Deprem korkusu

Beş günden beri deprem fırtınası yaşayan İzmir endişe ve gerginlikten yorgun düştü. 17 Ekim'den bu yana 1300 sarsıntı kaydedilmiş.

Haberin Devamı

Beş günden beri deprem fırtınası yaşayan İzmir endişe ve gerginlikten yorgun düştü.

17 Ekim'den bu yana 1300 sarsıntı kaydedilmiş.

Kandilli Deprem Enstitüsü Müdürü Prof. Gülay Barbarosoğlu, bu sarsıntıların binaları her gün biraz daha yorduğunu belirterek "Hasar görebilecek binalara girilmemesi konusundaki uyarımızı kuvvetle tekrarlıyoruz" dedi dün.

Bu sözlerin hiçbir uyarı değeri yoktur. Çünkü siz oturduğunuz evin sağlamlığına güveniyor olsanız bile yorulduğunu duyduğunuz evinizden şüpheye düşersiniz.

Bilime, ahlâka ve estetiğe meydan okuyan kentsel yapılaşmanın yıllardan beri biriken günahlarını ödüyoruz.

Bu çağda halkı bu korkuya mahkûm etmek bir devlet için, o devleti yönetenler için ağır bir utançtır.

1999 Marmara depreminden sonra Birleşmiş Milletler destekli bir proje ile 200 bin yapı incelenmiş ve elde edilen veriler ışığında bir "İzmir Deprem Senaryosu" hazırlanmış.

6,5 büyüklüğünde bir depremde bilanço ne olur sorusunun cevabı şöyle verilmiş:

7-10 bin kişi yaşamını yitirecek, kentin dörtte biri, başta kamu binaları olmak üzere köprü ve viyadükler yıkılacak, 25 milyar doların üzerinde zarar oluşacak..

CHP İzmir Milletvekili Bülent Baratalı, bu senaryoyu değiştirmek için hükümetin şimdiye kadar neler yaptığını dün bir önerge vererek Başbakan'a sordu:

"İzmir genelinde başta köprü ve viyadükler, okullar ve hastaneler olmak üzere kamu binalarında depreme dayanıklılık testi ve güçlendirme çalışmaları yapılmış mıdır? Yapılmamışsa neden yapılmamıştır?"

Gereken yapılsaydı milletvekili bilirdi. Yapılmadığını bildiği için soru sormuştur ve Başbakan da bu durumu bildiği için doğru dürüst cevap vermeyecektir.

Korkulan an geldiğinde o koltukta her kim varsa şuna benzer bir şey diyecektir:

"Takdiri ilâhi!"

Allah'ın takdirini korunma anlamında hak etmenin, dua etmekten daha fazla şeyler gerektirdiğini anlamış yöneticiler seçmeyi öğrenene kadar işimiz zordur.

O günlere kadar Allah yardımcımız olsun.

Yazıklar olsun..

Adamın vesikalık fotoğrafı bile kötülük neşrediyor!

Sapıklara karşı bir uyan levhası gerekse bu adamın yüzü mükemmel bir model olurdu..

Ama hale bakın; bu adam iki hafta önce Ankara'da bir okula gitti. Okul yöneticilerine kendini UNICEF'ten gelen bir yabancı dil öğretmeni olarak yutturdu.

Müdürü ve öğretmenleri, dokuz çocuğu kendisine vermeleri için ikna etti.

Sonra çocuklardan 13 yaşındaki bir kızı evine götürüp günlerce tecavüz etti.

Bu sapık cezasını bulacaktır ama o masum kızın hayati ne olacak?

Öğretmenlik yüksek bir rütbedir. Lâyık olmayanları orada tutmak, işte böyle trajedilere sebep oluyor.

Elek gibi okul olur mu?

Öğrencisini yabancı birine bu kadar kolay verebilen okulun yöneticisi ve olaya seyirci kalan öğretmenleri meslekten men edilmelidir.

Öğretmenliği iş olsun diye yapmasın kimse...

Sevenler yapsın!

DİĞER YENİ YAZILAR