Bu olmadı!

19 Eylül 2005

Siyasetçilerle gazetecilere çağın iletişim ortamı olağanüstü değerde fırsatlar sunuyor.Bu iki meslek grubunun en büyük korkusu, toplum vicdanına ters düşmek yani halka yabancılaşmaktır. İnternet ortamı, takdir ve eleştiriyi ışık hızına çıkaran etkinliği ile bizi bu tehlikeye karşı koruyor.Meselâ dün "Gelinim Olur musun" adlı TV programının şöhret yaptığı "Semra Hanım'ın oğlu Ata"nın bir otel odasındaki trajik ölümü hemen tüm büyük gazetelerin birinci sayfa haberi oldu.Bu doğal sayılabilirdi. Çünkü bir dönem rating rekorları kıran Semra Hanım ve oğlu ülkenin en çok tanınan "uç karakterler"i haline gelmişlerdi.Ayrıca Ata'nın ölümü, bazı TV programlarının şöhret ve zenginlik tuzaklarına karşı yapılacak en inandırıcı nasihatlardan daha etkili bir ibret sunuyordu gençlere.Ama aynı gün terör kurbanı polislerin cenaze törenleri de vardı ve bu polislerden biri dört, diğeri iki yetim bırakarak toprağa verilmişti.Kibir yakışmaz..Semra Hanım'ın oğlu yanında polis şehitlerini birinci sayfasından gören tek büyük gazete VATAN oldu. Bize takdir mesajı gönderen okurlarımızın öteki gazeteleri de eleştiri içeren mesajlarla uyardıklarını biliyoruz.Şunu merak ediyorum:Okur kimliği ile bizimle ilişki kuran vatandaşlar niçin seçmen kimliği ile partilere ulaşma isteği duymuyorlar?Biz haber verelim ki, meclisin terör konusunda genel görüşme yapmak üzere toplanmasını önlemek uğruna göze aldığı çocukça oyun iktidar partisine ve mecliste bulunması gereken bir günde Trabzon'a giden Başbakan'a büyük puan kaybettirmiştir.Başbakan Erdoğan şu soruyu cevaplamak zorundadır:Tercihini Trabzon'a gitmekten yana kullanarak muhalefeti mi, yoksa gündeme getirdiği terör sorununu mu küçük gördüğünü anlatmak istemiştir?Başbakan kaçtıGerçeklerle yüzleşmekten kaçmak başbakanlara yakışmaz.Erdoğan bu yanlışı yapmış, mecliste cevaplayacağı iddialar, şimdi ağır hizmet kusurları olarak peşine takılmıştır."Sen hücreden talimat vermeye demokrasi dersen bu işi götüremezsin" diyen CHP lideri Baykal'dan "Bunu yapma, şiddetin arkasından çekil" İhtan almıştır.ANAP Genel Başkanı Mumcu tarafından da ağır şekilde suçlanmıştır. Çünkü soruna etnik tanım getiren Başbakan, çözümü de etnik temelde tartışmak isteyenlerin tuzağına düşmüştür.DYP Genel Başkanı Ağar, meclisten kaçan bir iktidarla karşı karşıya bulunduklarını belirtip "Bugünden itibaren dökülen her kanın sorumlusu Başbakan'dır" demiştir.İktidar partisi ve Başbakan hata yapmıştır. Etkileyici bir dayanışmanın fırsatı, halkın hissiyatını okuyamamak yüzünden ağır bir güven kaybına dönüşmüştür.Okurların gazeteleri ile kurdukları diyalog, seçmenleri ile partiler arasında da gerçekleşse ne iyi olur..

Devamını Oku

Meclis toplansın!

18 Eylül 2005

PKK'nın kan, ateş ve ihanet içinde geçen alçakça yaşamının galiba sonu göründü.Bütün işaretler aynı şeyi söylüyor.Türkiye-AB Karma Parlamento Komitesi Eşbaşkanı Lagendijk, Avrupa'da PKK'ya desteğin bittiğini belirtip Kürt siyasetçilere artık Apo ile bağlarını kesmeleri çağrısında bulunurken şu tespiti yapıyordu:"PKK'nın varlık sebebi şiddetin devamıdır. Umuyorum ki Kürtler içinde yeni liderler, partiler çıkacaktır. Bu da şiddete son verecek ve PKK'nın sonu olacaktır."Avrupa'daki değişim güvenlik politikalarına da yansıyor ve terör örgütü daha önce at koşturduğu Avrupa ülkelerinde havasız kaldığını hissediyor.Aynı şekilde Washington da PKK'nın Kuzey Irak'ta ABD şemsiyesi altında palazlanmasının sorumlusu görünmekten rahatsız olmaya başlamıştır.Olumlu gelişmelerAmerika henüz yağmaya başlamadı ama gürlüyor. Ankara'daki maslahatgüzar McEldowney'nin Bin Ladin ile Öcalan arasında fark olmadığını söylemesi, Başkan Bush'un Irak yönetimini PKK konusunda bizzat sıkıştırması ve askeri yetkililer trafiğinin hızlanması iyi işaretlerdir.Bunların tümü de Türkiye'yi müzminleşmiş bölücü terör belâsından kurtarmaya yönelik uluslararası mutabakatın oluştuğunu ve eyleme geçtiğini düşündürmektedir.Bu olumlu işaretlere içerden de eşlik eden gelişmeler var.Gaziantep eski Belediye Başkanı Celâl Doğan ile Leylâ Zana ve arkadaşları arasında yeni bir parti kurmak üzere yapılan görüşmelerin anlaşma eşiğine geldiği bildiriliyor.Doğan "Bizim temel anlayışımız toprak birliği, hukuk birliği ve bayrak birliği.. Bunları kabul eden herkes partimize girecektir. Etnik parti, ırk partisi, Kürt partisi olmayacak" diyor.Ayıpla başlamasınZana ve arkadaşlarını kullanma olanağını yitirmesi, Apo'nun kan dökücü ihtirasının şiddet üretme yeteğine ağır darbe vuracaktır.Keşke gerçeği kabul edebilse.. Ama imkânının elverdiği son ana kadar kötülük üretmekten geri durmayacaktır. Zaten PKK teröründeki son dönemin tırmanışı, umutsuzca son kozlarını oynamasının yansımalarıdır.CHP Millet Meclisi'ni olağanüstü toplantıya çağırdı. Konu terör.. Amaç, terör kışkırtmasının toplumsal olaylara dönüşmesi tehlikesine karşı önlemler üretmek..Meclis kürsüsünden verilecek mesajların şu dönemde en çok ihtiyacımız olan sabır gösterme bilincine katkıda bulunacağı kesindir ama ne yazık ki meclisin bugün toplanıp toplanmayacağı garanti değildir.Çünkü toplantı için 184 milletvekilinin hazır bulunması gerekiyor, iktidar grubu koridorda bekleyecek, muhalefet yeter sayıyı bulacak olursa genel kurula gireceklermiş. Bulamazlarsa meclis, başlamadan paydos!.Meclis yeni yasama yılına böyle bir ayıpla girmesin.AKP "Kompleksli iktidar" damgası yemesin!

Devamını Oku

Tembel muhalefet

17 Eylül 2005

Tüpraş'ı 8 milyar dolarlık bir değer üzerinden satmak AKP iktidarının başarısıdır.Ama bu ihaleden 6 ay önce yüzde 14,7 oranındaki payın hem de duyuru yapılmadan satılması başanyı gölgelediği gibi iktidar önderlerini şaibe altına sokmuştur.Çünkü kayırıldığından şüphe duyulan aracı ve alıcılar bu alış verişten, yatırdıkları paranın yarısı kadar yani 240 milyon dolar kazanç elde etmişlerdir.Madem ki yönetim yetkisini de devreden bir ihale yapılacaktı, yüzde 14'lük hissenin satışını büyük ihale sonrasına bırakmak elbette daha doğru ve daha kârlı bir tercih olurdu."Sinek küçük ama mide bulandırır" derler. Bu satsa sinekten daha büyük bir şey düşmüştür. Yığılan okur mektuplan, kamuoyunun medyadan bu meseleyi aydınlatmasını beklediğini gösteriyor.Medyadan aşırmaOlay zaten bugünkü haliyle kamuoyunun gündemine medyanın gayreti ile getirilmiştir. Dün CHP'nin bu konuda bir soru önergesi verdiğini öğrenince umuda kapıldık. Ama yanılmışız. Çünkü CHP Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen'in önergesi, gerçeğin açığa çıkmasına katkıda bulunma amacına hizmet etmiyor. Medyadan alıntılarla derlenmiş kinayeler yoluyla AKP'nin önemli aktörlerini birbirine düşürme hevesi güdüyor.Ana muhalefet partisinden ciddi araştırmalara dayanan adımlar beklemek hakkımızdır. Oysa CHP'li Sevigen, soru önergesini hazırlarken sadece gazete haberlerine dayanmıştır. Özellikle de israil'in Haaretz gazetesine..İki gün önce bu gazetede Amiram Cohen Türk basınındaki tepkileri derleyip yorumlarken şöyle yazmıştı:"Öyle gözüküyor ki Sami Ofer yalnız İsrail'de değil tüm ülkelerde hükümeti maymuna çevirmeyi biliyor. Ofer İsrail'de Zim Gemicilik şirketini devletten değerinin yüzde 20 azına satın almıştı. Geçen yılki bu olayın üstü örtüldü. Ancak Ofer'in şimdi aynı şeyi Türkiye'de yaptığı ortaya çıktı.."Büyük oynamak için CHP Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'i muhatap almıştır. Soruyor:"TÜPRAŞ'ın yüzde 14,7 hissesinin İsrailli yatırımcı Sami Ofer'e satışına 'Ben olsaydım bu fiyata satmazdım' diye karşı olduğunuzu açıkladınız. Olanlardan Bakanlar Kurulu'nun haberi yok mu?İsrail gazeteleri Ofer için 'Sadece İsrail'de değil tüm dünyada hükümetleri maymuna çeviriyor' diye manşet atmış. Ofer Grubu AKP hükümetini de mi maymuna çevirdi?"Özelleştirme işleri kendisinden alındığı için Şener'in kolayca kışkırtma tuzağına düşeceği tahminine dayanan bu soru önergesi bizce küçük hesaptır.Ana muhalefet daha büyük oynamalı.CHP'den dedikodu yapmasını değil belgeler ortaya koymasını, yani daha çok çalışmasını bekliyoruz.

Devamını Oku

Türk Gençliği

16 Eylül 2005

Atatürk bugünleri görseydi gençliğe belki yeni bir hitabe hazırlar ve şöyle başlardı: "Ey Türk Gençliği! Ne oldu sana? Seni bu hallere kimler getirdi?"Avrupa Birliği tarafından desteklenen ve ODTÜ Sosyoloji Bölümü öğretim görevlisi Dr. Mustafa Şen ve yönetimindeki araştırmacılarca gerçekleştirilen "Türk Gençliği Konuşuyor" araştırması, endişe verici bir tablo çıkarmıştır.Sonuçlar, ülkenin geleceği için tehlike çanlarının çalınması ve herkesin üstüne düşeni yapması gerektiğini anlatıyor. 4545 lise öğrencisinin katıldığı ankette kendisini "Atatürkçü" tanımlayan gençlerin oranı Anadolu liselerinde yüzde 71,3 düz liselerde 67,9, meslek liselerinde 63,5 özel liselerde 60,1 olurken oran imam hatiplerde yüzde 22,4'e inmiştir.Aynı şekilde kendini "laik" görenlerin oranı liselerde yüzde 49,4 iken imam hatiplerde yüzde 26,2 olmuştur.İslamcı ideoloji..İslamcı ideolojinin imam hatipleri neredeyse teslim almakla beraber öteki liselerde de önemli tırmanış kaydettiği görülüyor.İslamcıların liselere oransal dağılımı şöyle: İmam hatip yüzde 64,7, meslek liseleri yüzde 37,5, düz liseler yüzde 20 özel liseler yüzde 18,3 ve Anadolu liseleri yüzde 12,4..Görüldüğü gibi "iyi" denecek oranlar yeteri kadar iyi değil, "kötü" olanlar ise çok kötü!.Tablo, imam hatip liseleri kavgasının tahrik ettiği şüphelerin hafife alınmaması gerektiğini gösteriyor.Eğitim birliği katledilmiştir! İktidar elinden gelse bütün liseleri imam hatip yapacak, imam hatipleri de fire vermeden üniversitelere sokacak.Çünkü tarikat liderlerinin "mülkiyede ve adliyede çoğalın" diye çağn yaptığı gençler ve iktidarın atama yaparken kayırdığı insanlar bu okullarda yetişiyor.Belki uyandırır..Araştırma AKP'yi mutlaka rahatsız etmiştir. Ama teşhis edilen gerçekler mi rahatsız etmiştir, yoksa bu gerçeklerin açığa çıkması mı?Bizce tablo, milli eğitim politikalarının kahredici başarısızlığını belgeliyor.Ne yazık ki AKP içinde önemli bir kesim bu gidişi memnuniyetle karşılayacak, vicdan taşıyan bir azınlık bulunsa bile onlar da "partinin tesanüdü" uğruna seslerini çıkarmayacaklardır.Beklenecek iyilik ne olabilir?Büyük kitle, Türkiye zorluklar ve imkânlar tünelinde ilerlerken iktidara engel çıkarmama duyarlılığı taşıyor.Bu anket, cumhuriyeti ve çocuklarımızı koruma görevinin ihmale ve ertelemeye müsait olmayan bir eşiğe geldiğine belki uyandırabilir bizi.Çok da hayırlı olur.Milli Eğitim'in "milli" niteliği kaybolmuştur. Maarif Nezareti kapıda beklemektedir!

Devamını Oku

Güven, yerle bir!

16 Eylül 2005

Siyasetçiler dünyanın hiç bir yerinde halkın güven duyduğu insanlar değil.GALLUP ile İngiliz yayın kuruluşu BBC'nin ortak girişimi olan dev araştırma, dünya halklarının yüzde 33'ünün dini liderlere, yüzde 26'sının asker, polis ve gazetecilere güvendiklerini fakat siyasetçilere güven oranının yüzde 13'te kaldığını ortaya koydu.Tablo Türkiye özelinde önemli farklar gösteriyor. Türk halkının en çok güvendiği kesim yüzde 41 oranıyla ordu ve polis olurken din adamlarına güven, dünya ortalamasının altına iniyor: Yüzde 24.Medyaya duyulan güven de öyle: Yüzde 8.Fakat siyasetçinin durumu iflâs halidir. Yüz kişiden sadece beşi siyasetçiye güven duyduğunu söyleyebiliyor.Bunun sebebini anlamak için bir günün olaylarını dikkatle izlemek bile yeterlidir.Herkes oynuyorVelisi bağış yapmayan çocukların "gariban sınıfı" na toplandığına ilişkin belgeli rezalet karşısında dün Milli Eğitim Bakanı Çelik, adına yakışan sertlikte tepki gösteriyordu:"Eğitimde birinci mevki, ikinci mevki olmaz. Buna asla müsaade etmem."AKP'liler belki de güven kazanmak için siyasetçiden çok din adamı gibi görünmeye çalışıyorlar.Ama neye yarar? Bakanın "olmaz" dediği şey hep oluyor. Bunu bakan da biliyor.Suçlanan okul müdürü bile ağzından kaçırmadı mı: "Size kayıt parası verme diyor, bize diyor ki bildiğin gibi yap!"Bu müdür yakalandığı için ceza görecek, bağış ve kayıt parası zulmü milyonlarca veliyi köpürterek ve siyasetçinin inanılırlığını kemire kemire devam edecektir!Cevaplar nerede?Maliye Bakanı dün televizyonlardaydı. Kendi "önemli"lerini söylediği halde halkın merak ettiği sorulara hep yan çizdi.TÜPRAŞ'ın yüzde 14,7 hissesi altı ay önce satılmış, şirketi Koç grubu alınca bu yatırımcılar bugünkü borsa değerinden 240 milyon dolar kazanç sağlamıştı.Devlet sırtından 6 ayda yüzde elli kâr her ülkede şüphe uyandırır.Bakan Unakıtan "zarar da edebilirlerdi" dedi, doğrudur. Ama mesele bundan ibaret değil ki..Yönetim yetkisini devredeceğiniz bir ihaleden önce niçin blok halinde azınlık hissesi sattınız?Niçin satışı kamuoyuna duyurmayıp bir aracı kurumu kayırdınız?Azınlık hissesi, büyük satıştan sonra satılsa, daha doğru ve daha kazançlı olmaz mıydı?Maliye Bakanı bu soruları "pas" geçti. Arada sempatik halleriyle bizi güldürdü ama bu, kazık yemekten usanmış insanların şüpheci ve acı tebessümü idi..Cevap beklemekten vazgeçmiş değiliz!

Devamını Oku

Utanın ve düzeltin!

14 Eylül 2005

Eskiden paralı okullar, kolejler bu kadar yaygın değildi. En azından ilkokullar çocukları "imtiyazsız, sınıfsız bir kitle" olmanın mutluluğundan ve olanaklarından yararlandırırdı.İlkokul okumuş her kişinin ileride küçüklüğünden sıra veya sınıf arkadaşı olmuş mevki sahibi tanıdıkları olurdu.Hızlı nüfus artışı, göç, kentleşme, siyasal yozlaşma, değerlerin kaybolması ve egoizm, dilini dilini böldü bu toplumu. Kolonileşme en acımasız hükmünü eğitimde icra etti. Bu ülkenin vatandaşları daha okula başlarlarken aralarına duvar ören eğitim düzeni içinde gelir gruplarına göre ayrıştılar.O yetmedi, şimdi devlet okulları içinde de bölünmeler başladı: Kayıt parası ödeyen ailelerin çocukları ile "garibanların çocukları ayrı sınıflarda toplanıyor.Bu kötülüğü yapanların eğitim camiası içinden çıkabildiğini görmek daha kahredici oluyor.Utanç diyalogu..İstanbul Gazi Mahallesi'ndeki ilköğretim okulunun müdürü ile sekiz aydır işsiz bir öğrenci velisi arasında geçen konuşma bir ulusal felâketin alarmı sayılmalı:Veli- Ülkenin Başbakanı diyor ki "Vermeyin kayıt parası.." "Alanları da şikâyet edin" diyor.Müdür- Gidin şikâyet edin kardeşim. Size diyor ki "Alınmayacak para", bana diyor ki "Bildiğin gibi yap.."Veli- Yani para vermiyorum diye çocuğumu okutamayacak mıyım?Müdür- Okutacaksın ama sadece okuryazar olacak.Veli- Yani iyi eğitim alamayacak mı?Müdür- Mecburen alamayacak..Siyasetçilerin iki yüzlülüğüne alıştık. Böyle bir adaletsizliğin cellâtları nasıl olup da eğitimciler arasından çıkabildi, asıl şaşırtıcı ve üzücü olan budur.Hocam, işte çare..Okul müdürü, kayıt parası veremediği için çocuğunu "garibanlar sınıf ı" na koyacağını söylediği veliye karşı belli ki kendini suçlu hissetmekte ve çaresizliğini anlamasını istemektedir:"Kendini benim yerime koy da bana çare söyle!"Hocam çareyi size biz söyleyelim:Eğitimci ideallerine ihanet sayılacak bu cinayeti reddet ve istifa et, hem eğitimci olarak onurunu, hem insan olarak ruhunu kurtar.Belki çığlığınız bu acımasızlığı süpürecek bir çığın oluşmasına yardım eder, hem siz kurtulursunuz hem bu çocuklar ve onurlan kırılan aileleri kurtulur.İktidara çağrı yapmanın yararı var mı, şüphedeyiz. Çünkü samimiyetsizlik açığa çıkmıştır. Tavşana kaç, tazıya tut taktiği deşifre olmuştur.Bir taraftan ilkokullarda parasız kitap dağıtmanın fiyakasını yap, öbür yandan kayıt parası adı altında haraç toplanmasına göz yum.İktidar icraatı, Sultanahmet'te dilenip Yeni Cami önünde sadaka vermeye benziyor!

Devamını Oku

Güven vermek

13 Eylül 2005

Güvenlik sorunlarının başınıza dert açtığı her yeni durumda yeni kanun çıkarmak sizi korumaz ve hukuk devleti yapmaz.Haftalardır Terörle Mücadele Yasası taslağı tartışılıyor. Kimi "Terörle mücadele uğruna özgürlükleri feda etmeyelim" diyor, kimileri "Can güvenliğinden daha önemli hak ve özgürlük yoktur" diyor.Bunlar boş tartışmalar..Terör olaylarındaki artışın sebebi yasaların AB uyumu ile gevşemesi, dün suç sayılan fiillerin bugün hak ve özgürlükten sayılması değildir.Mevcut yasaların yetmezliğine karar vermeden önce yargı kurumunun yeni tehdit şartları altında yeni tutumlar ve yorumlar geliştirmesi mümkün müdür, önce buna bakmak gerekir.Mahkemelerin kapkaç suçlarını hırsızlık yerine gasp olarak değerlendirmesi nasıl caydırıcı olmuşsa, terör suçlarının cezalarında üst limitlerin uygulanması da olumlu etki yaratabilir.Caydırıcı ceza..Trabzon'da McDonald's'ın kapısına bomba bırakarak 6 kişinin yaralanmasına sebep olmakla suçlanan ve tutuklanan kişi, daha bir yıl bile dolmadan hapisten tahliye edildi.Terörle uğraşan bir ülkenin sık yaşamaması gereken bir tecrübedir bu.Bizde yaşanıyor. Sorunun yargılamadaki takdir hatasından ileri gelmediğine emin olmadan yasalarla oynamak zaman kaybıdır.Yakın tarih diliminde devlet adamlarımıza pek çok suikast girişimi oldu. Ama bu suçu işleyenlerin hiçbiri ibret olacak bir cezaya çarptırılmadı.Çarptırılsaydı Kütahya'da yakalanan bahtsız adam, kurusıkıdan dönüştürdüğü bir tabanca ile Başbakan Erdoğan'a karşı suikast girişimine belki kalkışmazdı.Başbakan herhangi bir kişi değildir, onun canına yönelen bir suç girişimi, aynı eyleme özenmesi muhtemel kişileri mutlaka korkutacak cezaya çarptırılmalıdır.Ve o ceza yasalarımızda vardır!.Dinle oynamak..Terörle mücadele her şeyden önce Cumhuriyet değerlerine inancı şüphe götürmeyen devlet adamları istiyor. Çünkü tepedeki o sağlam duruş, kademe kademe tüm devlet organlarını etkileyecektir.Başbakan Erdoğan dün suikast girişiminde bulunan saldırgan için "Onlar henüz demokrasiyi kavramış tipler değildir" dedikten sonra şunlan ekledi:"Biz yolumuza devam ediyoruz. Bizim sadece bir makama hesabımız vardır, o da Rabbimizedir..."Bir gün laik cumhuriyetin başbakanı gibi camilerde eylem yapanlara "Dinimizi istismar etmeyin" diyor, ertesi gün aynı istismarı kendisi yapıyor.Hemen her cuma cami kapısında verilen ve TV'lerden yayınlanan demeçlerin haftalık olağan görüşme benzeri rutin haline sokulması da bir tertip midir?Her sorunu göğüslemenin temel şartı Cumhuriyet'i bozmamaktır!

Devamını Oku

İşler yolunda

12 Eylül 2005

Türkiye'nin bu en büyük şirketi geçen yıl ihaleye çıkarılmış, fakat Petrol iş Sendikası'nın Danıştay'da açtığı dava sonucu satış işlemi iptal edilmişti.O gün Zorlu Grubu ile yabancı ortağı Tüpraş'ın yüzde 65,7'sini 1,3 milyar dolara satın almış, bu durumda şirketin bütünü için l milyar 980 milyon dolarlık bir değer ortaya çıkmıştı.Gecen yıl iki grup yarışırken dünkü ihaleye, çoğu uluslararası ağırlığa sahip dokuz konsorsiyum katıldı ve Tüpraş 8 milyar doları bulan bir değer üzerinden özelleştirilmiş oldu.Bir buçuk yılda ne oldu da 2 milyar dolarlık şirket dört katı bir değere yükseldi?Yükselen asıl Türkiye'nin değeridir.IMF programına sadakat ve AB hedefine yürümek, yıllardan beri hayali kurulan yatırım ortamının gerçekleşmesini sağlamıştır.Yatırım iklimi..Elbette dünkü heyecan verici yarış, Çin'in yarattığı yatırım iklimini Ortadoğu'da Türkiye'nin yakaladığı iddiasına yeterli kanıt olamaz.Ama artan ilgi, iç kaynağı yeterli olmadığı için yabancı sermayeye muhtaç ülkemizin bu alandaki yazgısının değişmeye başladığına işaret sayılabilir.Küresel ekonominin olanaklarını iyi kullanan ülkeler, başkalarının yüksek faizle kullandıkları yabancı kaynağı yatırım olarak kendilerine çekmeyi başaranlardır. Türkiye yakın zamana kadar bunu yapamadı.Meselâ GAP için aldığımız 30 milyar dolar dış kredi için yılda 2 milyar dolar faiz ödüyoruz. Tarım üretimine sağlayacağı katkıyı elde edebilmek için GAP'a 20 milyar dolar daha yatırmamız gerekiyor.Bu parayı bulana kadar Güneydoğu bekleyecek mi? Hiçbir şey almadan her yıl 2 milyar dolarlık faizi tutuculuğun ceremesi olarak ödemeye devam mı edeceğiz?Gönlümüze göreDünkü ihale, GAP ve benzeri yarım kalmış yatırımları Türkiye'nin yükselişinden ve yabancı sermayeden yararlanarak bir an önce üretici hale sokma ilhamını ve cesaretini dileriz karar vericilere kazandıracaktır.Şirketin yüzde 51'ine 4 milyar 140 milyon dolar veren Koç-Shell ortak girişim grubu Tüpraş'ın sahibi oldu.Özelleştirmede milli şirketlerin yabancılar tarafından alınması aslında ekonomiye kaynak girişi bakımından daha avantajlıdır. Ama bu durumun toplumda yarattığı manevi tepkime Amerika'da bile sorun olabiliyor.işte, petrol şirketi Chevron'la birleşen Unocal'e bir Çin şirketinin talip olması girişimi Kongre'ye toslamıştır.Dünkü olay her yönüyle tatmin edicidir:ilk satışın iptali sayesinde yenilenen ihale, devlete dört kat fazla kaynak kazandırmıştır..Stratejik sayıldığı için Tüpraş'in yabancıya gitmemesi, geniş yığınların paylaştığı bir dilekti. O da gerçekleşti. Tüpraş Koç gibi güçlü bir milli şirketin oldu. Hayırlı olsun..

Devamını Oku