Adanmış bir hayatı hakkını vererek yaşadı ve dün sessizce gitti. Onun yaşamı, eylemleri, bıraktıkları, saygı ile selâmlanmayı ve şükranla anılmayı hak ediyor.Duygu Asena yalnız parlak bir gazeteci olmadı; yüreğini, aklını ve yeteneklerini çok saygıdeğer bir misyon için kullandı.Toplumun kadın hareketi öncüleri ile asla buluşamaz sanılan uzaklığına, kurduğu köprülerle çare oldu.Yazılar, gazeteler, dergiler, kitaplar... Toplumsal işlevinin en seçkin örneklerini vererek mesleğimizi onurlandırdı Duygu.Alçak gönüllü ve sevgi dolu mücadeleciliği ile kim bilir kaç kadını, genç kızı; hatta kadını keşfetmelerine yardımcı olduğu erkeği cinsel kimliklerini özgürce ifade edip, onurla yaşadıkları bir hayata kazandırmıştır?O insanların hayır duaları Duygu'ya inanıyoruz ki ebedi yaşamında en makbul sevapların ruh huzurunu getirecektir.Ama Duygu, doğru bildiği savaşını sürdürürken kadınlara ışık göstermek istemeyen taassup yarasalarının bile düşmanlıklarını çekmemeyi başarmıştı. Çünkü kimseyi hakir görmedi, feminizmi uçlarda züppelik olsun diye yapmadı.İnancını samimiyeti ile kitleselleştirdi. Kadınlar kimliklerini kazanıp onurlarına sahip olsunlar, hayaü yaşasınlar diye savaştı.Kazandığını görmesi ödülüdür. Allah rahmet eylesin.THY ile oynamayın!İdeolojik kirlenme, gelişmiş toplumlar için seyirci kalınması ayıp bir kaderdir.Onun için hak ve özgürlüklerini böyle bir kadere mahkûm olmamak için kullanırlar, hem müesseselerini korurlar, hem onurlarını...Dünkü VATAN'da "THY'de neler oluyor?" manşeti altında çıkan haberin yarattığı yankıların genişliği, halkımızın demokratik haklarını kullanma konusundaki zaafını bir kez daha gösterdi.VATAN muhabirlerinin konuştuğu THY pilot ve hosteslerinden yansıyan iddialar, ellerindeki yetkiyi dine dayalı ideolojileri doğrultusunda kötüye kullanan yöneticiler yüzünden bu ulusal kuruluşumuzun irtifa kaybettiğini yansıtıyordu.Gazeteye ulaşan okur tepkileri, pek çok yolcunun bu yanlış ve sapkın uygulamalardan haberdar olduğunu, endişe yaşadıklarını fakat tepki göstermediklerini ortaya çıkardı."Bir sürü toplama pilot aldılar.. İmam hatipli terzi kalfasından bile uçak teknisyeni yaptılar.. Hostesleri zamanla erkek kabin memurları ile değiştiriyorlar.."Hatırlayacağınız gibi geçenlerde erkek memurlardan biri günah diye içki servisi yapmayı reddetmiş, bu habere Ulaştırma Bakanı tepki göstermişti.Tam bir "tavşana kaç, tazıya tut" taktiği... Bu iktidarın siyasetçileri ve militan bürokratları dinsel bakış açılarını icraatlarına yansıtarak her şeyi bozuyor. Ama dikkat!.. THY, bu meraklarını tatmine heveslenecekleri en son kurum olmak zorundadır.Allah korusun, ilkelliklerinin bedeli, "hızlandırılmış tren" faciasını kat kat aşacak ağırlıkta felâketler olabilir.İktidarı uyarmak ve sürekli gözetim altında tutmak bizim görevimizdir elbet. Ama asıl görev yolcularındır.Havacılık hata kaldırmaz.Kimse gördüğü aksaklığı affetmeyecek, yetkilileri, toplumu haberdar etme sorumluluğunu ertelemeyecek!
Amerikan-İsrail ortaklığının gazına gelmeden önce iyi düşünmek zorundayız.Başbakan Erdoğan, Lübnan için düşünülen barış gücüne katkıda bulunabileceğini açıklayan ilk lider olmanın, Türkiye'yi AB'nin gözünde yücelteceğini hesap etmiş olabilir.Ayrıca Kuzey Irak'taki PKK varlığını sona erdirme konusunda taahhüt altına giren Başkan Bush'u sözünü tutmaya bu fedakârlığın mecbur edeceğini düşünmüş olabilir.Nitekim Başbakan CNN'de Larry King'e iki önemli mesaj verdi:1. Lübnan'a gönderilecek uluslararası güce Türkiye katkıda bulunabilir;2. PKK'yı uluslararası toplumun terörist örgüt sayması hiç bir şeyi halletmiyor.Eğer Amerika'nın PKK'ya Kuzey Irak'ta operasyon yapmasına biz askerimizi Lübnan'a göndererek cevap vereceksek bunun adil bir takas olması bazı şartlara bağlıdır.Mesela Lübnan'da çarpışan tüm tarafların önce uzlaşma iradesi ile ateşkese hazır olmaları gerekir. Uzlaşma iradesi de ancak müzakere edilebilecek çözümler masaya konulabiliyorsa meydana çıkar.Amerika-İsrail tarafının bu noktaya geldiği şüphelidir.Ölen Lübnanlıların sayısı 460'ı geçti. Çocuklarla yaşlıları tahliye amacıyla BM'nin yaptığı 72 saatlik ateşkes çağrısını dün İsrail reddetti.Eğer Lübnan'daki barış gücünün varlığını Amerika ve İsrail, Hizbullah'ı kıskaca almak amacında kullanmaya kalkışırsa -ki bu hiç ihtimal dışı degil-Türk askeri Hizbullah'la, Türkiye de İran'la karşı karşıya gelir.Türkiye bu çatışmaya gücünü değil tecrübesini koymalıdır. Ankara iki ülkeye de işgale dayalı politikalarının yanılgısını göstermelidir. Her İsrail saldırısı, o saldırıya sebep gösterilen kötülükten daha büyük kötülükler getirdi.İsrail vurdukça Hamas ve Hizbullah büyüdü ve güçlendi. Hem siyasi, hem askeri bakımdan.İki ülkenin siyaseti de bu gerçeği kabullenmeye henüz hazır değildir.O nedenle Kuzey Irak operasyonunu Lübnan'daki barış gücü rehin almamalıdır.Ankara buna izin vermemeli, acele etmemelidir!Atatürk ne yapsın senin duanı!Regaip Kandili nedeniyle TRT'nin Amasya'dan naklen yayınladığı mevlitteki rezaletin belli ki bedeli olmayacak.Mevlidin dua bölümünde Atatürk ve silâh arkadaşlarından söz edilmemesi, yayını izleyen vatandaşların tepkisine sebep olmuştu.Diyanet İşleri Başkanlığı'nın dün yaptığı açıklamaya göre dua bölümü yazılı olarak verilmişti ve metinde Atatürk de vardı. Fakat yayın yönetmeninin "duayı bitir" ikazı üzerine Müftü Selâmi Emen heyecana kapıldı ve önündeki dua metninin bazı bölümlerini atladı!Anlaşılıyor ki Başkanlık olayda kasıt bulunmadığını düşünüyor. Mümkündür. Ama müftülük seviyesine ulaşmış bir din adamının zamandan tasarruf mecburiyetine düştüğü an Atatürk'ü kesmeye kalkmasında bazı meşum şartlanmaların tesiri yok mudur acaba; bunu merak ederim.Manevi varlığı dünyada belki de en çok hayırla anılan, koca bir milletin saygı ve minnetine dualarla muhatap olan bir kurtarıcı ve kurucu önderin elbette "lâf gelmesin" diye adını ananların duasına ihtiyacı olmaz.Bu ihmal Atatürk'ün ruhunu değil asıl milletin vicdanını rahatsız etmiştir.İbret için soruşturulmalıdır.Atatürk'e saygısızlık edenlerin takipsiz kalması, hele makbul adam muamelesi görmesi, bu iktidarın ayıplar listesine girmesin!
Her gün değilse bile haftada bir insanlarına "Bir yaşıma daha girdim" dedirtecek bir ülkede yaşıyoruz.Bölücü teröre karşı savaşın en sıcak yıllarında verdiği başarılı hizmetlerle anılan bir komutan ülkeyi yerinden oynatan bir açıklama yaptı.1995-97 yıllarında Diyarbakır Asayiş Kolordu Komutanlığı yapan, en seçkin madalyalarla taltif edilen Korgeneral Altay Tokat, bugün emekli bir asker olarak tecrübelerini komuoyu ile paylaşmak isterken demokrasi, hukuk ve devlet kavramlarına saygısı olan herkesi dehşete düşürdü.Emekli Korgeneral Tokat, kamu görevlilerini -hakimler dahil- teröre karşı bilinçlendirmek için evlerinin yakınına bomba attırdığını itiraf etti!Açıklamasının yarattığı patlama, attırdığı bombalardan daha büyük gürültü çıkarınca "Bunlar sadece ses çıkaran eğitim bombalarıdır" dedi ama nafile… Çünkü yapılan işi hiçbir bahane meşru gösteremez.Komutan "Yapılan suç değil. Ayrıca zaman aşımı da doldu" derken Genelkurmay dün, emekli generalin sözleriyle ilgili soruşturma başlatıldığı yolunda bir açıklama yayınladı.Devletin silâhlı gücünü, hakimleri "hizaya sokmak" amacıyla kullanma hakkını kendinde gören bir anlayışı, zaman aşımına uğrasa bile takipsiz bırakmamak Silâhlı Kuvvetler'in ve hukuk devletinin geleceğini koruma borcudur.Gazeteler "Başarılı bir komutan olan Tokat'ın 1999'da emekliye sevk edilmesi sürpriz olmuştu" diye yazıyor. Demek ki sürpriz değilmiş… O emeklilik kararı, Silâhlı Kuvvetler'in sağlığını, kendini koruma mekanizmasının gücünü ve halk katındaki güvenilirliğinin sebepsiz olmadığını kanıtlıyor.Son bir şey daha:Bu korkunç itiraf, askerin her durumda sivil denetim altında olması gereğini, hepimizin anlayacağı kaba bir örnekle öğretiyor!*****Müsteşarla nereye?Enerji Bakanı Hilmi Güler'in CHP'li bir bürokratı kendisine danışman yapma isteğinin Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer'den dönmesi olay yarattı.Kabul edilseydi hayret etmek gerekirdi.AKP iktidarı açık oynuyor: "Allâme bile olsa, bizden değilse kimseye makam, mevki vermeyelim!"Bu ayırımcı kafa yalnız ülkeyi değil, parti iktidarını da yetişmiş insanların yeteneklerinden mahrum bırakıyor ama ne gam?Aslında Müsteşar Ömer Dinçer'i eleştirmeye kimsenin hakkı yok. O, "cumhuriyetin temel ilkelerinin, yerlerini daha İslâmi bir yapıya bırakması zamanının geldiğine inanıyorum" dediği tebliğinde bürokrasi için ne düşünüyor, onu da söylemişti.Ömer Dinçer'e göre siyasi öncelikli İslâmî hareket iktidara geldiği zaman bürokrasi konusunda iki tercihi olacaktır: "Ya modern devleti İslâma tercüme ederek kullanmaya kalkışmak veya bürokratik mekanizmada yer alacak memurları dindar insanlardan seçmek…"Dinçer birinci seçeneği önermiyor, memurları dindar insanlardan seçmeyi tercih ediyor. Bu seçimin "Beşeri yanı ağır basan bir iktidarı öne çıkaracağı kanaatindeyim" diyor.Proje AKP tarafından alınmış, müellifi de müteahhit olarak işin başına getirilmiştir.Başbakan "Ayırım yapmayın, ayıptır" diye çağrılar yaparken müsteşarı misyonunu yerine getiriyor.
Son yıllarda Amerika'nın gücü sadece yıkmaya yaradı, bu güç hiçbir iyi şey inşa edemedi.Rice'ın "Yeni Orta Doğu" sözü vakit kazanmaya yönelik bir spekülasyon değilse bugünlerimizi bile arayacağımızdan korkmamız gerekebilir.Elindeki şeker alınınca ağlamaya başlayan çocukların fotoğraflarından oluşan bir sergi "böyle zalimlik olmaz" itirazları ile Amerika'yı ayağa kaldırdı. Ama yeni kuşak Amerikan silâhlarının Ortadoğu'da ağlattığı bebekler için hemen hiç ses çıkmıyor.İsrail mi Amerika'yı, Amerika mı İsrail'i kullanıyor, belli değil. Roma konferansında ateşkesi istemeyen ABD'dir. Günlerdir sivil hedefleri vuran İsrail önceki gün dört BM askerini öldürdü. Amerika bu olaya yönelik kınama kararını bile önledi.Doğru çıkmamasını dilediğimiz bir iddia yazık ki kanıtlanmaya bir adım daha yaklaşmıştır. Daha önce Filistin hükümeti ile Lübnan Devlet Başkanı, İsrail'in kimyasal silâh kullandığını iddia etmişlerdi.Lübnan'daki bir hastane "kimyasal silâha hedef olmuş" denilen kurbanların cesetlerini medyaya gösterdi. O tanıklar arasında VATAN muhabiri Burak Kara da vardı. Lübnan'daki doktorun sözleri ile Filistin Sağlık Bakanlığı'nın açıklaması buluşuyor:"Ateş ve alev olmamasına rağmen bu kimyasal, vücudun içinde dördüncü derece yanık oluşturup öldürüyor. Bakın, saçlar ve tüyler yanmadığı halde vücut kömür gibi olmuş…"Amerika, Kürtleri kimyasal silahla katleden Saddam'ı cezalandırmak için Irak'ı işgal etti. Şimdi iddia doğruysa sürüklendiği iki yüzlülük, özgürlük, demokrasi ve insan hakları değerlerini tüm insanlığa mal etmek için harcanan çabalara ihanet olmayacak mı?Olacak ama ne yazık ki insanlık Amerika'nın büyük savaş makinesine hükmeden Bush zihniyeti karşısında çaresizdir.Amerika'nın ve İsrail'in zarar verdiği insanları korursa, yine bu iki ülkede yaşayan insanların özgür vicdanları koruyacaktır.Sovyetler yıkılmadan önce iki kutuplu dünyanın, dehşet dengesi üstünde durduğundan yakınırdık.Şimdi dehşet dengesizliği var ve onun bin beter sonuçlarını yaşıyoruz!*****Polislere ne oluyor?Güvenlikle ilgili sorunlar her gün büyüyor. İnsanlar güven duygusunu kaybetti.Hırsızlık, zorbalık, sahtekârlık, işsizlik ve yoksulluğa paralel artıyor, bunu anlıyoruz. Ama daha ters giden şu ki güvenlik güçleri personelinin bu olaylar içindeki rolleri de gitgide büyüyor.İki polisin kurduğu çete önceki gün İstanbul'da yolunu kestikleri turist otobüsünü kaçırdı. Hedefleri 200 bin dolar kara para taşıyan Ukraynalı pilottu.Yakalandılar ama şu gerçek daha önemli: Hemen her çetede bir iki polis çıkıyor.Polislerin bazıları kanunsuzluğa bulaşırken bazıları da psikolojik rahatsızlıklar nedeniyle suç işliyor. Ve bunlar kurul raporu ile kurtuluyorlar. İşte bakışını beğenmediği ilâç firması temsilcisini Çapa Hastanesi önünde öldüren polisle, Beşiktaş'ta iki meslektaşını öldüren diğer bir polis, cezaevi yerine akıl hastanesine gönderildi. Bir yıl sonra aramıza dönerler!"Adamlarımız her gün artarak ya haydut oluyor ya hasta. Sorun nedir" diye merak etmiyor mu İçişleri Bakanlığı?Bozulan asayişin çaresi dediğimiz polis gitgide asayiş bozukluğunun sebebi haline geliyor.Tuzun kokmaya başlamasıdır bu. Görmüyorlar mı!
Kamuoyu araştırmaları üç aşağı beş yukarı hep aynı çıkıyor.AKP'yi "Ailece Kalkınma Partisi" diye okutan Ali Dibo olayları, laik cumhuriyete meydan okuyan türban dayatmaları, imam hatip kayırmaları, hak arayan vatandaşları "lan, al ananı git" azarlamaları, devletle çatışma görüntüsünden oy çıkacağı hesabı ile büyükelçi paylamaya varan ölçüsüzlükler, yönetici kadrolarına atama yapılırken uygulanan İslâmî normlar (Eşi türbanlı, kendi elma yanaklı, standart bıyıklı), belediyelerin içinde yüzdüğü yolsuzluk bataklığı, işsizlik ve azalmayan geçim sıkıntısı...Bunları hatırlayınca "önümüzdeki seçimde denge kurulur" diye düşünenler her yeni kamuoyu araştırması sonucu karşısında yeniden hayrete düşüyor.Geçen gün Altan Öymen TNS Piar şirketinin araştırmasını değerlendirirken özellikle AKP dışındaki siyasetçileri "mutlaka yanlıştır" önyargısı ile hareket edecek yerde "ya doğru ise" tedbiri içinde olmaya çağırıyordu.Çünkü bu araştırma AKP'nin oylarını geçen seçime göre yüzde 4 artırarak 38,6'ya yükselttiğini, CHP'nin yüzde 7'den fazla oy kaybederek 11,9'a indiğini, fakat sonuç olarak meclisteki sandalyeleri bu iki partinin paylaştığını, öbürlerinin yine baraj altında kaldıklarını gösteriyordu.Benim tanıklığım…Hele rejimin laiklik ilkesiyle çatışması olan bir parti için başını derde sokacak bir tablodur bu…Çünkü AKP, Cumhurbaşkanı'nı, Anayasa Mahkemesi'ni ve YÖK'ü yolunu kesen engeller olarak görüyor. AKP önderleri, halkın yarısının temsil edilemediği bir sistemde bu kurumların yalnız ülke için değil kendi iktidarları için de koruyucu güvenceler olduğunu fark ettikleri zaman iş işten geçmiş olabilir.Altan Öymen'in "ya doğru ise" ihtiyatı ile değerlendirme çağrısına ben de katılıyorum.Geçen gün bindiğim bir taksinin şoförüne tanıklığım, AKP çok büyük bir hata yapmadığı, muhalefetten de işsizliğe ve yolsuzluğa karşı halkta umut ve heyecan yaratacak projeler etrafında güç birliği hamleleri gelmediği takdirde bugünkü tablonun değişmeyeceğine beni inandırdı.Şoförün iktidar partisinin icraatına yönelik tepkisi beddualar ve küfürlerle sonlandı. AKP Allah korkusu ve insan sevgisi vaat ederek, yolsuzluk ve yoksullukla savaşacağını taahhüt ederek gelmişti ama sözünü tutmamıştı. İslâmcılar kendi zenginlerini yaratmış; eş, dost, akraba sınıf değiştirmiş, işsizlik artmış, gelirler artmamıştı.Egoizmin anıtları…Başbakan, din sömürüsü ile cemaati dolandıranları değil, bu durumdan yakınmak için söz isteyen kişiyi "sahtekâr" sayıyordu. En çok da buna bozulmuştu konuştuğum şoför."Başbakanımız İslâmcı'ya dolandırıcı bile olsa sahip çıkıyor. Ve benden daha küfürbaz maşallah" diyordu.- Son seçimde kime oy verdin?- AKP'ye verdik abi,- Peki önümüzdeki seçimde kime?- Eğer sandığa gidersem çaresiz yine AKP'ye. Başka parti mi var?"Partiler demokratik rejimin vazgeçilmez unsurlarıdır" denir.AKP ve CHP dışındaki partiler vazgeçilir duruma gelmişse eksiği kendilerinde aramalıdırlar.Barajın altında kalan her parti, rejimin temelinden bir taş sökmüş saymalıdır kendini. Artık o noktaya geldik.Küçük partilerini küçük koltuklarını yitirmemek için birleştirmeyen lidercikler ise demokrasiye yapabilecekleri son kötülüğü yapacaklardır!
Petrol ve nefret Orta Doğu'nun iki sermayesi. Petrol bitecek bir gün ama nefret korkarız ki hep var olacak!Yakın tarihin en ağır kıyımına uğramış bir ırk bugün başka bir ırka uyguladığı husumet nedeniyle suçlanıp ayıplanıyor. İsrail'in Filistin'e ve Lübnan'a karşı sürdürdüğü savaşın çocuk ve kadınları bile esirgemekten yoksun namertliği, cehennem ateşine petrol döküyor adeta.Bölgeye gelen ABD Dışişleri Bakanı Rice "Barışçıl ve demokratik bir Orta Doğu"nun eninde sonunda ulaşılacak bir hedef olduğunu söyledi.Amerika Bush kafasından kurtulup da dünyanın tek süper gücü olmanın erdemlerini taşıyacak, güvenini kazanacak bir role gelinceye kadar Rice'ın söylediği şey rüya olarak kalacaktır.İç savaş endişesiAmerika'nın ateşkes koşulu, Güney Lübnan'ın İsrail'e yönelik herhangi bir tehdidi asla barındırmayacak biçimde temizlenmesidir. Yani bu bölge Güney'den sürülecek. Başka egemenlik alanlarına...Lübnan Parlamentosu Başkanı Berri, "Amerika'nın ateşkes koşulları kabul edilirse iç savaş çıkar" dedi.Bu endişe yerindedir. Çünkü Hizbullah çekilmek zorunda kaldığı andan itibaren yeni bölgesindeki egemen güçlerle çatışmaya girecektir.İsrail haklı olarak Hizbullah'ı, kullandığı füzelerle kendisine ulaşamayacağı bir uzaklığa itmeye çalışıyor. Ama Amerika'yı da yanına alan bu çaba bugün Roma'da toplanacak olan konferansın önünü tıkıyor.Katkıda bulunacak olan ülkeler Türkiye de dahil, ateşkes sağlanmadan bölgeye barış gücü gönderilemeyeceğini söylüyor. Haklılar. Çünkü kimse askerini nefret denizine atmak istemiyor.Yeni sigorta atom mu?Fakat öte yanda İsrail-ABD tarafı Güney Lübnan temizlenmeden ateşkese rıza göstermiyor. Bu da kaba bir hile:Washington zaten İsrail'e iki hafta vermişti. O süreyi "barışı arama numarası" ile kullandıracak, İsrail de hafta bitene kadar kadın-çocuk demeden tüm cehennem silâhlarını kullanarak Hizbullah'ı Kuzey'e sürmeye çalışacak.Adalet ve mertliği inkâr pahasına kazanılan zaferler, sahiplerine hiç esenlik getirmedi. Ortadoğu tecrübeleri gitgide daha çok topluma şu gerçeği öğretiyor:Amerika'nın adaletine sığınacağına kendi gücünü inşa etmeye bak!Bakın Mısır basınında, İran'ın nükleer projesine gıpta duyan yazılar çıkmaya başladı.Bush yönetiminin adaletsizliği, onuru ile oynanan toplumları nükleer güç edinmeye tahrik edecektir.Dikkat ederseniz Amerika sadece onlara karşı güç kullanmaktan çekiniyor!
Terörle mücadelenin zorluğu, ölümden korkmayan insanlarla karşı karşıya gelmekten doğuyor.Mücadeleyi kazanmak için o insanların yaşama nedenlerini çoğaltmak gerekiyor.Türkiye 15 yıllık bir savaş sonunda PKK'yı askeri alanda tasfiye etti ama terörün nedenlerini ortadan kaldıramadı.Bir emekli kurmay albaydan gerçekçi bir değerlendirme aldım. Adını açıklama iznini alma fırsatım olmadığı için, halen Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin temizlenmesi projesinde çalışan albayın düşüncelerini aktarmakla yetineceğim:"Terör olayları maalesef devam edecektir. Çünkü Güneydoğu halkı çok fakir, gelir dağılımı kötü ve topraksızdır. Fakir halk ayrılıkçı güçlerle devlet arasında bırakılırsa terör örgütleri fakir halk ile beslenir. Türkiye'de de PKK fakir halktan beslenmektedir."Peki çare ne?Güneydoğu'da halkın yüzde 50'si işsiz ve açlık sınırında yaşıyor. 100 milyon aylıkla sigortasız iş verin, kapınızda 50 bin kişi kuyruğa girer. Emekli kurmay albay şunu öneriyor:"Güneydoğu'da feodal ağalık, bedeli ne olursa olsun ortadan kaldırılmalıdır. Fakir köylüye sulu tarım yapılan toprak verilmelidir."Düzenin muhafızlarıEvet, terörle mücadele baştan sona askere bırakılamaz. Asker, kan ve terle yoğurulmuş 15 yıllık bir mücadele sonunda PKK'yı bastırdığında devletin ve toplumun öteki güçleri, terörün yeniden hortlayamayacağı bir zemin yaratmalıydılar.İnsan hakları ve özgürlükler alanında AB itişli iyileşmeler olmakla beraber ekonomik ve sosyal gelişme sağlanamadı.Orayı insanları ve sorunlarıyla bilen albay, "köylüye toprak dağıtılsın ve mutlaka feodal ağalık düzeni yıkılsın" istiyor ama bu nasıl olacak, kim yapacak?Feodal ağaların çoğu mecliste değil mi? Geri kalanların bir çoğu da ağaların icazetli adamları değil mi?Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin temizlenmesi kararını üç yıldan beri engelleyenler ağalık düzeninin koruyucuları değilse kim?Ümit ve heyecan lâzımPKK terörü karşısında elde edilen başarıyı kalıcı bir çözüme dönüştürme fırsatını değerlendirememekten ötürü bu iktidar kusurludur.Önümüzde seçim var. Güneydoğu'da terör örgütünün desteklediği bağımsız adayların milletvekili seçilerek meclise girmesi ile sorun büyüyecektir.Bölgenin sosyal ve ekonomik tablosunu düzeltmeyi başaramayan AKP iktidarı hiç değilse bundan sonrası için ümit ve heyecan verici bir proje üretmenin çabasına girebilir.Siyasetçiler devletin Güneydoğu halkına sadece askeri gücü ile göründüğünü söyleyip duruyor. Siyasetçi sorumlu ve ahlâklı ise devletin bu insanları hayata bağlayacak olanakları yaratma kabiliyetini de harekete geçirmeyi bilir.Önümüzdeki seçimde yalnız iktidar partisi değil, tüm partiler Güneydoğu'yu terör tarlası olmaktan kurtaracak projelerle ortaya çıkıp yarışmalılar.
Trafik kazalarında, töre cinayetlerinde ve maganda teröründe can kaybına uğramak hakarettir!Bu milletin kendine reva gördüğü en aşağılayıcı hakaret...Hayvanları bile terbiye edebilen insanların, kendi canına veya başka canlara zarar vereceğini bile bile aynı yanlışları usanmadan tekrarlamasına ne anlam verebiliriz?İşte Bursa-İnegöl'ün bir köyünde sünnet düğünü yine cenaze evine dönüştü. Genç bir maganda ruhsatsız silâhı ile ateş etmeye başlayınca düğünde dans edenler ve onları izleyen misafirlerden altısı yere düştü. Hastaneye yetiştirilmeye çalışılan yaralılardan biri öldü.Ankara Üniversitesi DTC Fakültesi 2. sınıfında okuyan Sezin Akoy, ailesinin ve köyün gurur duyduğu çalışkan ve güzel bir kızdı.- Çocuğum niye ateş ettin?- Aşka geldim ağabey.- İyi ama 6 kişiyi vurdun, biri de öldü.- Ben onlara değil havaya ateş ettim.- Boynun devrilsin!Savaş eğitimi mi?Yazık ki bunca kurbana rağmen acılardan ders alamamak hepimizi beddua etmenin çaresizliğine mahkûm etmiştir.Fakat toplumsal tepki ne eğitimsiz kitleyi yola getiriyor; daha beteri, ne de yasaları caydırıcı hale getirmesi gereken parlamenterleri etkiliyor.Ruhsatsız silâh kullanmanın cezasını 1-3 yıldan 2-5 yıla çıkarmak üzere CHP'li Milletvekili Orhan Eraslan'ın verdiği yasa teklifine AKP'li Kara nasıl karşı çıkmıştı, hatırlayın:"Geleneklerimiz var, biz asker milletiz. Bulunduğumuz coğrafya sıkıntılı. Silâhı öcü gibi gösterip toplumdan ayrı tutmanın anlamı yok. Milleti silâhtan soğutmayın!"Aklı ve ahlâkı inkâr yolunda bundan daha cüretkâr bir muhalefet olabilir mi? Olamaz ama olmuştur ve dediğini de yaptırmıştır.Biz asker millet (!) olduğumuz için halkımız ruhsatsız silâhlarla rastgele insan öldürmekte, sıkıntılı coğrafyamızın hazırladığı kötü sürprizlere karşı böylelikle savaş eğitimini geliştirmektedir!Kader değil seçimHayır, sakın "Allah'ım biz böyle yöneticilere lâyık mıydık?" diye yaradana sitem etmeye kalkışmasın kimse.Onları biz seçtik. Demokrasilerde her toplum lâyık olduğu kişiler tarafından yönetilir.Hatırlarsanız tam bir yıl önce Enerji Bakanı'nın Ordu'daki bir düğüne gidişi sırasında iki AKP'li milletvekili silâhlarını çekip havaya ateş ederek karşılama yapmışlardı.Günlerce yazıldı, çizildi, ne oldu?Göreceksiniz, önümüzdeki seçimde parti o milletvekillerini Ordu'dan yine aday gösterecektir. Hepsi amatör birer toplumbilim uzmanı olan liderler, halkın kendilerini iyi yerlere götürecek lokomotifler aramadığını çok iyi bilmektedir.Aziz halkımız alıştığı ve sevdiği tatları ve kokulan terk edemiyor.O nedenle kılavuz kadrolarında hep kargaları istihdam ediyor!