Bazı işaretler

2 Ekim 2006

Silâhlı Kuvvetler’in irtica tehdidi ile ilgili nihai görüşünü Orgeneral Büyükanıt dün ortaya koydu:“Türkiye’de her fırsatta ‘laikliği yeniden tanımlayalım’ diyenler yok mudur? Bu kişiler devletin en üst düzeylerinde yer almıyorlar mıdır?Cumhuriyetimizin kurucusu ulu önder Atatürk’ün yalnız şahsı değil düşünce sistemi ve Cumhuriyet rejimimizin temel nitelikleri ağır bir saldırı altında değil midir?Her fırsatı TSK’yı yıpratmak için kullananlar kimlerdir?Toplumsal yapımızı bozarak insanımızı çağ dışı bir görünüme sokmak isteyenler yok mudur?Bu listeyi uzatmak mümkün.Bu sorulara ‘Hayır, Türkiye’de bunlar yoktur’ diyebiliyor musunuz?Diyemiyorsanız Türkiye’de irtica tehdidi vardır ve bu tehdide karşı her türlü önlem alınmalıdır!” Tarif karmaşasıGenelkurmay Başkanı’nın “Her türlü önlem alınmalıdır” vurgusu, tartışmayı uzatmaktansa, ülkenin güvenliği ve rejimin esenliği konusunda görev ve sorumluluğu olan organların ortak bir zeminde buluşmaları mecburiyetini gündeme getiriyor.Evet Başbakan “Türkiye AB sürecine girmiştir. Sivil bir siyasi irade işbaşındadır. Genelkurmay Başkanı benim emrim altında” diyebilir ve diyor.Buna karşılık Genelkurmay Başkanı da “Bizim siyasetle ilgimiz yok” diye konuşuyor.Ama siyaset ne? Mesele burada:İktidar komutanların uyarılarını siyaset sayarken askerler, başta laikliği korumaya dönük söylem ve eylemlerin siyaset yapmak değil, yasalarla kendilerine verilmiş görevi yerine getirmek olduğunu savunuyorlar.Bu durum irticanın tarifinde ortaya çıkan ve aşılamayan karmaşayı hatırlatıyor.İrtica neymiş?Başbakan Erdoğan ve Başbakan Vekili Şahin’in konuşmaları tansiyonu düşürmeye dönük niyetlerin eyleme geçirildiğini düşündürüyor.Başbakan Fox televizyonuna “Türkiye’de köktendinci tehdit yok” dedi ama hemen ardından şunu da ekledi:“Aşırılıklarla ilgili olarak bunun tedbirini alırız ve alıyoruz..” Başbakan Vekili Mehmet Ali Şahin de, tekke ve zaviye benzeri örgütlenmelerin üzerine gidileceğini, kılık kıyafet yasasına aykırı giyinenlerin takibi için İçişleri Bakanı’nı uyaracağını söyledi.Şahin’e göre irtica, Hizbullah’ın mezar evlerini ve domuz bağı cinayetlerini yaratan cehalet ve vahşete verilebilecek addır.Peki o yolu inşa eden gaflet, hıyanet, kadrolaşma irtica değil mi?Olayları Başbakan Erdoğan’ın Çankaya yolunu tıkamak isteyenlerin gerilim üretme zorlaması olarak gören ve gösterenler yanılgı içindedir.Sorun bu kadar basit değil!

Devamını Oku

Son uyarı!

1 Ekim 2006

Sezer’in duyarlılıklarını paylaşan bir Cumhurbaşkanı’nı belki yıllarca dinlemeyeceğiz.Bu gerçeğin bilinciyle olmalı Sezer, yeni yasama yılını açarken yaptığı konuşmayı, rejime yönelik en büyük tehdit saydığı irticanın ve panzehiri olan laikliğin üstüne kurdu.Yedi ay sonra Sezer’in yerine Tayyip Erdoğan veya onun göstereceği biri geçecek. Gelecek olan da irtica tehlikesinin varlığını kabul etmeyecek.Başbakan Amerika yolunda gazetecilere şunu dedi:“Bu irtica tartışmaları gereksiz. İrtica kavramını artık Türkiye’nin gündeminden düşürmek lâzım!” İrtica tehlikesini irdelediği bölümde Cumhurbaşkanı Sezer, sanki Başbakan’a cevap veriyordu:“Türkiye’de irticai tehdidi yeterince algılayamayanların özellikle son 20 yılda yaşanan olayları üst üste koyup birlikte değerlendirmesi, toplumsal ve bireysel yaşamın nereden nereye geldiğini iyi çözümlemesi gerekmektedir.” Her şeyin temeliSezer ile Erdoğan arasındaki teşhis farkı, cumhuriyet değerlerinin korumasız kalacağı konusundaki toplumsal tedirginliğin başta gelen sebebidir.Başbakan “Bir anket yapalım ve halka soralım, böyle bir endişeniz var mı diye. Yok, bir şey çıkmaz” diyor.Oysa Sezer dün şöyle dedi:“Cumhuriyet kazanımlarının ortadan kaldırılması, laiklik kavramının içinin boşaltılması, irticai tabanın giderek genişletilmesi, kadrolaşma ve dini toplumsallaştırma ve siyasete yansıtma çabalarının yoğunlaşması, toplumda gerginliği artırmaktadır.” Cumhurbaşkanı Sezer dün “Laiklik ilkesi, Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan tüm değerlerin temel taşıdır” dedi ve onu korumak adına göze alınacak fedakârlıkların neredeyse sınır tanımayacağını şu sözlerle ifade etti:“...(Anayasa ile) temel hak ve özgürlüklerin laik Cumhuriyet’i zedeleyecek biçimde kötüye kullanılması önlenmiş, gerekirse laik Cumhuriyet’i korumak için temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılabileceği kabul edilmiştir!” Ne demektir bu?Bunun anlamı elbette çeşitli türlerini geçmişte yaşadığımız askeri müdahalelere üstü kapalı biçimde onay vermek veya benzerlerine çağrı yapmak değildir.Sezer konuşmasında aksine laikliği sivillerin koruması gerektiğini savunan ifadeler kullanmıştır.“Dinin siyasal amaçla kullanılmasının önlenmesi, devrim yasalarının ödünsüz uygulanması ve devlet organlarının yetkilerini duraksamaya düşmeden kullanmaları zorunludur” demiştir.Ülke ve rejimin güvencesi olan Silâhlı Kuvvetler’in siyaset üstü tutulmasını da herkesin temel bir sorumluluk olarak algılamasını istemiştir.Sezer pek çok alanda çağdaş istikametler verdi. Fakat bir yerde sınır ihlâli yaptı.Özelleştirme ve yabancı sermaye konusundaki yaklaşımlarını ideolojik alternatif önermeler içerdiğinden dolayı yadırgadım.Laikliği savunurken ne kadar doğru ise özelleştirmeye ve yabancı sermayeye muhalif ifadeler kullanması o kadar yanlıştı.

Devamını Oku

İnkâr AKP’yi daha da indirir

30 Eylül 2006

Başbakan’ın havadaki açıklamalarını okurken hayal kırıklığı ile öfke karışımı duygulara kapıldım.Bir haftadan beri siyasi gündem askeri kanattan gelen eleştiri ve uyarıların etkisine girmiş, üç kuvvet komutanının irtica tehdidini öne çıkaran konuşmaları “nereye gidiyoruz?” kaygıları yaratmış...İç ve dış kamuoyu bugün Cumhurbaşkanı’nın yarın da Genelkurmay Başkanı’nın ne diyeceklerini, tedirginliği baskın bir merak içinde bekliyor... Ve Başbakan, yola çıkmadan önce Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı ile yaptığı görüşmelerde irtica tehdidinin gündemlerine hiç girmediğini açıklıyor!Söz bitti mi?- Sayın Başbakan, komutanların irtica söylemleri sertleşmeye başladı. Seyahatten hemen önce Genelkurmay Başkanı ile biraraya geldiniz. Bu konuda konuştunuz mu?Cevap: Doğrusu irtica konusu gündemimize girmedi!- Peki, Sayın Cumhurbaşkanı ile yaptığınız görüşmede bu konu gündeme geldi mi?Cevap: Bu konulara hiç girmedik!Ülkeyi yönetenler niçin biraraya gelirler ve ne konuşurlar? Halkın gündeminde bir numaraya çıkarılan bir sorun, zirvedeki gündeme girmiyorsa buna ne anlam vereceğiz?Yönetim sorumluluğunu paylaşanlar, irtica konusunda birbirlerini ikna etme ümitlerini mi kaybettiler?Cumhurbaşkanı ile Başbakan, Başbakan ile Genelkurmay Başkanı arasındaki görüşmelerde bütün taraflar, “asıl mesele” ortada dururken teferruat konuşmayı nasıl ve niçin içlerine sindirebildiler?Sorun bir görüş birliği sağlayarak çözüm aramak değil de halk katındaki taraftarları çoğaltmak mıdır? Yani söz bitti mi?Siyasetçi olan Tayyip Erdoğan’dır. İrticanın tırmandığını söyleyenleri ikna etme görevi ona düşüyor. Ama Başbakan, Genelkurmay Başkanı ile yaptığı görüşme sırasında samimi bir itirafta bulunuyor:Orgeneral Büyükanıt’a “gerginliğe yol açacak söylemlerin piyasaları olumsuz etkilediği”ni hatırlatarak “Bu konularda hassasiyet gerekir” diyor.Yani Tayyip Erdoğan muhataplarına, irtica tehdidine göz yummak ile piyasaları alt üst etmeyi göze almak dışında bir seçenek sunmuyor.Olacak şey değil!AKP neden indi?İrticai azgınlığın bir yüksek mahkemede hakim öldürecek, tarikat olgusundaki tırmanışın camide cinayet ve linç suçları işleyecek derecede gemi azıya aldığı bir ortamda “irtica tehlikesi yok” diyerek Başbakan iki şey yapıyor:1. Tehlikeyi görenleri tahrik ediyor;2. Halkın gözünde AKP’yi “lâf anlamaz ve uzlaşmaz” durumuna düşürerek güven kaybına uğratıyor.Başbakan’ın yolda verdiği önemli haberlerden biri de son seçim anketinde AKP’nin yüzde 26,2’ye düştüğü idi. Seçimden bu yana hiç bir ankette AKP bu seviyeye inmemişti.Başbakan, irtica tehdidini inkâra devam ettikçe iniş devam edecektir!

Devamını Oku

Nereye böyle?

29 Eylül 2006

Barajın taşma halini düşündüren bir manzara karşısındayız sanki.Komutanların sert uyarılar içeren konuşmaları tırmanış gösteriyor.Eleştiri konuları yılların biriktirdiği sorunlardır.Laik cumhuriyetle ve ülkenin bölünmezliği ile ilgili kaygılar dünden bugüne birikmedi, niye şimdi birden taşma gösteriyor?Tepkiler eskiden de vardı ama dışa vurulmasına izin verilmiyordu. Eski Genelkurmay Başkanı Özkök zamanında bastırılan bu tepkilerin ülke esenliğine katkıda bulunmadığına, tersine çağ dışı zihniyeti cüretlendirdiğine ve daha fazla susmanın telâfisi zor zararlar doğuracağına karar verilmiş olmalıdır.Üç kuvvet komutanının yaptıkları konuşmalar, Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin kırmızı çizgilerini belirtip çiğnetmemek konusundaki kararlılığını üst üste vurgulayan bir bütünlük taşıyor. Dün Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu şöyle dedi:“Laiklik ‘ben gidiyorum’ demez. Laiklik karşıtlarının güç kazandığını, laiklik kavramının zayıflatıldığını görmemiz gerekiyor..” Adres iktidar...Silâhlı Kuvvetler’in ulus devlet, üniter devlet ve laik devlet niteliklerine yönelen tehditler karşısındaki “koruma ve gözetme” görevini yasalardan aldığını söyleyen Oramiral Karahanoğlu “TSK’nın Avrupalılığı tartışılmaz” demekle beraber AB idealleri uğruna cumhuriyetin temel değerlerinden vazgeçilmesine müsamaha edemeyeceklerini belirtti.Bütün bu uyarı ve eleştirilerin adresi elbette siyasi iktidardır. Komutanların mesajlarında ekonomik politikalara yönelik eleştiriler bile bulunması, askerin kabul edilemeyecek ölçüde siyasetin içinde yer aldığına dair AB kaynaklı suçlamalara delil gösterilecektir.Bu durumun AB sürecine ve tedirginliklere dayanıklı olmayan ekonomimize ne zarar vereceğini ancak yaşayarak öğreneceğiz.Ama gidiş hayırlı bir gidiş değildir ve devlet adamlığı sorumluluğu taşıyan herkes elinden geleni yapmak zorundadır.Askerleri siyasetin içinde gösteren yüksek sesli çıkışların devamını önlemek elbette önemlidir.Ama bu çıkışların sebebi olan tehlikeli birikimi inkâr etmemek ve tehdit olmaktan çıkarılmalarını sağlamak da en az o kadar önemlidir.AKP iktidarının alınma hakkı yok. Yanlış algılandıklarını düşünüyorlarsa suçu kendilerine aittir.Korkuları giderinDevlet dairelerinden sokaklara kadar Türkiye’nin görüntüsü bu iktidarın din sömürücülerine verdiği cüretle değişti. Atatürk cumhuriyetinden uzaklaşma endişesi, AKP’nin Cumhurbaşkanlığı makamını da ele geçireceği tahmini ile birleştiği zaman korkuya dönüşüyor.Ve AKP de tüm bu korkuların yersiz olduğuna toplumu inandırmak için çaba sarfetmiyor.Siyasi muhalefetin çabaları da yetersiz kalıyor.Bu eksiğin telâfi yöntemi asker takviyesi olmamalı.Cumhurbaşkanı Sezer yarın, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt pazartesi günü dikkatli konuşsunlar!

Devamını Oku

Yordular bizi

28 Eylül 2006

Türkiye’nin meselelerini kendine dert edinen insanların tümü gerginlik yorgunudur.Gönül rahatlığının sağladığı molalar çok kısa sürüyor ve yeniden kamplaşma gerginliklerinin içine yuvarlanıyoruz.Şu andaki sıkıntının nedeni, zaten yasama ve yürütme organlarını kontrol eden AKP’nin devlette mutlak iktidarı ele geçirmek üzere Çankaya’ya bayrağını dikmeye kararlı olduğu korkusudur.Mesele Başbakan Erdoğan’ın aday olup olmaması değil, Çankaya’yı AKP’nin onay makamı haline getirecek herhangi birinin oraya çıkarılmasıdır. Çünkü herkesin tahmin ettiği gibi AKP kendi seçeceği Cumhurbaşkanı’nı Sezer’in yerine koyduktan sonra seçime giderken muhafazakâr kitleye “Artık önümüzü kesen bir engel kalmadı” diyecek, laikliğe karşıt taahhütler altına girecektir.Askerlerin son zamanlarda elde ettikleri fırsatları bu ihtimalleri gözeten uyarılar yapmak amacıyla kullanmalarının nedeni budur.Beklenen iki salvoGeçtiğimiz günlerde Kara Harp Okulu’nun açılış töreninde Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Başbuğ, irticai tehdidin kaygı verici boyutlara ulaştığını söylemiş, tarikatların ve dini cemaatlerin “devrime karşı hareketlerin odağı” haline dönüşerek mesafe aldıklarını belirterek uyarılarda bulunmuştu.Dün Hava Harp Okulu’nun açılış töreninde Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cömert de aynı şekilde irtica tehdidine dikkatleri çekti. Milli nitelikli eğitimin gereğini özellikle vurguladı. Ve “kendi kendini yiyip bitiren bir demokrasi anlayışı”ndan şikâyet etti.İki komutanın gündemleri, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt’ın pazartesi günü yapacağı konuşmanın içeriğine ışık tutuyor.İrticai tehdit karşısında en azından umursamaz davranmakla suçlanan AKP iktidarı üstündeki baskı, pazar günü Cumhurbaşkanı Sezer’in yeni yasama yılını açış konuşması ile ve ertesi gün Orgeneral Büyükanıt’ın Harp Akademileri’ndeki konuşması ile aşırı artacaktır.“Devlet benim” olmaz!Başbakan pazartesi günü ABD Başkanı Bush ile, PKK terörü ile mücadele de dahil birçok konuda önemli kararların alınmasına zemin oluşturacak bir görüşme gerçekleştirecektir.Cumhurbaşkanı ile Genelkurmay Başkanı’nın ağır eleştirilerine hedef olmuş, güvenilirliği zedelenmiş bir Başbakan görüntüsü risktir, zarardır.Tayyip Erdoğan, devlet adamlığı kişiliği siyasetçi kimliğine baskın bir Başbakan olsaydı Genelkurmay Başkanı ile Cumhurbaşkanı’ndan yardımlarını talep etmekten gocunmazdı.Ama bunu yapamıyor, bu samimiyeti gösteremiyor. Çünkü tırmandığını herkesin gördüğü irticanın varlığını inkâr ederek, uyaranlara da “gidin, polise şikâyet edin” diyerek bu işbirliği köprülerini kendisi işlemez kılıyor.Kendisini devlet yerine koymanın en büyük yanlışı olduğunu bakalım AKP iktidarı iş işten geçmeden fark edebilecek mi?

Devamını Oku

Kentlere veda vakti geliyor!

27 Eylül 2006

Kent yaşamı mayın döşenmiş bir arazide yürümeye benzeyecek bu gidişle...Nefes almak için tükettiğimiz hava dışında neredeyse her şeyden vergi istenecek. Mevcut vergilerin de oranları yükseltilecek.İktidar kaz gibi gördüğü vatandaşı öylesine hırs ve hınçla yolmaya hazırlanıyor ki insan meraka düşüyor:AKP kent yaşamını pahalı hale getirerek kırsaldan kentlere yönelmiş göçe karşı bilinçli bir politika mı oluşturuyor?Seçime bir yıl kaldığını düşününce böyle bir adımı şu dönemde atmanın akılcı olmayacağını görüyoruz.Geriye ne ihtimal kalıyor?Bu acıtıcı ve yıldırıcı vergiler hesabını bilmeyen, israfa ve yolsuzluğa batmış bir yönetim anlayışının çaresizliği olabilir!Meclise sevkedilen tasarı, konaklama vergisi, otopark vergisi getirirken, kahve ve internet kafelere eğlence vergisi uyguluyor, taksi duraklarını harca bağlıyor, tüpgaz, doğalgaz ve elektriği tüketim vergisi kapsamına alıyor ve daha neler neler...Belediyenin yolunu genişlettiği, park yaptığı veya metro götürdüğü bölgelerin sağladığı değer artışı, emlâk vergisine yapılacak artırımlar ile vergilendirilecek.Merak ediyoruz; iktidar vergileri bu kadar çeşitlendirip artırmadan önce, yerel yönetimlerdeki israfın ve yolsuzluklar nedeniyle uğranılan maddi kayıpların hesabını çıkardı mı?Sanmıyoruz. Şuradan belli:Emekliler, şehit aileleri, gaziler ve özürlüler, sahip oldukları ve yaşadıkları tek konut 200 metre kareden büyük değilse vergi ödemiyorlardı.Tasarıda emeklilerden bu hak geri alınmış. Niye? Emeklilerin gelirlerinde bizim bilmediğimiz bir artış mı oldu?Yoksa iktidar emeklilere “büyük kentlerden çekin gidin” mi demek istiyor?Uzun uzun düşünülüp planlanmış bir politika tasarlanmış olsaydı başbakan veya bir bakan çıkar halka niyetlerini anlatırdı.Böyle bir şey olmadığı belli.Adalet ve merhamet duygusunu kaybetmiş bir yönetim anlayışının tutarsızlığı zalimce yansıyor bu tasarıdan!Kadrolu çoraplarGiyim, kuşam bir zevktir. Kişinin zevkini yansıtır. Sadece zevkini mi?Bence kişiliğini, kalitesini, iç uyumunu, hatta yeteneğini bile.Dün Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in ayaklarına odaklanmış fotoğrafları görünce şaşırdım ve üzüldüm.Koyu renk pantolon, kahverengi ayakkabılar ve gri çoraplar...Çorabın üzerinde bakla büyüklüğünde harflerle “Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik” yazıyor.Çelik “kadrolu, unvanlı” çorapları ile “ne oldum” serüveninde rekorlar kırmıştır.Üniversite otoritesi ile giriştiği ideolojik kavgaları, yerel politikaya yönelik müdahaleleri, türban ve imam hatip konularındaki kurnaz manevraları, eğitimin milli ve bilimsel niteliği aleyhine dinsel ağırlığı artırma çabaları hangi saplantılardan besleniyor; şimdi daha iyi anlaşılıyor.Eğer bu çorap olayı bir olguyu temsil ediyorsa, eğitimi yere bu kadar yaklaştıran bir bakan hiç olmamıştı.Ama bunu çoraplarından bağıracak kadar “kör kör gözüm parmağına” raddesinde afişe etmenin anlamı var mıydı?!

Devamını Oku

Papa gibi!

26 Eylül 2006

Etki-Tepki Kanunu nedir? Buna en iyi cevap “Ne ekersen onu biçersin” atasözüdür.Buradan yola çıkarak diyebiliriz ki Türkiye’deki kökten dinciliğin mimarı kökten laikler, kökten laikliğin mimarı da kökten dincilerdir.Cumhuriyet kuşaklarını bugünkü kamplaşmaya sürükleyen virüs, karşılıklı olarak birbirini tahrik eden “Din elden gidiyor” ve “Laiklik elden gidiyor” vehimleridir.Bu keskin bölünmeden menfaat üretmeye çalışan siyasetçilerin sorumsuzluğunu bir yere kadar cehaletlerine verebiliriz. Peki aynı yangına körükle giden aydınlara, hele bilim adamlarına ne diyeceğiz?Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Emin Alıcı verdiği konferansta kapkara bir tablo çizdi.Bu iktidarla Türkiye’nin “uzatmalar”ı oynadığını, bugün karar versek ancak 20 yılda kurtulmanın mümkün olabileceğini öne süren Prof. Alıcı, dinleyenleri şaşırtan bir “herze” yumurtladı:“1450’li yıllarda matbaa bulundu. Müslüman olmayanlar kullandı, biz 250 yıl sonra matbaayı kullanabildik. Keşke o zamanlar Anadolu Müslüman olmasaydı!” Bir bilim adamının ağzından çıkanı duyması lâzım.Yönetenlerin dine dayalı uygulamalarını eleştirmek başka, geri kalmışlığın tüm suçunu dine yüklemek başka şeydir.Rektör bey Müslüman dünyasını ayağa kaldıran Papa’ya mı özendi?Bu sözlerin en azından milletin canını sıkacağını bilmesi gerekmez miydi?Dün VATAN muhabirine “Normal bir insan söylemez bu sözleri” diye yalanlamada bulundu. Ama bant kayıtlarından, rektörün gerçeği yansıtmadığını tespit ettik.“Normal insan söylemez” sözü kendisiyle ilgili soruna teşhisi koymuştur. Onu önümüzdeki seçimde milletvekili adayı görebiliriz.Siyaset dünyamız normal olmayan insanları pek sever çünkü!*****Lâf lâf lâf...Orgeneral Başbuğ’a AKP’den hemen cevap geldi.Tabii “Lâf olsun torba dolsun” türü sözleri cevap sayarsanız.Genel Başkan Yardımcısı Fırat, irtica ile ilgili iddialara katılmadığını şöyle gerekçelendirdi: “İrtica yasalarımıza göre suçtur. Her vatandaş, bir suç varsa güvenlik güçlerine iletmekle mükelleftir!” Şu anlaşılıyor: Askerin gördüğü irticayı demek ki iktidar görmüyor. Gördüğünü söyleyenleri de polise gönderiyor.Tamam da hangi polise?Camide linç edilen katilin, başını minbere vura vura intihar ettiğini, Adli Tıp raporunu görmeden basına açıklayan polislere mi?Fırat, “İkinci 28 Şubat süreci olur mu?” sorusuna da filozofça (!) bir cevap vermiş:“Tarihi geriye götüremezsiniz!” Bunu zaten isteyen yok. Şu anda öyle bir tehlike de etrafta görünmüyor. Tek sorun iktidarın hipermetropluğudur.Hemen bir yakın gözlüğü alsınlar ve bir de 28 Şubat siyasetçileri gibi boş sözlerle kendilerini kandırmasınlar!

Devamını Oku

Amerika uyan!

25 Eylül 2006

Talabani’nin PKK’yı ateşkes ilânına ikna ettiklerini açıkladığı gün alçaklar Mardin’de bir teğmeni şehit ettiler.Vatana adanmış hayatını henüz yola çıkarken yitiren Jandarma Teğmen Cengiz Evranos’a Allah’tan rahmet, ailesine sabır diliyoruz.Bölücü ihanete arka çıkan ve onları kullanarak siyaset yaptıklarını zanneden kötülük odakları, inanıyoruz ki evlât acısına boğulan ocaklardan yükselen bedduaların hışmına bir gün mutlaka uğrayacaklardır.Kuzey Irak’ta barınan PKK’yı İran’a, hatta müttefiki Türkiye’ye karşı kullanan Bush yönetimi, keşke imkân olsaydı da Teğmen Evranos’un Balıkesir’deki evinden yükselen isyanı izleyebilseydi.Şehit teğmenin babası “Tek sorumlu Amerika. PKK bir maşa” diye bağırıyor, sözleri beddualar arasında kayboluyordu.AKP iktidarı döneminde bölücü terör, eski yoğunluğunu kazanma yoluna girmiştir. Şehit yakınlarından ve şehit cenazelerinden yükselen sesler gösteriyor ki bıçak kemiğe dayanmıştır.PKK nedeniyle vatandaş Amerika’dan nefret ediyor, öbür yanda iktidar onur kırıcı bir sabır, daha doğrusu teslimiyet gösteriyor. Halkta uyanan haklı tepkiyi, Amerika’yı yanlıştan döndürmek yolunda niçin kullanamıyorlar?Talabani’nin sözünü ettiği ateşkes, terörle işbirliği içinde olduklarının itirafıdır. Talabani Irak Devlet Başkanı olarak PKK’yı muhatap aldıklarını çekinmeden ortaya koyarken şunu da söylüyor:İşgal güçleri Irak’tan çekildikten sonra iki üste 10 bin Amerikan askerinin kalmasını talep edeceklermiş.“ABD güçlerinin varlığı içişlerimize karışmaya çalışanları korkutacak” diyor.PKK’ya Kuzey Irak’ta sağlanan koruma sürecek demektir.Ateşkes de sahte ateşkes olacaktır!*****Fark ettiAB’den gelen “Asker siyasete müdahale ediyor” eleştirisine cevap Harbiye’den geldi.Kara Harp Okulu’ndaki açılış töreninde Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Başbuğ “Türk Silâhlı Kuvvetleri ulus devletin, üniter devletin ve laik devletin korunmasında her zaman taraf olmuştur ve olmaya devam edecektir” dedi.Başbuğ’un konuşması yeni komuta heyetinin farkını herkesin fark edebileceği ton ve içerikte oldu.Komutan irticai tehdidin “bazı kesimler kabul etmese de” kaygı verici boyutlara ulaştığına, cemaat ve tarikatların “devrime karşı hareketlerin odağı” haline dönüşmekte olduklarına dikkatleri çekti.Askerin bu tavrı, AB’den gelecek eleştirilerin dozunu artıracaktır.Üye olmaya çalıştığımız AB ülkelerinin hiçbirinde din, bizdeki gibi devleti yönetmek ve insanların yaşam biçimini değiştirmek iddiasıyla hareket etmiyor.Mazeretimizi AB’ye mi anlatmalıyız?Hayır, bu gerçeğin bilincinde olan siyasetçileri seçmeyi kendimiz öğrenmeliyiz!

Devamını Oku