Çocuklarla Oynamayın!

23 Ağustos 2006

Gerçekten bu kitap Milli Eğitim Bakanı’nın ilköğretim öğrencilerine tavsiye ettiği kitap mıdır?Eğer öyleyse dileriz Yüce Divan’da bu nedenle yargılanır ve mahkûm olur. Cezası da bu bilmeceleri TV’ye çıkıp sorması ve cevabını da kendisinin vermesi şeklinde infaz edilir.Bu kadarı yeter de artar bile. Düşünün, yetmiş milyonun karşısına çıkacak ve ilk bilmeceyi soracak:“Don içinde dik durur!” Otuz saniyelik bir sessizlik ve ardından cevap... Sonra bir daha:“Ağzı açık alâmet/ İçi kızıl kıyamet/ Yaş koydum kuru çıktı/ Salli alâ Muhammed!” Üzerinde “Milli Eğitim Bakanı Doç. Dr. Hüseyin Çelik tarafından 15.7.2005 tarihinde açıklanan ilköğretim öğrencileri için 100 Temel Eser listesinde yer almıştır” yazan “Türk Bilmecelerinden Seçmeler” adlı eserin (!) seçme bilmecelerinden bu sütuna utanmadan aktarabileceğim başka bilmece bulamadım. Merakınız varsa, haber sütununda giderebilirsiniz.Bütün dikkatini ve mesaisini imam hatip okullarına ve mezunlarının önünü açabilmek için YÖK’le cenkleşmeye harcayan Bakan Çelik belli ki milliliği kaybolmuş eğitim alanını, bulanık su avcılarının safari parkına çevirmiş bulunuyor.100 Temel Eser’deki yabancı hikâyeler İslâmileştirilmiş, kültürel çürütme amacı güden küfürlü, argolu kitaplar “temel eser” palavraları ile toplumsal düzenin temeline dinamit gibi yerleştirilmek istenmiştir. Radikal Gazetesi’nin bu alandaki uyanıklığını takdir ediyoruz.Bakan Çelik rezaleti derhal durdurmalı ve millete hesap vermelidir.VATAN’ın olaya tepkisini yansıtan birinci sayfadaki manşetini yadırgayabilirsiniz. Ama o çirkin sözlerin bir esprisi var. İşbaşındaki yönetim anlayışının önerdiği kitaplarla yetişen çocuklarımız yarın bizim yerimizi aldıklarında, gazete başlıklarına yansıyacak olan tepki ve yorumlar böyle olacak.Yavaş yavaş alışmak lâzım!*****Acizler!Ormanların yanması maddi kayıplar yanında toplumsal moral çöküntü de getiriyor.Devletin aczi, milletin güven duygusunu da zedeliyor.Yangınlar karşısında ileri sürülen en çürük bahane PKK alçaklığıdır. Efendim Türkiye’nin fazladan bir de bu riski varmış.Bu gerekçe olsa olsa daha fazla tedbir almanın sebebi olabilir. Yunanistan’ın PKK’sı yok ama son derece etkili 32 tane anfibik söndürme uçağı var. Altı kat büyük Türkiye’de o uçaklardan sadece iki tane bulunuyor.Bizde yangın mevsimi başlarken Güney yarı küre kışa giriyor.Beceriksizliklerine bahane arayanlar acaba niçin Güney Afrika, Avustralya ve Arjantin gibi ülkelerin kullandıkları uçakları kiralayıp getirmenin çaresini aramıyor?

Devamını Oku

Gururumuz!

22 Ağustos 2006

Genç basketbolcularımız dün ulusumuza bayram sevinci yaşattı. Hepsini övgü ve sevgiyle kucaklıyoruz, onlarla gurur duyuyoruz.Japonya’da yapılan Dünya Basketbol Şampiyonası’nda biz Brezilya’yı yenip üçte üç yaparken, gruptaki iddialı rakibimiz Yunanistan da Avustralya’yı aşarak bizim gibi üç maçta üç galibiyet kazandı.Grubumuzdaki birinciyi Türkiye-Yunanistan maçı belirleyecek. Elbette dileğimiz ve hatta inancımız bu takımın gruptan birinci olarak çıkacağı ve final serisinde göğsümüzü kabartan yeni zaferler kazanacağıdır.Takımın çoğu gençlerden oluşan oyuncuları daha şimdiden “kahraman” sayılmayı hak etmişlerdir. Çünkü milli takımımız, NBA’de oynayan yıldızlarından yoksun gitmiştir bu şampiyonaya ve bu çocuklar sporda “ruh” denilen değerin mucize yaratacak gücü takımlara kazandırdığını kanıtlamışlardır.Onlarla ne kadar övünsek azdır.Çünkü bu övgüyü sadece yetenek ve cesaretleri ile hak etmiyorlar. Basketbol insanların beyinsel yeteneklerini de en üst düzeyde talep eden bir spordur.Türk milli takımı üç maçta dünyanın en güçlü ekipleriyle oynadı ve gençlerimiz maçı hep son saniyelerdeki üstünlükleriyle kopardı. En üst düzeydeki güç ve yeteneklerin eşitliğini zekâ ve taktik farkı bozdu, biz kazandık.2010 Dünya Şampiyonası Türkiye’de yapılacak. O tarihe kadar yüzlerce İbrahim’ler, Kaya’lar, Kerem’ler, Serkan’lar yetiştirmeliyiz.En verimli kaynak okullarda yapılan sporlardır. Okullar özendirilmeli, kulüpler desteklenmeli, oyuncu yetişmesine katkı sağlayacak şekilde 2010 için tasarlanan salonlar bir an önce bitirilmeli, medya da basketbolu halka daha çok sevdirmek için elinden geleni yapmalıdır.Basketbolun kitlesel ilgide futbolla yarışan bir cazibe kazanması, hem gençlerimiz için, hem Türkiye için yeni imkânlar, yeni fırsatlardır.Kahramanlarımızın yolu açık olsun!*****Yuh size!Dört günde 100’ü aşkın orman yangını çıktı ve 1500 hektara yakın orman alanı kül oldu.“Sebep aşırı sıcaklar” dense de o korkunç şüphe hep içimizde idi. Ve sonunda gerçekleşti:PKK “Biz yakıyoruz” diye iftiharla üstlendi!İhanete de sapsa bir ruh bu kadar insanlıktan çıkar mı? Acaba bu suçu sadece propagandaları için üstlenmiş olabilirler mi?Yangınların hep aynı anda birkaç yerde birden başlaması, bu itirafın gerçeği yansıttığını gösteriyor. Şunu da gösteriyor:PKK yalnız halka değil doğaya, doğal yaşama da düşmandır.Tek tesellimiz şu ki Kürt kökenli yurttaşlarımızı PKK temsil etmiyor.“Ormanları Kürtçülük adına yaktıysanız yuh size!” diye seslerini yükseltenler temsil ediyor.

Devamını Oku

Ayıp, kayıp!

21 Ağustos 2006

Siyasetin en yoksulu, projeden yoksun siyasettir. O da bizde!Umut veren bir gelecek vaadi sunamadıkları zaman siyasetçiler halka sahip olduklarını da kaybedebilecekleri korkusunu salarak ayakta durmaya çalışırlar.Bizimkiler bunu hep yapıyor.ANAP Genel Başkanı Mumcu, Neşe Düzel’e dün doğru bir tespit yapmıştı: “CHP ve AKP çözülmesini istemedikleri sorunlar üzerinden topluma kendilerini dayatıyorlar. Din elden gidiyor, laiklik elden gidiyor diyerek korku siyaseti yapıyorlar..” Baykal, Fas’ın yolunda ilerlediğimizi söylüyor. Bu korkuyu “Halkı ezdirmeyeceğiz; Ülkeyi soydurmayacağız; Devleti böldürmeyeceğiz” sloganları ile tatlandırıyor ama...Nasıl yapacaksınız? Nerede projeleriniz? Cevap yok!Bu gidişle CHP sadece korkutabildiği seçmenlerin oyları ile yetinmek zorunda kalacaktır. O oran da geçen seçim aldığından daha düşük olacaktır.Ağlayan başbakanAKP cephesi de aynı kafada ama onların iktidar nimetlerinden yandaşlarını yararlandırma avantajları var. İktidar olma morali pek çok soruna sabırla katlanmayı kolaylaştırıyor.Başbakan imam-hatiplilerin pikniğine katılmış ve “ellerinden alınan eğitim hakkının er geç geri verileceğini” söylemiş. Onlara Mehmet Akif’in bir şiiri ile mesaj vermiş:“Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzarım!” Erdoğan, siyasetteki yerini fethetmek için minareleri süngü, kubbeleri miğfer, müminleri asker sayan şiirle hücuma kalkmıştı. Şimdi kalbi parça parça ama susuyor. Çünkü iktidarda!Bu haberi veren internet sitesindeki okuyucu yorumları, ibretli uyarılar taşıyordu.İmam-hatip kaynaklı olduğu anlaşılan okurlar Başbakan’ın tavrını samimi bulmuyor, eleştiriyor, birçokları kınıyordu.Gerçekten de Başbakan’ın okuduğu şiir, anayasa değiştirecek çoğunluğa sahip bir iktidara yakışmaz, olsa olsa Ecevit’in son koalisyonuna benzer bir çaresizlik karmaşasına yakışır.Ama belli ki CHP nasıl seçimde irtica tehdidi ile korkuttuğu kesimlerin oylarını alacağına güveniyorsa AKP de din sömürüsünün kendisini ikinci kez iktidara getireceğinden o kadar emin görünüyor.Uçuran sömürüler...Oysa bu güçte bir iktidar dört yılda bazı vaatlerini gerçekleştirememişse hiçbir siyasi bahanesi olamaz. Bu durumda yapılacak tek onurlu ve akıllı tercih, mesele yapılan taleplerin ya hukuka ya bilime ya mantığa uymadığının kabulüdür.Deneyen ve başaramayan iktidarın ikinci seçim dönemi için hukuka, bilime, mantığa uyumlu yeni çözümler projelendirmesi gerekir değil mi?Öyle ama AKP türban ve imam hatibin rantını bir seçim daha yemeye taliptir. Günahını bile bile.

Devamını Oku

Azzz sonraaa!

20 Ağustos 2006

Suriye ve bazı Avrupa ülkeleri PKK’yı yıllarca bize karşı ilân edilmemiş bir savaşın hançeri gibi kullandı.1 Mart tezkeresinin meclise takılmasından sonra aynı aşağılık silâhı Amerika eline geçirdi. Şöhretini var eden değerlere ihanet pahasına bu terör örgütünden, Türkiye’yi cezalandırmak ve terbiye etmek amacıyla yararlandı.Türk halkının gözünde Amerika’nın güven ve itibar reytingi, tarihin en dip noktasına inmişse, bunun neredeyse tek sebebi terör konusundaki iki yüzlülüktür.Çünkü Apo’nun ele geçirilmesinden sonra dağılan PKK, Irak’ı işgal eden Amerika’nın koruma şemsiyesinde toparlanmış ve giderek canımızı daha çok yakan eylemler yapma cüretini yeniden kazanmıştır.Dikkat çeken değişimWashington ne sorumluluğu altındaki bölgede üreyen ve müttefikine zarar veren bu melânete müdahale etmiştir ne de Türkiye’nin meşru savunma hakkı olarak bu belâyı defetmesine izin vermiştir.Son zamanlarda dikkat çekici bir değişim gözleniyor. Taahhüt rengine dönüşen vaatler peş peşe geliyor. Ama eylem mafiş!Resmi ağızlar atıyor, tutuyor, sözler veriyor fakat bütün söylenenler TV’lerdeki o çok bilinen anonslar gibi “Azzz sonraaa!” diye bitiyor.Amerikalı terör uzmanı Daveed Gartenstein Ross, Türkiye ile ABD’nin PKK ile mücadele konusunda geçen ay anlaşma yaptıklarını ileri sürdü.DHA muhabirine konuşan Ross, bu anlaşmadan sonra Türk askerinin üç kez Irak’a girdiğini, Amerikalıların da bir sürtüşmeye meydan vermemek için dikkatli hareket ettiklerini söyledi.Bu operasyonların yıkıcı vuruşlar olmadığını biliyoruz. Geçen ay sayıları çoğalan şehitlerin yurt sathında yarattığı infial, Türk askerini riski göze alarak sınırlı bir harekâta sevketmiş olabilir. Ama bu soruna çözüm getirecek hamle değildir.Teröre karşı gerçek bir işbirliği, iki ordunun Kandil Dağı’nı kuşatıp ihanet unsurlarını temizlemesini gerektirir. Böyle bir hamlenin lâfı var ama henüz hazırlığı yok.Dikkat; yem olabilir!Ankara’daki ABD Büyükelçisi Wilson “Başkan Bush ve Dışişleri Bakanı Rice, Kuzey Irak’taki PKK varlığının ortadan kaldırılacağına dair güvence verdi. Yakında Türkiye’yi tatmin edecek somut adımlar gelecek” diyor.Ne zaman?.. Azz sonraaa!..Ankara bu vaadin, Türk askerini Lübnan’a çekme tuzağının yemi olup olmadığını iyi kontrol etmelidir.Mehmetçik göreve gönderilecekse, gönderilmeden önce Amerika’nın Kuzey Irak’ta sözünü tutması beklenmelidir.Aksi takdirde Türk askeri Güneydoğu yetmiyor gibi bir de Lübnan’da terör hedefi olacak, ABD ile ilişkiler daha beter bozulacaktır!

Devamını Oku

Aslansın sen!

19 Ağustos 2006

Lübnan’a asker göndermekte aceleci davranmamak gerektiğini dün bir kez daha anladık.Ateşkesin altıncı gününe girerken İsrail Lübnan’daki Hizbullah mevzilerine operasyon düzenledi. Lübnan Başbakanı Sinyora “Bu eylem ateşkesin açık ihlâlidir” diye bağırırken İsrail “Hizbullah’ın silâhtan arındırılması ile ilgili etkili bir izleme mekanizması kurulana kadar benzer operasyonları yapacağını” ilân etti.Ankara’da Dışişleri ve Genelkurmay yetkililerinin inceledikleri BM metinlerinde, Hizbullah’ın silâhsızlandırılması görevinin Lübnan hükümetine ait olacağı yazılı.Bu rahatlatıcı ama aynı metinlerde BM Barış Gücü askerlerinin “Zorunlu hallerde Hizbullah’a karşı silâh kullanabileceği” ifadesinin yer alması tedirginlik yaratmıştı.Ateşkese uymadığı veya silâh bırakmadığı takdirde Barış Gücü Hizbullah’a karşı silâh kullanacak tamam; ama aynı ihlâli İsrail yaparsa nasıl davranacak? Dün böyle bir ihlâl oldu, ona ne yaptırım uygulandı? Hiç!..Ortadoğu’daki dinmeyen kanamanın birinci sebebi, büyük güçlerin ve araya girenlerin daima taraf tutması ve haksızlık yapması olmuştur.Din ile devleti uzlaştıran Müslüman-laik bir toplum olarak Türkiye’nin barış gücüne katılması çok önemseniyor.Kararımızı hızlandırmak amacıyla bizim İran’la tarihsel rekabetimizde büyük bir hamle yapmak, aynı anda hem Avrupa, hem Ortadoğu ülkesi olduğumuzu kanıtlamak istiyorsak fırsatın önümüzde durduğu yazılıyor, söyleniyor.Hepsi doğrudur... BM Genel Sekreteri Annan, Fransa Devlet Başkanı Chirac ve İtalya Başbakanı Prodi dün telefonla aradıkları Başbakan Erdoğan’ı kim bilir ne kadar gururlandırmışlardır.“Aslansın sen” gazına asla gelmeyelim!Hiçbir pohpohlama veya vaat, adaletsizliğin piyonu olmaya bizi razı etmemelidir. Ortadoğu’da barışı ancak adaletli bir güç kurabilir.Asker göndermekte aceleci olmayalım.Meclis kararı çıkarmak için kullanacağımız zaman, bizi birçok yanlıştan koruyabilir!*****Halktan koptular!Enflasyon, hükümetin öngördüğü oranı katladı.Memurlar haklı olarak bağırıyorlar.İktidar seçimler yaklaşırken “Kırk katır mı, kırk satır mı?” tercihinin cenderesinde sıkışmış durumda. Bir yanda akıl, izan, vicdan, öbür yanda IMF...Şunu söylüyorlar: Memur maaşlarına dikkat çekici bir zam yapacak olursak esnaf fiyatları yükseltmek için bunu fırsat biliyor ve enflasyon kar topu gibi büyüyor.Yani?.. “Kanaatkâr olmak memurların da menfaatinedir...” Bu türden lâf salataları artık insanları güldürmüyor. Eğitim-Sen bir hesap çıkarmış. Siyasetçilerin bu tür sözlerini alaya alıp güldüğümüz son on yılda ne olmuş biliyor musunuz?Yoksulluk sınırı 32 kat yükseldiği halde öğretmen aylıkları 28 kat artabilmiş.Peki bu insafsız gelişmenin oluşumundan sorumlu siyasetçilerin gelir durumu ne olmuş?On yılda maaşları tam 76 kat artarak, öğretmenlerin aldıkları aylığın on katına ulaşmış.Bu tablo siyasetin halktan ne kadar uzaklaştığını gösteriyor. Peki bu duruma rağmen anketlerde AKP nasıl açık ara birinci çıkıyor?Acaba okunup üflenmiş su mu veriyorlar çeşmelerden!

Devamını Oku

Şaşırt bizi!

18 Ağustos 2006

Başbakan Erdoğan’ın aceleci davranıp da hata ve haksızlık yapmadığı tek çıkışı olmadı.Ordu’daki fındık mitingine katılan kalabalığı su ve biber gazı sıkarak dağıtmadığı için Emniyet Müdür Vekili Rıdvan Güler’i görevinden almakla ne kadar büyük bir haksızlık yaptığı, işte İçişleri Bakanlığı müfettişleri tarafından belgelenmiştir.Başbakan, görevden alma nedenlerini sıralarken Emniyet Müdür Vekili’nin Vali’ye itaatsizlik ettiğini, yolları kapatan göstericileri dağıtmadığı için iki kişinin ambulansta ölmelerine sebep olduğunu söylemişti.Müfettişlerin incelemesi Başbakan’ın bütün iddialarını çürütüyor:1. Vali müdüre “Göstericileri dağıtın” talimatı vermemiş;2. Yolların kapatılması yüzünden iki kişi ölmemiş;3. Öfkeli kalabalığa rağmen can kaybının olmaması, basiretli bir yönetim gösterildiğinin delili olarak değerlendirilmiş.Şimdi ne olacak? Demokrasi geleneğini sindirmiş bir toplumun siyasi liderleri böylesine büyük bir hata yapmaz. Yapsa da komplekse kapılmadan özür diler ve yanlışını hemen düzeltir.Ama bizim büyüklerimize (!) seçilmiş olmak yetmiyor, onlar kendilerini 3-5 ay sonra hükümdar sanmaya başlıyor. O yüzden de doğruyu, eğriyi anlamadan hemen hüküm veriyor; hakkı, hukuku, aklı, ahlâkı yerle bir ediyor.Almanya’da dincilerin vatandaşları dolandırdığından şikâyet eden kişiye “sahtekâr-provokatör” diyen Başbakan, hoşuna gitmeyen bir soru soran gazeteciye “vatan haini” suçlaması yapmış, Mersinli üretiyiciyi “Al ananı git” diye terslemişti. Ve daha neler neler...Siyasete getirdiği Kasımpaşalı üslubunu acaba kendini yanlış bilgilendirerek yönlendiren çevresine karşı kullanmayı düşünmez mi?Kötü bir alet kullanıyor, bari onu hakça kullansın.Meselâ Ordu Emniyet Müdürü’nü görevine iade etsin, onun hakkında yanlış bilgi verenleri kızağa çeksin ve bizi şaşırtsın!*****Biz böyleyiz!Futbolda “devşirme” modasına biz de tam gaz katıldık.İyi yabancıları kulüpler Türk vatandaşı yapıp kontenjanı boşaltarak bir yabancı daha getirmenin yolunu açıyorlar.Pek çok ülke aynı sahteciliği yapıyor ama bize o kadarı yetmiyor. Bizimkileri “Brezilya asıllı Türk vatandaşı” kesmiyor, o nedenle Marco Mehmet oluyor, Marcio da Mert...Alman milli takımında da 3 Polonyalı, bir İsviçreli ve bir Ganalı var ama bunların hiçbirine kimse “Senin adın artık Hans olacak” demedi.Kendine saygısı olan bir yönetim anlayışının yapması gereken şey, eğer ihtiyaç, kamu yönetimini bile sahtecilik yapmaya mecbur edecek raddeye gelmişse yabancı kontenjanını artırmaktır.Yoksa maksat milli takımı Brezilyalılaştırmak mı?

Devamını Oku

Geriye tam yol!

17 Ağustos 2006

Gördüklerime inanamadım. Bu ilkelliği ve çaresizliği bir kamu kuruluşuna yakıştıramadım.Diyanet İşleri Başkanı Prof. Bardakoğlu açık fikirli bir din adamı. Onun saygınlığı zarar görürse bundan sadece dini istismar eden karanlık düşünceli çevreler ve örgütler yararlanır.Diyanet’in açtığı ‘Aile Danışmanlık Büroları’na müdahale edilmediği takdirde korkulan olacaktır. Ya bu bürolar hukuk ve psikoloji konularında uzmanlarla takviye edilmeli veya kapatılmalıdır.Prof. Ali Bardakoğlu “kadın hakları ihlâlleri, şiddet, töre ve namus cinayetleri konusunda halkı aydınlatmak” amacıyla iki yıl önce açtıkları bu büroların sayısını 20’ye çıkaracaklarını söylüyor.Çünkü ona hizmetin büyük ilgi gördüğü anlatılmış.Oysa NTV’nin yaptığı çalışma, kendisine doğru bilgiler aktarılmadığını gösteriyor. Okusun ve kendisi karar versin:Eşinden, kaynanasından şiddet gören, boşanmak isteyen ve daha birçok farklı sorun yansıtan kadınlara Diyanet’in danışmanları hep aynı reçeteyi öneriyor.“21 akşam ara vermeden 100 tane Nas, 100 kere Felak okuyorsun bir bardak suya duayla birlikte ‘Ya Rabbim, beni kurtar’ diye.. Sonra bunu eşinize, çoluğunuza, çocuğunuza, herkesin su kabına döküyorsunuz, içiriyorsunuz.” Başbakan’ın hakimlere “ulemaya danışın” tavsiyesi yaptığı, Başbakanlık Müsteşarı’nın “Cumhuriyetin temel değerlerinin yerini daha Müslüman bir yapıya devretmesi zamanının geldiği”ni söylediği bir köprüden geçiyoruz.Acaba aynı duaları okuyarak “Koru bizi Ya Rabbim” diye yakarmanın faydası olur mu?Hoş olmayan bir tesadüf!Lara Park’ın ikinci ihalesini, Rus-Azeri parası ve Fethullah Hoca’nın duası ile kanatlanıp AKP iktidarında uçan adam kazandı.3500 dönümlük doğal sit alanına Rixos otellerinin sahibi Fettah Tamince 49 yıllığına sahip oldu.İptal edilen ilk ihaleyi 10 milyon 550 bin YTL bedelle Limak şirketi kazanmıştı. Rixos otellerinin sahibi Tamince “Çok ucuza gitti” diye ihalesi iptal edilen yere bir kat fazla bedel ödeyecek: 22 milyon 720 bin YTL...İhalenin şeffaf oluşu ve ilk ihalede önerilen paranın bir kat fazlasına işin bağlanması şüpheci hücumlara karşı kalkan görevi yapacaktır.Ama iptal edilen bir ihaleyi, Başbakan’ı ailesiyle birlikte otelinde ağırlayan bir iş adamının kazanması, dünyanın her ülkesinde tuhaf karşılanır. Kimse açıktan yolsuzluk suçlaması yöneltemese bile bu en azından nahoş bir tesadüftür.Tamince buraya Disneyland yapacakmış.Devletle iş yapan bir adamın çoluk çocuk konuğu olan Başbakan, bu eğlenceli oyun parkının fragmanı oluyor zahir!

Devamını Oku

Önce garanti

17 Ağustos 2006

Başbakan Lübnan’daki barış gücüne Türk askerinin katılmasını istiyor.Dışişleri Bakanı Gül’ün Baykal’ı ikna etmeye çalışmaktaki samimi çabası, Başbakan Erdoğan’ın yalnız olmadığını, hükümetinin de aynı şekilde düşündüğünü gösteriyor.Dışişleri Bakanlığı’nın beyin takımı Türkiye’nin bu göreve “eli mahkûm” olduğunu düşünüyor.Çünkü bölgenin büyük ve iddialı bir ülkesi olduğumuzu kabul ettirmek ve ayrıca BM Güvenlik Konseyi’nin daimi olmayan üyeliğine adaylıktaki şansımızı güçlendirmek istiyorsak, burnumuzun dibindeki bu “barış yapıcı” görevden kaçamayız.Ankara’da kapalı kapılar ardından sızan bilgiler, şartların Türkiye’yi Lübnan’daki göreve çağırdığını savunan görüşlere askerlerin hak verdiğini gösteriyor.“Karar siyasi iradenindir; biz hazırız” diyen askerin, iyi tanımlanmamış bir görevle gönderileceği yabancı topraklarda tehlikeye atılmaması, tabii ki her yurttaşın hassasiyetidir.Nitekim Cumhurbaşkanı Sezer Türk askerinin Lübnan’a operasyonel görevler üstlenmek amacıyla gitmeyeceği konusunda hükümetin halka güvence vermesini istiyor.CHP lideri BM kararının Barış Gücü’ne, savaşın tarafı olan Hizbullah’ı silâhsızlandırma görevi yüklediğini öne sürerken Gül haklı olarak “ABD ve İsrail’in bile yapamadığı bu işi Barış Gücü’ne yüklemek mümkün değildir. Böyle bir görev yok, olamaz” diyor.Tarihin biçtiği rol ile geleceğe dönük taleplerimiz Barış Gücü görevinden uzak durmamıza izin vermiyorsa hükümet bu konuda toplumu ikna etmek borcu altındadır.Başbakan işe kendi meclis grubundan başlamalı. Çünkü son kararı meclis verecektir. Eğer 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi kendi arkadaşlarından çelme yemek istemiyorsa onları inandırması gerekecektir.İnandırabilmesi için de Türk askerinin Lübnan’da tasfiye amaçlı hiçbir operasyona alet edilmeyeceğinin garantisini almak ve bunu dünyaya ilân etmek zorundadır.*****Lider sultasıAnayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu aradı.Geçen gün Yunanlıların Türk kökenli adaylara uyguladığı barajı “Avrupa’dan bir örnek” olarak ve sorulduğu için hatırlattığını, yoksa Kürt vatandaşları azınlık gibi gören bir yanlışı asla yapmayacağını söyledi.Önce bunu kaydedeyim. Sonra bir haber: 100 Türkiye Milletvekilliği projesi gerçekleşirse, partiler bu kapıdan “devlet adamı” nitelikli kadroları meclise sokmak için yararlanacaktır. Bu adayları liderler belirleyebilir.Ama 450 milletvekili için adayları mutlaka parti üyelerinin belirlemesi şartı getirilmeli.Burhan Kuzu bu görüşü savunacağına söz verdi.İstediği adayları seçmeyen il kongrelerini iptal eden liderine bakalım dinletebilecek mi?

Devamını Oku