Doğru; dış politikamızın "kırmızı çizgiler"i Irak tecrübesinden sonra inandırıcılığını kaybetti ama bu başka..
Müzakere çerçeve belgesine "imtiyazlı ortaklık" seçeneğinin eklenmesi halinde Türkiye'nin bunu kabul etmeyeceği ve AB köprülerini havaya uçuracağı kesindir ve bunu yapmakta haklıdır.
Kırk yıl süren bir yolculuk.. Çeşitli aşamalarında teyit edilen bir borç.. Ve tam imza aşamasında inkâr..
Bu kalitede bir ahlâka geleceğimizi bağlayamayız. Değil ikincil statülü "imtiyazlı ortaklık", birinci sınıf bir üyeliğin bile garantisi yok demektir.
Ama endişe gereksiz. Şu günlerin sıkıntıları doğum sancısıdır. Gönül, sancı çekmeden hemen bebeği görmek istiyor ama olmuyor işte. Siyaset "olmaz'ları denemeden edemiyor.
işte Fransa bile yola gelmiştir. Yunanistan Başbakanı Karamanlis "Türkiye'ye dürüst olalım" çağrısı yapmıştır. Geçen hafta Fransa'yı ziyaretinde Türkiye'nin
AB üyeliğinin herkesin çıkarına olduğunu yüksek sesle söylemiştir.
AB'yi ya yamyam uygarlığı veya faşist barbarlığı çukuruna itmeye Avusturya'nın gücü yeter mi? inanmıyoruz.
Avusturya'nın asıl derdi Hırvatistan'a hamiliktir. Diplomatik gözlemciler, savaş suçlan nedeniyle müzakereleri askıya alınmış olan Hırvatistan'a verilecek tavizlerle Avusturya'nın ikna edileceğini düşünüyorlar.
Yolculuğun en kritik yerindeyiz. 3 Ekim hendeğini aştığımız andan itibaren aday ülke konumundan katılım sürecindeki ülke statüsüne terfi edeceğiz.
Birliğin mali imkânlarından daha fazla yararlanmak demektir bu ama daha önemlisi, temsil imkânlarımızın genişlemesidir.
Düne kadar hakkındaki kararları kapı önünde bekleyen Türkiye 3 Ekim'den itibaren karar vericileri içerden ikna etme imkânını elde edecektir.
İktidarın bu üç günde adımlarını, geleceğin vaad ettiği fırsatları düşünerek atmasını bekliyoruz.
İktidara uyarı..
İstediğiniz kadar "hırsız var" diye bağırın, duyuramazsınız. Karakollar kalktı..
Peki ne olacak bu gidişin sonu? Daha kötü olacak. Beş-altı yıl önce, köşe başında mendil satmak için arabanıza yanaşan çocukların yarın büyüyeceğini ve almak için yalvarmayacaklarını yazmıştım. O günler geldi.
Yoksulluk içindeki aşırı nüfus artışına seyirci kalmanın günahını ve cezasını artarak ödemeye devam edeceğiz.
Türkiye'de geçen yıl 25 bin otomobil çalınmış. Bu yılın ilk sekiz ayında çalınan otolann sayısı 19 bin 972..
Polis yarısını bulabiliyor, gerisi sökülüp parçacılara satılıyor.
Kanunsuzluk yüksek rant getirdiği için büyük kentler çeteler tarafından parselleniyor. Kanlı hesaplaşmalar günlük olay halini aldı.
İlgililer, vahim gidişin nedenlerini çok iyi anlatıyorlar. Ama unutuluyor ki biz bahane dinlemek istemiyoruz, güven ve huzur içinde yaşamak istiyoruz.
Asayiş, can ve mal güvenliği sorunu, siyasi boyut kazanmıştır. Artık bu mesele seçimlerin sonucunu etkileyecektir.
Halk, ağzıyla kuş tutan iktidarı değil, hırsızı, uğursuzu yakalayacak olan iktidarı seçecektir!
Doğum sancısı
Doğru; dış politikamızın "kırmızı çizgiler"i Irak tecrübesinden sonra inandırıcılığını kaybetti ama bu başka..
Haberin Devamı

