Acı gerçekler her kritik dönemeçte karşımıza çıkıyor ve bizi ya incitiyor ya utandırıyor.
Tartışmalardan anlıyoruz ki Türkiye'nin üyeliği ile AB'nin sağlayacağı yararlar, feda edilebilir nitelikte olacaktır.
Ama Türkiye'nin dışlanması, Avrupa ve hatta dünya için göze alınamaz tehlikeler doğuracaktır.
İngiltere eski Savunma Bakanı Michael Portillo, dün The Sunday Times Gazetesi'ndeki makalesinde, AB tarafından reddedilmesi halinde Türkiye'deki laik rejimin darbe yiyeceğini, Batı yörüngesinden çıkarak terörü besleyen bir ülke haline geldiği takdirde de bunun Rusya, Amerika, Avrupa ve İsrail için felâket olacağını yazdı.
AB tarafından reddedilmenin Türkiye'yi köktendinciliğe kaptırmak anlamına gelecek ciddi bir stratejik darbe olacağı korkusunu Portillo'da uyandıran sebep nedir?
İşte cevabı: "Orada (Türkiye'de) laiklik güvenli görünmüyor!"
Başbakan ve polis
Uygarlıklar çatışmasını önleyecek en inandırıcı çare olan Türkiye köprüsünü havaya uçurmak, Avrupa'nın dünyaya "Demokratik ve barışçıl olanı dahil Müslümanın hiçbir çeşidini aramıza istemiyoruz" demesi anlamına geleceği için böyle bir şey olmayacaktır.
Biz en az on yıllık müzakere sürecinin sunduğu uyum ve uzlaşma fırsatlarını iki tarafın da kullanmak isteyeceğini, 3 Ekim'de müzakere döneminin açılacağını düşünüyoruz.
Müzakerelerin başlaması, Türkiye'de laikliğin güçten düştüğüne dayanan teşhislerin kulak arkası edilmesine sebep olmamalıdır.
Polisin Fatih Camii avlusunda yapılan hilâfet gösterisi karşısındaki pasif tutumunu soran gazetecilere Başbakan Erdoğan dün "Polisin müdahale etmesi gerekirdi" demiş..
Bu beklenmeyen bir cevaptır.
Çünkü türban ve imam hatip takıntilan yanında birçok icraat, iktidarın laiklikle barışık olmadığını düşündürüyor. Polis iktidarın tutumundan etkilenir.
Laik devlet korur..
Cumhuriyet düşmanı yetiştirdiğini bile bile kaçak Kuran kursları açmayı cesaretlendiren, bu kursları Milli Eğitim müfettişlerinin denetim alanından çıkaran iktidar, laik rejimin taahhüdü olan güvenlikten vatandaşları mahrum ediyor demektir.
Yasa dışı organizasyonların kötülüklerinden çocukları korumak laik devletin birincil görevidir. O durumdaki çocukları, bazen ana-babalarından bile korumak gerekebiliyor.
İşte Fatih Camii'ndeki gösteriye birçok kadın ve erkek, polisin zor kullanmaya kalkışması halinde zarar görebileceklerini bile bile küçücük çocuklarını acımadan yanlarında götürebilmişlerdir.
"Polisin müdahale etmesi gerekirdi" diyen Başbakan, hilâfet goygoyculuğu uğruna çocuklarını bile riske atan zavallılara da keşke bir şeyler söyleyebilseydi.
Hem onları belki uyandırır, hem de bizi biraz teselli edebilirdi.
Ama "Cumhuriyetin temel ilkelerinin, yerini daha Müslüman bir yapıya devretmesi zamanının geldiğini" söyleyen bir adam Başbakanlık Müsteşarı koltuğunda otururken ne kadar inandırıcı olurdu?
O da ayrı bir sorun!
Tokat gibi..
Acı gerçekler her kritik dönemeçte karşımıza çıkıyor ve bizi ya incitiyor ya utandırıyor. Tartışmalardan anlıyoruz ki Türkiye'nin üyeliği ile AB'nin sağlayacağı yararlar, feda edilebilir nitelikte olacaktır
Haberin Devamı

