Sultan Vahdettin promosyonu aslında hilâfet pazarlamanın hinliği idi.Türkiye'de 82 yıllık cumhuriyet birikiminden sonra hilâfete davetiye çıkarmak, Keloğlana bile yakışmayacak bir patavatsızlık olurdu.Ama şu işe bakın ki bu cüreti, gençliğinde en hilesiz Atatürkçü bildiğimiz ve gençliğimizde dağlara taşlara adını yazdığımız Karaoğlan göze alabildi.Gönderdiği davetiyenin adresine ulaştığını dünkü gazetelerde gördük.Fatih Camii avlusunda toplanan 500 kişi Atatürk aleyhine sloganlar atıp hilâfetin geri getirilmesini istiyorlardı.Gösteriyi Hizb-ut Tahrir'in Türkiye uzantısı olduğunu söyleyen bir örgüt üstlendi.Bu sırada örgütün Türkiye sorumlusu sıfatıyla bir kişi kürsüye çıkarak Atatürk'e hakaretler içeren ve hilâfet isteyen uzun bir basın açıklaması okudu.İnanç hürriyeti!!!Laik cumhuriyete meydan okuyan bu yasa dışı eyleme polisin gösterdiği hoşgörü şüphe ve endişe verecek nitelikteydi.Olaya müdahale etmeyen polis, kimseyi gözaltına almak gereği de duymadı.Bir gün önce Meclis Başkanı Arınç'ın yaptığı konuşmanın bu çekingenliği yarattığı söylenebilir miydi?Arınç l Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle sivil toplum örgütlerini kabulünde "Kürt sorununun çözümü için cesur adımlar atılması" gerektiğini söylemiş, fırsat bu fırsat siyasal İslamcılara "selâm" göndermişti:"İnanç hürriyeti konusunda da cesur adımların atılması gerekir. Bugün binlerce insan bu yüzden mutsuz, huzursuz. Onlar için de ciddi adımlar atılması gerekiyor.."Hepsinden önce ve asıl din sömürüsünden siyaseti kurtarmak gerekiyor. Türkiye'de kimin inancı, ibadeti baskı altında?AKP iktidarının önderleri, cami avlusuna götürülen küçücük çocukların manevi sorumluluğunu hissetmelidir. Hilâfet isteyen, Atatürk düşmanı bu okul çocuklarını kimler nerede zehirliyor?Çaresizlik değilNankörlük ve inkarcılık milli bütünlüğün en tehlikeli mikrobudur. Siyasetçiler hele din temelinde bu mikropla oynamayı asla göze almamalıdır.Tesellimiz şu ki, polisin olaya seyirci kalması şeklinde yansıyan görüntü, zannedildiğinin tersine bilinçli bir asayiş tedbiri olarak karşımıza çıktı."Gösteri dar bir alanda yapılıyordu, kadın ve çocuklar da çoktu. Müdahalenin yaratacağı karışıklıktan çocuklar ve kadınlar zarar görebilirdi. Savcıyla konuştuk, kimlik tesbiti yapıp daha sonra gözaltı işlemlerine girişmeye karar verdik.."Dün akşama kadar dört kişi gözaltına alınmıştı ve aramalar devam ediyordu.Gözümüz Türkiye'nin savunma mekanizmalarına zarar veren siyasetçilerin üstünde olsun. Dikkat iyidir ama kuruntuya gerek yok. Sigortalarımız hâlâ sağlam.
Önümüzdeki dönemin siyaseti Sezer sonrasına yönelik arayışlar ekseninde gelişecek.2007 mayısında Tayyip Erdoğan'ın başkanlık yetkilerine sahip bir cumhurbaşkanı yapılması, AKP'nin bilinen planı idi.Arkadaşımız Bilâl Çetin tercihin "güçlendirilmiş başbakanlık" olarak değiştiğini bildiriyor. Çünkü...1. Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı "türbanlı first lady" dayatması biçiminde algılanacak, rejim tartışmalarını tırmandıracaktır;2. Türkiye, tarihi bir dönüşüm süreci yaşarken Erdoğan'ın başbakan olarak liderlik gücünden vazgeçmiş olacaktır;3. Özal ve Demirel tecrübeleri liderini Çankaya'ya çıkaran iktidar partilerinin eridiğini gösterdi; AKP bu yanlışlara düşmemelidir.Diktatör getirmesinBunlar anlaşılır gerekçeler. Hatta Devlet Bakanı Mehmet Aydın'in Cumhurbaşkanlığı için hazırlanması da doğaldır.Çünkü Aydın'in avantajı, sadece eşinin türban takmaması değil. Asıl üstünlüğü birikiminden ve tabii sadakatine liderinin tam bir güven duymasından geliyor.Bizce doğal olmayan, Erdoğan'ı tatmine dönük bir "tek adam" ı başbakan kimliğiyle yaratmaya çalışırken sınırlan zorlamaktır.Arkadaşımız Bilâl Çetin, yetkilerini iyice daraltacağı Cumhurbaşkanlığı'nı AKP'nin Almanya'daki gibi sembolik bir makama dönüştürmeye hazırlandığını yazıyor.Bugün Sezer'in kullandığı yetkileri AKP, kendi seçeceği cumhurbaşkanından esirgemeyi düşünüyorsa, bu yoldaki adımlarını dikkat ve kuşku ile izlemekte sayılmayacak kadar çok yarar vardır.Niyet belli: Güçlü bir başbakan yaratalım, bunun için bütün öteki güçleri pasifize edelim.Demokrasinin bir "dengeler ve frenler sistemi" olduğu gerçeğinden sapan rejimler önce diktatörünü yaratmış, sonra onu bedeller ödeyerek yok etmiştir.Sigorta ile oynamakDemokrasi güçlerin dengesine dayanır.Kuvvetler aynmı, demokratik çoğulculuk denilen şey budur. Bütün demokratik sistemlerin temelini, gücü tek elden kullandırmama esası oluşturuyor.Cumhurbaşkanlığı, iki meclis, Anayasa Mahkemesi, bağımsız yargı, yerel yönetimler ve sivil toplum örgütleri hep bu gücü paylaşmak için vardır.AKP, rejimin sigortaları ile oynamanın tehlikesinden çekinmiyorsa en azından şunu kendi kendine sormalıdır:"Ben tüm seçmenin dörtte birinin, sandığa giden seçmenin üçte birinin oyunu alarak meclisin üçte ikisini ele geçirdim. Bu bana köklü bir sistem değişikliğinin yetkisini verir mi?"Siyasi tarih, ihtiras kurbanlarının telefon rehberine benzer.Dileğimiz AKP'nin düşündüğü her şeyi kamuoyu ile paylaşmasıdır.Denetimden kurtulacak kadar güç peşinde koşarken kural dışı güçlerin ortaya çıkmasına sebep olmamasıdır.
Böyle olaylar heyecan veriyor ve Başkan Clinton'ın 1999 konuşmasını hatırlatıyor.Önemli mesajlardı bunlar:"Önümüzdeki yüzyılın büyük ölçüde Türkiye'nin bugünkü ve yarınki rolünü nasıl tanımlayacağına bağlı olarak şekilleneceğine inanıyorum.""Eğer Türkiye Avrupa'nın tanı bir parçası olabilirse gelecek daha iyi şekillenecektir."Aynı konuşmada Clinton müttefiklere "Avrupa ve İslâm dünyasının barış ve uyum içinde birleşmesinin ancak Türkiye'de gerçekleşebileceğine" inanmaları gerektiğini söylüyordu.İstanbul dün dünya medyasının en önemli haberler arasında duyurduğu bir olaya ev sahipliği yaptı. Pakistan ve İsrail dışişleri bakanlarının yaptıkları gizli görüşmeler ardından Pakistan'ın İsrail devletiyle ilişki kurma kararı verdiği açıklandı.İsrail Dışişleri Bakanı bu toplantıya olanak sağladığı için Başbakan Erdoğan'a teşekkürlerini sundu.Bölgedeki dengeleri etkileyecek önemdeki gelişme, Pakistan Devlet Başkanı Müşerrefin Erdoğan'atelefonu ile başladı. İran'da aşırı muhafazakârların iktidara gelmesi rahatsızlık, Gazze'den İsrail'in çekilmesi umut yaratıyordu.Geçen yıl İsrail'i "terörist ülke" diye suçlayan Erdoğan, tabanındaki radikallerin zehirli oklarını göze alarak bu rolü kabullendi, Şaron'u aradı.Sonuçta dünyanın kaderi etkileme gücünü olumlu yönde kullanan bir Türkiye fotoğrafı kendini göstermiştir.Ufku ideolojik saplantılar nedeniyle kapanmış beyinler bu çabalarda hep Amerika'ya yaranma izleri ararlar. Oysa Müslüman ülkelerin Batı ile ilişki kurmalarına yardım etmek öncelikle Türkiye'nin kendi çıkarıdır.Çünkü birbirleri ile ve Batı ile ilişkilerini geliştirmiş, kişi hak ve özgürlüklerine saygılı komşularımız ne kadar çoğalırsa güvenliğimiz, istikrarımız ve ekonomik refahımız o kadar artacaktır.İstanbul'da gerçekleşen misyonun 3 Ekim'e giden yolda Türkiye'ye faydası olacaktır.Avrupa'yı Müslüman dünya ile buluşturan köprünün adresini AB'ye hatırlatan her olay önemlidirBaşbakan'a sorularAnlaşıldı, iktidar bireysel silâhlanma tırmanışından kaynaklanan cinayetlere müdahale etmeyecek.Başbakan yanlış ve yakışıksız şeyler söylemiştir dün:Meselâ bu konuda yasal bir düzenlemeye gerek olduğunu zannetmediğini anlatmıştır.İkinci olarak silâhı ve havaya ateş etmeyi "Türkiye'nin gelenekleri, görenekleri" arasında saymış, "Bunlar yanlıştır, doğrudur, ayrı mesele" diye tarafsız kalmış, iki AKP'li milletvekili havaya ateş ederken görüntülendikten sonra bu olayların mesele yapıldığını iddia ederek medyayı "ideolojik" davranmakla suçlamıştır.Yorum, kamuoyunun karar verme yetisine yardımcı olur. Ama Başbakan'ın sözleri yorum gerektirmiyor. Her cümlesi onu mahkûm ediyor ve meydana gelecek benzer olayların peşin sorumlusu yapıyor."Toplumsal bilinci arttırmak gerekiyor" muş..Cezalar, bilinci eksik insanlardan gelecek fenalıklardan toplumu korumanın çaresi değil mi?Eksik bilincin artmasını tedbirsiz beklemek, kurbanların artmasına seyirci kalmak değil mi?Türkiye'nin geleneklerine, göreneklerine daha kaç çocuğu kurban etmemiz gerekiyor?
Batman'da terörist cenazesinden yansıyan görüntüler birkaç gündür düşünen insanların uykusunu kaçırıyordu.Çoğumuzun hemen adını koyduğu ama telâffuz etmekten çekindiği benzerliği Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Büyükanıt 30 Ağustos gecesi pat diye söyledi:"Türkiye Filistin haline getirilmek isteniyor!"- Kim istiyor, kimler istiyor?Bu soruya Büyükanıt'ın ve onun gibi konuşan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök'ün cevapları, sorunun tırmanışında DEHAP'ın PKK'dan daha belirleyici role yükseldiği yolunda bir inancın askerlerde oluştuğunu gösteriyor.Özkök: "Bunlar halkın değil bir partinin organize ettiği olaylar."Büyükanıt: "Bunu kim organize ediyor? Yasal bir siyasi parti!"Yıllar yılı Kürt meselesini PKK teröründen ibaret gördük. Başlangıçta belki öyleydi ama yirmi yıldan beri devlet bölgeye o kadar çok kaynak transfer etti ki, bu düzende güç ve servet sahibi olanlar artık siyasal oyuncu haline gelmişlerdir.Terörü yedeklemek..istedikleri şeyin Kürt vatandaşlara bireysel hak olmadığı, AB reformları ile bu hakların tanındığı bir yol açılmışken terörün tetiğine basmalarından bellidir.Çünkü korkmuşlardır: Kültürel kimliğin tanınmasıyla sağlanan barış ortamı Güneydoğu'ya ilk kez üretim götürecektir. Bu bölgenin geliri yıllardır uyuşturucu ve petrol kaçakçılığıdır, bir de korucu maaşları.Üreten bir ekonominin Güneydoğu'ya girmesi yalnız terörün sonunu getirmekle kalmayacak bu büyük gelir transferini de zaman içinde bitirecektir.Filistinleştirme provaları acaba PKK terörünün ömrünü tamamladığı hesabına dayalı bir yedekleme tedbiri midir?Abdülmelik Fırat'ın federasyon özlemini geçen gün ağzından kaçırması kaza değildi.Egemenlerin Fılistinleşme şantajı ile güttükleri hesap bellidir:"Biz burada özerk olalım, siz paraları göndermeye devam edin.."Yatırımın altyapısı..Terörün, Kürt kimliğinin tanınması talepleri ile ilgisi olmadığını AB reformları sayesinde daha iyi öğrendik. Ama bunun yanında bölgeye üreten bir ekonomi kazandırılmadıkça terörün bundan beslendiğini ve besleneceğini de tecrübeyle biliyoruz.Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cömert şunu diyor: "Halk aç ve işsiz. İşsiz genç dağa çıkınca bir nevi onore oluyor. Olay ekonomik ve sosyaldir. Bu durumun sorumluları Ankara'da.."Komutan haklı ama unutulmamalı ki ekonomik hamle de terörden arınmış bir altyapı ister. İş makinelerini tahrip eden, öğretmenleri bile öldüren eşkıya temizlenmedikçe ekonomik ve sosyal çözüme geçit yoktur.30 Ağustos'ta komutanlar, PKK'yı da kullanarak Kürt kökenli vatandaşların çaresizliğini servet ve güce dönüştüren terör baronlarının varlığını ve tezgâhladıkları oyunu deşifre etmişlerdir.Maskeleri düşürmek isteyenlere yeni bir ufuk kazandırır mı acaba?
Begüm'ün babası ağlattı beni.. "Onu yüzünden öpmeye kıyamaz ellerini öperdim" demiş..Zavallı adamın yüreğindeki yangın hiç sönmeyecek, on yıllar geçse de Begüm'ü ve onunla paylaştığı dünyayı hep özleyecektir..Galatasaray Üniversitesi öğrencisi Begüm, töre denilen anlamsız, hastalıklı ve uğursuz bir alışkanlığın son kurbanıdır.Düğünde havaya ateş ederek sözde erkeklik ve güç gösteren yaratıklar tarafından gencecik yaşında öldürülmüştür.Yaşasaydı ileride önemli işler başaracağını belli etmişti. Hocaları ve arkadaşları bunu söylüyor..Ama masum tebessümü ve güzel yüzü ile toplumda uyandırdığı duygular, onu yine önemli bir misyonun mücahidi yapabilir.Medyadaki yansımalar gösteriyor ki, kaybından duyulan üzüntü ve öfke, toplumu silâhlardan arındırma çabalarına yardımcı olabilir.Toplum barut..Türkiye'de çoğu ruhsatsız olduğu bilinen yedi milyon dolayında silâh bulunuyor. Yani yetişkin her 5-6 kişiden biri silâh taşıyor demektir.Araştırmalar silâhların kavga yanında düğünlerde, askere uğurlamalarda ve maç sevinci yaşarken kutlama amaçlı da kullanıldığını, havaya sıkılan kurşunlardan yılda ortalama 700 kişinin öldüğünü ortaya koyuyor.Dünkü haber ve yorumlarda "kör kurşun" ve "serseri kurşun" nitelemesi ile yanlış bir hedefin dövüldüğünü görmüşsünüzdür.Serseri ve kör olan, ölümlere sebebiyet verdiğini bile bile o kurşunu ateşleyen yetersizlikle malul hasta ruhlu insanlardır.Bu yılın ilk yarısında 7 bin 425 adet silâhlı suç işlenmiş.Demek ki bu ülkede insanlar sevindikleri zaman havaya, ihtilâfa düştükleri zaman birbirlerine ateş ediyor.Ekonomik zorluklar, işsizlik ve gelir dağılımındaki adaletsizlik nedeniyle, üstüne üstlük bölücü kışkırtmalar nedeniyle toplumsal tahammül sınırı her gün biraz daha aşağı gidiyor.Ama AKP iktidarı gidişi kaygısızca izlemektedir. Gaflettir bu.Gürültülü tekzip..Temmuzda Ordu'daki bir düğünde havaya ateş eden iki milletvekilini, dokunulmazlıklarını kaldırarak adalete teslim etmek ibret yaratmak için mükemmel bir fırsattı. Ama iktidar kullanamamıştır.Gecikmeli de olsa meclis açılınca kullanılması yararlı olur.Bu kararlılık gösterisi yeni yasal düzenlemeler için büyük toplumsal destek üretecektir.Öncelikle ruhsatsız silâh kullanma alışkanlığını azaltmak gerekiyor. Bu suçu işleyenlerin genellikle cezasız kaldığı biliniyor. O zaman ceza artırılmalı, ruhsatsız silâh taşıyanlar yakalandıkları takdirde mutlaka tutuklanacaklarını bilmelidirler.Başbakan dün gece "ulusa sesleniş" konuşmasında "sessiz devrim" yaratarak Türkiye'yi dünya devletleri arasında birinci lige yükselttiklerini anlattı.Bazı alanlarda evet..Ama yılda 700 hayatı söndüren kurşunlar, bu övünmeyi en azından güvenlik ve asayiş alanında gürültülü bir şekilde yalanlıyor!
Sıktığınız kurşunu ve harcadığınız bir hayatı geri döndüremezsiniz. Bunu biz biliyoruz ama yazıklar olsun ki aynı sorumluluğu paylaşma bilincinden yoksun yaratıkları durduramıyoruz.Geçen hafta Denizli'deki bir kına gecesinde havaya ateş eden kişilerin sekiz yaşında bir çocuğu öldürdüklerini öğrenerek kahrolduk.Benzer bir haber dün Malatya'dan geldi. Galatasaray Üniversitesi öğrencisi 22 yaşında Begüm Kartal, adına töre denilen uğursuz alışkanlığın son kurbanı olmuştu.Begüm bir dönemi Sorbonne'da okumak üzere önümüzdeki günlerde Paris'e gidecek, 2006 Haziranı'nda da Galatasaray Üniversitesi İktisat Bölümü'nü bitirecekti.Yani o yalnız kendi macerasının kahramanı olmakla kalmayabilir, sınırlarını aşabilirdi. Yaşam yolculuğunun seyir defteri, topluma da vaadi olan bir geleceğin ışıklarını yansıtıyordu. Yazık oldu..Annesine babasına sabır dilemekten başka bir şey yapamamak, sivil toplum olarak ayıbımızdır. Kendi hayatlarımızı, çocuklarımızı nasıl koruyacağız, onun da cevabı yok!Temmuz ayında Ordu'daki bir köy düğününde Enerji Bakanı Güler'i havaya ateş ederek karşılayanlar arasında iki AKP'li milletvekilinin bulunduğunu gördüğümüzde, toplum vicdanına tercüman olduğumuzu bilerek şunu söylemiştik:"Millet meclisi ve iktidar partisi, suç işleyen bu milletvekillerini yargıya teslim etmelidir. Aksi halde bu parlamenterler bundan sonra işlenecek cinayetlerin, örnek alınan teşvikçileri olacaklardır.."Denizli'deki ibrahim'i ve Malatya'deki Begüm'ü kimler vurduysa yakalayıp cezalandırmak yeterli ibreti yaratamaz. Zaten o kurşunun çıktığı silâhı çoktan yok etmişlerdir.İbreti, bile bile suç işleyen milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırarak mahkemeye çıkarmak yaratabilir ancak.Tabancaları çekip havaya ateş etmek, magandaların cinayet ayinine dönüştü.Her ölümden sonra toplum vicdanında beliren sanık görüntüleri, Ordu'daki düğünde havaya ateş ederken fotoğrafları çıkan iki AKP milletvekilidir.Ama bundan sonraki cinayetler, Başbakan ile Meclis Başkanı'nı da "azmettirenler" listesine dahil edecektir.Laik devlet çocuğu, aileyi korur...Türkiye'nin laik geleneği sayesinde İslâm dünyasında farklı bir yere sahip olduğu Batı basınında çok vurgulanır oldu.Geçen gün bu ayrıcalığın geçmişten gelen bir miras olduğunu belirterek şu soruyu sormuştum:"İktidar acaba bu mirası kendinden sonra geleceklere sağlam devredecek mi?"Bu merakı bende depreştiren, Milliyet'in bir haberi oldu. Kaçak Kuran kursu açanlar hiçkorkmadan gazete ilânı ile yatılı kız öğrenci arayabiliyorlar.Cumhuriyet düşmanı yetiştiren izinsiz kurslara ceza yaptırımlarını kaldıran iktidar, bu kurslarıMilli Eğitim müfettişlerinin denetiminden de çıkarmıştır.Bizce AKP'nin değişimi yarım kaldı. Meselâ laikliği "din ve vicdan özgürlüğü" diye tarif etmeyi çok seviyorlar.Oysa unutuyorlar; bu doğrunun diğer yansı laikliğin devlete, kaçak olduğu için tehlikeli de olan bu tür organizasyonlara karşı çocukları ve ailelerini koruma görevi yüklediğidir.Kökten dinci baskı ve hilelerle yoksul ve eğitimsiz kitlelerin çocukları ele geçiriliyorsa laik devlet buna mani olur.Laikliği AKP gibi anlayan bir iktidar yönetiminde devlet o çocukları ve ailelerini koruyabilir mi?
Acaba Irak'ta uzlaşmanın mı yoksa büyük bir patlamanın mı düzeneği kuruluyor?Haftalardır süren anayasa görüşmeleri tam bir uzlaşma sağlanamadan sonuçlandırıldı ve metin dün meclise sunuldu.Azınlıktaki Sünni Araplar, Saddam rejiminin efendisi idi. Şimdi kuzeyde Kürtlerin, güneyde ise Şiilerin petrol zenginliğine sahip çıkmak uğruna Irak'ı parçalayacaklarından korktukları için federal yapıya direniyorlar.Anayasayı hazırlayan komisyon dün metni meclise sunarken Sünniler! tatmin etmekten uzak bir değişiklik yapü. Federal yapı, aralıkta yapılacak seçimlerin üzerinden 6 ay geçtikten sonra geçerlilik kazanacak.Sünniler 15 Ekim'deki halk oylamasında anayasayı reddettireceklerine inanıyorlar. Bunun için 18 eyaletin en az üçünde üçte iki oranında "hayır" oyu çıkması gerekiyor.Kâğıt üstünde bunu başarmalan mümkün. Çünkü azınlıktaki Sünniler, dört eyalette çoğunluk durumunda.Anayasa kabul edilse de edilmese de Irak'ın durulması zor. İç savaş tehlikesini içinde barındıran teröre rağmen Amerikan kamuoyundaki çekilme baskısı, Türkiye'yi de topun ağzına koyan bir tehlikeyi üretiyor.ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Myers "Irak'tan hemen çıkalım" kampanyasının göze alınamayacak kadar ağır riskler taşıdığını söylerken haklıdır.Çünkü Amerika'nın askerlerini çekerek Irak'ı kaderine terk etmesi, El Kaide'nin zaferi olacaktır. Bu yolun açılması ise bölgedeki rejimlerin sarsılıp yıkılacağı, ekonomik istikrarsızlığın patlak vereceği ve terör saldırılarının çok yaygın hale geleceği bir süreci tetikleyecektir. Elbette bu yangından Türkiye de etkilenecektir.Amerika Irak'a girmesin diye Türkiye elinden gelen her şeyi yaptı. Ulusal menfaatimiz şimdi, Irak'ta istikrarlı bir yönetim kurulana kadar Amerika'nın bu ülkeyi bırakıp gitmemesine destek vermeyi gerektiriyor.Tabii bir de "Amerika yıkar ama yapamaz" şöhretini inşa eden tarihin Irak'ta tekrarlanmaması için dua etmeyi..Mortgage hemen...Evsizlerin ümidi olan "mortgage" sistemini düzenleyen yasa taslağı hazır.Ama bizim yasama düzenimiz, hele böyle teknik ayrıntıların önem taşıdığı yasa metinlerinde hızlı işleyemiyor.Mortgage, ipotekli emlâk kredisidir.Batılı ülkelerin yaşadığı tecrübelerle mükemmel hale gelen sistem, Türkiye'de yalnız dar gelirli yığınların ev sahibi olmalarını sağlamakla kalmayacak, küçük, çürük ve çirkin kentler üreten ilkel düzenimizi de tersine çeviren bir ihtilâl yaratacaktır.Düşünün, kentlerde 700 bin konut açığı var. Her yıl buna 50-60 bin yeni ihtiyaç ekleniyor. Ama sadece 170 bin mesken üretildiği için gelsin gecekondular...Mortgage ihtilâli, planlı, güvenilir ve güzel konutları daha kolay ve daha uygun fiyat şartlarında ulaşılır hale getirecektir. Sosyal kanser üreten gecekonduların sebebi kalmayacaktır.Siyaset bu olaya hızlı ve yapıcı yaklaşmalı. Bankacılık sistemimiz hem yeterli hem isteklidir. Mükemmel bir yasa için zaman kaybetmektense "kervan yolda düzülür" deyip hemen başlamak daha iyidir.
Can ve mal güvenliğinin bu kadar Allah'tık hale geldiği bir dönem yaşanmadı bu ülkede.Afların suç ortamını beslemesi, ekonomik krizlerin yoksulluğu derinleştirmesi, zengin-fakir uçurumunun büyümesine ve yolsuzlukların yaygınlaşmasına bağlı olarak saldırganlığın artması devasa bir asayiş sorunu üretti.Ankara Ticaret Odası'nın raporu, ülkede yılın ilk yarısında 235 bine yakın suç işlendiğini, bunlardan 101 bininin failinin bulunamadığını ortaya koyuyor.Cana ve mala yönelik suçlarla beraber faili meçhul oranındaki artışın da her yıl tırmanması, tabloyu vahim hale getiriyor.Ekonominin düzelmesi yeterli olamayacaktır.Çünkü bu hızdaki nüfus artışı ile ortaya çıkan iş talebini karşılamaya yetecek ekonomik mucizeyi yaratamayız. Üstelik halkına "Allah ne verdiyse çoğalın" diye akıl veren bir başbakanımız var.AKP bu kafa ile giderse, önümüzdeki seçimde tokat yiyecektir. Tayyip Erdoğan "Ekonomiyi düze soktuk, AB ile müzakere dönemine girdik, yatırımlar ve ümit arttı, peki sandıktan niye hayal kırıklığı çıktı?" diye soracaktır.Canını, malını güvende hissetmeyen bir halkın psikolojisi, hiç bir iyi şeyi görmeye müsait değildir.AKP asayişi, siyasi nitelikli bir sorun boyutuna yükseltmiştir. Ve bu sorunun asıl mağdurları, büyük çoğunluğu oluşturan orta sınıf ve yoksul kesimdir. Çünkü üst gelir grupları başlarının çaresine bakıyor.İşte Türkiye'de özel güvenlik şirketleri 200 bin elemana sahip büyük bir ordu haline gelmişler. İstanbul'da 35 bin polise karşılık 120 bin özel güvenlikçi bulunuyormuş.Zenginler parasını ödeyip iş yerlerini ve evlerini koruyor ama dar gelirli çoğunluk, hırsızın, gaspçının, eşkıyanın avı oluyor.Son zamanlarda, yakalanan suçlulara yönelik linç girişimlerini önlemek için polisler havaya ateş etmek zorunda kalıyorlar.Bu da ayrı bir alarmdır.Çünkü suç işleyenlerin ancak yansı yakalanıyor, onlar da doğru dürüst ceza görmüyor.Güvenlik özelleşebilir ama adalet de özelleşirse tam felâket olur!Bu inat niye?İmarbank'tan hazine bonosu alanlara Uzanzede filân diyorlar ya, yanlış..Arkadaşımız Yavuz Semerci'nin TMSF Başkanı ile yaptığı görüşmeden sonra off-shore ve bonodan mevduata dönenlere verdiği müjdeyi okurken buna karar verdim.Sonunda herkes parasını alacak, ama devletin gözü önünde hazine bonosu alıyorum diye dolandırılan 22 bin vatandaşa zulüm devam edecek.Bu mağduriyette devlet kurumlarından başka suçlu bulunmadığı apaçık ortaya çıktığı halde bu inat niye acaba?İmar'dan bono alanlar, bankaya el konulacağına dair işaretler belirdiğinde iki şey yaptılar:Bir kısmı Uzan'a güvendi, bonoyu bozdurup mevduata geçti. Bir kısmı devlete güvenip bonoda kaldı.Ve bu iktidar devlete güvenenlere iki yılı aşkın süredir eza, cefa ediyor.Yavuz Semerci, Uzan varlıklarının satışından sonra bu operasyonda devlet zararı oluşmadığını yazdı. Demek oluyor ki mağdur yaratmanın kabul edilebilir bir gerekçesi de kalmamıştır.O zaman bu 22 bin aile Uzanzede değil AKP'zededir!