AKP iktidara geldiğinden beri siyaset ve devlet işleri, esrarengiz bir macera havasında yürüyor.
Riskler, cevapsız sorular, bunların yarattığı baskılardan üreyen gerilimler ve endişeler hayatımızı dolduruyor.
Devlet fikrini ciddiye alan her aklı başında insan, Başbakan'ın danışmanı Cüneyd Zapsu'nun önceki gün Amerikan, İngiliz, Alman büyükelçileri ve İsrail Büyükelçiliği Müsteşarı ile neler konuştuğunu merak ediyor.
Haklı bir meraktır; ülkemiz ve bölge, adeta sırat köprüsünden geçmektedir. Bu geçitte atılan her adımdan haberdar olmak, demokratik bir ülkenin vatandaşı olarak hakkımız.
Oysa hükümet etme sorumluluğunu paylaşan kişilerin bile çoğu Başbakan danışmanı Zapsu'nun elçilerle neler konuştuğunu, kendilerinden habersiz ne angajmanlara giriştiğini bilmiyor.
"Canım, danışmandır işte.. Gider konuşur ama sözleri kimseyi bağlamaz" diyemeyiz.
Çünkü Cüneyd Zapsu, önemli bir şahsiyettir. BM'nin terörizmi finanse etmekle suçladığı Suudi iş adamı El Kadı ile iş ortaklığı olduğu ve Tayyip Erdoğan adına gittiği Amerika'da muhataplarına "Başbakan'ı süpürecek yerde kullanın" dediği halde yerinden kıpırdatılamamıştır.
Başka biri olsaydı çoktan çarmıha gerilirdi.
Bizler, milletten ve meclisten gizli ilişkilerin oldu-bittisi ile sürüklendiği savaşta yok olmuş bir imparatorluğun varisleriyiz. Danışman Zapsu bu temaslarda kime karşı sorumludur? Onu kim denetliyor? Bu soruların cevabı yok.
Şartlar vahim olmasa şakaya alır, kendisi büyük bir fındık tüccarı da olduğu için "Fındıkkıran Diplomasi" der geçerdik.
Ama değil. Başbakan, onun yaptıklarının da hesabını meclise, millete vermek zorundadır. İktidarın, liderden kaynaklanan zaafı, devlete paralel bir gizli ilişkiler zinciri oluşturmasıdır. Başbakan'ın Dışişleri bürokrasisi ile ne alıp veremediği var, bilmiyoruz.
Başka bir danışman Şam'da Esad ile görüşürken Büyükelçi içeri sokulmamıştı. Şimdi Ankara'da dört önemli büyükelçi ile yine danışman marifetiyle yapılan görüşmeden Dışişleri Bakanlığı medya sayesinde haberdar oluyor.
Kayıt dışı siyaset hiçbir iktidar döneminde geleneklerin bu kadar dikine gitmemişti. Dileriz sağduyunun dönüşü çok gecikmez!
Ahlâksızlığa gol!
VATAN'ın öncülük ettiği futboldaki şike ahlâksızlığını sorgulayan yayınlar şunu bir kez daha kanıtladı:
Ahlâki yozlaşmadan usanan toplum, derin bir arınma özlemi içindedir. Ele geçirdiği her ümidi kovalamakta, dürüstlüğe şans tanıyacağına güvendiği her adımı ve her adamı cesaretlendirmektedir.
İtalyan futbol dünyasında meydana gelen şiddetli depremin zincirleme etkilerini biz de yaşıyoruz. İtalya bize daima ilham verir. Siyasetteki "Temiz eller operasyonu" da daha önce Türkiye'yi heyecanlandırmış, İtalya tecrübesinden çıkan dersleri hayatımıza geçirme hevesi yıllar boyu hepimizi umutlandırmıştı.
Ama olmadı... Milletvekili dokunulmazlığını kaldırmaya bile siyasetçilerimizi razı edemedik.
Temiz siyaset hedefine varamadık, peki temiz futbol hayali gerçekleşebilir mi, bilmiyoruz.
Bildiğimiz şu: Toplumsal gücümüzü kullanmayı öğrenemediğimiz sürece hayatımızı hep yalan, sahte ve şike kuşatacak.
Yakaladığımız arınma fırsatının peşini bırakmayalım!

