Etki-Tepki Kanunu nedir? Buna en iyi cevap “Ne ekersen onu biçersin” atasözüdür.
Buradan yola çıkarak diyebiliriz ki Türkiye’deki kökten dinciliğin mimarı kökten laikler, kökten laikliğin mimarı da kökten dincilerdir.
Cumhuriyet kuşaklarını bugünkü kamplaşmaya sürükleyen virüs, karşılıklı olarak birbirini tahrik eden “Din elden gidiyor” ve “Laiklik elden gidiyor” vehimleridir.
Bu keskin bölünmeden menfaat üretmeye çalışan siyasetçilerin sorumsuzluğunu bir yere kadar cehaletlerine verebiliriz. Peki aynı yangına körükle giden aydınlara, hele bilim adamlarına ne diyeceğiz?
Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Emin Alıcı verdiği konferansta kapkara bir tablo çizdi.
Bu iktidarla Türkiye’nin “uzatmalar”ı oynadığını, bugün karar versek ancak 20 yılda kurtulmanın mümkün olabileceğini öne süren Prof. Alıcı, dinleyenleri şaşırtan bir “herze” yumurtladı:
“1450’li yıllarda matbaa bulundu. Müslüman olmayanlar kullandı, biz 250 yıl sonra matbaayı kullanabildik. Keşke o zamanlar Anadolu Müslüman olmasaydı!”
Bir bilim adamının ağzından çıkanı duyması lâzım.
Yönetenlerin dine dayalı uygulamalarını eleştirmek başka, geri kalmışlığın tüm suçunu dine yüklemek başka şeydir.
Rektör bey Müslüman dünyasını ayağa kaldıran Papa’ya mı özendi?
Bu sözlerin en azından milletin canını sıkacağını bilmesi gerekmez miydi?
Dün VATAN muhabirine “Normal bir insan söylemez bu sözleri” diye yalanlamada bulundu. Ama bant kayıtlarından, rektörün gerçeği yansıtmadığını tespit ettik.
“Normal insan söylemez” sözü kendisiyle ilgili soruna teşhisi koymuştur.
Onu önümüzdeki seçimde milletvekili adayı görebiliriz.
Siyaset dünyamız normal olmayan insanları pek sever çünkü!
Lâf lâf lâf...
Orgeneral Başbuğ’a AKP’den hemen cevap geldi.
Tabii “Lâf olsun torba dolsun” türü sözleri cevap sayarsanız.
Genel Başkan Yardımcısı Fırat, irtica ile ilgili iddialara katılmadığını şöyle gerekçelendirdi: “İrtica yasalarımıza göre suçtur. Her vatandaş, bir suç varsa güvenlik güçlerine iletmekle mükelleftir!”
Şu anlaşılıyor: Askerin gördüğü irticayı demek ki iktidar görmüyor. Gördüğünü söyleyenleri de polise gönderiyor.
Tamam da hangi polise?
Camide linç edilen katilin, başını minbere vura vura intihar ettiğini, Adli Tıp raporunu görmeden basına açıklayan polislere mi?
Fırat, “İkinci 28 Şubat süreci olur mu?” sorusuna da filozofça (!) bir cevap vermiş:
“Tarihi geriye götüremezsiniz!”
Bunu zaten isteyen yok. Şu anda öyle bir tehlike de etrafta görünmüyor. Tek sorun iktidarın hipermetropluğudur.
Hemen bir yakın gözlüğü alsınlar ve bir de 28 Şubat siyasetçileri gibi boş sözlerle kendilerini kandırmasınlar!

