Güven kaybolduğu zaman bir süper devletin bile çağrısı ile niyeti arasında uyum şüphesi doğabiliyor.ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sean McCormack dün yazılı bir açıklama yaparak PKK'yı silâhları bırakmaya ve eylemlerine son vermeye çağırdı.Dün bölücü terör örgütünün kanlı eylemlere başladığı günün 22'nci yıldönümü idi. Amerikalılar hesabı iyi tutmuşlar:15 Ağustos 1984'ten bu yana 30 binden çok asker, polis ve sivilin öldüğünü, Apo'nun yakalanması ile birkaç yıl ara veren terör saldırılarının 2004 yılında tekrar başladığını, son iki yılda da 500 sivilin ve güvenlik mensubunun daha hayatını kaybettiğini hatırlatıyorlar.Ardından bebek katillerinin taş kalbini sözde yumuşatacak akıllı, duygulu uyarılar geliyor:"Bu şiddet Türk ve bölge halkları için daha demokratik ve güvenli bir gelecek ihtimalini zayıflatmakta ve PKK'nın temsilcisi olduğunu iddia ettiği Kürt kökenli vataşlarının beklentileri önemli ölçüde geriletilmektedir."Teröristin akıl yoluna gelmeye ikna edilemeyeceğini, onun sadece güçten anlayacağını söyleyen ve bu önkabulden yola çıkarak okyanusları aşıp terör bahanesiyle ülkeler işgal eden Amerika, terörle mücadele yönteminde reform mu yaptı yoksa bizi oyalayarak zaman kazanmaya mı çalışıyor?Artık şunun anlaşılması lâzım: PKK alçaklıkta her gün yeni rekorlar kıran pusuları ile vatan evlâtlarını yok ederken millette bıçak kemiğe dayanmıştır. Seçim yaklaştığı için AKP bile PKK'nın bu "vur-kaç"larına katlanamaz. Çünkü seçmen iktidarın sabrını hayra yormayacak, cezalandıracaktır.AKP "Sabrımızın sonuna geldik" diyorsa Amerika buna inanmalıdır.İş işten geçmeden işgal ettiği Irak topraklarında barınan PKK'ya ne gerekiyorsa onu yapmalıdır.Amerika dünyanın neresinde "terörist örgüt" ilân ettiği haydutlara "Durun.. Yapmayın" diye yalvardı? Ayıptır!*****Sosyal devlet öldü!"Sosyal devlet" kimliği ve niteliği hiç bu kadar kaybolmamıştı.İlaç tasarrufu ile ilgili uygulama artık vatandaşlara en zor zamanlarında hakaret halini almıştır.Yıllarca çalış, prim öde, sonra devlet sağlıklı yaşaman için muhtaç olduğun ilacı senden esirgesin!Evet bu acayiplik, üstelik kendisini dindar ve yardımsever sayan bir partinin iktidarında cereyan ediyor.Kemik erimesi ilacından sonra kolesterol ilaçlarında da rezaletler çoğalmaya başladı: Doktor ölçüm yaptırıyor. Hastada kolesterol sınırda çıkınca, tasarruf genelgesi gereği ilacı kesiyor.Yahu hastanın ilaç kullandığı için kolesterolü sınırda çıktı. O ilâcı almadığı takdirde birkaç hafta içinde yeniden tavana vuracak.Bunu bilmiyor musunuz? Allah'tan korkmuyor musunuz?Damarı tıkanır, kalp krizi geçirir ölürse "tam tasarruf" yaparsınız, tamam!Peki felç olursa sigortaya daha büyük masraflar açılır diye düşünmüyor musunuz?Haydi, insan hayatına saygınız yok, hesap da mı bilmezsiniz!
Sivil kurbanlarının daha çok olduğu rezil savaş dün sabah ateşkes dönemine girdi.Kalıcı bir barışa ulaşıldığını da inşallah görürüz...Savaş sonrası dönemin sorunları uzun bir süre bizim siyasi gündemimizi de meşgul edecektir.Şimdi en kısa zamanda 15 bin kişilik bir uluslararası askeri güç Güney Lübnan'da savaşın tarafları olan İsrail ile Hizbullah gerillaları arasına yerleştirilecek.Lübnan Başbakanlığı'ndan bir yetkili dün bu güce Türkiye, Fas, Endonezya, İtalya, İspanya ve Malezya'nın asker vermeyi kabul ettiğini bildirdi.Doğru olamazBu, Başbakan Erdoğan'ın daha önceki demeçlerine dayanarak çıkarılan bir temenni olabilir ama doğru bir bilgi değildir.Çünkü dün Başbakanlık'ta komutanların da katıldığı toplantıdan sonra yapılan açıklamada Türkiye'nin "gelişmeler ışığında katkısının ne olacağını değerlendirmekte olduğu" bildirildi.Belli ki Ankara, barış gücünün görev ve sorumluluklarını ayrıntılı olarak çerçeveleyen yeni bir BM kararının çıkmasını bekleyecek.Çünkü bu çok önemli. Tarifi iyi yapılmamış bir barış gücü görevi askerimizi orada bir Gayya kuyusuna çekebilir. Hem en büyük fedakârlıkları yapıp hem iki dünyanın düşmanlığını üstümüze çekebiliriz.Cevapların netleşmesi lâzım:Bu güç, sadece İsrail'in Lübnan sınırı boyunca oluşturduğu güvenlik şeridine bekçilik mi edecek?İsrail'i Hizbullah'ın, Güney Lübnan'ı İsrail'in müdahalelerine karşı korurken kuvvete başvurması kendisinden istenecek mi?Üstüne Hizbullah'ı silâhsızlandırma görevi de yüklenecek mi?Riskler daha fazlaSavaş sonrasının karmaşası çok çetrefil riskleri içinde barındırıyor.Şimdi tüm taraflar, Lübnan'da görev yapacak güce katılmasının Türkiye'ye benzersiz tarihi fırsatlar sunacağını söyleyeceklerdir.Gerçekten de Türkiye, Batı ile İslâm dünyası arasındaki uzlaşmaya yardımcı olabilecek en güçlü aday. Kültürel ve stratejik özelliklerinin kendisine biçtiği tarihi rolü Lübnan'da üstlenir ve başarı ile oynarsa iki medeniyetin de vazgeçilmezi haline gelebilir.Ama PKK tecrübesinin öğrettiği bir gerçek var. Batılı müttefiklerimize güvenebilir miyiz?Sonra Türkiye'nin öteki Müslüman toplumlara örnek olmaması için her kötülüğü göze almış radikal dinci örgütlerin askerlerimize orada tuzak kurmayacağını kim garanti edebilir?Riskler daha ağır basmaktadır. Türk askeri, hele ilk gidecek güç içinde yer almamalıdır.Başbakan erken konuşarak hata etti. Ama tedbirsizliğinin ülkeye vereceği zararı meclis önleyebilir.
Eğer düşünülen gerçekleşirse önümüzdeki seçimde iki tür milletvekilimiz olacak.450 milletvekili eskisi gibi seçilecek. Yüz üyelik ise yurt çapında aldıkları oyların oranına göre partilere dağıtılacak. A Partisi yüzde 35 mi aldı; 100 milletvekilinin 35'i ona gidecek. Z partisinin oyu yüzde 3 mü oldu; onun payına 3 milletvekili düşecek.Türkiye'de seçim barajı yüzde 10. Bu benzersiz adaletsizliğin acil olarak düzeltilmesini AB de istiyor. Ama oyların yarısını alarak meclisin tüm sandalyelerini paylaşan AKP ve CHP bu avantajı (daha doğrusu avantayı) kaçırmak istemiyor.Anlaşıldı ki "Türkiye Milletvekilliği" projesini de Avrupa'nın sesini kısmak için tasarlıyorlar. Çünkü bu şekilde yüzde 8-9 oyla meclise 25-30 milletvekili sokabilecek partiler, 8-9 üyelikle çırak çıkarılacaklar.Bu formülün küçük partilere temsil hakkı kazandırmaya yönelik pür demokrat bir niyete değil, AB'yi susturmaya yönelik bir hileye hizmet ettiği, DTP'nin seçim taktiği ortaya çıkınca daha iyi anlaşıldı.DTP en azından PKK'yı kınamayan bir parti. Bu partinin yüzde 6-7 düzeyindeki oy gücünü iyi bir planlama ile ve adaylarını seçime bağımsız olarak sokarak 35-40 milletvekiline çevirme planı yaptığı anlaşılınca AKP'nin etekleri tutuştu. Hemen tedbir arayışı başladı.Ve o aşamada "bağımsızlara baraj getirilsin" fikri ortaya atıldı.Meclis Başkanı Bülent Arınç "Bağımsız adaya baraj uygulamak demokratik değildir" diyerek dün tartışmaya katıldı.Bağımsıza baraj uygulamak sadece demokrasiye değil akla da zarardır.Bağımsız bir aday, yurt genelinde seçime giren partilerin rakibi değildir çünkü. Nerede seçime giriyorsa, partilerin orada önerdikleri adayların rakibidir.Anadolu'da, eşitsiz rekabetlerde gücünü adaletsiz kullanan tipleri "Boyundan bosundan utan" diye eleştirirler.AKP tam da bunu hak ediyor!*****Adaletin bu mu?Geçen ay doğalgaza yüzde 6,8 zam yapıldı.Botaş zamları her ay yüzde 4 yüzde 4 sürdürecekmiş. Çünkü kurum, sırtını iktidara dayamış borçluların üstüne gidemiyor. O zaman milletin üstüne gidiyor!Borçluların başında Ankara Belediyesi var. Melih Gökçek yönetimi, dağıttığı doğalgazın parasını tüketicilerden topluyor fakat Botaş'a ödemiyor. Bu para ile kendi adına bir belediyecilik efsanesi inşa etmeye çalışıyor.Kamunun parasıyla şov yapıyor!Borcunu ödemeyen aboneye "haydutluk yapamazsın" diyorlar, çatır çatır alıyorlar. Gökçek'in yaptığı da aynı; onun katrilyon liraya dayanmış borcu için niye aynı kararlılık gösterilmiyor?Botaş Gökçek'ten tahsil edemediği parayı, Ankara'da oturup oturmadığına bakmadan herkesten, hepimizden alıyor.İstanbul'un Gültepesi'ndeki fukara da eksilen lokması ile Melih Gökçek'e yardım ediyor.Sözüm bu korkunç adaletsizliği öylece seyreden AKP iktidarınadır;Hey!.. Sizin ambleminizdeki A, adaletin baş harfi değil miydi?
Kökten dinci sapkınlığa kapılıp Danıştay'da katliam yapmaya giden bir hukuk adamı!..Böylesine akıl almaz tezadı hangi toplumsal hastalık üretebilir?Cevabını Danıştay saldırısı davasının ilk duruşması sayesinde öğrendik. Katil Alparslan Arslan'ın babası İdris Arslan, hezeyanları ile her şeye açıklık getirdi:"Bu ülkede İslâm düşmanları var, Kuran düşmanlan var, millet düşmanlan var. Milletin değerlerine hakaret edene bu millet gereken dersi verir; bunu herkes bilsin!"Katil avukat mahkemede susma hakkını kullandı ama babası her şeyi fazlasıyla söylemiş oldu. Oğlunu nasıl yüreğine üşüşmüş nefretin zehiri ile büyüttüğünü, konuşmaları ile itiraf etti:"Bu ülkede adı Ahmet, Mustafa, Ali, Veli olan bir çok Ermeni ve Rum var; laiklik adı altında bu ülkenin değerlerine düşmanlık etmektedirler. Bu ülkenin değerlerini benimseyen herkesi yürekli olmaya davet ediyorum!"Zehirlenen kaç kişi?Çağdaş eğitimin en güçlü kolu olan hukuk öğrenimi bile Alparslan Arslan'ı babasının karanlığından geri alamamış.Bu şanssızlıkta Alparslan Arslan'ın zayıf kişiliğinin payı olabilir ama babasının öğretmen olmasının da çok etkisi vardır. İdris Arslan kafasını çağdaş insani fikirlerle yenileyememiş olsa da öğretmenlik mesleğinin kazandırdığı yeteneklerle oğlunun kişilik gelişmesinde yönlendirici olmuştur.Oğluna yaptığı kötülüğün bedelini bir baba olarak çektiği vicdan azabı ile ödeyecektir. Ama o bir öğretmen, üstelik müfettiş; acaba zehirli düşünceleriyle yoldan çıkardığı kaç tane öğrenci ve öğretmen var?Büyük ihtimalle başkalarına ve kendilerine zarar vermeden önce onların yardıma muhtaç olduklarını bilemeyeceğiz.Niçin ayıklanamıyor?Daha önemli soru şudur:Sistem, kendisine ve çevresine zarar verecek derecede aşırılığa sapmış kamu görevlilerini niçin saptayıp ayıklayamıyor?Silâhlı Kuvvetler saptayıp uzaklaştırıyor ama siyasetin sömürgesi haline gelmiş kurumlar bunu yapmıyor, tersine öylelerini açık veya gizli ödüllendiriyor.Katil avukatın babası, ilköğretim müfettişliği görevini sürdürmektedir. O ancak kendi isterse ayrılır. Bu çoğu zaman böyle yürüdü. Şimdi daha da belirgin. Niçin?Çünkü ülkeyi oğlunun işlediği cinayeti kutsayan öğretmenin savunduğu saçma sapan görüşlerin altına her zaman imzasını atacak zihniyet yönetiyor!Daha kimleri ortadan kaldırıp nerelere saldırmayı aklından geçirdiğini söyleyince mahkeme katil avukatın akıl hastası olup olmadığının incelenmesine karar vermiş.Bizce eksik bir tedbirdir.Dışarda akıl sağlığı incelenmesi gereken çok adam var. Daha büyük bir tımarhane lazım!
Devlet adamları sıradan insanların şok yaşadığı anlarda bile akılla hareket ederler.El Kaide aklımızı başımızdan alan bir melanet mi gerçekleştirdi; devlet adamı bizlerden farklı davranacak. Biz küfür-beddua ederken o kendine soracak:"Bu katiller şu anda benim nasıl davranmamı isterler?"Amerikan Başkanı Bush büyük ihtimalle bu kuralı uyguluyor. Ama yapması gerekenin hep tersini yapıyor!Meselâ 11 Eylül saldırısı ardından öncülük ettiğini söylediği terörle mücadeleyi "Haçlı seferleri'ne benzetmişti. Sonra düzeltmeye çalışsa da yaptıkları ve konuşmaları ile radikal örgütlerin amaçlarına hizmet etmeyi sürdürdü.İngiltere'de yolcu uçaklarına yönelik terörist saldırıların önlenmesi ardından "Bu olayın İslamcı faşistlerle ABD'nin savaş halinde olduğunu gösterdiğini" söylemesi bizce hiç şaşırtıcı olmadı.İki dinin faşistleriBaşkan Bush bu sözleriyle ülkesindeki Müslüman toplumuna karşı düşmanlık duygularını körüklediğini görmüyor mu?Devlet adamının önemi, ibadetini yapan dindarları, inancını saptırarak siyasal amaçlar için kullanan aşırılardan ayırarak korumasıdır. Evet, bir Mısırlı gazetecinin dediği gibi "Bütün teröristler Müslüman" çıkıyor.Ama bundan hareket ederek "Bütün Müslümanlar terörist" hükmüne mi ulaşacağız?Böyle bir kanaatin yerleşmesini tutucu Hıristiyanlardan daha çok El Kaide ister.Dün El Kaide'nin öncelikli hedefinin Batı toplumları içinde yaşayan Müslümanlar olduğunu yazmıştık. GALLUP'un Amerika'da yaptığı bir araştırma, radikal İslamcı akımlarca kurulan tuzaklara ne kadar çok insanın düştüğünü göstermesi bakımından ibret vericidir.Ankete göre Amerikalıların yüzde 41'i Müslümanların havalimanlarında daha yoğun güvenlik aramalarından geçirilmeleri yüzde 39'u da özel bir kimlik belgesiyle dolaşmaları gerektiğini savundu.Nazi Almanyası'nda Yahudileri görünür şekilde işaretleyen canavar hortlamak için bula bula insanlık idealinin bayrağını taşımakla övünen bir toplumu mu bulacak?El Kaide İngiltere'de uçakları patlatamamıştır ama Müslümanlara karşı uyandırdığı korku ve nefretle bombalardan beter etkiler yaratmıştır. GALLUP araştırmasının dehşetengiz bulgularını bu son olay daha endişe verici boyutlara taşıyacaktır. Amerikan sağduyusu Başkan Bush'u durdurmalıdır.Aksi halde onun tahrikleri ve El Kaide'nin niyetleri, dünyayı iki farklı dine mensup faşistlerin arenası haline getirecektir.Çünkü iki taraf da çarpıtıyor.İki taraf da İslâm'ı olmadığı bir şekle sokmaya çalışıyor. Ayıptır, günahtır!
O efsaneleşmiş İngiliz istihbaratçılığı olmasaydı, insanlık belki dün ikinci bir 11 Eylül yaşayacaktı.İngiliz polisi, el bagajlarına saklanan patlayıcılarla çok sayıda uçağın eş zamanlı olarak havada patlatılmasını hedef alan şeytani planı açığa çıkararak büyük bir felaketi önledi.Amerikan İç Güvenlik Bakanı Chertoff ve FBI Başkanı Mueller, saldırı planının El Kaide'nin izlerini taşıdığını belirtirken, Londra Polisi Terörle Mücadele Birimi Şefi Peter Clarke, operasyonun başarısını aylardan beri sürdürülen çalışmalara borçlu olduklarını söyledi.Teröristler patlayıcının hammaddelerini ayrı ayrı havalimanına getirmişlerdi. Komplo açığa çıkarılmasaydı Amerika'ya uçan üç havayolu şirketine ait 10 uçak havada patlatılacaktı.Dünyamızı böyle bir felâketten koruyan sebepler her neyse, bunlar için Allah'a şükretmeliyiz.Dine karşı ihanetSivil ve masum insanları en vahşi askeri eylemlerin hedefi yapmak hiçbir şekilde haklı görülemez. Ama ne yazık ki bu ahlaki kabul sürekli olarak çiğneniyor.Bir yanda dünyayı inanan ve inanmayanlar arasında süren bir ölüm-kalım mücadelesinin arenası gören radikal İslamcı örgütler, öbür yanda terörizme karşı savaşı terör yöntemleriyle ve aynı şekilde masum insanlara zarar vererek yürüten devletler...İnsanlığı hızla yaklaşan medeniyetler savaşının uğursuz girdabından korumak için acaba şansımız hep dünkü gibi yaver gidecek mi?Kökten dinci örgütler Müslüman yığınların çilelerini ve isyan duygularını örgütieyip yıkıcı bir güç haline dönüştürmekte her gün biraz daha uzmanlaşıyor. İslâmın savaşmayanları kasıtla öldürmeyi yasakladığına dair mesajlar artık işe yaramıyor.Melanetin tuzağı...El Kaide gibi örgütlerin amacı Batı toplumları ile bir arada yaşayan ılımlı Müslümanları, dışlanma ve aşağılanmaya hedef hale getirmektir. Terör eylemleri nedeniyle ılımlı Müslümanların Batı toplumları içinde tehdit unsuru olarak görülmesi, El Kaide'nin tuzağına düşmektir.Ve bu, ölüm tehdidinin yükseldiği anlarda ister istemez oluyor.Terörün acıması yok. O melânet daha gelişmiş teknolojilerle savunma kalkanlarımızı aşabilir. Canımızı ve onurumuzu korumak için teröre karşı savaşmak yalnız kaderimiz değil ahlâki mecburiyetimizdir artık.Terör ortamında tarafsızlığa yer yok. Teröre saparak dine ihanet edenlerden en büyük farkımız adalete inanmak ve adaleti savunmak olmalı.Meselâ Ortadoğu'da adaletli bir barışı terörle mücadele için değil asıl adalet için istemeliyiz.İnsanlık onuru, dinler ve milliyetler üstü bir değerdir.Terörü masum insanlardan uzaklaştırmanın belki de tek yolu bu değeri yüceltmektir.
Hukuku akıl ve vicdandan koparmak için herhalde önce ihtiraslı bir politikacı bulmak lâzım!Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı AKP'li Burhan Kuzu "Hukuktan doğan bir hakkın kötüye kullanılmasını hukuk korumaz" dedi dün.Kuzu postu giymiş kurtların fink attığı bir ülkede çerçeveleyip duvara asılacak bir söz bu ama... Ama'sı var!DEHAP'ın yeni versiyonu DTP, yüzde 5 ile yüzde 7 arasındaki oy gücünü seçim barajında telef etmeyip meclise yansıtabilmek amacıyla bir beyaz hileye başvuracak. Adaylarını seçime bağımsız olarak sokacak, sonra onları mecliste grup haline getirecek.AKP'li Kuzu işte bu taktiği "bir hakkın kötüye kullanılması" diye karalıyor. Fakat "yönetimde istikrar" bahanesi ile "temsilde adalet" ilkesini tuz buz eden yüzde 10 seçim barajının da aynı şekilde "yasa yapma hakkını kötüye kullanmak" olduğunu unutuyor.Bir partinin 3-4 milyon oyunu, toplam seçmenin neredeyse yarısının oyunu çöpe atan bizdeki sistemin benzeri dünyada yok. Buna rağmen iktidar partisi AB'nin dahi indirilmesini istediği yüzde 10'luk barajı koruduğu gibi bağımsız adayların yolunu tıkamak amacıyla onlara da aşılması olanaksız bir baraj getirecektir.Burhan Kuzu'nun sözlerine göre AKP, Batı Trakya'daki Türk azınlığın önünü kesmek üzere bağımsız milletvekilleri için benzer yasal önlemler alan Yunanistan'ı örnek göstermiştir.Kuzu'nun verdiği bu örnek "alt kimlik-üst kimlik" ayrımı ile Tayyip Erdoğan'ın yüklendiği vebalin üstüne tüy dikmiştir.Bölücü terör örgütü şimdi Kürtlerin azınlık olduğuna Anayasa Komisyonu Başkanı'nı tanık gösterirse ne diyeceğiz?Gerçekten de siyasi ihtiras korkunç bir şey!Niçin hep muhalefet?Eleştiri, yanlışı gösterdiği için siyasetin yararlı bir aracıdır.Ama daha makbul olanı öneri ile bütünleşen eleştiridir.Dün CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, ibretli bir çelişkiye dikkatleri çekti.Sözleri etkileyiciydi:"Sizin askerinizin terörist saldırıları önlemek için Kuzey Irak'a girmesine izin verilmeyecek ama siz İsrail'i Hizbullah'ın saldırılarından korumak için Güney Lübnan'da görev yapacaksınız. Böyle bir şey olabilir mi?"Elbette Öymen soru sormuyor "Olmaz öyle şey" demek istiyor.CHP'nin "olmaz" mı bu şekilde öğrendik ama ne öneriyorlar; onu anlayamadık.Sözlerinden şu öneriyi çıkarmak mümkündür:"Lübnan'daki barış gücüne katılmayı, Türkiye'nin Kuzey Irak'a girmesine izin verilmesi şartına bağlamalıyız."Fakat Öymen öyle bir sonuç çıkarmaya da imkân tanımıyor. Çünkü aynı konuşmanın içinde iktidara vebal yükleyen alev topu gibi bir soru daha yer alıyor:"Türk askerini orada iki ateş arasında feda etmeye hazır mısınız?"CHP işte hep böyle:İtirazını anlıyoruz da "ne istiyor?" onu bir türlü anlayamıyoruz.Halkın icraat yetkisi vermeyip onu hep eleştiri mevkii olan muhalefette tutması sebepsiz değil!
Bölücü ihanet Şırnak'ın Beytüşşebap İlçesi'nde akla gelebilecek en alçakça tahriki yaptı.PKK her kalleşliği mübah saydığı halde güvenlik güçlerinin ailelerini ve evlerini bu kadar açık hedef almamıştı. Katil sürüsünün insanlıkla bağını oluşturan tek değer o kalmıştı; ona da son verdiler!Jandarma Başçavuş Levent Çevik'in evine kapıyı kırarak giren iki terörist ortalığı cehenneme çevirdi. Yaralanan 8 yaşındaki oğlu ile birlikte hastaneye kaldırılan astsubay ne yazık ki kurtarılamadı.PKK pusular ve uzaktan kumandalı bombalar ile riski yüksek olmayan eylemler yapabiliyordu. Son saldırı, karşı tedbir gerektiren bir taktik değişikliğine işaret ediyor olabilir. Amacı ne derseniz...1. Aileleri ile ilgili kaygılarını artırarak güvenlik güçlerinin motivasyonlarını bozmak ve mücadele azimlerini zayıflatmak.2. Devlet güçlerini misilleme yapmaya tahrik ederek, bölge halkı ile askerler ve korucular arasındaki güven duygusunu tahrip etmek.Lojmanda olmazdıNe pahasına olursa olsun ihanetle savaşan askerlerin gözleri asla arkada kalmamalıdır. Şehitlik askerin kaderi olabilir. Aziz canlarını vatan için veriyorlar; daha fazlasını istemeye hakkımız olmamalı.Bu devlet, terörle savaşan askerini ve ailesini evinde bile koruyamıyorsa yazıklar olsun. Şehit Başçavuş Levent Çevik'i ve ailesini ihanete açık hedef yapan çaresizliğe lanet olsun.Terörle mücadele elemanlarının aileleri askeri lojmanların güvenliğinden asla yoksun bırakılmamalıdır. Güvenlikten tasarruf olmaz; hükümet askeri lojman eksiğini derhal gidermelidir.Astsubay Çevik'in şehit edilmesi olayı başka bir yaramızı daha açığa çıkardı.Levent Çevik'in şehit olduğunu Şırnak'taki birlik komutanından telefonda öğrenen baba İbrahim Çevik'in şoka dayanamayıp ölmesi, Şehit Aileleri Derneği'ni harekete geçirdi.Bizim şehitlerimizDernek Başkanı Mehmet Güner'e göre şehit ailelerini haberdar etme prosedürüne uymakta zaman zaman gösterilen ihmal ciddi sorunlar çıkanyor.Mehmet Güner "Yıllardır böyle bir sorun var. Birlik komutanı telefonla arayıp 'Oğlunuz şehit oldu, başınız sağolsun' diyor. Oğlunu kaybettiği haberini telefonda alıp felç olan, kalp krizi geçiren çok anne baba var" dedi.Şehitlerin vatan için canlarını vererek yaptıkları fedakârlığa minnetimizi ifade etmenin ilk şartı, şehit ailesinin acısına saygı göstermek, o ağır şokun altında ezilmemesine yardımcı olmaktır.Meselâ acı haberi duyuran bir subay ve acil yardım hallerine müdahale edecek bir askeri doktor...2. Dünya Savaşı'ndaki bir öyküyü anlatan "Er Ryan'ı Kurtarmak" adlı film, oğlunu kaybeden bir anneye ne şekilde haber verilmesi gerektiğine, zihnimizde iz bırakan iyi bir örnek sundu.Bizim şehitlerimiz ve aileleri aynı özeni ve saygıyı fazlasıyla hak ediyor.