Dost atağı..

Hükümeti ile medyası ile İngiltere AB yolunu açmakta benzersiz bir dostluk yapıyor.

Haberin Devamı

Hükümeti ile medyası ile İngiltere AB yolunu açmakta benzersiz bir dostluk yapıyor.

Bu akşam AB dışişleri bakanlarının toplantısıyla başlayıp 24 saat sürecek gelişmeleri nefes nefese izleyeceğiz.
Dönem başkanı İngiltere'den gelen rüzgârlar, Avusturya'nın direnişini kıracak güçlü bir iradenin varlığını duyuruyor.

The Independent gazetesi dün birinci sayfasını Türkiye'ye ayırmıştı. Yorumlarda siyaset ve yaşam kültürünü oluşturan bir çok alışkanlıkla disiplinli bürokrasi ve güçlü ordu gibi kurumsal gelenekleri Avrupa'nın Osmanlı'dan örnek aldığı anlatılıyordu.

Dünyanın çok kültürlü yaşamı öğrenmesinden çok önce Osmanlı'nın bütün dinleri banş ve refah içinde bir arada yaşattığını belirten gazete, karar vericilere şu çağrıyı yapıyordu:

"Hiçbir başka yeni ortak Batı'ya islâm dünyası ile daha iyi bir köprü oluşturamaz ve medeniyetler çatışmasından çıkış sağlayamaz."

Dünkü Daily Telegraph da başyazısında Türkiye'nin engellenmeyi hak etmediğini savunarak şöyle bir uyarıda bulunuyordu:

"AB ya Batı'yla Müslüman dünyası arasında benzersiz bir köprü kuracak ya da bu fırsatı geri çevirip iyi niyetli bir ülkeyi radikal bir hasım haline getirecek!"

Destek kervanına Financial Times gazetesi AB'nin Türkiye'ye haksızlığını eleştiren bir başyazı ile katildi.

Fransa'nın eski başbakanlarından AP üyesi Michel Rocard'ın dünkü Le Fıgaro'da yazdıkları, eğer utanma duygulan kalmışsa Türkiye karşıtlarını utandıracaktır. Rocard makalesinde Türkiye'ye "entelektüel terörizm" uygulandığını yazdı.

Gerçekten de bu terördür. Çünkü üyelik için gerekli kriterlerin neredeyse tümünün daha müzakereler başlamadan istendiği ilk ülke biz oluyoruz.

Şimdiye kadar kritik eşikleri hep çetin pazarlıklar ve son dakika uzlaşmaları ile aşabildik. Neyse ki Türkiye'nin yolunu açmayı emreden akıl, her defasında önyargılarla üretilen öcüleri yendi.

Umuyoruz yine öyle olacak..

Devlet ve ciddiyet

Meclis dün Cumhurbaşkanı'nın konuşması ile açıldı.
Sezer'in eğitim, yargı bağımsızlığı, irtica tehdidi, dokunulmazlıklar, temsilde adalet ilkesini ihmal eden seçim sistemi ve daha pek çok konuda yaptığı eleştiri ve uyarılar sanıyoruz ki geniş bir toplum desteği almıştır.

Hatta belki ekonomideki olumlu gelişmelere yönelik örtülü takdir ifadeleri de..

Ama özelleştirmeler ve devlet-medya ilişkileri konusundaki görüşleri bizce çağın gerçekleri ile çelişen, hatta çatışan bir nitelik taşıyordu.

Sezer "özelleştirmenin yabancılaştırmaya dönüşmemesi" gerektiği söyledi.

Özelleştirmenin amacı verimliliği arttırmak ve mümkünse ülke ekonomisine dış kaynak transferi sağlamaktır. Yabancı fobisini zor yendik, o öcü uyandınlmamalı!

Cumhurbaşkanı basın özgürlüğü konusunda da şaşırttı bizi. Devletin, medya gücünün kötüye kullanılmasını engelleyecek önlemler almasını istedi.

Oysa Atatürk o sorunu seksen yıl önce dehasını gösteren şu anlayışla çözmüştü: "Basın özgürlüğünden doğacak sakıncaları önlemenin yegâne yolu yine basın özgürlüğüdür."

Ilımlı da olsa devletçi bakışı ve ciddiyeti Sezer'in ayırıcı özelliğidir.
Ama dün merak ettim:

Konuşması sonunda meclis onu ayağa kalkıp uzun uzun alkışladı. O da salonu terkederken kendisine ayakta alkış tutan bakanlar kurulunun önünden geçti.

Acaba önünden geçerken Başbakan'ın elini sıkması, protokol kurallarına ve devlet ciddiyetine karşı çok ağır bir ihlâl mi olurdu?

DİĞER YENİ YAZILAR