Başbakan’ın Cumhurbaşkanı olup Çankaya’ya çıkması, gerilimi ve kutuplaşmayı artırır mı? Evet.Muhalefetin böyle durumlardaki görevi, iktidarı maceradan caydıracak cesareti, gerekiyorsa fedakârlığı göstermektir.Ana muhalefet CHP bu görevi yapıyor mu?Baykal’ın AKP’ye yönelik sözleri ikna edici bir caydırıcılıktan ziyade Başbakan’ın kafasında tereddütler varsa onları bile unutturacak tahrikler taşıyor.Baykal, Başbakan’ın Cumhurbaşkanı olmasına karşı çıkarken rejimin laik yapısını ve devleti sakınır gibi görünüyor ama uyarı görünüşlü suçlamalarla aslında Tayyip Erdoğan’a tuzak kuruyor.Çünkü Cumhurbaşkanı olmayı istememesi halinde Başbakan, suçlamaları kabullenmiş duruma düşecektir.Baykal’ın hedefi, Cumhurbaşkanı seçimi nasıl biterse bitsin, genel seçime giden o 5-6 aylık süreci en verimli şekilde değerlendirmektir.Erdoğan aday olmazsa “iktidar gücünü kullanamamak”la suçlayacak, Cumhurbaşkanı olursa, laik rejimin geleceği için Çankaya ile hükümet gücünün aynı partide, hele AKP gibi bir partide bir araya gelmemesi gereğini, etkileyici bir propaganda olarak kullanacaktır.Tabii AKP’nin kendisine atfedilen şüpheleri reddetmekte gösterdiği isteksizlik de ana muhalefetin ümidini “Çankaya kumarında iktidar her şeyini kaybedecek” hesabına bağlaması kadar cesaret kırıcıdır.Başbakan “anamızı ağlattın” diye bağıran çiftçiye “al ananı git” diye sövecek kadar kızdı ama şimdi “rejimin anasını ağlatacak” iddialarını kös dinliyor.Cumhurbaşkanı’nı halka seçtiren bir sisteme sahip olmadığımız için epey üzüleceğiz gibi görünüyor!*****Ne parası!Erkan Mumcu, Başbakan’ın Çankaya’ya çıkması durumunda doğacak tehlikelere dehşet verici bir katkıda bulundu:“Özal’ın ve Demirel’in, elde ettikleri demokratik imkânları bir parti devletine dönüştürmeye müsait ideolojileri yoktu. Bu adamların ideolojileri ve kafa yapıları parti devleti olmaya fevkalâde müsaittir!” ANAP Genel Başkanı AKP’yi iyi bilir. Bu partiden meclise girdi ve hükümetlerinde görev üstlendi.Ama VATAN’a mülakatında yaptığı bir değerlendirme, samimiyeti konusunda şüphe yaratmıştır.İhaleleri hep AKP’lilere verdiklerini iddia ederken “Tarihin hiçbir devrinde devlet işleri bugün olduğu kadar partizan kadrolara, partililere havale edilmedi” dedi.Ve sonra da şunu ekledi:“Param olduğu zaman liste çıkarıp yayınlattıracağım. Türkiye’nin 80 vilayetinde yapılan kamu ihalelerinde ne kadarının AKP kadrolarına verildiğine dair.” Böyle bir sistematik yolsuzluğu duyurmak için para mı lâzım?Mumcu bu belgeleri hangi medya kuruluşuna götürmüş de para istemişler?Bize getirsin. Üstüne para bile çıkartabiliriz!
Kapkaç da bir terör; kent terörü... İdeolojik terörden daha yaygın ve çok tehlikeli.Çünkü sıradan vatandaşı, özellikle kadınları hedef alıyor. Örgütlenerek cüretlerini her gün biraz daha arttıran bu şehir eşkıyasına hepimiz, her an hedef olabiliriz!Kocaeli-Gebze’de önceki gece kapkaççılar bir kadını karnından defalarca bıçakladılar. Kadın çantasını vermedi ama tıbbi yardım yetişene kadar kan kaybından öldü.Mersin’deki kapkaççılar da çantası için direnen genç bir kadını, boynuna kemer takıp otomobille sürüklediler. Bu kadın telefonlarını ve parasını verdi ama canını kurtardı.Bir anlamda “ver, kurtul” önermesi mi yapıyoruz? Yazık ki öyle!Çaresizlik bizi bu noktaya getirdi. Ama utanması gerekenler oralı değiller.Bahane sorarsanız lâf çok... Kontrolsuz göç, kötü kentleşme, yetersiz eğitim, işsizlik, yoksulluk, mafyalaşma, TV’lerde şiddetin övülmesi, haydutluğun yüceltilmesi, yetkileri budanan polisin sindirilmesi filân...Sonra saldıranlar açmış. Saldırıya hedef olanlar tok mu?İşte bir çoğu çantasını vermemek uğruna canını veriyor!İktidarın kadrolaşmadan daha öncelikli bir derdi yok. Kapkaççılar sokaklarda dehşet saçarken 13 emniyet müdürünün Fatih’teki polis noktasında adeta “enterne” edilmesi halka hakaret anlamında bir görev ihmali ve suiistimalidir.Asayiş ve güvenlik boşluğu, önümüzdeki seçimin belirleyici sorunlarından biri olacaktır. Millet partilerden çare üretecek projeler bekliyor.Ehliyetimizi, pasaportumuzu başka bir daire verebilir, trafiği belediyeler de yönetebilir.Bu işler polisten alınsın.Polis başkalarının yapamayacağı işi yapsın, canımızı korusun!*****Kim kimi uyutuyor?Ya adamları Başbakan’ı yanıltıyor ya da Başbakan halkı kandırıyor.Geçen gün şunu dedi:“Bakkaldan, makkaldan vergi toplama olmaz. Babalar var babalar... Onları nasıl takip edeceğiz, orası önemli!” Vergiler yüzünden dünyanın en pahalı benzinini kullanan, yüksek dolaylı vergiler yoluyla işsizleri bile soyulan bir toplumda böyle konuşan bir siyasi lider Köroğlu ve Zapata sempatisi yaratır.Ama Başbakan’ın dediğini yapmaya vergi memurunun yetkisi var mı?Düne kadar vergi mükellefi bile olmamış veya olmuş da doğru dürüst vergi ödememiş bir sürü zıpçıktı, milyonlarca dolarlık oteller, fabrikalar kuruyor veya alıyor bu ülkede.Gariban on bin tane esnafın hayatını karartacak yerde böylelerinden üç-beşine “nereden buldun?” diye sor, devletin kasasına doldur, sorunu çöz değil mi?Yakınlarında çoğalan zıpçıktılar Başbakan’ı tahrik etmiş olabilir. Ama dediğini yapmaya imkân yok.Çünkü Başbakan olur olmaz ilk icraatı bu hesabı soracak yetkiyi maliyecilerden almak olmuştur, unuttu mu?Yoksa yeniden getireceğinin haberini böyle mi veriyor?
Demokrasi acaba cumhuriyeti tasfiye etmeye kalkar, cumhuriyet de “ben varım” deyip demokrasiyi ortadan kaldırır mı?Bu cehennem senaryosunu VATAN’a verdiği mülâkatta CHP lideri Baykal seslendirdi.Baykal’a göre Türkiye’nin AKP iktidarı nedeniyle karşı karşıya kaldığı riskler, içte ve dışta duyulan endişeleri derinleştirmiştir.Soruyu belki şöyle sormak gerekiyor: “Demokrasisiz cumhuriyet mi, cumhuriyetsiz demokrasi mi?”Yani irticai kalkışmaya karşı ordu müdahalesi... Deniz Baykal AKP’nin laik demokratik cumhuriyet kültürünü sahiplenen bir iktidar olmadığını gösteren pek çok olay yaşandığını söylüyor.Meselâ Adli Tıp raporu İsmailağa Camii’nde “linç var” derken Başbakan’ın “belli değil” dediğini, linç olayı ardındaki oluşumları ayıplayan bir tavır benimsemediğini özellikle belirtiyor.Oysa Türkiye’nin demokrasi ile cumhuriyet arasında doku uyuşmazlığı olmadığını göstermeye ihtiyacı bulunuyor. Önümüzdeki Cumhurbaşkanı seçimi, zorlukları artıracaktır Baykal’a göre. Neden derseniz...İslâmi kadrolaşmanın bakanlıkları ne hale getirdiğini görüyoruz. Bu siyaset anlayışı Sezer’in yerini aldığı andan itibaren Anayasa Mahkemesi’ni, yüksek yargı makamlarını ve üniversiteleri kim koruyacak?Hemen belirtelim ki “Kırk katır mı, kırk satır mı” seçenekleri Türkiye’nin bir daha asla kendini tekrarlamaması gereken kötü tecrübesi, daha doğrusu utancı olarak geçmişte kalmalıdır.Vebal kimin?Baykal, demokrasi ve cumhuriyet gibi iki değerden hiçbirini diğerine kırdırmayacaklarını, halktaki uyanışın başarı şanslarını artıracağını söylüyor.Bu inancın dayandığı sebepleri keşke biz de bilsek de rahat edebilsek.Bizce CHP’ye düşen görev sadece AKP’den üreyen korku ve kaygıların seçimdeki hasadını beklemek değil, laik demokratik cumhuriyet savunucularını bütünleştirecek yaratıcılığı gerekirse fedakârlık ederek göstermek olmalı.Bugünkü tablo, dağınık çoğunluk karşısındaki azınlık iktidarıdır. Vebali de ana muhalefete aittir!*****Dikkat DikkatHukuka uymamanın daha komik mazereti olamaz.İstanbul’un 32 noktasına tünel ve yol yapılacak. Belediye ilk iki işi ihalesiz verince Kamu İhale Kurumu müdahale etti.Başkan Kadir Topbaş da kendini savunurken “Deprem tehdidi var. Sorunu çok acil çözmek istediğimiz için böyle yaptık” dedi.Deprem tehdidi altında yaşayan bir kentin tünel yaptırırken tam tersine çok daha tedbirli davranması gerekmez mi?Şeffaf ihale düzeni, satın alınacak hizmetin kalitesinden fedakârlık göstermeyi gerektirmez. Belediye koca bir teknik ordu besliyor. Çalıştır onları ve yapılan işin sağlam çıkmasını garanti altına al.Teknik üniversitelerden, mühendis odalarından yardım iste.İstanbul’un üstü bitti şimdi trafiğe yer altında yol açıyoruz. Bu tünellerin sağlamlık garantisi, mutlaka bir denetim zincirine bağlanmalıdır.Çünkü depremde ilk yıkılan yapılar, kamu ihalesi ürünü yapılar oluyor!
Kendimize acı ve zarar vermekten gizli bir zevk mi alıyoruz?Türkiye’de ifade özgürlüğü olmadığına dünyayı inandırmak, birkaç kişiye hak edilmemiş ün ve para kazandırmak dışında ülkeye ne getirecektir?Son kitabında Türklüğü aşağıladığı iddiasıyla hakkında açılan davadan yazar Elif Şafak dün beraat etti. Üstelik mahkeme bu kararı, suçlanan yazarın savunmasını dinlemeden verdi.Bazıları bu durumu bile Türkiye’yi kötülemek için kullanıyor. Neymiş; dış kaynaklı baskı ile yargı terörize edilmiş, bu beraat kararının çıkarılması sağlanmış...Hiç öyle değil.Elif Şafak hakkındaki şikâyet, bir grup radikal milliyetçi avukat tarafından yapılmış ve hemen o aşamada reddedilmişti. Savcılık “kovuşturmaya yer olmadığı”na karar verince ihbarcı avukatlar üst mahkemeye itiraz etmiştir.Telâş zarar veriyorElif Şafak davasının Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gelmesi, işte bu itirazın kabul edilmesinden doğmuştur.Çünkü 7. Ağır Ceza Mahkemesi, suçlamanın bir mahkeme tarafından değerlendirilmesi gerektiğine karar vermiştir.Nihayet o aşama da dün gerçekleşmiş, yazar Elif Şafak’ın gitmediği, kendini savunmak için ifade bile vermediği ilk duruşmada, üstelik savcının talebi ile “suç unsuru oluşmadığı ve yeterli delil bulunmadığı” gerekçesiyle dava beraatla kapanmıştır.Bize göre yargı kurumu, güven duyulmayı hak ediyor.Bu hakkı ona teslim ederek sükûnet içinde Elif Şafak davasını beklemiş olsaydık Türkiye’yi kötülemek için pusuda bekleyenlerin ekmeğine yağ sürmezdik.Daha önceki Orhan Pamuk, Perihan Mağden ve Hrant Dink davaları, eleştiri ile aşağılamayı birbirinden ayırmakta yargının hataya düşmediğini kanıtlamıştır.Dün Başbakan Erdoğan beraat kararının kendisini memnun ettiğini bildirdi. Demek ki bu yasayı çıkaran siyasi iradenin başı, mahkeme kararının yasanın ruhunu yansıttığını söylemek istiyor.Süzgeç iyi çalışmalıO zaman bu gürültünün sebebi ne? 301’in tümüyle kaldırılmasını istemenin anlamı ne?Sınırsız özgürlük olmaz. Türklüğü, cumhuriyeti ve TBMM’yi “alenen aşağılama” özgürlüğü mü isteniyor?Bize “301’i kaldırın gitsin” diyen Avrupalılar, kendi ulusal onurlarını ve kurumlarını, kamu düzenini korumak adına hakarete karşı savunmuyorlar mı?Oralarda 301 yok mu?Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Lagendijk dün “var ama” diyordu “her zaman dava açılmıyor...” Demek ki sorun uygulamada.Joost Lagendijk’a göre savcılar 301’inci maddeyi hükümetin niyetini aşacak biçimde kullanıyor.Öyle bile olsa yargı kendi işleyişi içinde bu sorunu çözecektir. Henüz bir yıl geçti, biraz daha zaman lâzım. AİHM kararları yanında bizim sistemimizde oluşan içtihatlar sigortadır.Tecrübe geliştikçe savcılar daha seçici, daha süzücü olacak ve her şikâyet, her ihbar dava açmakla sonuçlanmayacaktır. Biraz sabır.
AKP iktidarının halktaki uyanışı erken farketmesini çok arzu ederim.Çünkü böyle bir algılama AKP için olduğu kadar ülke için de hayırlı olur.Bir hafta önce milletvekili arkadaşlarına yaptığı bir konuşmada Başbakan yaklaşan finalden söz etmiş, biz de “Ne finali Tayyip Bey” başlığı altında değerlendirmemizi sunmuştuk.Okurlarımızdan gelen tepkiler şaşılacak yoğunlukta oldu.İnsan hafızasının unutkanlıkla malül olduğunu söyleyen atasözü meğer tartışılmaz bir kesin doğru değilmiş.Meselâ Tayyip Erdoğan “Demokrasi bizim için araçtır” sözünü on yıl önce söylemişti.Yorumumuza katkıda bulunmak isteyen yüze yakın okurun mesajı “Demokrasi bizim için araçtır” sözünün unutulmadığını ve böyle giderse hiç unutulmayacağını gösteriyor.İhtirasa fren gerekTayyip Erdoğan’ın, dört yıldır Cumhurbaşkanı Sezer’i aşamamasından dolayı gerçekleştiremediği takvimini, engele takılmadan yürürlüğe koymak için Çankaya’ya çıkmak istediğine inanan kitle son zamanlarda hızlı bir artış gösteriyor.ODTÜ’nün yeni öğretim yılı nedeniyle düzenlenen törende Rektör Prof. Ural Akbulut “Laik Türkiye’nin farklı bölgelerinde kadın ve erkekleri genel yaşam alanlarında birbirinden ayıran zihniyet şeriat özlemlerini gerçekleştirme yolunda engel tanımaz hale gelmektedir” dedi.Gerçekten de halk oyunlarında bile erkek ve kadınları ayıran, ter karışmış abdest suyunu şifa niyetine içiren kafa, devletten maaş almıyor mu?Belli ki Cumhurbaşkanı seçimi yaklaştıkça demokratik laik cumhuriyete bağlı yığınların tedirginliği artacaktır.Yasama ve yürütme güçlerini kontrol eden AKP’nin, yargı gücünü de kontrol etme imkânına ulaşacağı Çankaya için ihtirasını frenlemesinde sayılmayacak kadar çok yarar vardır.Din adamı ile darbeAKP iktidarı, din sömürüsü ve dinci kadrolaşma alanında fahiş hatalar yaptı.Bu günahlarını önümüzdeki altı ay içinde istese bile tamir etmesi ve halkın güvenini kazanması mümkün değildir.Çünkü finale bu kadar yaklaşmışken şerit değiştirmek zordur. Ayrıca AKP’yi yöneten zihniyetin buna istekli olduğuna dair işaretler de görülmüyor.Son örnek Kuzey Kıbrıs’ta hükümet değişikliği hedefleyen saray darbesidir.Ankara’nın Kıbrıs’a politik yol haritası vermesi doğal bulunabilir. Çünkü Kıbrıs’ın Türkiye’ye politik ve parasal maliyeti vardır.AB ilişkilerimiz Kıbrıs yüzünden krize doğru gidiyor.İktidar seçim yaklaşırken Kıbrıs’ta ödenmesi gereken faturaları KKTC hükümetine ödetmek isteyebilir.Bunun için plan yapabilir.Söz dinleyen bir hükümeti getirmek için eskisini yıkmaya da kalkabilir.Nitekim bunu yapmışlardır.Ama şu farkla:Yıkım işine -herhalde İslâmi usuller uygulasın diye- KKTC’nin Din İşleri Başkanı’nı memur etmişlerdir.Dinle bozmanın bu kadarı fazla değil mi!
Financial Times’ın yorumu “Sen de mi Brütüs!” dedirtecek kadar şaşırtıcı ve üzücü.Çünkü bu itibarlı İngiliz gazetesi, Türkiye’nin AB hedefini inanarak destekleyen Batılı medyanın başını çekiyordu.Dış haberler başyazarı Rachman’ın yazdığı yorum AB’den toptan vazgeçmesini Türkiye’ye önerecek kadar ileri gitti.Laik ve demokratik bir Müslüman ülke olarak İslâm ile Batı’yı buluşturmaya çalışan politikacılar için büyük umut olarak yüceltilen Türkiye’ye ne oldu?Hep biliyoruz; AB’den yansıyan iki yüzlülük Türk halkını soğutmuştur.Ayıplarının yüzlerine vurulması Brüksel’dekileri utandırmıyor. Çünkü AB tarafındaki isteksizlik, Ankara’dan da aynı karşılığı buluyor.AKP türban ve imam hatip gibi sorunların AB sürecinde kolay çözüleceğini umuyordu, olmadı. Bazı reformlar ve Kıbrıs için istenen fedakârlıklar milliyetçi tepkileri kabarttı. Seçime giderken AKP bu tepkileri gözünde fazla büyüttü.Ankara ile Brüksel arasında ilişkileri soğutma konusunda sanki gizli bir mutabakat sağlanmış hissi uyanıyor.Financial Times, şu korkuyu dile getiriyor:AB’den gelecek ret Türkiye’yi İslâm dünyasına, iç politikada ise daha radikal bir İslâmî çizgiye itebilir. Bu durum da ordu müdahalesi getirebilir!Bu savı kabul etmiyoruz.Gazetenin de dediği gibi müzakere süreci Türkiye’yi “daha özgür ve daha zengin” yapan reformları kamçılamıştır. Asker özgürlüğe ve zenginliğe karşı mı?Türkiye’nin menfaati üyeliği hak edecek kaliteyi kazanmaya çalışmaktır. O kaliteye yaklaşan bir Türkiye’yi Avrupa dışlayamaz.AKP’nin menfaati de AB sürecine bağlı kalmaktır. Çünkü AB sürecine sahip çıkmak AKP’ye yalnız meşruiyet kazandırmadı, çok sayıda laik oylar da kazandırdı.Bu gerçeği unutursa AKP’nin Erbakan partilerinden hiçbir farkı kalmaz!*****Aklı veren cezayı ödesin!Tanımak istemediği KKTC devletinin Cumhurbaşkanı’nı dünyaya metazori tanıtan “şark kurnazlığı” duvara çarptı.Formula 1 otomobil yarışlarının İstanbul birincisine kupa, cin fikirli birinin buluşu ile Mehmet Ali Talat’a verdirilmiş, spora siyaset karıştırıldığı gerekçesiyle Türkiye yarış programından çıkarılma tehlikesi ile yüz yüze kalmıştı.Uluslararası Otomobil Federasyonu’nun dün verdiği karara göre Türkiye 5 milyon dolar ceza ödeyecek.KKTC’nin dünya TV’lerindeki birkaç saniyelik reklâmına değip değmediği ayrı bir tartışma konusu olabilir ama bizce bu para, M. Ali Talat’ı kürsüye kim çıkardıysa ondan tahsil edilmelidir.Ahlâki kuralları ihlâl sorun değilse daha iyi bir fırsat var:Lübnan’a giden Türk birliğine KKTC’den bir bölük asker koyalım.Karşılama töreninde bunlar göğüslerinden KKTC bayraklarını çıkarsınlar, bu iş toptan bitsin.Yalnız şey... Biz böyle mi tanınmak istiyoruz?
AKP iktidarı beşinci yılına giriyor. Anayasa’nın verdiği hakkı son gününe kadar kullanacaklar, belli...Dört yıl önce bu partiyi aldığı oylar değil, rakiplerinin kaybettiği oylar iktidara getirdi. Halk karmaşa, yolsuzluk ve yoksulluktan o kadar yılmıştı ki AKP’ye cankurtaran simidi gibi sarıldı. Ne olduğuna, ne yapacağına bakmadan onu iktidara getirdi.İşin tuhafı, partiyi kuranlar da açık bir kimlik tarif etmemişlerdi.Ekonomi IMF’ye, dış politika Washington ve Brüksel’e, reformlar AB sürecine endekslendiği için Türkiye pek çok alanda gelişmeyi, istikrar içinde gerçekleştirme imkânını elde etmiştir.Pişman olabilirPartiye kimlik şimdi lâzım oluyor.Çünkü yeni seçime bir yıl kaldı. İktidardaki AKP’nin laik rejimle ilgili niyetleri konusundaki şüpheler, cumhuriyetçi bir cephenin oluşmasını sağlayacak kadar derinleşirse, Tayyip Erdoğan, seçimi beş yılın sonuna bıraktığına pişman olabilir.Küresel tecrübe öğretti ki beş yıl bir seçim dönemi için fazla uzun. Zaten Tayyip Erdoğan da beş yılı, Cumhurbaşkanı olabilmek için sahiplendi.Sorumluluğunu taşıdığı dönemde Türkiye işsizlikten, yolsuzluktan, yoksulluktan kurtulmamış, sönen terör onun döneminde hortlamıştır ama nihai hesapta özgürlükler ve ekonomik gelişme alanında geleceğe güven artmıştır.Tehdit faktörleriFakat öte yanda türban, imam hatip, cemaat, tarikat siyaseti ile şeriat düzeninin alt yapısını oluşturacak kesimlerin önünü açmak?..Devlet kadrolarını aynı anlayışla işgal etmek?..Bu sicil beşinci iktidar yılının iki seçimi için de tehdit faktörleridir.AKP’nin kendine ne kimlik çıkaracağı önemli değil. Partinin dünyadaki şöhreti “İslâmcı” diye çıktı.Bu görüntü inandırıcı şekilde değişmezse çok sıkıntı olur!*****Emlâk vergisi soygunuBu millet, seçilmişlerin zevksizliklerini, israf ve yolsuzluklarını finanse etmeye mecbur mu?Demokrasi, ahlâki sorumluluk duyguları üstünde yükselir. Ama bakın, yerel yönetimlerin çoğu, bu erdemlerin mezbahasını andırıyor.Kentler kalıcı alt yapı yatırımlarına muhtaçken halktan toplanan vergiler ihale yolsuzluklarının bahanesi olan gösteriş yatırımlarına harcanıyor.Altında kanalizasyon olmayan renkli kaldırımlar sadece Türkiye’de vardır ve bu bizim utancımız olmalıdır!Emlâk vergisine temel oluşturan birim değerlerde indirim yapılmasına olanak sağlamak üzere temmuz ayında bir yasa çıkmıştı. Belediyelerin çoğu bu yetkiyi yasanın ruhuna ters kullandılar.Millet emlâk vergileri düşecek diye beklerken belediyelerin çoğu birim değerleri insafsızlık ölçüsünde artırdı. İstanbul’daki bazı belediyelerde artış 12,5 katına ulaştı.Ne yazık ki vatandaşın yapabileceği hiçbir şey yok.Bu paraları ödeyeceğiz ve birçok belediyede iktidar olan cehaletin, zevksizliğin ve hırsızlığın maddi gücü daha da artacak!
Bugün 14 milyon çocuğumuz yeni öğrenim yılına başlayacak. Avrupa’da orta boy bir ülke nüfusu... İyi eğitilirse ülkeyi uçuracak bir kaynak, eğitilemezse sancılı toplumsal hastalıkların sebebi olacak kalitesiz, mutsuz bir kalabalık...Ne yazık ki ülke, doğru siyasetler uygulamanın vicdani sorumluluğunu taşıdığı şüpheli bir zihniyetin elindedir.Bu çocukların tümüne imam hatip eğitimi vermeyi başarmak herhalde AKP iktidarını çok mutlu ederdi!Eğitim verimimiz zaten iyi durumda değildir. Üç yıllık aralarla tekrarlanan bir araştırma, Türk öğrencilerin matematikte, okuduğunu anlamakta ve fende 30 OECD ülkesinin en sonunda yer aldığını ortaya çıkardı.Dünya Bankası’nın bir raporu, bu eğitim kalitesi ile Türklerin yarınlarda da Avrupa’nın düşük ücretli hizmet sektörü çalışanları sınıfından daha yukarı yükselemeyeceği uyarısında bulunuyor.Bizim iktidar ne yapıyor? Bütün yaratıcılığını imam hatipleri kollayan hileler için kullanıyor.Cevap bulmaz ki...Cumhurbaşkanı Sezer dün “Dogmalarla ve boş inançlarla çocukları ve gençleri etkileme amacı güden okulların ve kursların varlıklarını sürdürmeleri engellenmeli” dedi.Kimi kime şikâyet ediyor?Bu okullar ve kurslar iktidarın koruması altındadır. Cumhurbaşkanı’nın sözleri takipsiz bir ihbar olarak kalacaktır.Gelecek yıl da zaten böyle bir sorun gündemimize hiç gelmeyecektir.Çünkü bu gidişten mutlu olan bir zihniyet Sezer’in yerine geçmiş olacaktır!Parası da devletten!Devlet bursu ile yurt dışında master, doktora yapmaya talip adaylar arasındaki seçimi yasa üniversiteye bırakıyor.Fakat Milli Eğitim Bakanlığı düzeni keyfi olarak değiştirmeye kalkınca YÖK, Bakanlığı yazı ile uyarmıştır.Düşünün... Üniversite mezunu gençler devletin sunduğu fırsata talip oluyor. Elbette objektif seçimi üniversite yapacaktır.Ama Bakanlık “Ben yapacağım ve seçimde mülâkata yüzde 25 ağırlık tanıyacağım” diyor.Ne demektir bu? Fethullah Hoca’nın “devletin can alıcı noktalarına yerleşelim” direktifini yerine getirme yeterliliğine sahip elemanları yolun başında seçmek, onları devletin parası ile yetiştirmek demektir...Bu olay bile iktidarın YÖK’ü niçin hasım gibi gördüğünü açıklıyor.Milli Eğitim Bakanlığı giriştiği yasa dışı seçim yöntemine YÖK’ün yaptığı itirazı henüz cevaplamadı.Danıştay saldırısından sonra YÖK’ün elektronik güvenlik sistemi, Emniyet’in uyarısı üzerine yenilenmiş, fakat 27 bin liralık faturayı bakanlık üç aydan beri ödemiyormuş.Yoksa bu bir cevap mı?!