Fındığın üretimi ve ticareti neredeyse 2 milyar dolarlık bir faaliyetin konusu oluyor.Fındık, Karadeniz için nimettir. Ona kem söz söyleyen çarpılır. Başbakan Erdoğan kötü söz söylediği için Karadenizli ile başı derde girdi.İlk yaptığı, yani Fiskobirlik'i özerk hale getirmek doğru bir adımdı.Banka batsın devlet ödesin, hırsız çalsın devlet ödesin, çiftçi zarar etsin devlet ödesin… Millet soyulmaktan usanmıştı. Fiskobirlik'in özel sektör kuruluşu haline getirilmesi hem devleti cereme ödemekten koruyacak, hem de fındık üreticisine kazancını artırma olanağı sağlayacaktı.İktidar ilk yanlışı, Fiskobirlik'e bağımsızlığını verirken yaptı.Bu işin dış ticaretten, planlama ve finansmandan anlayan, 2 milyar dolarlık bir üretimi ve ticareti çevirme yeteneğine sahip, dil bilen yöneticiler gerektirdiğini akıl edemedi.Fiskobirlik yönetimi, var yılında ürünü depolayacak basireti gösterebilseydi hem istediği bankadan borç alabilirdi hem de fındık fiyatlarını yerlerde süründürmezdi.Başbakan bu günahının ağırlığını hissediyor olmalıdır.Tabiatı özür dilemeye müsait olmadığı için "Bizim paralar ne olacak" diye soran çiftçiye ikinci yanlışını yapmıştır:"Git onu Fiskobirlik'e sor!"Bir siyasi lider, kanayan bir yaraya tuz ekmez; Erdoğan bunu yaptı. Şimdi tamir etmenin yollarını arıyor. Ama korkarız kaş yaparken göz çıkaracak!Bağımsız birlikler yoluyla devlet desteğine son vermek bir devrimdi, karşı devrim mi yapacak?Dünya fiyatlarına bakmadan hükümet eskisi gibi siyasi fiyatlar mı belirleyecek? Haberler öyle geliyor.CHP'li milletvekilleri eylem koyarak hükümeti buna zorluyor. "Hükümet fiyatları yükseltmek için Toprak Mahsulleri Ofisi'ne fındık aldırıp depolarında bekletebilir" diyorlar.Önümüzdeki yıl seçim var. Fındıkçıdan korkan iktidar öbür üreticilerden de korkmalıdır.Acaba Toprak Mahsulleri Ofisi, patlıcan, kabak ve hıyar desteklemeleri için depolama tesislerini genişletmeli midir?Allah bizi ıslah etsin!*****Kumar günah ama ya bu?..Rahmetli Özal'ın kumarhaneleri yasal hale getirmesi Türk turizminin yükselme devrini başlatmıştı.Onun fikri şuydu: Bu meret nasılsa oynanıyor. Bütün gelirini mafya toplayacak yerde yatırım yapan ciddi kuruluşlar kazansın ve devlete de vergilerini ödesin.Çok canlar yandı o kumarhanelerde. Ama günah, denetleyen bir otoriteyi tesis edemeyenlerindi. Şimdi kumarhaneler yasak. Peki kumar oynanmıyor mu?VATAN iki gündür İstanbul'da yığınla villada ruletlerin döndüğünü yazıyor.Özal'a kumarhaneleri açtıran sebepler aynen geri geldi:Bu meret oynanıyor ve devletin alacağı vergi de dahil bütün parayı mafya topluyor.Kumar günah da, bu daha günah değil mi?
Ortadoğu'daki acımasız savaş ölüm, yıkım ve pişmanlık dışında ne getirecek?Elli yıldır evlerinden koparıp mülteci haline getirilen insanların öç alma duygusu bu savaşın ateşini körüklüyor. Şimdi daha beter şeyler olacak. Çünkü ölüm makineleri daha etkili çalışıyor ve düne kadar devamlı dayak yiyen taraf dayanmayı öğrendiği için savaşın adaleti kendini hissettiriyor artık.Amerika'nın BM'yi rezil etmek pahasına İsrail'e zaman kazandırma blokajı işe yaramadı. Hizbullah'ı yok edilebileceğine dair hesaplar seçenek olmaktan çıktı.Amerika ve İsrail geçmişte yaptıkları hatalar yüzünden Lübnan'daki Müslüman dışı unsurları bile Hizbullah'ın kucağına ittiklerini unutmamalı.Adaletli davranmanın Ortadoğu barışı için taşıdığı vazgeçilmez önemin herkes farkında olmalı. Türkiye de... Çünkü Türkiye, bölgeye gidecek barış gücüne asker vermeye hazır olduğunu bildiren ilk ülke oldu. Hevesin sebebi belli:Türkiye'nin Doğu ile Batı arasında stratejik bir köprü olduğuna dayanan sav bu şekilde ilk kez ete kemiğe bürünecek.Dün Anadolu Ajansı, BM kaynaklarına dayanarak verdiği bir haberde Türkiye, Fransa, Malezya ve Endonezya'nın Lübnan'a hemen 2 bin asker göndermeye hazır olduklarına dair bildirimde bulunduklarını öne sürdü.Haberin eksik ve yanlış olduğunu ümit ederiz. Çünkü Türkiye barış gücüne asker vermeyi, iki tarafın da inanarak kabul edecekleri bir ateşkes şartına bağlamıştı. Oysa şu andaki İsrail talepleri, yabancı askerlerin israil adına jandarmalık görevi üstlenmelerini talep ediyor.AKP hükümeti böyle bir rolü kabul eder mi?Etmeyeceğine göre barış gücüne Türk askeri verme şartlarının değişmediğini açıklaması gerekmez mi?Lübnan görevi, hayal ettiğimiz bölgesel rol için fırsattır. Ama dikkat; bu hedefe sadece tarafsızlık ve adaletle ulaşabiliriz.İsrail'in savaş yöntemlerini kınamakta bir şekilde haklı olabiliriz: İsrail'in de yaşama hakkını savunarak.Ama Başbakanımız Malezya'daki zirvede "Esas çözümün İsrail'in ortadan kaldırılması" olduğunu söyleyen İran Cumhurbaşkanı'nı itiraz etmeden dinledi.Köprü görevi iyi olur ama henüz hazır değiliz!Baraj kralı AKP!İktidarın seçim barajını indirmek konusunda gerçek bir niyet taşımadığına dair şüphelerimiz doğru çıktı.Başbakan Malezya dönüşü gazetecilere AB'nin de itiraz ettiği yüzde 10'luk seçim barajını indirebileceklerini söylemiş, biz de bu vaadin gerçekleşme şansı olmadığını yazmıştık.Kimse "Başbakan yerine getirmeyeceği sözleri vermez" demesin.Televizyona çıkıp "Milletvekili dokunulmazlıklarını kaldırmayı biz de taahhüt ediyoruz" demesinin üstünden dört yıla yakın zaman geçti, ne oldu?"Dokunulmazlıklar ömür boyu sürsün" diyen milletvekilleri bile gördük.Meclis Anayasa Komisyonu'nun AKP'li başkanı Burhan Kuzu dün, getirmeyi düşündükleri 100 "Türkiye milletvekili" nin belirlenmesinde düşük oranlı bir baraj uygulanabileceğini söyledi.Yani AKP, inmesi gereken seçim barajını 10'dan 9'a bile indirmiyor. Hiç baraj olmaması gereken Türkiye Milletvekilliği için ise yüzde 2 veya 3 oranında bir baraj öngörüyor.Haydi halkı kandırdılar diyelim, AB'yi nasıl ikna edecekler?
Seçim yaklaşırken partiler ve seçim yasaları ile ilgili tartışmalar halkın daima merakını çeker.Parti liderleri de bundan yararlanarak milletin gönlünü kazanmanın fırsatını değerlendirmek isterler. Adil, temiz ve demokrat görünmek için desteksiz atarlar.Çünkü yerine getirilemeyen vaadlerin altında kalmamak için ilerde nasıl olsa bir bahane bulunur.Eğer başarılı iseniz yalanınıza bile inanacaklardır. Başarılı değilseniz, sözünüzü tutsanız da gideceksiniz.Hayal görmeyelim...Tayyip Erdoğan geçen seçimden önce TV'ye çıkıp CHP lideri Baykal'dan geri kalmamak için milletvekili dokunulmazlıklarını kaldıracaklarını vaad etmişti; ne oldu?Bunca yolsuzluğa, işsizliğe ve asayişsizliğe rağmen, ayrıca milletvekillerinin zırhlarına hiç dokunulmadığı halde anketler bugün bir seçim olsa AKP'nin daha bile güçlenerek iktidara geleceğini söylüyor!Başbakan Malezya'daki zirveden dönerken beraberindeki gazetecilere siyasi reform" niteliğinde çalışmalar yaptıklarını açıklamış.Mesela temsilde adalet" ilkesini katleden benzersiz yüzde 10'luk seçim barajını düşürmeyi, "Türkiye milletvekilliği" ve "yedek milletvekili" getirmeyi, ayrıca seçilme yaşını da 25'e indirmeyi düşünüyorlarmış.Hayal görmeyelim, AKP seçim barajını indirmeyecek CHP de bu günahın gönüllü ortağı olacaktır."Türkiye milletvekilliği" meclisin temsil zaafiyetini teselli ölçeğinde giderebilir. Yüz Türkiye milletvekilliğini her parti aldığı oy yüzdesi ölçeğinde paylaşırsa mecliste farklı sesler işitme şansımız olabilir.Ama AKP o sandalyeleri bile vermek istemeyecektir.Seçilme yaşını 25'e indirme tasavvuru dileriz gerçekleşir. Çünkü Avrupa'nın en genç ülkesi, en değerli ve ayırıcı dinamiğini meclisine yansıtabilmelidir.Bu adımın temiz siyasete de katkısı olacaktır. İnsanlar ne kadar gençse o kadar temiz veya az kirlenmiş oluyor.Yedek milletvekilleri konusu uyanık olmayı gerektiriyor.Her partiye bir SaddamBaşbakan "Partisinden istifa eden milletvekilinin meclis üyeliği düşmeli" diyor."Parti organlarınca ihraç edilenlerin milletvekili sıfatlarını da ortadan kaldıracak mısınız?" diye sorulduğunda "o da düşünülebilir" diyor.Yedekler ölen veya kendi iradesi ile ayrılan milletvekilinin yerini doldurmalı ama hepsi o kadar!Partisinden istifa eden veya kovulan milletvekillerini meclisten uzaklaştıran bir hamleye reform denemez, olsa olsa demokrasiye darbe denebilir.Eskiden Irak'ta bir Saddam vardı, bizde her partinin başına bir Saddam koymak olur bu düzenleme!
Washington Post Gazetesi'nde, Amerika'ya süper güç sorumluluğunu hatırlatan çağrılar peş peşe çıkıyor.Yazısı gazetede "Liderliğe çağrı" başlığı ile yayınlanan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül "Orta Doğu'daki trajediyi tek başına durdurmaya kâdir yegâne süper güç, insanların acı çekmesine neden göz yumuyor?" diye sordu.Trajediyi sona erdirme konusundaki yetersizliğin Amerika'ya ve Amerika'nın "özgürlük ve adalete dair gururlu liderlik mirasına zarar" verdiğini yazan Gül, gidişin medeniyetler arası diyalog için iyiye alâmet olmadığını savundu.Benzer bir öngörüyü Başbakan Erdoğan Malezya'daki İKÖ zirvesinde tekrarlamış, bu adaletsiz savaşın, insanlığı bekleyen korkunç küresel yangının habercisi olduğunu söylemişti.Birkaç gün önce de İngiltere Başbakanı Blair, ABD ile yaptıkları yüzünden Müslüman dünyasını kendilerinden uzaklaştırdıklarını belirtmiş, adil olduklarını göstermedikçe bu savaşı kazanamayacaklarını ifade etmişti.Herkes biliyor ki medeniyetleri bu gidişle boğaz boğaza getirecek olan küresel depremin merkez üssü Kudüs'tür.ABD eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Brent Scowcroft, Washington Post'ta çıkan yazısında Kudüs'ün İsrail ve Filistin devletlerinin ortak başkenti olarak tanınmasını sağlayacak iradeyi sadece Amerika'nın koyabileceğini, barışa giden yolu da sadece onun örgütleyebileceğini savundu.Bu doğru ama Amerika'nın her konuda İsrail'e siper olan tavrını sürdürmemesi koşulu ile…Scowcroft, yaşanan felâketin bir fırsata dönüştürülebileceğini, İsrail-Filistin arasında yakalanacak barış fırsatının tüm bölgeyi kurtarabileceğini söylüyor.Doğrudur, çünkü o zaman terörü Arap gençlerinin gözünde yücelten şartlar sona erecektir. İsrail bahanesi kalkacağı ve İran'ın istikrarsızlık üreten etkileri hafifleyeceği için Irak'ta iç barışın bile yolu açılacaktır.Amerika, süper güç unvanını hak edememekten dolayı insanlığa büyük zararlar verdiğini bakalım ne zaman görecek?*****İktidarın terbiye modeliİktidarın tasarruf öncelikleri hiç insanî değil.Kadınları kemik erimesine karşı koruyan ilâçların tasarruf kapsamına alınması eleştiriliyordu ki Maliye Bakanlığı'nın ay başında yürürlüğe koyduğu "Ayakta Tedavi Tasarruf Tebliği" üniversite hastanelerine bomba gibi düştü.Rektörler zaten devletten alacaklarını alamadıklarını, bu tebliğin öngördüğü komik tarifelerle hasta tedavi edilemeyeceği gibi hastaneleri iflâstan korumanın mümkün olamayacağını söylüyor.AKP iktidarı nedense verdiği kararları, o kararlardan etkilenecek kurumlarla önceden tartışmıyor. Özellikle çatıştığı YÖK gibi kurumların üzerine hükümeti protesto eden kitlelere reva gördüğü yöntemlerle gidiyor.Üniversite hastanelerine dayatılan tedbirin, üzerlerine basınçlı su ve biber gazı sıkmaktan farkı ne?
Başbakan'ın yazılı bir metne dayanmadan yaptığı iki konuşmasından biri hadise oluyor.Asabi mizacı "şahsi mesele" haline getirdiği konularda sıkıştırılmayı hazmedemiyor. Hükümetin taraf olduğu her konuyu "şahsi mesele" haline getirdiği için de medya mensupları ile buluşmaları sık sık azarlama seanslarına dönüşüyor.Malezya'ya hareketinden önce Esenboğa'da yine esti.Fındık mitinginin kimsenin burnu kanamadan sonlanması nedeniyle övgü hak eden Emniyet Müdürvekili'nin görevden alınış kararını savunurken "Gerekirse su ve biber gazı sıkmalıydı" dedi. Yolun açılması talimatını telefonda kendisinin verdiğini açıkladı. Yolun kapalı olmasının iki hayata mal olduğunu, eğer halkın onaylamadığı görevden alma kararını haklı göstermek için söylediyse, bu bilgiyi kendisine aktaranları mimlemeli.. Çünkü bu haber doğru değil ve biber gazını onlara karşı kullanmak isteyebilir!Başbakan, Orgeneral Büyükanıt'la ilgili "akıllı hamle"ye dayalı başarının Cumhurbaşkanı Sezer'in inisiyatifi ile gerçekleştiğine dair haberlere de sinirlenmiş. Olayın tamamiyle iktidarın iradesine bağlı olduğunu belirten Başbakan "Güdülen hükümet değiliz" dedi.Fitnenin oyununu bozan basiretin hükümetten geldiğini zaten bilen biliyordu. Bilmeyenlere de daha sakin bir şekilde anlatmak mümkünken Başbakan bu konuda kompleks içindeymiş gibi hava yaratmıştır.PKK'yı dağdan indirecek hükümetçe benimsenmiş bir planın var olup olmadığı konusundaki soruya verdiği cevap, Başbakan'ın 4-5 günlük bir tatil kaçamağına ciddi olarak ihtiyacı bulunduğunu düşündürecek nitelikteydi.Bir espri ile de cevapsız bırakılabilirdi bu soru ama o "Bu sorular ülkeye ihanet sorularıdır" dedi.Öyle şey olur mu? Asıl bu soruları sormayan gazeteci görevine ihanet etmiş sayılır.Her fırsatta medyanın rolünü hafife alan ve onu hasım gibi gören iktidar sahiplerinin bu tür tavırları da ihanet değilse bile demokrasiye muhalefet yerine geçebilir!****Aman alışmayalım!Başbakan'ın Esenboğa'daki asabiyeti, acaba enflasyon rakamlarından onun bir gün önce haberdar olmasından mı ileri geliyordu?Enflasyondaki hızlanma tehlike sinyalleri veriyor. Dün açıklanan aylık rakamlar, tüketici fiyatlarındaki yıllık artışın yüzde 11.69'a, üretici fiyatlarındaki yıllık artışın da yüzde 14.34'e yükseldiğini ortaya koyuyor.Oysa geçen yıl yüzde 8'e çekilen enflasyonu bu yıl yüzde 5'e indireceğimizi ümit ediyorduk. AKP ekibi ekonomiye egemen oldukça tekleme işaretleri çoğalmaya başladı. Çift haneli enflasyonlara aman tekrar alışmayalım.Bedeli her neyse tedbirler tavizsiz alınmalıdır. Fiyat artışları seyredilmemeli, milletçe çektiğimiz bunca çile boşa gitmemelidir.Çünkü enflasyonda çıkan bu rakamlar faiz kanaması yaratabilir!*****Çetiner son olsun!Aynı yere üst üste iki top mermisi düşmez derler ama medyanın bağrına birkaç günde dört bomba düştü!Duygu Asena, Halit Çapın, Ergil Tezerdi ve son olarak Yılmaz Çetiner…Hepsi bizim dünyamızın iz bırakan, mesleki yetenek ve verimleri ile yeni kuşaklar için örnek alınacak kalemler ve kişiliklerdi. Çalışkan, bağımsız ruhlu, cesur ve saygın.Eserler ve ödüllerle dolu meslek yaşamı ile olduğu kadar sevgi dolu bir baba, ağabey ve arkadaş özellikleriyle de yeri kolay doldurulamayacak olan son kaybımız Çetiner'i bugün toprağa vereceğiz, hep özlemle ve sevgiyle hatırlayacağız.Onlara rahmet, sevdiklerine sabır diliyoruz.
Vergi ödeme isteği toplumun, vergiyi yaygın ve adil şekilde toplamak da devletin çağdaşlık göstergesidir.Bu anlamda çağın gerisindeyiz. Vergi gelirinin dörtte üçünü dolaylı vergilerden toplayan bir devletin, köprünün başını tutup geçen herkesten haraç alan Deli Dumrul'dan farkı kalmaz."Herkes dürüstçe vergisini ödüyor olsaydı Türkiye en ağır dolaylı vergilerle kuşatılan bir ülke olmazdı" denilebilir.Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan?Bu soruyu horoza sormuşlar, o da "Ben işimi yaparım, gerisine karışmam" demiş.Maliye Bakanlığı da bunu yapıyor. Onun görevi devletin masraflarını vergi toplayarak karşılamaktır. Bizim siyasetçilerimizin ufku ve yaratıcılığı sınırlı olduğu için vergiciliğin dayandığı ilkeler onları ilgilendirmiyor. Dolaylı vergilerin ağırlığı yüzünden mükelleflerin vergi kaçırmayı kendilerinde hak olarak gördükleri gerçeğini kimse önemsemiyor.Dört yıl öncesine kadar "Hayat Standardı Vergisi" vardı, o vergi kaldırılıp dolaylı vergilere ağırlık verildi, şimdi dolaylı vergiler düşürülmeden "Hayat Standardı Vergisi" geri geliyor.Vergi Konseyi'nin yeni Gelir Vergisi Kanunu'na temel oluşturacak önerileri bir ara rapor olarak çıktı. Bu taslağın en dikkat çekici önerisine göre "hayat standardına ve sahip olduğu kaynaklara oranla düşük gelir beyan edenler için asgari bir matrah takdir edilecek" vergi tabanı iyilikle olmadı, bu şekilde zorla genişletilecektir.Birçok ünlü doktorun, avukatın, kuyumcunun, sanatçının ve yaşamı gıpta ile izlenen kişilerin asgari ücret geliri ile yaşayanlar düzeyinde vergi ödemiyor olması kabul edilemez.Çünkü bu örnekler toplumda sâri hastalık etkisi yapmakta, vergi kaçırmayı özendirmekte ve çaresiz iktidarları dolaylı vergileri artırarak zenginden alamadığı vergiyi fakirden almaya itmektedir.Biraz da bu yüzden dünyanın en pahalı benzinini ve elektriğini biz kullanıyoruz. Bir Batılının onda biri gelire sahip olduğumuz halde aynı otomobile yüksek vergiler yüzünden neredeyse bir kat fazla para ödüyoruz.Kazanandan vergisini istemek devletin hakkı. Ama tüketim vergilerini çağdaş bir devlet gibi makul seviyeye çekmek de ödevi.İktidar adım atmadan bu sözü halka vermeli, bir de "Hayat Standardı" dört yıl önce niçin kaldırılmıştır; ona iyi bakmalıdır. Yenilgi öğretir!Küresel aklın ve beşeri vicdanın çağrısına bu sütun da katılmıştır.Bush ve güce inanan ortaklarını yıllar boyu uyardık:"İnsanları köklerine ve dinlerine bakarak ayırdığınız, İsrailliler ile Filistinlileri eşit gören bir hakem rolü üstlenmediğiniz, yalnız kan dökme ve öldürme gücünüze güvendiğiniz müddetçe başaramazsınız."İşte gittikleri her yere demokrasi yerine felâket taşıyorlar. Adaletsizlikleri ile nefret kazanıyorlar, kendileriyle beraber dostlarına da kaybettiriyorlar.İngiltere Başbakanı Tony Blair, dün başarısızlıklarını samimiyetle itiraf etti:"Yaptıklarımız yüzünden Müslüman dünyasını kendimizden uzaklaştırdık. Dünyanın ılımlı bir ittifaka gereksinimi var. İnsanların kalplerini askeri gücümüzle değil değerlerimizle kazanmadığımız sürece bu savaşı kazanamayız. Dünyaya adil olduğumuzu göstermek zorundayız.."Keşke yenilmeden varabilseydi bu gerçeğe!
Sağduyu, her olumlu adımda desteği çoğalan, ama köpürmeden büyüyen nehirlere benzer.Hükümetin, Genelkurmay Başkanlığı'na erken atama yaparak komplocuları bozguna uğratması, büyük ihtimalle AKP'ye siyaset üslubunda önemli bir değişimin ilhamını verecektir.Arkadaşımız Ruşen Çakır'ın Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin ile yaptığı görüşmeden çıkan mesajlar, iktidarın önündeki ikinci mayına da basmamaya en azından şimdilik kararlı olduğunu ortaya koyuyor.Şahin, Cumhurbaşkanı seçiminde kriz bekleyenlerin, Büyükanıt olayındaki gibi avuçlarını yalayacaklarını söylerken şu ifadeyi kullanıyor:"Halkımızın bize yüklediği sorumlulukların bilincindeyiz. Bindiğimiz dalı kesecek falan değiliz!"Şahin, Tayyip Erdoğan'ın Milli Görüş döneminden gelen yol arkadaşıdır. Söyledikleri Erdoğan'ı mutlaka bağlar diyemeyiz ama Erdoğan'dan önemli yansımalar taşıdığını rahatlıkla söyleyebiliriz.Bu durumda Şahin'in sözlerini "AKP Cumhurbaşkanı seçimini krizsiz aşmaya karar vermiş" diye tercüme etmek mümkündür.Krizsiz çözüm nedir?Kimileri herhangi bir AKP'li Cumhurbaşkanı olduğu takdirde Anayasa Mahkemesi'nden YÖK'e tüm devletin değişerek bir azınlık diktatörlüğü doğacağından korkuyor.Demokrasi çoğunluğun hakimiyeti bile değildir. Mehmet Ali Şahin "Sorumluluğumuzun bilincindeyiz. Bindiğimiz dalı kesecek değiliz" derken, en uçtaki hassasiyetleri bile gözettiklerini mi anlatmaya çalıştı?Bu sözlerden "Erdoğan aday olmayacak. Hatta eşi türbanlı biri bile aday olmayacak" mesajı çıkarmak mümkün müdür?Böyle bir yorum iyimserlikte ileri gitmek olabilir ama Şahin'in "Cumhurbaşkanı adayı meclis dışından da olabilir" anlamındaki sözleri AKP liderliğinin, Başbakan Erdoğan "ben yokum" dediği zaman türban sömürüsü ile harekete geçecek olanlara karşı tedir arayışlarının şimdiden başladığını düşündürüyor.Başbakan Yardımcısı Şahin'in laiklik konusundaki sözleri de güven vermese bile ümit vericidir.Umalım ki Atatürk ve Cumhuriyet değerlerine bağlılık bahsindeki bu sözler politik gerçekçiliğin zorladığı kabuller olmasın, tecrübeyle varılmış doğruların samimi itirafları olsun.Onun için de özellikle kadrolaşma ihtirasının bürokrasinin vesikalık fotoğrafına yansıyan tek tipleşmeye son verecek akıllı ve adaletli bir icraat döneminin başladığını görmemiz gerekecek.
AKP iktidarı, kendisine güvenmeyen kitleye dün akıllıca hazırlanmış hoş bir sürpriz yaptı.Orgeneral Büyükanıt'ı 30 Ağustos'tan itibaren Genelkurmay Başkanı yapacak kararnameyi, fitne ve fesat yuvalarına daha fazla zaman tanımadan, bir ay önceden çıkarmak, itiraf ederim ki benim de iktidar partisine yakıştırmadığım bir yaratıcılık olmuştur.Hem hükümeti kutluyor, hem de bu atamanın ülkemize hayırlı olmasını diliyoruz.Aylardır Orgeneral Büyükanıt'ın yolunu kesme amaçlı binbir tezgâha, iftiraya tanık oluyoruz. Bütün bu saldırılan, vakur duruşunu hiç bozmadan göğüsleyen Büyükanıt'ı, 30 Ağustos yaklaşırken daha da azgın hale gelecek entrika ve iftiralara karşı koruyan erken atama tedbiri inanıyoruz ki çok yararlı olmuştur.Silâhlı Kuvvetler aleyhine yayın yapan internet sitelerinin ürettikleri zehir dün hızlı bir tırmanışa geçmişti. Kim bilir tahribatı nerelere vardıracaklardı.Devleti ve kurumlarını savunma refleksinin AKP iktidarında da etkin biçimde sürüyor olması memnuniyet vericidir.Orgeneral Hilmi Özkök'e büyük bir haksızlık görmekle beraber laik cumhuriyetin geleceğinin Büyükanıt'ın şahsında güvence bulacağına inanan büyük bir kitle vardır.Erken atama hem onları rahatlatacak, hem de ülkeyi gereksiz gerilimlerin yükünden kurtaracaktır.Yüksek Askeri Şura'nın Büyükanıt gerilimi olmadan toplanması da başlı başına bir şans olacaktır.Fındık ezmesi!Sorun çözmek için değil de kurumları ele geçirmek için siyaset yaparsanız işte böyle olur!Fındığın dünya fiyatlarını belirleme gücünü tek başına Türkiye elinde tutuyor. Ama bunun bile keyfini çıkaramıyoruz.Geçen yıldan kalan 125 milyon YIL alacağını alamayan üreticiler, üstüne üstlük bir de sezon başında kilosu 7.45 YIL fiyat bulan fındığın son günlerde toplama maliyeti olan 2-2.5 YIL düzeyine inmesi üzerine Ordu'da meydanlara indiler.Bir şey mi elde ettiler? Hayır.. Güvenlik güçlerinden basınçlı su ve biber gazı yediler. Bir çoğu da fazladan bir araba sopa!Geçen yılki üretici alacaklarını ödemek için de, bu yılki ürünü desteklemek için de Fıskobirlik'in krediye ihtiyacı var fakat bulamıyor. İktidarın Fıskobirlik yönetimini ele geçirme teşebbüsü başarısız kaldı. Bankaların birliğe kredi vermemesi, iktidarın fındık üreticilerine yönelik "burunlarını sürtme" müeyyidesi olabilir mi?AKP'nin oy deposu gördüğü bütün örgütleri ele geçirme ihtirası Fıskobirlik'te şamar yemeseydi ne olacaktı?Üretilen fındık, talebin çok üzerinde olduğu için fiyatların düşmesini üretici ister istemez kabullenecekti.Ama AKP birliği ele geçirmeyi başaramamıştır; "Bizim paralar ne olacak?" diye soran üreticiye Başbakan iktidarın kuyruk acısını yansıtan kışkırtıcı bir cevap vermiş ve "Onu git Fiskobirlik'e sor" demiştir.Şu anda üretici haklı olarak AKP'nin iktidar gücünü kendilerini terbiye etmek için kötüye kullandığına inanmaktadır.Kibirle siyaset yapılmaz.Fındık bu bölgede salt ticaret metaı değil, aynı zamanda sosyal yapının temel direklerinden biridir.Hükümet "Ne halleri varsa görsünler" diyemez, dememelidir!