Başbakan Lübnan’daki barış gücüne Türk askerinin katılmasını istiyor.
Dışişleri Bakanı Gül’ün Baykal’ı ikna etmeye çalışmaktaki samimi çabası, Başbakan Erdoğan’ın yalnız olmadığını, hükümetinin de aynı şekilde düşündüğünü gösteriyor.
Dışişleri Bakanlığı’nın beyin takımı Türkiye’nin bu göreve “eli mahkûm” olduğunu düşünüyor.
Çünkü bölgenin büyük ve iddialı bir ülkesi olduğumuzu kabul ettirmek ve ayrıca BM Güvenlik Konseyi’nin daimi olmayan üyeliğine adaylıktaki şansımızı güçlendirmek istiyorsak, burnumuzun dibindeki bu “barış yapıcı” görevden kaçamayız.
Ankara’da kapalı kapılar ardından sızan bilgiler, şartların Türkiye’yi Lübnan’daki göreve çağırdığını savunan görüşlere askerlerin hak verdiğini gösteriyor.
“Karar siyasi iradenindir; biz hazırız” diyen askerin, iyi tanımlanmamış bir görevle gönderileceği yabancı topraklarda tehlikeye atılmaması, tabii ki her yurttaşın hassasiyetidir.
Nitekim Cumhurbaşkanı Sezer Türk askerinin Lübnan’a operasyonel görevler üstlenmek amacıyla gitmeyeceği konusunda hükümetin halka güvence vermesini istiyor.
CHP lideri BM kararının Barış Gücü’ne, savaşın tarafı olan Hizbullah’ı silâhsızlandırma görevi yüklediğini öne sürerken Gül haklı olarak “ABD ve İsrail’in bile yapamadığı bu işi Barış Gücü’ne yüklemek mümkün değildir. Böyle bir görev yok, olamaz” diyor.
Tarihin biçtiği rol ile geleceğe dönük taleplerimiz Barış Gücü görevinden uzak durmamıza izin vermiyorsa hükümet bu konuda toplumu ikna etmek borcu altındadır.
Başbakan işe kendi meclis grubundan başlamalı. Çünkü son kararı meclis verecektir. Eğer 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi kendi arkadaşlarından çelme yemek istemiyorsa onları inandırması gerekecektir.
İnandırabilmesi için de Türk askerinin Lübnan’da tasfiye amaçlı hiçbir operasyona alet edilmeyeceğinin garantisini almak ve bunu dünyaya ilân etmek zorundadır.
Lider sultası
Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu aradı.
Geçen gün Yunanlıların Türk kökenli adaylara uyguladığı barajı “Avrupa’dan bir örnek” olarak ve sorulduğu için hatırlattığını, yoksa Kürt vatandaşları azınlık gibi gören bir yanlışı asla yapmayacağını söyledi.
Önce bunu kaydedeyim. Sonra bir haber: 100 Türkiye Milletvekilliği projesi gerçekleşirse, partiler bu kapıdan “devlet adamı” nitelikli kadroları meclise sokmak için yararlanacaktır. Bu adayları liderler belirleyebilir.
Ama 450 milletvekili için adayları mutlaka parti üyelerinin belirlemesi şartı getirilmeli.
Burhan Kuzu bu görüşü savunacağına söz verdi.
İstediği adayları seçmeyen il kongrelerini iptal eden liderine bakalım dinletebilecek mi?

