Meclis göreve!

Sivil kurbanlarının daha çok olduğu rezil savaş dün sabah ateşkes dönemine girdi. Kalıcı bir barışa ulaşıldığını da inşallah görürüz...

Haberin Devamı

Sivil kurbanlarının daha çok olduğu rezil savaş dün sabah ateşkes dönemine girdi.

Kalıcı bir barışa ulaşıldığını da inşallah görürüz...

Savaş sonrası dönemin sorunları uzun bir süre bizim siyasi gündemimizi de meşgul edecektir.

Şimdi en kısa zamanda 15 bin kişilik bir uluslararası askeri güç Güney Lübnan'da savaşın tarafları olan İsrail ile Hizbullah gerillaları arasına yerleştirilecek.

Lübnan Başbakanlığı'ndan bir yetkili dün bu güce Türkiye, Fas, Endonezya, İtalya, İspanya ve Malezya'nın asker vermeyi kabul ettiğini bildirdi.

Doğru olamaz
Bu, Başbakan Erdoğan'ın daha önceki demeçlerine dayanarak çıkarılan bir temenni olabilir ama doğru bir bilgi değildir.

Çünkü dün Başbakanlık'ta komutanların da katıldığı toplantıdan sonra yapılan açıklamada Türkiye'nin "gelişmeler ışığında katkısının ne olacağını değerlendirmekte olduğu" bildirildi.

Belli ki Ankara, barış gücünün görev ve sorumluluklarını ayrıntılı olarak çerçeveleyen yeni bir BM kararının çıkmasını bekleyecek.

Çünkü bu çok önemli. Tarifi iyi yapılmamış bir barış gücü görevi askerimizi orada bir Gayya kuyusuna çekebilir. Hem en büyük fedakârlıkları yapıp hem iki dünyanın düşmanlığını üstümüze çekebiliriz.

Cevapların netleşmesi lâzım:

Bu güç, sadece İsrail'in Lübnan sınırı boyunca oluşturduğu güvenlik şeridine bekçilik mi edecek?

İsrail'i Hizbullah'ın, Güney Lübnan'ı İsrail'in müdahalelerine karşı korurken kuvvete başvurması kendisinden istenecek mi?

Üstüne Hizbullah'ı silâhsızlandırma görevi de yüklenecek mi?

Riskler daha fazla
Savaş sonrasının karmaşası çok çetrefil riskleri içinde barındırıyor.

Şimdi tüm taraflar, Lübnan'da görev yapacak güce katılmasının Türkiye'ye benzersiz tarihi fırsatlar sunacağını söyleyeceklerdir.

Gerçekten de Türkiye, Batı ile İslâm dünyası arasındaki uzlaşmaya yardımcı olabilecek en güçlü aday. Kültürel ve stratejik özelliklerinin kendisine biçtiği tarihi rolü Lübnan'da üstlenir ve başarı ile oynarsa iki medeniyetin de vazgeçilmezi haline gelebilir.

Ama PKK tecrübesinin öğrettiği bir gerçek var. Batılı müttefiklerimize güvenebilir miyiz?

Sonra Türkiye'nin öteki Müslüman toplumlara örnek olmaması için her kötülüğü göze almış radikal dinci örgütlerin askerlerimize orada tuzak kurmayacağını kim garanti edebilir?

Riskler daha ağır basmaktadır. Türk askeri, hele ilk gidecek güç içinde yer almamalıdır.

Başbakan erken konuşarak hata etti. Ama tedbirsizliğinin ülkeye vereceği zararı meclis önleyebilir.

DİĞER YENİ YAZILAR