.Türkiye, ihanetin içten ve dıştan daha fazla destek gördüğü dönemde bile PKK terörünü yenmeyi başarmış, bugünlere tecrübe zenginliği ile gelmiştir.Demek ki çare özgürlükleri feda etmeden Türkiye'nin bütünlüğüne ve laik rejimine yönelik ihanetin önünü kesecek yasal tedbirleri üretmektir.El Kaide saldırısından sonra İngiltere'nin kendisini savunmakta gösterdiği refleksi AKP hükümeti ibret almalı.Terörle mücadelede devleti güçlendirecek yasal değişiklikleri yapacak meclisi olağanüstü toplantıya çağırmak için acaba daha ne olmasını bekliyorlar?Milleti korumak...Apo, Kürt kökenli vatandaşları ihanetine ortak olmaya zorlamak için bebekleri dahi öldürmekten çekinmedi. Şu sözlerine ifade tutanakları tanıklık ediyor:"HEP kökenli milletvekili adaylarının seçiminde etkili oldum.. 1991 yılında HEP'e oy vermeyen herkesin tavuğunu bile öldürün diye talimat verdim.."Bu canavar şimdi, eşiti olan hainlerin hayalini bile kuramadıkları bir konfor ve güvenlik ortamında yaşarken, idam cezasını kaldırarak canını bağışlayan bu milleti ırkçı bir boğazlaşmaya sürüklemeye uğraşıyor.Terörist başı, devlete karşı kaybettiği savaşı şimdi millete yöneltti.Akıl, yürek, vicdan en çok bugünler için lâzım. Polis, asker, savcı, hakim, ülkenin birliğini ve rejimin güvenliğini korumak bahsinde hiç bir engel tanımamalı.Bu görevin mazereti, yasal boşluğu olmaz. Birliğe ve rejime ihanet edenler devlete ve yasalara toslamalıdırlar.İhanetin anaforuna kapılanlara derslerini vermek halka düşen bir mecburiyet görüntüsü alırsa... Büyük felâket işte asıl o olur.
Terör baronları, Kürt kökenli vatandaşların çaresizliğini servete ve güce dönüştürmek konusunda çok becerikli.Terörü besleyen sebeplerin çözülmesini kesinlikle istemiyorlar. Çünkü sömürü sebepleri azalırsa uyuşturucu ve petrol kaçakçılığının büyük gelir transferi kesilecek, korucu maaşlarının aktığı para nehri de kuruyacaktır.Anlaşılacağı gibi Güneydoğu kökenli terörün sebebi kültürel hak, ekonomik imkân filân değildir. Bunların anlayışında terör, terör içindir!İnanmayanlar, tam AB sürecinde tanınan bireysel haklar sayesinde barışçı bir uzlaşmanın yolu açılmış ve uzlaşmacı anlayış yaygınlaşmaya başlamışken PKK'nın düğmesine niçin basıldığına cevap bulsunlar. Bulamazlar..Kritik soru şudur:Aşağılık bir çıkarcılığın ve alçak bir egoizmin oyuncağı olmanın zavallılığına milletçe düşecek miyiz, düşmeyecek miyiz? Çünkü sivil toplumun yetersizliğinden çok yararlanıyorlar.Şansımız yaver gittiKaradeniz'e gönderdikleri kışkırtıcı ajanlarının linç tehlikesi atlatmasından sonra PKK'nın bu toplumsal zaafı maden gibi işleyeceğini bekliyorduk.Karıştırıcı rolünü bir siyasi partinin üstlenmesi, o partinin sicilini bildiğimiz için şaşırtıcı olmamıştır ama Apo'ya giden otobüslerin bu kadar kolay dolmuş olması düşündürücüdür.Demek oluyor ki terör baronları, kışkırtmalar yoluyla oluşturacakları cephelerle kitlesel çatışmaların tuzağını zahmetsizce kuracaktır.Hafta sonunda bunu yaptılar.Toplumsal barışa yönelik suikast girişimi ucuz atlatılmıştır ama her defasında bu kadar şanslı olmayabiliriz.Kanlı oyun tezgâhlanan her yerde Bozüyük Kaymakamı Dursun Balaban kadar cesur ve doğru karar veren idareciler çıkmayabilir.Ne amaçla, nereye gittikleri belli o otobüslerin Bursa yakınına gelene kadar niçin durdurulmadığını biri açıklamalıdır!Hepimizin kusuru varPKK'nın elebaşı Apo'nun gücünü kanıtlamak uğruna binlerce insanı yollara dökmesi, yol boyunca nefret ve düşmanlık üreterek çatışma tuzakları kurabilmesi hepimizin ayıbıdır.Demek ki bu ülkenin aydınları ve siyasetçileri otuz bin insanın kanına giren teröristin maskesini düşürememiştir.Apo, kurtarıcılığına soyunduğunu söylediği insanların bebeklerini öldürmedi mi?Şu anda cezasını çektiği suçlar, en büyük zararı Kürt kökenli vatandaşlara vermedi mi?Bir işaretle otobüslere doluşanlar, bireysel haklara değil şiddet eylemleriyle desteklenen ayrılıkçı politikalara yani ihanete hizmet ettiklerini bilmiyor olabilirler.Eğer öyleyse meşum bir geçmişi temsil eden Apo'ya geleceği kurarken asla rol düşmeyeceğini iyice anlatmak gerekiyor.Bu görevin inandırıcı bir şekilde yapılması yalnız figüran gibi kullanılan vatandaşları kurtarmaz.Kışkırtılarak öbürlerinin üstüne gönderilmek istenen vatandaşları da korur.
Acı gerçekler her kritik dönemeçte karşımıza çıkıyor ve bizi ya incitiyor ya utandırıyor.Tartışmalardan anlıyoruz ki Türkiye'nin üyeliği ile AB'nin sağlayacağı yararlar, feda edilebilir nitelikte olacaktır.Ama Türkiye'nin dışlanması, Avrupa ve hatta dünya için göze alınamaz tehlikeler doğuracaktır.İngiltere eski Savunma Bakanı Michael Portillo, dün The Sunday Times Gazetesi'ndeki makalesinde, AB tarafından reddedilmesi halinde Türkiye'deki laik rejimin darbe yiyeceğini, Batı yörüngesinden çıkarak terörü besleyen bir ülke haline geldiği takdirde de bunun Rusya, Amerika, Avrupa ve İsrail için felâket olacağını yazdı.AB tarafından reddedilmenin Türkiye'yi köktendinciliğe kaptırmak anlamına gelecek ciddi bir stratejik darbe olacağı korkusunu Portillo'da uyandıran sebep nedir?İşte cevabı: "Orada (Türkiye'de) laiklik güvenli görünmüyor!"Başbakan ve polisUygarlıklar çatışmasını önleyecek en inandırıcı çare olan Türkiye köprüsünü havaya uçurmak, Avrupa'nın dünyaya "Demokratik ve barışçıl olanı dahil Müslümanın hiçbir çeşidini aramıza istemiyoruz" demesi anlamına geleceği için böyle bir şey olmayacaktır.Biz en az on yıllık müzakere sürecinin sunduğu uyum ve uzlaşma fırsatlarını iki tarafın da kullanmak isteyeceğini, 3 Ekim'de müzakere döneminin açılacağını düşünüyoruz.Müzakerelerin başlaması, Türkiye'de laikliğin güçten düştüğüne dayanan teşhislerin kulak arkası edilmesine sebep olmamalıdır.Polisin Fatih Camii avlusunda yapılan hilâfet gösterisi karşısındaki pasif tutumunu soran gazetecilere Başbakan Erdoğan dün "Polisin müdahale etmesi gerekirdi" demiş..Bu beklenmeyen bir cevaptır.Çünkü türban ve imam hatip takıntilan yanında birçok icraat, iktidarın laiklikle barışık olmadığını düşündürüyor. Polis iktidarın tutumundan etkilenir.Laik devlet korur..Cumhuriyet düşmanı yetiştirdiğini bile bile kaçak Kuran kursları açmayı cesaretlendiren, bu kursları Milli Eğitim müfettişlerinin denetim alanından çıkaran iktidar, laik rejimin taahhüdü olan güvenlikten vatandaşları mahrum ediyor demektir.Yasa dışı organizasyonların kötülüklerinden çocukları korumak laik devletin birincil görevidir. O durumdaki çocukları, bazen ana-babalarından bile korumak gerekebiliyor.İşte Fatih Camii'ndeki gösteriye birçok kadın ve erkek, polisin zor kullanmaya kalkışması halinde zarar görebileceklerini bile bile küçücük çocuklarını acımadan yanlarında götürebilmişlerdir."Polisin müdahale etmesi gerekirdi" diyen Başbakan, hilâfet goygoyculuğu uğruna çocuklarını bile riske atan zavallılara da keşke bir şeyler söyleyebilseydi.Hem onları belki uyandırır, hem de bizi biraz teselli edebilirdi.Ama "Cumhuriyetin temel ilkelerinin, yerini daha Müslüman bir yapıya devretmesi zamanının geldiğini" söyleyen bir adam Başbakanlık Müsteşarı koltuğunda otururken ne kadar inandırıcı olurdu?O da ayrı bir sorun!