Papa’yla işimiz var!

16 Eylül 2006

Siyasal niteliği bu kadar ağır basan bir konuşmayı hiçbir Papa yapmamıştı.Bu Papa yaptı çünkü kendisi paparazzilerin ilgisini cezbedecek kadar sansasyonel hedefler peşinde.İslâm dini ve peygamberi hakkında konuşurken dünyanın, medeniyetler çatışması denilen uçurumun kenarında olduğunu bilmiyor muydu? Elbette biliyordu.O zaman amacı nedir?Guardian gazetesi, onun İslâm’la Hıristiyanlığı yakınlaştırmak niyetiyle değil, bu çatışma ortamını “Hıristiyan mezheplerini Katolizme yaklaştırmak” arzusu ile kullandığını ima etti.Medya yakaladıPapa bunu hep yapıyor. Türkiye’nin AB üyeliğine sırf Müslüman olduğu için karşı çıkmasının sebebi de budur.Tavrı, medeniyetler arasındaki yakınlaşmaya hizmet niyeti taşımadığını pek çok defa kanıtlamıştır. Nitekim New York Times gazetesi dünkü başyazısında bu durumu tesbit etmiştir:“Dünya bütün papaların sözlerini dikkatle dinlemektedir. Kasten veya istemeden acı verilmesi, trajik olduğu kadar tehlikelidir. Türkiye’nin AB üyeliğine Müslüman olduğu için karşı çıkan Papa, şimdi Müslüman dünyasına içten ve tatmin edici bir özür borçlu.” Mezhep farkı, bu olayda vicdanları koruyan bir emniyet mesafesi koymuştur araya. Özellikle Protestan toplumların medyasında çıkan ve Papa’nın özür dilemesini talep eden yayınlar çok etkili olmuştur.Ve beklenen açıklama dün gelmiştir... Özür değil, özür yerine geçecek bir açıklamadır bu.Çünkü papalar 1870 yılından beri “yanılmaz ve yanıltılamaz” sayıldığı için özür dilemiyorlar.Açıklamada, Papa’nın genel olarak din ile şiddet arasındaki ilişkiyi irdelediği ve hangi taraftan olursa olsun şiddete dinsel bir gerekçe göstermenin kesin biçimde reddedilmesi gerektiğini söylemek istediği anlatıldı.Vatikan özetle Papa’nın yanlış anlaşıldığını savundu.Hani neredeyse “Sözlerimi doğru anlamanız için Allah yardımcınız olsun” diye dua etti bize!Papa’nın tükürdüğünü yalaması bu kadar olabiliyor. Çok ümitvar olmamakla beraber dileğimiz, aldığı dersin onu benzer olaylar yaratmaktan uzak tutmaya yaramasıdır.Tek teselli de yaratılan öfkenin tahripkâr tepkilere meydan verilmeden yatışmasıdır. Hatta bazı siyasetçiler bu olaydan belki rant bile elde etmişlerdir, kim bilir?Başbakan’a pas!Meselâ Tayyip Erdoğan, laik bir devletin başbakanı olarak üç gün susmuş tepki gösterme inisiyatifini Diyanet’e bırakmayı tercih etmişti.Ama dün kendini tutamadı ve “Papa’nın Müslümanlardan özür dilemesi şarttır” diye demeç verdi. Niye?Dışişleri Bakanlığı’ndan Papa’nın az sonra özür açıklaması yapacağı haberinin kendisine verilmesi üzerine Başbakan, başarısı garantili bir hamle yapmayı düşünmüş olabilir mi?Bilmiyoruz ama böyle fırsatları kullanmayı pek seven başbakanları daha önce gördüğümüzü hatırlıyoruz!

Devamını Oku

Uyuşturucu olmasın!

15 Eylül 2006

Cumhuriyet’te dün çarpıcı bir seçim araştırması çıktı.Şaşırtıcı demek acaba daha mı isabetli olur?Çünkü SONAR şirketine yaptırılan araştırma AKP’nin iktidardan indirileceği işaretini veriyor.Partiler, aldıkları oy oranlarına göre şöyle sıralanıyor:AKP 25,5, CHP 20,08, DYP 13,09, MHP 12,2, DSP 7,9, ANAP 6,3, GP 5, DTP 4,4, SHP 2,9.AKP tek başına iktidar çoğunluğunu bu defa çıkaramayacaktır. Olayın şaşırtıcı tarafıyla, aynı şirketin dokuz ay önce yaptığı ankete bakınca karşılaşıyoruz.Çünkü AKP’nin Ocak’tan bu yana neredeyse yarı yarıya oy kaybettiğini, öteki partilerin de DTP hariç oylarını çok arttırdıklarını görüyoruz.“İktidar partisi bu ölçekte bir oy kaybını çoktan hak etmişti” diyenler çıkabilir.Gerçekten de Başbakan’ın laiklik ve üniter devlet konusundaki çelişkileri, ayrıca terör karşısındaki tereddütlü tutumu kafaları karıştırıyor, güven duygusunu zedeliyor.Devletteki ideolojik işgal hareketi, “türbanlı eş” durumunu tayinlerde kriter haline getirme yaygınlığı, laik eğitim aleyhine imam hatip eğitimini genişletme çabaları, artık meydan okuma etkisi yapıyor.Başbakan bir “final”den söz etti ya, okur mektupları şunu gösteriyor:Halk AKP’nin “Atatürk cumhuriyeti ile final oynadığını zanneden bir hayale kapılmış” olduğunu düşünüyor ve bu güvensizlik uzaklaşma yaratıyor!Evet, bu etkilerin hepsi toplumdaki savunma refleksini harekete geçirici sebeplerdir. Başbakan’ın şehitler hakkındaki sözleri ve cumhuriyeti kuranların kemikerini sızlatan Çarşamba görüntüleri, ayılmayı hızlandıran şoklardır.Ama bunlar bile bir iktidar partisini dokuz ayda yüzde 43’ten yüzde 25’e indirmez.AKP bu kadarını hak etmedi diye değil, seçmendeki algılama asla bu hıza erişemez; o yüzden...Muhalefeti rehavete, ülke gündemini erken seçim baskılarına sürükleyecek yönlendirmelerden sakınmak lâzım!Hukuk boyun eğmezSuudi Arabistan Kralı Abdullah’ın ziyareti bayağı verimli olmuş...Boğaz’daki Sevda Tepesi’ne inşaat yapamamaktan şikâyet eden kralı mutlu etmek için düğmeye basılmış olduğu anlaşılıyor.Belediye Başkanı Kadir Topbaş bu arazinin imarlı olduğu söylenerek krala satıldığını, sonra bir dava nedeniyle iznin kalktığını belirterek diyor ki:“Türkiye Cumhuriyeti’nin onuru söz konusudur. Devlette devamlılık vardır.” Doğru ama bu değerler, Türkiye bir hukuk devleti olursa söz konusu olur. Kralın hatırı için yasa çiğnenmemeli, gerekirse ödediği para geri verilmelidir.Kral Başbakanımıza küçük ismiyle hitap edip “Hadi benim Recebim/ Recebim sarı lira vereceğim/ Almazsan İspanya’ya gideceğim” demiş olabilir.Ne yapalım, giderse gitsin!

Devamını Oku

Hızlı başarı gerek

14 Eylül 2006

Yedisi çocuk olmak üzere on masum insanı öldüren bir saldırıyı kimler tertipleyebilir?Tabii ki halkın, hatta ondan da öteye tüm insanlığın lânet ve nefretini bilinçli olarak üstlerine çekmek isteyen melunlar...Arkadaşımız Bilâl Çetin’in üst düzey bir hükümet yetkilisine dayanarak verdiği habere göre Diyarbakır’daki terör saldırısını PKK gerçekleştirmiştir.Ama DTP’nin barış çağrısına olumlu tepki vermeye hazırlanan PKK yönetiminin önünü kesmeye çalışan örgüt içindeki aşırı sertlik yanlısı grup...Böylelikle barış çağrılarının buzdan örülmüş güvensizlik ve nefret duvarına çarparak dağılması sağlanmıştır.Kaderimiz bu değilDTP dün Diyarbakır’daki saldırıya rağmen ateşkes çağrılarının devam edeceği açıklaması yaptı.Diyarbakır Belediye Başkanı Baydemir patlamanın “barış talebini sabote etme amaçlı” olduğunu savundu. Peki adres ne?O konuda açık bir suçlama yok. Sadece Ankara İl Başkanı Karaaslan, bunun Türk İntikam Tugayı adlı yasadışı örgütün tek başına yaptığı bir eylem olamayacağını savundu.Terör canavarlığının hayatlarını söndürdüğü yedi çocuk iki aileye mensup. İki ailenin babaları da uzak kentlerde ekmek kavgası veriyor.Dün UNICEF “Yaşamak her çocuğun hakkı” diye mesaj yayınlarken Diyarbakır’a dönen babalar bebeklerinin cansız bedenlerini bile kucaklayamadılar.Türk halkına bu acıları reva görenlere lânet olsun!Terör ortamında bütün ihtimallerin gerçeğe uzaklığı eşitlenir.Yine acımasızlıktaki aşırılığı ile toplumun nefretini ayağa kaldırmış bir olay yaşandı ve yine binbir ihtimal havalarda uçuşuyor.PKK içindeki hizip dalaşından başlayarak TİT’e, oradan derin devlete ve Türkiye’yi terör baskısı ile terbiye etmek isteyen dış güçlerin oyunlarına kadar çeşit çeşit komplo teorisi...Terörün amacı korku ve güvensizlik yaratmaktır.Suçluları yakalamakta kaybedilecek her gün, terörün hedef güttüğü olumsuzlukları toplumda daha yaygın hale getirecektir.Terör biterken azarDiyarbakır’da halka yönelmiş saldırı, kötü bir işarettir ve Türkiye’nin bütünlüğü ile oynayan bölücü güçlerin etnik kamplaşmayı tahrike yönelik meşum adımlar atmaya hazırlandıkları alârmını vermektedir.Eğer hükümetin tesbiti doğru ise PKK içindeki güç çatışması, yeni saldırıları beraberinde getirebilir. Çünkü terör örgütleri küçülürken daha acımasız olurlar.Devleti yönetenler, Diyarbakır’daki alçaklığın faillerini yakalamakta ve PKK’ya yönelik baskıyı arttırmak için Amerika’yı ikna etmekte mutlaka başarılı olmalıdır.Ve bunları hızlı yapmalıdır.

Devamını Oku

Neyin finali Tayyip bey?

13 Eylül 2006

Başbakan önümüzdeki sürecin bir “final süreci” olduğunu söyledi.Final sözüyle neyi kastediyor acaba?Final sözcüğü, hangi hedefe yüklenmiş durumu anlatıyor?Biliyoruz şimdi “seçim yılına giriyoruz. Başbakan onu işaret etmek istedi” diyeceklerdir.Ama Ankara’da topladığı il başkanlarına “hep birlikte uzun ince bir yola çıktıklarını” söyleyerek konuşmasına başlamış olması, final sözünün genel seçimi değil öteki seçimi işaret ettiğini düşündürüyor.Çünkü herkes biliyor ki genel seçim değil, asıl cumhurbaşkanı seçimi bazı çevrelerin hayalindeki finali gerçekleştirecek olaydır.Hayal edilen o finalde, Sezer döneminde geri püskürtülen hamlelere karşı koymayacak bir zihniyetin Çankaya’ya çıkarılması vardır.Oy deposu olarak kullanılan cemaatler, Cumhurbaşkanlığı AKP’ye geçmeden iktidar gücünün tamamlanmayacağına inandırılmıştır.Bu beklenti cemaatlerin sabır göstermelerini ve kontrol edilmelerini kolaylaştırmıştır.Faulü kim yapıyor?Bazı araştırmalar tarikatlerin Türkiye’de on milyondan fazla oyu yönlendirme gücüne sahip bulunduğunu gösteriyor.Cemaat oyları disiplinlidir, hiç fire vermez. Tayyip Erdoğan, cumhurbaşkanı seçildikten sonra AKP’yi genel seçimde yine tek başına iktidar yapmak için tarikat ve cemaat kartını açıkça oynamaya mı karar verdi?Evet, dünkü konuşması bu şüpheyi uyandırıyor. İşte dedikleri:“Önümüzdeki süreç bir final süreci. Çeşitli fauller yapmak isteyen olabilir, olacaktır.. Bir çok provokatif hareketler.. Bu aralar yine gazetelerde çıkıyor ya; bu oyuna asla gelmeyeceksiniz. En son hareketleri İstanbul’da, Çarşamba’daki şeyleri görüyorsunuz..” Gazetelerin öldürülen “iki fakülte mezunu hoca”nın ailesine başsağlığı dileyecek yerde katilin öldürülmesini linç olayı gösterdiğini belirten Başbakan şöyle devam etti:“Böyle tam sayfa gazete ilânları verir gibi haberler yapmak suretiyle halkımızın kendi kutlu değerlerini veya kutsal bakışına farklı yaklaşımlar getirmenin anlamı yok. Onları bu noktada tahrik etmenin anlamı yok!” Yanlı bir hakem gibiİstanbul’un bir semti, laik cumhuriyete meydan okuyan gerici bir zihniyetin adeta egemenliğine girmiştir. Burada egemenlik kuran cemaat, ayrı bir devlet gibi vergi topluyor, yargılama yapıyor.Camide hoca öldürülüyor, öldüren de anında ölüyor. Medya da “neler oluyor burada?” diye toplum adına hesap soruyor.Cumhuriyet hükümetinin başbakanı ne yapıyor bunun üstüne?Medyanın duyarlılığına faul düdüğü çalıyor, o yetmiyor, laik cumhuriyete kafa tutan görüntü ve eylemlerden “kutlu değerler” ve “kutsal bakış” diye söz ediyor.Cumhurbaşkanı’nı seçecek meclisin üçte iki ağırlığına sahip iktidar partisinin lideri olarak Tayyip Erdoğan’ın Çankaya’yı istemeye hakkı vardır.Ama kazandıktan sonra düdüğünü böyle yanlı çalacağı şüphesi uyandırmaya devam edecek olursa korkarız ki final süreci sancılı geçecektir.Erdoğan yanlışını düzeltmelidir.Demokratik bir cumhuriyette final diye bir şey olmaz!

Devamını Oku

Çocuklarla oynamayın!

12 Eylül 2006

Her seçimin mutlaka haksız güç kullanma ve entrika ayıpları ile kirlenmesi mi gerekiyor?Söğüt’teki Ertuğrul Gazi’yi anma şenlikleri ile Kütahya’daki Hayme Ana’yı anma törenlerinde AKP ve MHP sempatizanı gruplar arasında meydana gelen olaylar deşildikçe altından çirkinlikler çıkıyor.Halkı dört yıl önceki seçimde tüm eski partileri cezalandıracak kadar bıktıran kötülükler sanki yeniden canlanıyor...Nerede rant varsa orada siyasi kavgalar yaratılır, kışkırtıcı demeçler halkı karşı karşıya getirirdi.Bir yıl sonra yeniden seçim için sandığa gideceğiz; yine aynı rezaletleri mi yaşayacağız?Söğüt ve Kütahya’daki törenler yükselen milliyetçiliğin rantına tamah eden iktidarın aşırı güç kullanması nedeniyle gerildi ve çatışma aşamasına kadar dayandı.MHP’li grupların Başbakan’a yönelik protesto sloganları ağırdı ve haksızdı. Başbakan Erdoğan’a göre, MHP’lilerin öfkesi, Söğüt’teki etkinliği AKP’ye kaptırmış olduklarını görmenin tahammülsüzlüğü idi.Başbakan, törenlere ülkenin dört bir yanından 50 bin kişinin katıldığını, MHP’lilerin sadece bin kişi olduğunu söylüyordu.Dün MHP yöneticileri, o kalabalığı iktidarın devlet imkânlarıyla oralara taşındığını iddia ettiler.“Bu anma ve kutlamalar eskiden devlet töreni düzeninde yapılırdı. İki yıldır AKP tören yerini kendi pankartları ve amigoları ile işgal ediyor” dediler.Tüm iddiaları değerlendirme imkânına sahip değiliz ama AKP’nin adam taşıdığı suçlamalarında gerçek payı bulunduğunu dün VATAN’a yansıyan şikâyetler sayesinde öğrendik.Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde kurduğu “Sıcak Yuva Vakfı” bu iki törene “kültürel gezi faaliyeti” çerçevesinde 100 otobüs ile katılmıştı. Vakfı siyasi amaçla kullanmak, alıştığımız rezillikler yanında büyütmeye deymeyecek bir kusur sayılabilir. Ama yapılan çok daha kötüsü:İnsanlar Bursa gezisi diye toplanmış, Başbakan’a “yaşa, varol” diye bağırtılmak üzere Kütahya’ya götürülmüş. Üstelik bu eziyeti verenleri, otobüslerdeki küçük çocukların varlığı bile durdurmamış.AKP yeni bir duruş, farklı bir söylemle çıktı ve iktidara geldi.Nasıl mı gidecek?.. Herhalde eskilere benzeyerek!*****Birbirinden beter 2 ihtimalCHP lideri Deniz Baykal bir haftadır her gün Fatih-Çarşamba için halkı uyarmaya, kamu otoritesini uyandırmaya uğraşıyor.“Cemaat bölgeyi tamamen ele geçirmiş, kendi devletini kurmuştur” diyor.Orada, camide bir cinayet işlendi, katil linç edildi;Cemaat kendi hukukuna göre yargılama yapıp “katli vaciptir” diye hüküm veriyor, infaz ediyor;İnsanların önüne kutular, kutulara paralar konuyor, yani vergi toplanıyor.Ana muhalefet liderinin yaptığı dehşet verici tesbitler ve suç duyurularına iktidardan en küçük bir tepki gelmiyor.Neye yoracağız bu durumu?Ana muhalefetin güçsüzlüğüne mi, yoksa iktidarın pişkinliğine mi?

Devamını Oku

Beyhude rekabet!

11 Eylül 2006

Bizim geleneğimiz “öldüreceğim” diye üstümüze gelene “ölmeyeceğim” diye direnmektir.PKK ihanetine karşı verilen mücadeleyi de böyle görmek ve bazı şehit ailelerinin kamuoyunda yankılanan itiraz seslerini amacından saptırmamak lâzım.Kimse evlâdını, eşini, kardeşini vatan uğruna kaybetmiş insanlarla vatanseverlik yarışı yapmaya kalkmasın.Onların duygu ağırlıklı sözlerini akıldan yoksun göstermeye yeltenmesin. Beyhudedir..O sesler sadece soylu acıları yansıtmıyor, can ve kan pahasına kazanılmış değerli tecrübeleri bize taşıyor.Devrim Sevimay’ın röportajında var: Bir şehit yakını cenazede bir bakanı gülerken görünce sinirlenip bağırmış. Başbakan da “Yakalayın o adamı getirin buraya” diye emir vermiş. Kendisine “şehit babasıdır” demeleri üzerine vazgeçmiş.Modern toplumlar, gerçek bir savaşın ortasında bile yanlışı eleştirmekten sakınmıyor. Doğruyu aramak savaş zamanı daha bile gerekli değil mi?Öyledir ama Türkiye’de yanlışları herkes söyleyemez. Başı derde girer. Şehit aileleri, kutsal fedakârlıklarının dokunulmazlık ayrıcalığına sahip oldukları için eleştirilerini altın bir fırsat olarak değerlendirmek gerekir.Onlar “PKK’nın tuzağına” düşmüyorlar, tersine PKK’yı bitirecek süreci hızlandıracak şeyler söylüyorlar. Toplum vicdanını rahatsız eden adaletsizlik lâvları onların volkanıyla açığa çıkıyor.Çocuklarını yitirmişler, kendileri için bir şey isteyemezler. İstedikleri, geride kalan fidanların ziyan olmaması, bölücü ihanetin kökünün kazınmasıdır.Siyasetçilerin ve varlıklı ailelerin çocukları da katılsın, her Mehmetçik’in son teknoloji ürünü çelik yeleği olsun, özel tim yaygınlaşsın demeleri, nasıl PKK’nın tuzağına düşmek oluyor? PKK’yı bitirecek tedbirler bunlar.Zırhlı makam araçlarıyla gezmek siyasetçilerin güvenliğini arttırıyor ama halkla ve gerçeklerle olan ilişkilerini çok zayıflatıyor!*****Seçim dönemi başladı!AKP, İstanbul Belediyesi eliyle 2007 genel seçimi çalışmalarını başlatmış bulunuyor.Hayırlı olsun, Allah kabul etsin!Ramazan nedeniyle 600 bin aileye 25 YTL’lik alış veriş çekleri dağıtılması daha başka nasıl yorumlanabilir?Yoksul ailelere sebep bile aramadan yardım edilmesi, elbette övgüye lâyıktır ama şartı var.Halktan toplanan vergilerle yoksullara yardım yapılacaksa bu hiç değilse siyasal kimliği olmayan yardım kuruluşları eliyle yapılmalıydı.Ama AKP, 600 bin eve ulaşma, o aileleri teşekkür borcu altına sokma fırsatını feda edemedi.Gelecek yıl seçim var ve büyük ihtimalle iktidar tarihini Ramazan ayına denk getirecektir.Haksız rekabet değil mi bu?Elbette öyledir ama kabahat AKP’yi yönetenlerden çok parti amblemindeki A harfinin Adalet diye okunacağını zannedenlerdedir!

Devamını Oku

Şehitlerin tecrübesi

10 Eylül 2006

Acılarımızı genellikle kendimiz seçeriz. Ama şehit ailelerinin durumu yıldırım çarpması gibi; yıkım ve yangın!Gösterdikleri metanet her övgünün üstünde. Evlâtlarını ihanetin kalleş pusularında yitirmiş anne ve babaların arkadaşımız Devrim Sevimay’a anlattıkları, bu insanların ocaklarına ateş düştüğü anda bile birer fazilet anıtı gibi durduklarını gösteriyor.Yaşadıkları tecrübeyi, başka ocaklar sönmesin ve ülke PKK melânetinden bir an önce kurtulsun diye değerlendirmeye çalışıyorlar. Son zamanlarda yükselen feveranı isyan gibi görmemek lâzım. Geçen gün “Hep garip insanların çocukları ölüyor da bir siyasetçinin, bürokratın, generalin veya iş adamının çocuğu niçin ölmüyor?” diye sorarlarken “Onlardan da ölsün” peşinde olmadıklarını yazmıştım.İşte, Sevimay’ın röportajında niçin adalet talep ettiklerini açıklıyorlar: Dediklerinin yapılması çocuklarını geri getirmeyecektir ama o zaman meseleye karar vericiler daha hassasiyetle yaklaşacakları için katil sürüsünün kökü kolayca kazınacaktır.Evlât acısından süzülmüş bu tecrübelere saygı göstermek lâzım.Şehit yakınlarının anlattıkları, bu mücadelenin en kısa zamanda profesyonel timlere devredilmesi, hafif çelik yeleklerin tüm askerlere verilmesi, o bölgedeki bütün yolların mayın yerleştirmeye imkân tanımamak için asfalt yapılması gerektiğini işaret ediyor.Evlât acısını bilen insanlar, düşmanına bile dilemez aynı kaderi. Yöneticilerin “Kendi canları yanmadıkça akıllanacakları konusunda umutları kalmadığı için” öyle bağırıyorlar.Siyasetçinin ve bürokratların çocuklarını, ölsünler diye değil, doğru kararlar derhal verilsin ve kimse ölmesin diye istiyorlar.*****Başbakan önleyebilirdiBaşbakan herhalde neler işiteceğini bilerek gitti Söğüt’teki Ertuğrul Gazi Şenlikleri’ne...Lübnan’a asker gönderdiği için İsrail yandaşlığı yapmakla suçlanıyor. Bunda günahı alınıyor.Kürt sorunu bağlamında “alt kimlik-üst kimlik” ayırımı yaparak bölücülerin ekmeğine yağ sürdüğü eleştirilerine hedef oluyor. Ve bu eleştirileri hak ediyor.Seçime bir yıl kaldı. Milliyetçi kimliği şüphe götüren bir parti topaldır, koşamaz. Başbakan bunu bildiği için ve orada saldırılara hedef olacağını tahmin ettiği halde Söğüt ilçesine gitti.MHP’liler ona “İsrail sizinle gurur duyuyor”, “Türk askeri yan gelip yatmıyor, can verip yatıyor” diye bağırdılar.O da Şeyh Edebali’den esinlenerek “Hakaretleri duymadım ve hakkımı helâl ediyorum” diye büyüklük gösterisi yaptı.Fakat bizce gösteri yarım kalmıştır.Kürsüde kardeşlik üzerine nutuk atacak yerde 20 metre uzağına oturtulan MHP lideri Bahçeli’yi yanına davet etseydi bu tatsızlıkların hepsini önlerdi.AKP lâf siyaseti yapıyor. Çözüm siyasetinden çok uzakta!

Devamını Oku

Lâfı bırakın çare bulun

9 Eylül 2006

Başbakan yanlış yapıyor. O sözlerin yenir yutulur yanı yoktur. Şaka ile düzeltilemez.Şehitlik, başbakanlıktan daha büyük bir makamdır.“Şehit cenazesi istemiyoruz” çağrısına “Askerlik herhalde yan gelip yatma yeri değildir” diyerek boyundan büyük lâf etmiştir.Dün Milas’ta, son günlerin en önemli sözüne yeniden değineceği uyarısı yaptıktan sonra “Bu makamlar, yan gelip yatma yeri değil. Bakanı, milletvekili, bürokratı, teknokratı 24 saat çalışacak. Kimse yan gelip yatmayacak” demiş.Yan gelip yatma benzetmesini uygun yerlerde tekrarlamak, önceki saygısızlığın üstünü örter mi?Suç mahalli suçluyu çağırır ya; Başbakan’ın çabası onu andırıyor. Konuya dönerek delilleri değiştirmeye çalışıyorsa beyhudedir.Adresi şaşırdılarSiyasette hata sâri oluyor. İktidarın yanlışları kamu görevlilerine hemen bulaşıyor. Dünkü törende Başbakan’ın şehitlerle ilgili sözlerini protesto eden bir kadını terörle mücadele ekipleri tören alanından uzaklaştırarak gözaltına aldılar.CHP üyesi olduğu bildirilen Tülay Güldamla’nın Terörle Mücadele Şubesi’nde dört saat gözaltında tutulmasına sebep olan suç neydi?Atatürk’ün ve kurtuluş savaşındaki askerlerin fotoğraflarını Tayyip Erdoğan’a gösterirken “Başbakanım bu resimlere iyi bakın. Bunlar yan gelip yatan insanlar mı?” diye seslenmişti.Yapılan muamele terörle mücadelenin adresini şaşırmaktır.Başbakan’ın halkı öfkelendiren sözlerine tepki gösterenlere terörist muamelesi yapmak, Başbakan’ın kusurunu kutsama şaşkınlığa düşmek değil mi?Devletin terörle mücadele birimleri gerçek teröristlerle uğraşsın!Profesyonel işiBaşbakan itiraf etmeyi “büyüklüğüne” yediremediği suçunu halka unutturmak istiyorsa, şehit cenazelerini en aza indirecek ve PKK’nın kökünü kurutacak bir proje için düğmeye basmalıdır.Bir okurum “Güneydoğu’da unutulanlar dışında yeni bir şey yok” diyor. Doğrudur.Özel harekât timleri ne zaman azaltıldıysa terör o kadar arttı. Yeni duruma uyarlayarak bu timleri hızla çoğaltmak gerekiyor.Yapılan şey gerilla savaşı değil. Vurup kaçanları önlemek ve yakalamak gerekiyor. Terörist avcılığı profesyonel bir iştir. Kurayla yapılacak iş değil, uzun dönemli eğitim gerektiren bir hizmettir.İyi maaşla teşvik edilirse gönüllü profesyoneller, yeterli uzmanlığı zorunlu askerlik hizmeti döneminde kazanması mümkün olmayan çocuklarımızı ziyan olmaktan kurtaracaktır.PKK ihanetinin Türkiye’nin güvenliği için tehdit oluşturması bu büyük ülke için ayıptır.Zaaf devletin ve toplumun gücünde değil, yöneten siyasetçilerdedir!

Devamını Oku