Kentlere veda vakti geliyor!

Kent yaşamı mayın döşenmiş bir arazide yürümeye benzeyecek bu gidişle...

Haberin Devamı

Kent yaşamı mayın döşenmiş bir arazide yürümeye benzeyecek bu gidişle...

Nefes almak için tükettiğimiz hava dışında neredeyse her şeyden vergi istenecek. Mevcut vergilerin de oranları yükseltilecek.

İktidar kaz gibi gördüğü vatandaşı öylesine hırs ve hınçla yolmaya hazırlanıyor ki insan meraka düşüyor:

AKP kent yaşamını pahalı hale getirerek kırsaldan kentlere yönelmiş göçe karşı bilinçli bir politika mı oluşturuyor?

Seçime bir yıl kaldığını düşününce böyle bir adımı şu dönemde atmanın akılcı olmayacağını görüyoruz.

Geriye ne ihtimal kalıyor?

Bu acıtıcı ve yıldırıcı vergiler hesabını bilmeyen, israfa ve yolsuzluğa batmış bir yönetim anlayışının çaresizliği olabilir!

Meclise sevkedilen tasarı, konaklama vergisi, otopark vergisi getirirken, kahve ve internet kafelere eğlence vergisi uyguluyor, taksi duraklarını harca bağlıyor, tüpgaz, doğalgaz ve elektriği tüketim vergisi kapsamına alıyor ve daha neler neler...

Belediyenin yolunu genişlettiği, park yaptığı veya metro götürdüğü bölgelerin sağladığı değer artışı, emlâk vergisine yapılacak artırımlar ile vergilendirilecek.

Merak ediyoruz; iktidar vergileri bu kadar çeşitlendirip artırmadan önce, yerel yönetimlerdeki israfın ve yolsuzluklar nedeniyle uğranılan maddi kayıpların hesabını çıkardı mı?

Sanmıyoruz. Şuradan belli:

Emekliler, şehit aileleri, gaziler ve özürlüler, sahip oldukları ve yaşadıkları tek konut 200 metre kareden büyük değilse vergi ödemiyorlardı.

Tasarıda emeklilerden bu hak geri alınmış. Niye? Emeklilerin gelirlerinde bizim bilmediğimiz bir artış mı oldu?

Yoksa iktidar emeklilere “büyük kentlerden çekin gidin” mi demek istiyor?

Uzun uzun düşünülüp planlanmış bir politika tasarlanmış olsaydı başbakan veya bir bakan çıkar halka niyetlerini anlatırdı.

Böyle bir şey olmadığı belli.

Adalet ve merhamet duygusunu kaybetmiş bir yönetim anlayışının tutarsızlığı zalimce yansıyor bu tasarıdan!

Kadrolu çoraplar
Giyim, kuşam bir zevktir. Kişinin zevkini yansıtır.

Sadece zevkini mi?

Bence kişiliğini, kalitesini, iç uyumunu, hatta yeteneğini bile.

Dün Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in ayaklarına odaklanmış fotoğrafları görünce şaşırdım ve üzüldüm.

Koyu renk pantolon, kahverengi ayakkabılar ve gri çoraplar...

Çorabın üzerinde bakla büyüklüğünde harflerle “Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik” yazıyor.

Çelik “kadrolu, unvanlı” çorapları ile “ne oldum” serüveninde rekorlar kırmıştır.

Üniversite otoritesi ile giriştiği ideolojik kavgaları, yerel politikaya yönelik müdahaleleri, türban ve imam hatip konularındaki kurnaz manevraları, eğitimin milli ve bilimsel niteliği aleyhine dinsel ağırlığı artırma çabaları hangi saplantılardan besleniyor; şimdi daha iyi anlaşılıyor.

Eğer bu çorap olayı bir olguyu temsil ediyorsa, eğitimi yere bu kadar yaklaştıran bir bakan hiç olmamıştı.

Ama bunu çoraplarından bağıracak kadar “kör kör gözüm parmağına” raddesinde afişe etmenin anlamı var mıydı?!

DİĞER YENİ YAZILAR