Hiç kimse Türkiye'nin Amerika'ya PKK konusunda yaptığı baskının haksız ve yanlış olduğunu söyleyemez.Bölücü terör örgütü, eğitim üssü olarak ve yönetici kadronun yuvası olarak Suriye'yi kullanırken, silâhını da oradan sağlayıp Türkiye'ye sokarken bazıları tıpkı bugün dinlediğimiz bahaneleri sıralardı:Yok efendim PKK terörü ile mücadelede Suriye meselenin çok küçük bir parçasıymış, PKK Suriye'den önce asıl Türkiye'den kazınması gereken bir habis urmuş filan.Ama hayat farklı bir şey öğretti: Tehdidin ana kaynağı Suriye'de dururken ve Türkiye'ye karşı ilân edilmemiş bir savaş bu kalleş maşalar eliyle yürütülürken çözümü başka yerde aramak ayrıntıda kan kaybetmek olacaktır.Türkiye önceliğini doğru belirleyip siyasi kararlılığını ortaya koyunca Suriye bebek katiline ve avanesine kapıyı göstermek zorunda kaldı. Dış desteğini kaybeden PKK kısa zamanda tükendi bitti.Müjde veren brifingAynı film şimdi Kuzey Irak sahnesinde oynanıyor. Suriye'nin yerinde Irak'taki işgal otoritesi olarak Amerika var.Türk halkının Amerika'ya duyduğu güvensizlik bu dönemde tarihin en yüksek seviyesine çıkmış bulunuyor. Çünkü şehit aileleri, fidanlarını kıran canilerin Amerika'nın koruduğu topraklardan gelip kanlı ellerini yıkamadan onların kucağına döndüklerini biliyorlar.Böyle bir töhmetin muhatabı olmak Amerika için ahlâki bir iflâstır. Herhalde bunun utancı ile Türkiye'yi kaybediyor olmanın riskleri birleşti ki dün dikkate değer bir şey oldu.ABD Dışişleri Bakanlığı'nda yüksek düzeyli bir yetkili olan Mart Bryza, Türk ve Yunan gazeteciler için düzenlediği basın brifinginde, Türk toplumundan yansıyan hassasiyetlerin yakında karşılık bulacağı işaretini verdi.Türkiye'nin Kuzey Irak'a karşı tek başına hareket etmemesini isterken iki önemli mesajı peş peşe sıraladı.Amerika söz veriyorBunlardan birincisi, ABD'nin harekete geçeceği vaadidir:"Kısa süre içinde ABD'nin harekete geçtiği ve somut sonuçların alındığı görülecektir."İkinci mesaj, bölünme tehlikesine karşı Türk halkındaki hassasiyeti Washington'un iyi bildiğine ve anladığına dayanıyor. Bryza şöyle dedi:"Biz de tarih biliyoruz. Türkiye bizim dostumuz ve en iyi dostlarımızdan biri. Bir NATO müttefiki... Türkiye'nin bütünlüğü, toprak bütünlüğü, ABD dış politikasının sarsılmaz parçasıdır."Gelişmenin daha sevindirici yanı, Washington'da oluşan bu iradenin daha yüksek bir seviyeden hemen aynı gün doğrulanması olmuştur. Amerikan Dışişleri Bakanı Rice, Dışişleri Bakanımız Gül'ü arayarak olayın vehametini anladıklarını, Kuzey Irak çıkışlı PKK saldırılarının sürmesine izin vermeyeceklerini, gerekenin yapılacağını bildirmiştir.Anadolu'da " Bu lâflara karnımız tok" diye bir tek söz vardır.Türk Milleti, teröre karşı özü, sözü bir, güvenilir, mert dostlar ve ortaklar görmek istiyor.Bu defa inşallah çok beklemeyiz!
AKP iktidara geldiğinden beri siyaset ve devlet işleri, esrarengiz bir macera havasında yürüyor.Riskler, cevapsız sorular, bunların yarattığı baskılardan üreyen gerilimler ve endişeler hayatımızı dolduruyor.Devlet fikrini ciddiye alan her aklı başında insan, Başbakan'ın danışmanı Cüneyd Zapsu'nun önceki gün Amerikan, İngiliz, Alman büyükelçileri ve İsrail Büyükelçiliği Müsteşarı ile neler konuştuğunu merak ediyor.Haklı bir meraktır; ülkemiz ve bölge, adeta sırat köprüsünden geçmektedir. Bu geçitte atılan her adımdan haberdar olmak, demokratik bir ülkenin vatandaşı olarak hakkımız.Oysa hükümet etme sorumluluğunu paylaşan kişilerin bile çoğu Başbakan danışmanı Zapsu'nun elçilerle neler konuştuğunu, kendilerinden habersiz ne angajmanlara giriştiğini bilmiyor."Canım, danışmandır işte.. Gider konuşur ama sözleri kimseyi bağlamaz" diyemeyiz.Çünkü Cüneyd Zapsu, önemli bir şahsiyettir. BM'nin terörizmi finanse etmekle suçladığı Suudi iş adamı El Kadı ile iş ortaklığı olduğu ve Tayyip Erdoğan adına gittiği Amerika'da muhataplarına "Başbakan'ı süpürecek yerde kullanın" dediği halde yerinden kıpırdatılamamıştır.Başka biri olsaydı çoktan çarmıha gerilirdi.Bizler, milletten ve meclisten gizli ilişkilerin oldu-bittisi ile sürüklendiği savaşta yok olmuş bir imparatorluğun varisleriyiz. Danışman Zapsu bu temaslarda kime karşı sorumludur? Onu kim denetliyor? Bu soruların cevabı yok.Şartlar vahim olmasa şakaya alır, kendisi büyük bir fındık tüccarı da olduğu için "Fındıkkıran Diplomasi" der geçerdik.Ama değil. Başbakan, onun yaptıklarının da hesabını meclise, millete vermek zorundadır. İktidarın, liderden kaynaklanan zaafı, devlete paralel bir gizli ilişkiler zinciri oluşturmasıdır. Başbakan'ın Dışişleri bürokrasisi ile ne alıp veremediği var, bilmiyoruz.Başka bir danışman Şam'da Esad ile görüşürken Büyükelçi içeri sokulmamıştı. Şimdi Ankara'da dört önemli büyükelçi ile yine danışman marifetiyle yapılan görüşmeden Dışişleri Bakanlığı medya sayesinde haberdar oluyor.Kayıt dışı siyaset hiçbir iktidar döneminde geleneklerin bu kadar dikine gitmemişti. Dileriz sağduyunun dönüşü çok gecikmez!*****Ahlâksızlığa gol!VATAN'ın öncülük ettiği futboldaki şike ahlâksızlığını sorgulayan yayınlar şunu bir kez daha kanıtladı:Ahlâki yozlaşmadan usanan toplum, derin bir arınma özlemi içindedir. Ele geçirdiği her ümidi kovalamakta, dürüstlüğe şans tanıyacağına güvendiği her adımı ve her adamı cesaretlendirmektedir.İtalyan futbol dünyasında meydana gelen şiddetli depremin zincirleme etkilerini biz de yaşıyoruz. İtalya bize daima ilham verir. Siyasetteki "Temiz eller operasyonu" da daha önce Türkiye'yi heyecanlandırmış, İtalya tecrübesinden çıkan dersleri hayatımıza geçirme hevesi yıllar boyu hepimizi umutlandırmıştı.Ama olmadı... Milletvekili dokunulmazlığını kaldırmaya bile siyasetçilerimizi razı edemedik.Temiz siyaset hedefine varamadık, peki temiz futbol hayali gerçekleşebilir mi, bilmiyoruz.Bildiğimiz şu: Toplumsal gücümüzü kullanmayı öğrenemediğimiz sürece hayatımızı hep yalan, sahte ve şike kuşatacak.Yakaladığımız arınma fırsatının peşini bırakmayalım!
Danıştay içerde ve dışarda çok tartışılacak önemli bir karar verdi.Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin ilgili komitesi Suudi Arabistanlı iş adamı Yasin El Kadı'nın adını terör örgütlerini finanse eden kişiler listesine koymuş, bu nedenle Bakanlar Kurulu 2001 Aralık'ında söz konusu kişinin Türkiye'deki mal varlıklarını dondurmaya karar vermişti.Danıştay 10'uncu Dairesi, işte bu işlemi Anayasa'ya aykırı bularak iptal etti.Şimdi bu kararın, Birleşmiş Milletler'in takibine alınmış bir "terör finansörü"ne koruma sağladığı için Türkiye'yi uluslararası zeminde zor duruma düşüreceğini, PKK'ya karşı uluslararası işbirliği isterken bu kararın vahim bir çelişki yarattığını söyleyenler çıkacaktır.Ama biliyoruz ki hukukun üstünlüğünü en zor şartlarda bile savunmanın risklerini göğüslediği için bu kararı veren mahkemenin kahraman sayılması gerektiğini savunanlar da bulunacaktır.Mülkiyete garanti…Mubalâğaya gerek yok, yargı gereği neyse onu yapmıştır.Mahkeme, mal varlığını donduran Bakanlar Kurulu kararı için iptal davası açan Suudi iş adamını aklamamıştır. Onun "terör finansörü" olduğuna ilişkin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararını geçersiz kılmamıştır.Yaptığı, Bakanlar Kurulu'nun böyle bir karar veremeyeceğini, verdiyse bunun haksız ve hukuksuz olduğunu tespit etmekten ibarettir. Hatta BM'nin tedbir kararını hayata geçirmek için hukuku, Anayasa'yı ihlâl etmeden ne yapılabilir; onun dahi yolunu göstermiştir.Mahkeme, hakim kararı olmadan kimsenin mal varlığının dondurulamayacağını söylüyor.Hükümete "Eğer böyle bir zaruret mevcutsa oturup kendi başına karar vereceğin yerde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden gelen bilgi ve belgeleri adli mercilere sunarak tedbir kararının mahkemeden çıkarılmasını sağla" diyor.Başbakan'ın kefaletiBizce karar, anayasal güvencelerin ve bu bağlamda mülkiyet haklarının sağlamlığını, üstelik de zor koşullarda kanıtlamaktadır.Birleşmiş Milletler tarafından da alınmış olsa tedbir kararlarının yargıdan geçirilmesi, demokrasi geleneği tam oturmamış, seçilip gelenlerin birkaç ay sonra kendilerini hükümdar zannettikleri toplumlarda son derece önemlidir. Tersi ise tam bir zulüm ve haksızlık cehennemi!Danıştay'ın hukukun üstünlüğü konusundaki bu dersi, iktidardan da aynı duyarlılıkla karşılık bulacak olursa Türkiye'nin terör konusunda çifte standarda düştüğünü kimse iddia edemeyecektir.Hükümet, El Kadı'nın mal varlığının dondurulması ile ilgili BM kararını, bu karara zemin oluşturan belgelerle birlikte şimdi yargıya gönderebilir ve sorun çözülür.Suudi iş adamının masumiyetine kefil olan Başbakan sakın bu yolu tıkamamalıdır.Aksi takdirde kendini yargının yerine koymanın, Türkiye'yi de bir terör finansörünü korumanın ağır sorumluluğu ve ayıbı altına sokar!
Amerika Bush yönetiminde süper güç rolünü zedeleyen başarısızlıklara uğradı.Bu durum, sebep olduğu ahlâki karmaşa ve politikalara yansıyan kararsızlık ve kaypaklık sonuçlarıyla ABD'yi tanınmaz hale getirdi.Türk halkının dünyada Amerika'ya en az güvenen millet olmasına Washington'dakiler niçin hayret ediyor? Cahil buldukları bu toplumun isabetli sezgileri mi şaşırttı onları?Oysa Amerika'yı gözden düşüren sebepler, özellikle Irak'ın işgalinden sonra, gözlemlere ve bilgilere dayanmıştır. Amerika Kuzey Irak'ta adeta ikinci bir İsrail yaratma hedefi güden sinsi politikalarını, çok yakınımızda olduğu için bizden saklayamamıştır.Kırılma noktası Mart tezkeresinin meclisten geri dönmesidir. Bu neticeyi sağlayan oylar adeta Türkiye'nin kaderini kendi kontrolünden çıkarmış, müttefik Amerika'yı gizli bir hasım pozisyonuna getirmiştir.Cüret, silâh, patlayıcıAmerika terör örgütlerini kullanmayı pek iyi bilir. PKK Amerika'nın terör listesinde ama tezkere şokundan sonra bu katil sürüsüne ne yaptı? Hiç!..ABD Büyükelçisi Wilson "PKK sadece Kuzey Irak'ta yok, Türkiye'de de var. Kuzey Irak'a girmek sorunu çözmez" diyor. Nereden biliyor?Bizim inancımız Kuzey Irak'ın bu olayda meşum bir rol oynadığıdır. Terör örgütü Amerikan güvencesi altında militan eğitiyor, haraç topluyor, fidye alıyor, Türkiye'ye geçip eylem koyuyor ve sınırı aştıktan sonra "geleneksel dostumuz ve stratejik ortağımız" Amerika'nın güvencesi altına giriyor.Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Büyükanıt "Maalesef Kuzey Irak'tan gelen teröristler çok fazla miktarda C-4 dediğimiz güçlü patlayıcıları beraber getiriyor" açıklamasını dün değil 11 Mayıs 2005 tarihinde yapmıştı. Yani 14 ay önce...Büyükelçi Wilson'un dediği gibi "PKK Türkiye'de de var" ama o uğursuz varlık cüretini de, lojistiğini de Amerikan işgalindeki Irak'tan getiriyor buraya.Ateşe körükle gidenlerİki günde 14 şehit cenazesinin kaldırılmasından doğan infial, iktidarı halkın beklentilerine uygun sert çıkışlar yapmaya mecbur etti.Başbakan'ın kafa tutan beyanları ardından muhalefet liderleri, sınır ötesi harekât önermelerine koro halinde tam destek verdi.Talât ve Enver Paşa'nın ruhları siyasetin semalarında kanat çırpıyor sanki. Allah yurdumuzu, milletimizi korusun!ABD Dışişleri Bakanlığı dün, Türkiye'nin sınır ötesi operasyon yapması halinde buna destek vermeyeceklerini açıkladı. Tabii ki Türk halkının hissiyatına saygı göstermeyen esef verici bir durumdur bu. Ama Kuzey Irak'ta Amerika ile karşı karşıya gelmeyi mecbur kılacak son nokta mıdır; bizce önümüzdeki seçimi düşünen siyasetçi gibi değil, sonraki kuşakları düşünen devlet adamı gibi hareket etmek lâzım.Türkiye'nin o aşamaya gelene kadar kullanacağı kozları vardır.Unutmayalım; düşünmeden atılacak her adım, tezkere tuzağındaki gibi Kuzey Irak'ta kurulacak Kürt devletine bir kat daha çıkıyor!
Türk halkı ve hükümeti, terörle savaşında masum sivilleri hedef aldığı ve aşırı güç kullandığı için İsrail'i hep eleştirdi.İsrail de bu eleştirilerden her defasında etkilendi, sıkıntıya düştü.Çok doğal, çünkü Türkiye bölgedeki tüm ülkelerin yanlarında görmek isteyecekleri bir güçtür.İsrail için de bu kaide değişmez ama Müslümanlar ölürken Türkiye'nin İsrail hükümetinin sert askeri önlemlerini onaylaması kolay değildir.Çünkü İsrail hedef alacağı düşmanlar konusunda seçici davranmıyor, savaş gücünü, düşmanlarını barındıran toplumları asker-sivil ayırmadan cezalandırmak için kullanıyor.AKP iktidarı da bu haksızlığa ağzına geleni söylüyor. Başbakan bir defasında İsrail'i "devlet terörü" uygulamakla suçlamadı mı?Fakat dikkat ettiyseniz birkaç günden beri Lübnan'daki sivil ölümler 200'ü geçtiği halde Ankara'dan yükselen itiraz sesleri kısıldı. Hatta PKK terörünü Kuzey Irak'taki inlerinde bastırma isteğine yönelen itirazları Türkiye, İsrail'in yaptıklarını emsal göstererek göğüslemeye çalışıyor.Aynı hissiyat toplumu da etkisi altına almıştır.Düne kadar İsrail'in acımasızlığı nedeniyle hedef olduğu öfke, şimdi yerini yavaş yavaş takdir ve imrenme duygusuna bırakmaya başlamıştır.Bu şaşırtıcı değişikliği tek başına PKK yaratmıştır.Şehit cenazelerini taşıyan kalabalıklardan "İsrail kadar olamadık" homurtuları yükseliyor.Komplo teorisyenleri bu neticeyi, saldırılarını yoğunlaştırmaya PKK'yı ikna ederek İsrail gizli servislerinin sağladıklarını iddia edebilirler. Bizim öyle bir iddiamız yok. Duyumumuz bile yok. Ama şu bir gerçek ki PKK adlı katil sürüsü, alçakça cinayetlerine hız vermeleri sonucu İsrail, bölgenin en büyük ülkesinin muhalefetinden kurtulmuştur.PKK, İsrail'in sivillere de zarar veren askeri eylemlerine Türk halkının gözünde haklılık kazandırmıştır.İki ateş arasında kalan masum Müslümanları Türk halkının manevi korumasından mahrum etmiştir.Borsa bile inanmadı!Olaylara Türkiye'nin en akılcı tepkilerini her zaman piyasalar verir.İçindeki uluslararası unsurlar nedeniyle İMKB'nin tepkilerinde global derinlik de mevcuttur.PKK terörü nedeniyle birkaç gündür siyaset çok hareketlendi. Başbakan önümüzdeki günlerin önemli kararlara gebe olduğunu söyledi. Amerika ve Irak'a "Kuzey Irak'ı halledin yoksa biz gireceğiz" mesajı verildi.İsrail'in Lübnan'a girişini "meşru savunma" olarak değerlendiren ABD Büyükelçisi Wilson, bizdeki tartışmalara bakıp "Türkiye'nin sınır ötesi operasyon yapması mantıklı olmaz" dedi.Başbakan haklı olarak kızdı, "Böyle bir şeyin kararını Sayın Büyükelçi veremez, Türkiye Cumhuriyeti verir" diye tepki gösterdi.Bu, tehlikeli bir tırmanıştır, "dünyanın uzak yerlerindeki dalgalanmalardan bile etkilenen bizim nanemolla borsamız kim bilir ne olacak" diye korktum dün. Ama boşuna telâşlanmışım.Borsa yükseldi, döviz geriledi.Başbakan'ın kükremesini bizim iç piyasalar bile ciddiye almadı."Seçim geliyor, olacak o kadar" dediler herhalde!
Başbakan'ın "çok şeye gebe" dediği toplantılardan beklendiği gibi bir aslan kükremesi çıkmadı.Şehit cenazelerini "vatan sağolsun" tevekkülü ile kaldıran munis bir yönetimin şimdiye kadar belki yüz kere söylenmiş fakat dinlenmemiş uyarı ve ricaları çıktı.PKK terörünü, otuz bin hayata mal olan uzun ve kahırlı bir mücadele sonunda bastırmıştık. Fakat kalıntıları Amerika'nın Irak'ı işgalinden yararlanarak derlenip toparlanma olanağı buldu ve son zamanlarda Türkiye'ye sızarak eylemler yapabilecek güce yeniden ulaştı.Fiilen bölünmüş olan Irak'ın kuzeyine egemen Kürt yönetimi muhalefet ettiği, Amerika da Irak'taki sorunlarının büyümemesi için onlara boyun eğdiği için Türk askeri bu melânet çetesine sınır ötesi takip uygulayamıyor. Onlar da vur-kaç kalleşliği ile bu imkânı, gencecik fidanlarımızı kırmak amacında kullanıyor.Neden hep yoksullar?Son olarak iki günde 14 şehit verilmesi, bir ulusal irkilme etkisi yaratmıştır. "Kurtulduk" dediğimiz bir belânın yeniden hortlaması, halk arasında değişik değerlendirmeleri beraberinde getirmiştir.Siyasi iktidarın pasifliği sorgulanmakta, hatta kaldırılan şehit cenazelerinde vatan savunmasına adanmış hayatların hedef olduğu risklerin adaleti, şüpheci itirazlara konu olmaktadır.Son şehitlerden er Emrah Öztürk'ün Tekirdağ Şarköy'de yaşayan babası İsmet Öztürk bakın ne demiş:"Onu tarlada çapa kazarak büyüttüm. Hep bizim gibi yoksul insanların çocukları ölüyor. Ülkeyi yönetenlerin çocukları neden buralara gitmiyor?"Kanlı bir kısır döngü sürekli kendini tekrarladıkça bu itirazlar çoğalacaktır. Teröre karşı savaşmak ahlâki açıdan da sadece bir görev değil mecburiyettir. Ama bu onur borcunun hakça paylaşıldığı konusunda kimsenin bir şüphesi olmamalıdır.Fark yaratmak lâzım..."Hep yoksullar ölüyor" yakınması, "Eğer varlıklılarla yönetenlerin çocukları da gitseydi, bu belâya mutlaka çözüm bulurlardı" inancına dayanmaktadır.PKK terörüne karşı savaşta farklı, kararlı ve daha cesur eylemler içeren bir dönemi başlatmak zamanı gelmiştir.Dün toplanan Bakanlar Kurulu, Kuzey Irak'ta barınan bölücü çetenin tasfiye edilmesini Bağdat hükümetinden ve işgal otoritesi durumundaki Amerika'dan talep etmeye karar vermiştir.Düne kadar cevapsız kalan bu tür taleplerin şimdi dikkate alınmasını sağlamak için siyasi iktidar ne fark yaratacaktır?Bunun cevabı yok... Hükümet Sözcüsü Çiçek, Türkiye'nin uluslararası hukuktan doğan haklarını sonuna kadar kullanacağını söyledi dün.Şimdiye kadar kullanmıyor muyduk?AKP için iktidar döneminin en hayati sınavı başlamıştır!
PKK adlı melunlar sürüsü, on üç vatan evlâdını şehit etti. Halkın kayıplardan duyduğu elem ve alçaklar güruhuna karşı yüreğinden yükselen nefret duygusu dün birbirine karışarak bütün yurdu kapladı.Bu duygu dün Başbakan Erdoğan'ın konuşmalarına da yansıdı. Başbakan şunlan söyledi:"Biz şu ana kadar işin üstüne hep sabırla gittik. Hep demokratik çizgide bu işi halledelim istedik. Bunun arzusu içinde olduk. Ancak bu gece sekiz yavrumuz şehit oldu. Bitlis'te de beş yavrumuzu şehit etmişlerdir.Bunlar artık çekilir şeyler değil. Yarın (bugün) sabah yapacağımız toplantıyla ve ardından yapacağımız Bakanlar Kurulu toplantısı çok şeylere gebedir."Bu cinayetler niçin?Demokratik çizgide yürütülen çözüm çabalarının hiçbir ilerleme sağlamaması belli ki Başbakan'ın derin düş kırıklığıdır. Bu düş kırıklığı kader olarak algılanamaz.AKP Kürt sorununa yönelik politikalarını şu mantığın üstüne kurmuştur:Bu coğrafyada Kürtlere insanlık onuruna saygılı bir yaşamı sadece Türkiye sağlıyor. İddianın kanıtı ve politik ifadesi demokrasidir. Ve demokratik haklar da AB'ye üyelik müzakereleri paralelinde gelişiyor.Tarihi bir gerçek şu: Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin varlık nedeninde başkalarını zaptetme amacı yoktur. Dolayısıyla bin yıllık bir alaşımın potası olan bu uluslaşmış topluma nifak sokanlar, insan haysiyetine, adalete, dürüstlüğe karşı da en ağır suçu işliyorlar.Irkçılık temelinde bölücü siyaset yapanlar da artık gözlerini açmalı, hiçbir haklı talebe dayanmayan bu alçakça saldırılara cüret kazandırmamalıdır.Milletin sabrı taştı...Başbakan'ın dünkü konuşması, askeri tedbirlere ağırlık kazandıracaklarının işaretlerini vermiştir.Gerçekten de hem iç, hem dış şartlar, PKK'ya karşı sert önlemler alınmasını dayatıyor. Toplumun büyük kesimi, iktidarın terör karşısındaki tutumunu pısırıkça bulmakta, bu hoşnutsuzluk dalga dalga Ankara'ya yansımaktadır. Seçimin ufukta gözükmüş olması aktif bir mücadele döneminin başlatılması için iktidarı zorluyor.Biz şehit cenazeleri ardından ağlarken israil'in kaçırılan bir onbaşısı için Ortadoğu'yu ateşe vermesi, sağduyu ne kadar itiraz etse de Türk halkının gönlünde kıskançlık ve hayranlık uyandırmaktadır.Bugünkü Bakanlar Kurulu toplantısı Başbakan'ın dediği gibi nelere gebedir, bilmiyoruz. Ama millet, şehitlerin öcü alınsın ve yeni şehitler verilmesin istiyor artık.Umarız bugün Doğu'daki terörle mücadele gücünün artırılması ve Kuzey Irak'taki ihanet kamplarının dağıtılması amaçlı operasyonlar için Amerika'nın ikna edilmesi yolunda bir karar çıkar.Washington da "tavşana kaç, tazıya tut" politikasını sürdürdüğü takdirde Türk halkını tümüyle kaybedeceğini bilmelidir.
Tayyip Erdoğan, başkalarına kefil olmaya bağlı riskleri göze almamayı öğrenmeli artık.Başbakan sıfatı taşıdığını unutmaması gerekir. Tayyip Bey döneminden kalma zaafları, maddi ve manevi bağlantıları, Başbakan Erdoğan'ı zaptederek ülkeye faturalar ödetmemeli.Bu yanlışlık çok sık kendini tekrarlıyor.Mesela Danıştay saldırısı ile ilgili savcılık iddianamesi Tayyip Erdoğan'a, en azından halkın karşısına çıkıp bir açıklama yapması borcunu yüklüyordu.Olay hakkında yanlış şeyler söylemesine sebep olanlar her kimlerse, onlara inanmak kendisine pahalıya mal olmuştur.İşte iddianame, saldırının, türban dayatmasını teröre vardıran kökten dinci bir örgütlenmenin işi olduğu bulgusuna ulaşıyor.Başbakan bu gerçeği asla kabul etmek istememiştir. Hatta yargıyı etkileyecek çıkışlar yapmaktan bile çekinmemiştir:"Olay büyük ölçüde aydınlatıldı. Bu saldırı Türkiye'nin mutluluğunu sabote etmeye yönelik derin, kanlı bir komplodur... Kanlı komplonun arkasından bir ihanet çetesi çıktı!"İhanet çetesi kimmiş?Başbakan'ı bu çıkışı yapmaya cesaretlendiren sebep, tetikçi avukat Arslan'la ilişkisi olduğu öne sürülen emekli Yüzbaşı Tekin ve arkadaşlarının gözaltına alınmaları olmuştur.Başbakan'ın sözleri, eylemin yan askeri bir yapılanmanın, Müslümanlara ve AKP iktidarına komplo tertiplediği iddiasına dayanıyordu.İddianame, soruşturmanın Başbakan'ı doğrulatmadığını ortaya koyuyor. Kamuoyunu ve yargıyı yönlendirme çabaları başarısızlığa uğramış, fakat doğurduğu sorumluluk ve mahcubiyet duygusu ortada kalmıştır.Halbuki iddianamenin açıklanmasından sonra türban kışkırtmalarının toplumsal maliyeti hakkında AKP liderliğinin ciddi bir özeleştiri yapması gerekir.Danıştay saldırısının ardından "derin devlet" çıkmaması, olayın ihanet, eylemi yapanların "ihanet çetesi" olarak anılmasını önlememelidir. Başbakan halkın önüne çıkıp bunu söylemelidir.Sorumluluğunu paylaştığı arkadaşlarına da, türban yasağı kaldırılırsa mahkeme basıp yargıç öldürecek kadar insanlıktan çıkabilen aşırıların, başını örtmek istemeyen kadınlar üstünde ne terör yaratabileceklerini sormalıdır.Araplara özel muameleKeşke ama Başbakan bu konuda çok ümit vermiyor. Din, iman meselelerinde son derece gözü kara gidiyor.BM Güvenlik Konseyi'nin El Kaide terör örgütüne para desteği sağlamakla suçladığı Yasin El Kadı adlı Arap işadamına hayret uyandıran bir destek vermiştir.Türkiye'ye girmesi yasaklanmış birine Başbakan "Ona, kendime inandığım gibi inanıyorum" der mi?Tayyip Erdoğan dedi.Belediye Başkanlığı döneminde onun "Babama bile kefil olmam" dediğini, halefi olan Ali Müfit Gürtuna kulaklarıyla duymuş.Tayyip Bey'in dün babasından esirgediği kefaleti bugün TC. Başbakanı olarak El Kaide'ye yardım etmekle suçlanan birine vermeye hakkı olamaz ama ne gam... Tayyip Erdoğan "Beni seçtiniz, getirdiniz; sonuna kadar katlanacaksınız" diyor!