Değişimin nelere kadir olduğuna tanıklık ederken gözlerimiz kamaşıyor.
Dün Başbakan Erdoğan'ın hakkını verdik ama AKP'den seçilip ANAP'a transfer olan milletvekili Emin Şirin'in ortaya çıkardığı bir belge sayesinde Dışişleri Bakanı Gül'e de borçlu olduğumuzu hatırladık.
Türkiye 3 Ekim'de tarihi bir dönemeç katetmiştir. Dün meclis kürsüsünde konuşan Dışişleri Bakanı Gül haklı olarak övünç duyuyor, hiç kimsenin bu tarihi başanyı küçük gösteremeyeceğini söylüyordu.
Oysa Gül Refah Partisi adına on yıl önce meclis kürsüsünden aynı konuda çok farklı şeyler söylemişti.
Meselâ medyanın AB'ye desteği:
"Türkiye tüketim ekonomisine yönelecektir. Bugün reklâm harcamaları 5 trilyonsa 20 trilyona çıkacak. Tabii ki gazeteler, televizyon kanalları bunu alkışlayacak, halkın beynini yıkayacak.."
Meselâ yabancı sermaye:
"Doğru, yabancı sermaye gelecek ama yatırım yapmak için gelmeyecek. Türk sanayiini, fabrikaları, hisseleri, getirdiği birkaç yüz bin dolarla satın almak için gelecek. Birçok sanayi batacaktır."
Meselâ demokrasi konusu:
"Avrupa'nın, Türkiye'de kendisinde olduğu gibi sivil bir demokrasi isteyeceğine inanıyor musunuz? İnanıyorsanız Avrupa'yı bilmediğinizi buradan söyleyeceğim."
Mesela başarı kutlamaları:
"Brüksel'den dönen heyet burada göstermelik, neşeli şeylerle karşılandı. Kendi adıma utandım bundan. Avrupa'nın zenginler kulübünün köşkünde, bahçedeki bir barakaya girdik diye sevinerek geldiniz."
Gül şimdi bunların tersini savunuyor.
Eskiden olsa "Akşam yediğin hurmalar" diye başlayan tekerleme ile yerden yere vurulurdu. Ama arük sadece gülüyoruz.
İhtimal kendisi de gülüyordur.
Değişimin tersine dönmeyeceğine olan inançtır bunun sebebi. Ama tevazuu bırakıp söylemeliyiz ki millet olarak güvencesi biziz. Çünkü şansı yaratan biraz da bizim yönlendirici, doğru tercihlerimizdir.
Laikliği dinsizlik, demokrasiyi küfür sayan ve AB'ye Hıristiyan Kulübü diyen Gül küçük bir partinin sözcüsü idi.
Şimdiki, Türkiye ile Avrupa'nın ortak geleceğine inanan bir iktidarın ikinci adamıdır.
Avrupa'nın yetimi
Demirel Türkiye'nin "Avrupa'nın yetimi" olduğunu söylemiş ve AB ile sağlanan aşamayı şöyle değerlendirmiş:
"Türkiye yetimdir. Ama bu yetim Avrupa sofrasına oturmuştur."
Yani sevinelim.. Oysa VATAN'ın bugünkü birinci sayfasındaki iftar çadırı görüntüleri, Türk insanını AB'nin değil belediyelerin doyurduğunu ortaya koyuyor.
Bunda şaşılacak bir şey yok. Bundan sonra önemli olan Türk insanının kendi geliri ile kimseye muhtaç olmadan sofrasını nasıl kuracağı sorusuna doğru cevabı bulmaktır.
Dünkü konuşması sırasında Dışişleri Bakanı Gül 73 milyon nüfustan iftiharla bahsetti. Çokluğu güç sanmak "Allah ne verdiyse çoğalın" demek, AB hedefini destekleyecek olan zihniyet devrimine terstir.
Türkiye artık çokluğa değil kaliteye ağırlık vermelidir.
Yoksa iftar çadırlarından ve Avrupa'nın yetimi olmaktan kurtulamayız!
Yediği hurmalar
Değişimin nelere kadir olduğuna tanıklık ederken gözlerimiz kamaşıyor. Dün Başbakan Erdoğan'ın hakkını verdik ama AKP'den seçilip ANAP'a transfer olan milletvekili Emin Şirin'in ortaya çıkardığı bir belge sayesinde Dışişleri Bakanı Gül'e de borçlu olduğumuzu hatırladık
Haberin Devamı

