Böyle olaylar heyecan veriyor ve Başkan Clinton'ın 1999 konuşmasını hatırlatıyor.
Önemli mesajlardı bunlar:
"Önümüzdeki yüzyılın büyük ölçüde Türkiye'nin bugünkü ve yarınki rolünü nasıl tanımlayacağına bağlı olarak şekilleneceğine inanıyorum."
"Eğer Türkiye Avrupa'nın tanı bir parçası olabilirse gelecek daha iyi şekillenecektir."
Aynı konuşmada Clinton müttefiklere "Avrupa ve İslâm dünyasının barış ve uyum içinde birleşmesinin ancak Türkiye'de gerçekleşebileceğine" inanmaları gerektiğini söylüyordu.
İstanbul dün dünya medyasının en önemli haberler arasında duyurduğu bir olaya ev sahipliği yaptı. Pakistan ve İsrail dışişleri bakanlarının yaptıkları gizli görüşmeler ardından Pakistan'ın İsrail devletiyle ilişki kurma kararı verdiği açıklandı.
İsrail Dışişleri Bakanı bu toplantıya olanak sağladığı için Başbakan Erdoğan'a teşekkürlerini sundu.
Bölgedeki dengeleri etkileyecek önemdeki gelişme, Pakistan Devlet Başkanı Müşerrefin Erdoğan'a
telefonu ile başladı. İran'da aşırı muhafazakârların iktidara gelmesi rahatsızlık, Gazze'den İsrail'in çekilmesi umut yaratıyordu.
Geçen yıl İsrail'i "terörist ülke" diye suçlayan Erdoğan, tabanındaki radikallerin zehirli oklarını göze alarak bu rolü kabullendi, Şaron'u aradı.
Sonuçta dünyanın kaderi etkileme gücünü olumlu yönde kullanan bir Türkiye fotoğrafı kendini göstermiştir.
Ufku ideolojik saplantılar nedeniyle kapanmış beyinler bu çabalarda hep Amerika'ya yaranma izleri ararlar. Oysa Müslüman ülkelerin Batı ile ilişki kurmalarına yardım etmek öncelikle Türkiye'nin kendi çıkarıdır.
Çünkü birbirleri ile ve Batı ile ilişkilerini geliştirmiş, kişi hak ve özgürlüklerine saygılı komşularımız ne kadar çoğalırsa güvenliğimiz, istikrarımız ve ekonomik refahımız o kadar artacaktır.
İstanbul'da gerçekleşen misyonun 3 Ekim'e giden yolda Türkiye'ye faydası olacaktır.
Avrupa'yı Müslüman dünya ile buluşturan köprünün adresini AB'ye hatırlatan her olay önemlidir
Başbakan'a sorular
Anlaşıldı, iktidar bireysel silâhlanma tırmanışından kaynaklanan cinayetlere müdahale etmeyecek.
Başbakan yanlış ve yakışıksız şeyler söylemiştir dün:
Meselâ bu konuda yasal bir düzenlemeye gerek olduğunu zannetmediğini anlatmıştır.
İkinci olarak silâhı ve havaya ateş etmeyi "Türkiye'nin gelenekleri, görenekleri" arasında saymış, "Bunlar yanlıştır, doğrudur, ayrı mesele" diye tarafsız kalmış, iki AKP'li milletvekili havaya ateş ederken görüntülendikten sonra bu olayların mesele yapıldığını iddia ederek medyayı "ideolojik" davranmakla suçlamıştır.
Yorum, kamuoyunun karar verme yetisine yardımcı olur. Ama Başbakan'ın sözleri yorum gerektirmiyor. Her cümlesi onu mahkûm ediyor ve meydana gelecek benzer olayların peşin sorumlusu yapıyor.
"Toplumsal bilinci arttırmak gerekiyor" muş..
Cezalar, bilinci eksik insanlardan gelecek fenalıklardan toplumu korumanın çaresi değil mi?
Eksik bilincin artmasını tedbirsiz beklemek, kurbanların artmasına seyirci kalmak değil mi?
Türkiye'nin geleneklerine, göreneklerine daha kaç çocuğu kurban etmemiz gerekiyor?
Bu rol yakışır
Böyle olaylar heyecan veriyor ve Başkan Clinton'ın 1999 konuşmasını hatırlatıyor. Önemli mesajlardı bunlar: "Önümüzdeki yüzyılın büyük ölçüde Türkiye'nin bugünkü ve yarınki rolünü nasıl tanımlayacağına bağlı olarak şekilleneceğine inanıyorum."
Haberin Devamı

