Begüm'ü kim öldürdü?

Sıktığınız kurşunu ve harcadığınız bir hayatı geri döndüremezsiniz

Haberin Devamı

Sıktığınız kurşunu ve harcadığınız bir hayatı geri döndüremezsiniz.

Bunu biz biliyoruz ama yazıklar olsun ki aynı sorumluluğu paylaşma bilincinden yoksun yaratıkları durduramıyoruz.

Geçen hafta Denizli'deki bir kına gecesinde havaya ateş eden kişilerin sekiz yaşında bir çocuğu öldürdüklerini öğrenerek kahrolduk.

Benzer bir haber dün Malatya'dan geldi. Galatasaray Üniversitesi öğrencisi 22 yaşında Begüm Kartal, adına töre denilen uğursuz alışkanlığın son kurbanı olmuştu.

Begüm bir dönemi Sorbonne'da okumak üzere önümüzdeki günlerde Paris'e gidecek, 2006 Haziranı'nda da Galatasaray Üniversitesi İktisat Bölümü'nü bitirecekti.

Yani o yalnız kendi macerasının kahramanı olmakla kalmayabilir, sınırlarını aşabilirdi. Yaşam yolculuğunun seyir defteri, topluma da vaadi olan bir geleceğin ışıklarını yansıtıyordu. Yazık oldu..

Annesine babasına sabır dilemekten başka bir şey yapamamak, sivil toplum olarak ayıbımızdır. Kendi hayatlarımızı, çocuklarımızı nasıl koruyacağız, onun da cevabı yok!

Temmuz ayında Ordu'daki bir köy düğününde Enerji Bakanı Güler'i havaya ateş ederek karşılayanlar arasında iki AKP'li milletvekilinin bulunduğunu gördüğümüzde, toplum vicdanına tercüman olduğumuzu bilerek şunu söylemiştik:

"Millet meclisi ve iktidar partisi, suç işleyen bu milletvekillerini yargıya teslim etmelidir. Aksi halde bu parlamenterler bundan sonra işlenecek cinayetlerin, örnek alınan teşvikçileri olacaklardır.."

Denizli'deki ibrahim'i ve Malatya'deki Begüm'ü kimler vurduysa yakalayıp cezalandırmak yeterli ibreti yaratamaz. Zaten o kurşunun çıktığı silâhı çoktan yok etmişlerdir.

İbreti, bile bile suç işleyen milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırarak mahkemeye çıkarmak yaratabilir ancak.

Tabancaları çekip havaya ateş etmek, magandaların cinayet ayinine dönüştü.

Her ölümden sonra toplum vicdanında beliren sanık görüntüleri, Ordu'daki düğünde havaya ateş ederken fotoğrafları çıkan iki AKP milletvekilidir.

Ama bundan sonraki cinayetler, Başbakan ile Meclis Başkanı'nı da "azmettirenler" listesine dahil edecektir.

Laik devlet çocuğu, aileyi korur...
Türkiye'nin laik geleneği sayesinde İslâm dünyasında farklı bir yere sahip olduğu Batı basınında çok vurgulanır oldu.

Geçen gün bu ayrıcalığın geçmişten gelen bir miras olduğunu belirterek şu soruyu sormuştum:

"İktidar acaba bu mirası kendinden sonra geleceklere sağlam devredecek mi?"

Bu merakı bende depreştiren, Milliyet'in bir haberi oldu. Kaçak Kuran kursu açanlar hiç
korkmadan gazete ilânı ile yatılı kız öğrenci arayabiliyorlar.

Cumhuriyet düşmanı yetiştiren izinsiz kurslara ceza yaptırımlarını kaldıran iktidar, bu kursları
Milli Eğitim müfettişlerinin denetiminden de çıkarmıştır.

Bizce AKP'nin değişimi yarım kaldı. Meselâ laikliği "din ve vicdan özgürlüğü" diye tarif etmeyi çok seviyorlar.

Oysa unutuyorlar; bu doğrunun diğer yansı laikliğin devlete, kaçak olduğu için tehlikeli de olan bu tür organizasyonlara karşı çocukları ve ailelerini koruma görevi yüklediğidir.

Kökten dinci baskı ve hilelerle yoksul ve eğitimsiz kitlelerin çocukları ele geçiriliyorsa laik devlet buna mani olur.

Laikliği AKP gibi anlayan bir iktidar yönetiminde devlet o çocukları ve ailelerini koruyabilir mi?

DİĞER YENİ YAZILAR