Çık, garanti ver ve özür dile!..

8 Eylül 2006

Sen vatan şairlerinin şiirlerini ezberleyerek büyü, ellili yaşlara gel, sonra kalk şehitlere dil uzat!“Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor / Bir hilâl uğruna yarab ne güneşler batıyor” diyen saygı ve sevgi mısralarını hatırlamak dururken Başbakan’a “Askerlik herhalde yan gelip yatma yeri değildir” sözünü acaba hangi şeytan söyletti?Tayyip Erdoğan’ın nitelikleri, üstündeki ağır yükü kaldırmaya yetmiyor. Her adımda bir yanlış yapıyor, o arada geçmiş hataların ağır faturaları döne döne karşımıza çıkıyor.Geçen gün 1 Mart tezkeresinin meclisten dönmesine hayıflanıyor ve “Keşke Irak’a girseydik” diyordu. Faydası olmayan bir pişmanlıktır bu.Çünkü tezkere kazası yüzünden Türkiye bir anda teferruat hale gelmiş, tarihin akışını değiştiren oldu bittilere, Kuzey Irak’ta bir Kürt devletinin oluşumuna, Kerkük’ün çalınmasına seyirci kalmış, Amerika ile stratejik ortaklık avantajlarını kaybetmiş, Kürt unsurları Amerika’nın kucağına itmiş, bu sayede PKK yeniden güçlenerek güvenliğimiz için tehdit yaratmaya başlamıştır.Pişmanlık ödemezBöyle bir maliyeti krallar bile taşıyamaz. Bu vahim yanlışın bedeli “keşke” diye başlayan birkaç pişmanlık sözcüğü ile ödenemez.Bitirilen PKK terörü bu iktidar döneminde ihmaller yüzünden hortlamıştır. Hiç değilse son bir yılda gerçek fark edilebilir, telâfi hamlelerine girişilebilir ve vatan için savaşan insanlara fedakârlıklarının boşa gitmediği duygusu verilebilirdi.Onu bile yapmadılar. Başbakan “alt kimlik-üst kimlik” lâfları ile kafaları karıştırdığı gibi katil sürüsünün cüretini artırmasına sebep oldu.Basiretsiz politikalar yüzünden çocuklarının ziyan olduğunu gören anne babaların “Başka şehit istemiyoruz” itirazına da, o bildiğiniz talihsiz, ele verici, utanç verici sözlerle karşı çıktı.Oğluna askerlik celbiYakışıksız sözleri, sonuna kadar Erdoğan’ın peşini bırakmayacaktır.Önceki gün Eruh’ta PKK’lı caniler, nöbet devralırken Bergamalı Ali Balıkçı’yı şehit etti. Yirmi yaşındaki fidanın dün memleketinde cenazesi kaldırılırken anneler “Bilâl’i de askere gönder” diye slogan atarak Amerika’daki oğlu için Başbakan’a çağrıda bulundu.Türkiye, üç-beş bin alçağa boyun eğecek değildir. Ama dış koruma nedeniyle bölücü terörle mücadele zaman alabilir. Güçlü olabilmemiz için çocuklarını bu savaşa gönderenler iki şey görmek isteyecektir:1. Mücadele en az kayıpla, en kısa vadede başarı vaat ediyor ve çocuklarımızın fedakârlığı işe yarıyor, takdir görüyor;2. Vatanın bütünlüğüne adanmış fedakârlığı, kimseye ayrıcalık tanınmaksızın herkes eşit olarak paylaşıyor.Dün Bergama’daki cenazeden yükselen adalet talebi bütün yurdu kaplayan bir çığlık haline gelmeden önce Başbakan halkın karşısına çıkıp bu güvenceleri vermelidir.Hazır çıkmışken milletten ve özellikle de şehit ailelerinden, ihmal ettiği özrü dilemelidir!

Devamını Oku

Çankaya planları

7 Eylül 2006

Son iki ayda sıcak parayla oynayan on yabancı kuruluşun yöneticileri Ankara’ya geldi.Bunlar ekonomiyle ilgili bakanlarla bire bir görüşmeler yaptılar ve bastıkları yeri görmelerine yardımcı olacağını düşünerek üç soru yönelttiler.1. Kıbrıs-AB süreci nasıl gelişecek?2. Erken seçim ihtimali var mı?3. Erdoğan Cumhurbaşkanı olacak mı?Cevaplar koro disiplini içinde geldi: Kıbrıs’ın seçim sonrasını bekleyeceğini söylediler, erken seçim olmayacağını garanti ettiler, fakat Tayyip Erdoğan’ın ne yapacağını “gerçekten bilmediklerini” öne sürdüler.Başbakan baskı altındadır. Cumhurbaşkanlığı her siyasetçinin hayalidir. Meclisin üçte ikisine hükmeden bir partinin lideri olarak o, aday olma mecburiyetinin ağırlığını da taşımaktadır.AKP’yi iktidara getiren Anadolu sermayesi, tarikatler ve cemaatler, Tayyip Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkmasını, tarihi bir rövanşı almanın simgesel zaferi olarak görüyorlar ve istiyorlar.Asıl risk faktörü ne?Fakat bir de şu var: Acaba Erdoğan çiftinin Çankaya’ya çıkması toplumsal gerilim doğurur mu? Bu gerilim, Erdoğan’ı aday olduğuna pişman edecek çalkantılara, o arada ekonominin yeniden krize sürüklenmesine sebep olabilir mi?AKP’nin karşısında etkili bir siyasi muhalefet yok. Erdoğan için en korkutucu risk faktörü ekonomideki havanın tersine dönmesi ihtimalidir.Evet Tayyip Erdoğan, meclisteki gücünün sunduğu fırsatı değerlendirerek Cumhurbaşkanı olmak istiyor. Ama adaylığının tetikleyeceği çalkantının faturası büyüdüğü takdirde bundan vazgeçmek zorunda kalabileceği ihtimalini göğüsleyecek tedbiri de elden bırakmak istemiyor.Bunun çaresi Cumhurbaşkanı seçim kulisinin ısınmasını mümkün olduğu kadar geciktirmek ve kendi adaylığını da elinden geldiğince kamufle etmektir. Zaten o da bunu yapıyor.Adaylık yapışmasın...CNNTürk’e verdiği mülâkatta “Şahsım olur, başkası olur; ülkenin menfaati kimi gerektiriyorsa Cumhurbaşkanı o olur” diyen Başbakan’a göre seçilecek Cumhurbaşkanı “birleştirici olacaktır; asla herhangi bir ayrımcılığa müsamaha etmeyecektir...” Kendisini mi tarif ediyor?Bu özellikleri hiç kimseye kendisinden daha çok yakıştırmaz. O nedenle “kendini tarif ediyor” denilebilir. Ama bir başkası da gaflarını hatırlayarak bu sözlerinden “Aday olmuyorum” mesajı çıkarabilir.Yani Tayyip Erdoğan, adaylık sıfatının üstüne yapışmaması için elinden geleni yapıyor. Aksi takdirde, vazgeçmeyi düşüneceği şartlarda bile geri dönemeyecektir.A Planı sessiz ve derinden nisana ulaşmak, gerilim doğmasına fırsat vermeden Cumhurbaşkanı seçilmektir. Rüzgârların ters esmesi ihtimaline dayalı B Planı ise, toplumsal uzlaşma uğruna fedakârlık göstermiş bir siyasi lider olarak partisinin başında genel seçime yürümek.Müstakbel Cumhurbaşkanımızı altı ay önceden tanıma mutluluğuna biz ne zaman erişeceğiz?

Devamını Oku

Uçtu uçtu...

6 Eylül 2006

Ölçüsüz seçim barajının doğurabileceği rezalet ve felâketler için Türkiye ibret olabilir.Pek yakında bir üniversitede profesör kürsüye çıkarak öğrencilerine şunu diyebilir:“Temsilde adalet ilkesini ciddiye almayan toplumlara Türkiye’nin hali ibret olsun!” Gidiş, o gidiş...AB belgelerinde barajın aşırı yüksekliğine yönelen uyarılar işe yaramıyor. Önceki gün AİHM’de açılan davaya bakıldı ama kararın ne zaman çıkacağı belli değil. Önümüzdeki seçime yetişmesi ihtimali de sıfır gibi.Yani halkın neredeyse yarısı yine mecliste temsil edilmeyecek, barajı geçen bir-iki parti de hakkından fazlasını alacaktır.“Fena mı oldu, işte memleket istikrara kavuştu” denilebilir. Evet, bazı iyi gelişmeler oldu ama istikrar sandığımız şey, ülkeye çok pahalıya patladı.Meclisin üçte ikisini arkasında gören Tayyip Erdoğan, seçmenin de üçte ikisini temsil ettiğini sanmaya ve padişah gibi davranmaya başladı.Halkı hor gördü, en masum demokratik tepkileri ve eleştirileri hakaretle, hatta küfürle bastırmaya kalkıştı. Yabancı bir ülkede ve halkın önünde büyükelçi azarlayan ilk başbakan oldu.Kibri kendisini öylesine uçurdu ki, sonunda vatan için ölen şehitlerin kutsal fedakârlığına dil uzatacak kadar halktan koptu. Bu durum vahim bir hastalığı işaret ediyor. Mikrobun kaynağı bellidir: Gücünü baraj uygulaması nedeniyle olduğundan çok daha büyük gören ve “küçük dağları ben yarattım” diyerek yoldan çıkan siyasetçiler...Baraj yüzde 10 olmasaydı Başbakan o koca koca çamları devirmezdi. Beli kırılmış PKK dört yıl içinde yeniden hortlamazdı. İktidar fakir çocukları hile ile imam hatiplere doldurmanın cüretini gösteremezdi. Fatih’in Çarşamba’sı, şeriatla yönetilen bir emirliği andırıyor; demokratik bir iktidar cumhuriyetin kalbine saplanan bu hançeri böyle izlemezdi.Yüzde 10 baraj kazandırmıyor, bozuyor. Tayyip Erdoğan görmeli bunu!*****Terörle savaş, özel timlerin işiSon şehit cenazelerinde acılı annelerin feryatları, aslında ciddi tespit ve uyarılar taşıyordu.Biri çocuğunu, ona bir şey olmasın diye bisiklete bile bindirmeden büyüttüğünü söyledi.Kalleşlik üstüne kurulu bir terör geleneğinin karşısına, 3-5 aylık eğitimden sonra bu çocuklar mı çıkarılıyor?Türkiye, bölücü alçakları askerin ve polisin özel timler yoluyla iyice profesyonel hale getirildiği bir süreçte yendi. Sonrası iyi değerlendirilmediği için terör hortladı ama bu arada o timlerin çoğu terhis edilmişti.Çare, Güneydoğu’daki mücadeleyi yeniden profesyonellere emanet etmektir. Zaman yitirilmesin.Lâzımsa vatan için ölelim. Ama ziyan olmayalım!

Devamını Oku

Gündem terör

5 Eylül 2006

Türkiye çok daha riskli barış gücü misyonlarına asker gönderdi ama hiçbiri bu kadar gürültülü olmadı.İktidar bunun nedenine mim koymalı, toplumsal hassasiyetin işaret ettiği asıl meselenin üstüne tüm imkânları seferber ederek yürümelidir.Ne yazık ki Başbakan bile bu gerçeğin tam farkında değil. Farkında olsa “Şehit cenazesi istemiyoruz” diye bağıran vatandaşlara “Askerlik herhalde yan gelip yatma yeri değil” karşılığını vermezdi.Başbakan’ın basiret, izan ve saygıdan uzak sözleri harakiri girişimidir. Sonuçları da seçimde kendini belli edecektir.Meclis dün Lübnan’a asker gönderme kararı için toplanırken şehit anaları da meclisin önündeydi.Şehit Aileleri Derneği Genel Başkanı Mehmet Güner’in şu sözleri ulusal vicdanı isabetle yansıtıyordu:“Başbakanımız, evlâtlarını vatan uğruna şehit vermiş insanları çok derinden incitti. Bu devletin sorumluları da oturdukları koltuklarda yan gelip yatmasın.. Terör konusunda kararlı davransın.” TOPLUMUN DAMGASIŞerden bile hayır çıkacağını söyleyen atasözü doğruysa son terör olaylarının gündeme getirdiği eşitsizlik eleştirileri, hak arayan toplumun damgasını geleceğe vuracağını işaret ediyor.Dün basın açıklaması yapan şehit analarından Beyhan Yorulmaz, her gün herkesin birbirine söylediği sözleri mikrofonlara söyledi:“Şimdi Lübnan’a asker gidecek. Ben diyorum ki önce 350 AK Partili milletvekilinin çocuğu gitsin.. Bu vatan yalnız garibanların vatanı değil!” Başka bir şehit annesi olan Fikriye Mahmutoğlu “Benim çocuğum yan yatarak mı öldü?” dedikten sonra bir soru daha sordu:“Niçin kendi ülkemizdeki terörü bitirmiyorlar da Lübnan’a asker gönderiyorlar?” Şehit Anaları Derneği Başkanı Pakize Akbaba, askerlerin yan yatmadığını, yan yatanların -Başbakan’ın Amerika’daki oğlunu ima ederek- “Dünya Bankası’nda ve IMF’de çalışıp keyif yapanlar” olduğunu söyledi.SİZ DE YÜKSELİN EFENDİLEREvlât acısı ile yanan yüreklere bir siyasetçiden beklenmeyecek hoyratlıkla tuz bastırmıştır Başbakan.Hiç değilse vicdan taşıyan her vatandaşa tercüman olan şehit analarının eleştirilerinden dersler çıkarmalıdır.Devlet makamlarının sağladığı ikbalin sınırı olmalıdır.İngiltere Kraliçesi’nin oğlunu Falkland savaşına göndermeye mecbur eden ahlâk ve akıl, bizim seçilmiş veya atanmış büyüklerimizin yaşadığı irtifaya acaba ne zaman inecek?Korkarız ki o değerler aşağı inmez. Talip olanlar gerçekten istiyorlarsa yükselmek zorundadırlar! Millet özlüyor o günleri.Lübnan’da görev yapacak askerlerimizin yolları ve talihi açık olsun.Ama iktidar halka kulak vermeli ve meclisi asıl terör için olağanüstü toplantıya çağırmalıdır!

Devamını Oku

Büyük gaf!

5 Eylül 2006

Başbakan “hazır cevap”lık yapmaya her kalktığında çam devirdi. En kötü, en incitici ve en öfkelendirici gafı da dün yaptı!Dün Balıkesir’de TOKİ’nin töreni vardı. Kendisini dinleyen kalabalıktan birkaç kişi “Şehit cenazesi görmek istemiyoruz artık” diye bağırınca Başbakan yine kendini tutamadı.Geçmişte “ulan... ananı...” gibi sözlerin kendisini sıkıntıya soktuğunu hatırladığından olmalı, dikkatini o noktaya topladı.“Ulan” yerine “Canım kardeşim” diye bağladı cümlesini. Ama aksilik; bu defa asıl mesaj amacını çok aşan bir anlam yüklü olarak çıktı ağzından.“Şehit cenazesi görmek istemiyoruz artık” sözüne Başbakan “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir canım kardeşim” dedi.Peki ne yeridir?Kazandığınız bir savaşı, siyasetçilerin aymazlığı ve gafilliği yüzünden tekrar tekrar yaparak sürekli şehit vermeye razı olma yeri midir?Siyasetçi nutuk söyleyecek, asker de ölecek... Böyle iş bölümü olmaz.Zaten Başbakan da gafını sözü ağzından çıkınca fark etmiş, toparlamaya çalışmış ama olan olmuştur.Tayyip Erdoğan, kendisini kontrol edememek yüzünden yine söylenmeyecek şeyler söylemiş, bu defa şehitlerin kutsal fedakârlıklarını küçük görmenin ayıbına düşmüştür.Önerimiz, yazılı metne bağlı olmayan konuşmalarda Başbakan’ın söz ustalığı merakından vazgeçmesidir.Nereye gidiyoruz?Uyutulup sonra Fatih’in Çarşamba semtinde uyandırılan biri, Türkiye’de olduğuna asla inanamaz.Zaten Türkiye’nin irtica karanlığına yuvarlanmakta olduğunu yazan yabancı basın kuruluşları, inandırıcı olmak için hep Nakşibendi tarikatının İsmailağa Cemaati tarafından kontrol edilen bu semtin fotoğraflarını yayınlar.Bu cemaat sekiz yıl sonra ikinci suikaste hedef oldu. Aynı 1998’de cemaat önderi Mahmut Hoca’nın damadı İmam Ali Muratoğlu gibi Mahmut Hoca’nın güvendiği yakınlarından emekli İmam Bayram Ali Öztürk de camide saldırıya uğradı.Dua isteme hilesi ile yaklaşan Mustafa Erdal adlı genç, çektiği bıçağı Hoca’nın tam kalbine sapladı. Ve cemaat tarafından hemen orada linç edildi.Türkiye’nin şeyhler, dervişler, dergâhlar ve cemaatler memleketi haline gelmesinden isteyen korksun, isteyen utansın.Cumhuriyeti savunmasız bırakanlar ve irtica karanlığına hizmette bulunmayı kârlı yatırım sayanlar umarız ülkenin geleceğine karşı işledikleri suçun büyüklüğünü görür ve sorumluluklarını hatırlarlar.Emniyet Müdürü Cerrah’tan gelen açıklama, hukuk devletinden hâlâ ümidini kesmeyenleri şaşırtmıştır. Çünkü olaylardan birkaç saat sonra Emniyet Müdürlüğü’nün basına verdiği bilgi notunda katil zanlısının başını mihraba vura vura kendini öldürdüğü ima edilmiştir.Fakat otopsi ön raporu, ölümün intihar değil, darp suretiyle oluşan travmadan ileri geldiğini gösteriyor.Ne olacak şimdi?Cerrah, mahkemenin yetkili olduğu bir hükme, iki saat içinde nasıl ulaşabildi? Tıp bilimi, bir insanın kendini öldürene kadar kafasını bir yere vurabileceğini kabul etmiyor.“Katili öldüren katil”e koruma sağlayan bu tutumun sebebi nedir?Siyasi iktidarın dini cemaatlerle olan ilişkileri, Emniyet Müdürü’ne adaleti yanıltacak işler yapma mecburiyeti mi ilham etmiştir?Atatürk polisten söz ederken hep “Cumhuriyet Polisi” deyimini kullanırdı. Polis, aidiyetinin kaynağını unutmamalıdır.Dini örgütlenmelerin, linç gibi, cinayet gibi ağır suçları bile dayanışmanın gücü ile takipsiz bırakabildiği propagandası böyle örneklerle desteklenirse ne hale geliriz?Taassup ve cehaletin cüretini durdurmak nelere mal olur?Herkes aklını başına toplasın!

Devamını Oku

Önünü kesmeyin!

3 Eylül 2006

Bazı okurlar soruyor: “Niye kampanya çağrısı yapıyorsunuz? Devletin askerini korumaya gücü yok mu?” Var tabii, elbette var... Ama onu kullanmayı bilmeyenlerin elinde ne işe yarar bu güç?Irkçı canilerin pusularında yitirdiğimiz çocuklarımızın acıyla kavrulmuş anne-babaları, yurdun dört bir yanından ve birbirlerinden habersiz aynı istekleri seslendirdiler:1. Bakanların, milletvekillerinin çocukları da eşkıya ile savaşa gitsin. Çünkü bu şekilde yöneticiler, bölücü ihanetle savaşan Mehmetçik’in sorunlarına daha ilgili olacaktır.2. Bölücü terörle mücadele görevindeki bütün askerlerin çelik yelekleri olsun. Bu tedbir de zayiatı en az yarı yarıya azaltacaktır.Halk ayağa kalkarsaEn kaliteli çelik yeleğin tanesi bin dolar. 100 bin çelik yelek 100 milyon dolar eder.“Devletin gücü yok mu?” itirazı yerinde. Zaten bizim derdimiz de bizi yönetenlerin, başında durdukları devletin gücünü fark etmelerine çalışmaktır. Halkı bunun için yardıma çağırıyoruz.Deniz aşırı operasyonlar yapan süper devletler gibi 1,5 milyar dolar ödeyip ordusuna AWACS uçakları alan bir ülke için 100 milyon doların sözü olmaz.İngiltere’nin kendi başbakanına vermeyi çok gördüğü özel Airbus’ı bizim Başbakan makam aracı olarak kullanıyor. O uçağın parası 50 bin askeri çelik yelek sahibi yapar.Medya kuruluşlarına, bankalara, GSM şirketlerine ve sivil toplum kuruluşlarına çağrı yaparken biz “devlete yardım edelim” demedik. İstediğimiz, toplumsal duyarlılığın eyleme geçmesi ile ortaya çıkacak olan kararlılığın ülke yöneticilerini uyarması, gerekirse korkutması ve harekete geçirmesidir.Amerika’da da aynı şey oldu. Orada devlet güçsüz mü?Amerika bile yaptıBaktılar ki Irak’ta zayiat artmaktadır, sebebini aradılar ve 40 bin askerin çelik yeleksiz olduğunu gördüler. New York Times Gazetesi’nin yaptığı araştırmada iyi bir çelik yeleğin yakın çatışmada yüzde 42, uzak ateşte yüzde 80 koruma sağladığı görülünce halk ayağa kalktı. Bir ayda 30 bin çelik yelek cepheye gönderildi.Siyasetçi için halkın gazabından daha etkili pusula yoktur. Bu kampanyalar Amerikan hükümetini uyandırmış, 300 milyon dolarlık bir ödenek çelik yelek alımı için bütçeye konulmuştur.Vurdumduymazlıkta bizimkiler de Bush ve takımından geri kalmıyor. Biz de evlâtlarımızı Amerikalılar kadar seviyoruz. Ve toplumsal dayanışmanın gücü ile onların başardığı şeyi biz de yapabiliriz.“Devlete ayıp olur” lâfları ile oyalanmayalım. Alçakların evlâtlarımızı vurmaması için her çareyi denemek boynumuzun borcudur.Milletin sevgisi ile güçlendirilmiş çelik yeleklerin önünü kesmeyelim.

Devamını Oku

Haydi Türkiye!

2 Eylül 2006

Alçaklar altı vatan evlâdını daha şehit ettiler. Yine yılan gibi geldiler, öldürdüler ve kaçtılar...Lânetler işe yarasaydı ırkçı canilerin taş kesilmeleri gerekirdi. Ama belli ki eksik bıraktığımız bir şeyler var.Apo yakalandıktan sonra sağlanan sükûnet döneminde ve AB sürecinde Kürt kökenli yurttaşlar, teröre bahane gösterilen hakların neredeyse tümünü elde etmiştir.Bölgede Kürtlerin insanlık onuruna yakışır bir yaşamı sadece Türkiye’de bulduklarını herhalde kimse inkâr edemez.Ama AB reformları sayesinde daha da gelişecek olan hak ve özgürlüklere rağmen durdular mı? Hayır... Irkçı canilerin saldırıları bir tek işe yaradı:Onları kültürel kimlik hakları ve özgürlük için savaşan mağdurlar olarak gören romantik Batılıların gözü açıldı.Nihayet farkettiler!Son zamanlarda İngiliz medyası Kürtlere, fakir Ortadoğu’nun izole edilmiş Kürdistan’ında yaşamaktansa AB yolunda ilerleyen Türkiye’nin parçası olmanın yararlarını anlatıyor.Fakat alçaklığı iğrençlik seviyesine indiren pusular artık onlara da PKK’nın iflâh olmaz derecede bir kötülük organizasyonu olduğunu öğretmiştir.Dün The Economist dergisi Amerikalıların Avrupalıların ve Irak’taki Kürt otoritelerinin artık bir araya gelerek PKK’yı durdurmaları zamanının geldiğini yazıyordu.Bu çağrı bile Türkiye’deki PKK eylemlerinin Kuzey Irak kaynaklı olduğunu herkesin bildiğini gösteriyor. Ama Amerika buna rağmen oyalamaya devam edecek.Çünkü Türkiye’nin, hatta Türkiye’deki Kürt yurttaşların PKK terörü yüzünden çektiği acılar Amerika’yı çok ilgilendirmiyor.Onların iki derdi var: Biri Irak’taki tek dostları olan özerk Kürt yönetimini küstürmemek, öteki de Türkiye’yi oyalamak ve PKK’yı Ankara’ya karşı kullanmaya devam etmek.Ateşin düştüğü yerDün altı şehit verdik. Yüreğimizdeki acının sebeplerinden biri asker ailelerinden yükselmeye başlayan adaletsizlik yakınması ise bir diğeri de “Fedakâr evlâtlarımıza karşı görevlerimizi eksiksiz yapıyor muyuz?” sorusuna gönül rahatlığı ile cevap verememektir.Geçenlerde şehit Binbaşı Adil Karagöz’ün cenazesinde acılı annesi “Vatan sağ olsun demeyeceğim” diyerek kafamıza sorumluluğun topuzunu vurmuştu.Dün aynı isyan iki kez yankılandı. Şehit er Deniz Yüzgeç’in annesi ve şehit Üsteğmen A. Şevki Evin’in babası, birbirlerinden habersiz aynı isyanı seslendirdiler:“Vatan sağolsun demiyorum. Çünkü devlet oğlum için bir şey yapmadı. O koşarak askere gitti ama devlet çelik yelek bile vermedi. Devlet büyüklerinin çocuklarını da göndersinler. O zaman bizim acımızı anlarlar.” Halk öncü bekliyorMillet olmanın şartı kaderi paylaşmaktır.Şehitliği yüceltmek artık vicdanlarımızı rahatsız eden adaletsizliği örtmüyor.Yönetici sınıflara mensup ailelerin çocukları vatan savunmasının talep ettiği fedakârlıklara niçin muhatap olmuyor sorusu belli ki artık her şehit cenazesinde hep sorulacaktır.Türk halkı iyi yüreklidir.Bu isyanlar “Başkasının çocukları da ölsün” talebini seslendirmiyor, “O çocukların gitmesi sayesinde artacak duyarlılık belki bizim çocuklarımızın da hayatını korur” hesabını güdüyor.Görevimiz belli... Şehit ailelerinden yükselen çığlığın gösterdiği hedefe yürümek.Önce görevin adaletini sağlamak için yöneticileri uyarıp denetlemek ve bu arada Doğu’da görev yapan bütün askerlerimizi birer çelik yeleğe kavuşturmak için eyleme geçmek!Çocukları Irak’a giden Amerikalılar bunu yaptılar ve büyük koruma sağladılar.TV kanallarımızın özellikle eğitim alanında gerçekleştirdikleri başarılı kampanyaların tecrübesi, Mehmetçik’i alçaklara karşı koruma amaçlı hizmette harikalar yaratabilir.Haydi iş başına!

Devamını Oku

Şart koşalım

1 Eylül 2006

AKP milletvekili Turhan Çömez ulusal vicdanı partisinden daha hak ederek temsil ediyor.Çünkü Lübnan’a giderek inceleme yapmış sorulması gereken soruları cesaretle sormuştur. Şimdi Başbakan’ın çıkıp bu soruları cevaplaması gerekiyor.Asker göndermeye karşı olanları, orada Türkiye’yi Hizbullah’la ve İran’la karşı karşıya getirecek bir komploya kurban edileceğimiz ihtimali çok korkutuyor.Çömez’in şu soruları önemli: “İsrail, Lübnan ve Hizbullah’tan, yani tarafların tamamından Türk birliği için onay alındı mı?” “İran’a nükleer programı nedeniyle ambargo uygulanacak olursa Lübnan’a gönderilen Barış Gücü’nün misyonu bu yaptırımla ilintilendirilebilir mi?” “İstemediği takdirde Türkiye’nin askerini bu güçten ayırma imkânı olacak mı?” Bu sorular yalnız denetim amaçlı değil aynı zamanda yol göstericidir.Türkiye haksızlık ve kötü niyet gördüğü anda, barış misyonuna ihanet edenleri kaderleri ile baş başa bırakıp oradan çıkabilmelidir.Elimizin güçlenmesi için Meclis tezkereyi bu ön şartla kabul etmelidir.*****Buna iktidarsızlık denir!Ormanlar cayır cayır yanarken Türk Hava Kurumu’nun 8 yangın söndürme uçağı hangarlarda yatıyormuş!THK’da 13 söndürme uçağı bulunuyor. Orman Bakanlığı tümünü kiralamak istediği halde 5’ini alabilmiş. Çünkü ötekilerin pilotu yok.Pilotlar dört-beş kat ücret ödeyen özel sektöre gitmiş.Halkın yüreği, ülkenin ciğerleri yanarken böyle rezalet olur mu?Seferberlik ruhu toplumda uyanmıyorsa bunu devletin yaratması gerekmez mi?O uçakları uçuracak pilotları neredeyse bulup getiremeyen çaresizliğe iktidar denebilir mi?Uçakları değil asıl bu iktidarsızlığı hangara kapatmak lâzım!

Devamını Oku