Doğru hamle

10 Ekim 2006

Başbakan Erdoğan, Fransa’nın göze aldığı ilkelliği “Akıl Tutulması” diye adlandırdı.Beğendim bu tarifi...Ayrıca Fransızlara onların yöntemi ile karşılık verme hazırlığımıza karşı çıktığı için teşhisinin değeri bir kat artmıştır.Meclis Adalet Komisyonu “Ermeni soykırımı vardır” diyenlerin cezalandırılmasına ve Fransa’nın Cezayir’de soykırım yaptığının kabulüne ilişkin yasa tekliflerini bugün ele alacaktı. Herhalde şimdi bu hamleden vazgeçilecektir. Doğru olan budur.Fransa’yı caydırmak adına gündeme sunulan başka bir öneri de Türkiye’de kaçak çalışan 70 bin Ermeni’nin ülkelerine geri gönderilmesidir.VATAN muhabirleri bu kişileri buldu ve konuştu. Burada yaşadıkları mahrumiyetler bile Ermenistan’ın terk ettikleri çaresizliği yanında bir umut ve bir ufuktur.Dört milyon Türk...Türk halkının âlicenaplığı, adresi sapıtmış bir intikama feda edilmemeli. Baştan alınmasalar olurdu; bu durumda göndermek ırkçı bir tepki olur. Bize daha çok zarar verir.Bu mesele bugünden yarına bitmeyecek; uzun dönemli politikalar gerekiyor.AİHM’ne gitmek mantıklı bir yoldur.Ama asıl caydırıcı silâh, Avrupa’da yaşayan 4 milyon Türk’tür.Bunu iki gün önce yazdığımda gurbetçilerden o kadar çok mesaj geldi ki bu gücün dış temsilciliklerimiz eliyle ayağa kaldırılamayacağını düşünmeye başladım.Avrupa’daki Türkleri demokratik bir etkileme gücü olarak örgütleme ve eğitme görevini sivil toplum örgütlerimiz üstlenmelidir.Karşı taraftaki akıl tutulmasını hayra bile çevirebiliriz. Yeter ki bu rekabetten bizim nasibimiz de zihin açıklığı olsun!

Devamını Oku

Siren sesi gibi...

9 Ekim 2006

Erol Evcil, Nesim Malki cinayetinin azmettiricisi olarak yargılanıyor.Mal varlığına tedbir konulmasına rağmen milyonlarca dolarlık para hareketini yönettiğine dair bulgular, ikinci bir davanın konusu olmuş durumdadır.Bursalı iş adamının karmaşık ilişkileri, kamuoyunun onun hakkında mahkemelerden çok önce hüküm oluşturmasına yardım etmiştir.Savcının ona yönelttiği suçlamalar bu bakımdan büyük haber değeri taşımıyor. Asıl mesele, devletle ve devlet görevlileri ile olan ilişkilerinin ortaya çıkardığı ibretli çürümedir.Bursa Başsavcılığı’nın iddianamesi, kamu düzenindeki vahim zaafların varlığını duyuran bir “siren sesi”ne benziyor.Savcı iddianamede Erol Evcil’in Malki cinayetinden dört yıl sonra yakalanmasını, onun “devlet üst kademelerde yer alan görevlilerle olan çirkin ilişkilerini göstermesi bakımından önemli” sayıyor. Ve iddiasını Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun bu konudaki görüşü ile destekliyor.Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun “cinayet soruşturmasında görev alan tüm kamu birimlerinin değişik önem ve derecelerde kusurluluk halinde bulundukları” yönünde vahim bir tespiti bulunuyor.Bu tabloda Erol Evcil’e koruma sağlayarak adaleti saptıranlara ne olduğu sorusu, Evcil’in ne ceza göreceği sorusundan daha önemli hale gelmiştir.Yargı, sonuna kadar iz sürerek bu ilişkileri aydınlığa çıkarmalıdır. Adalete, devlet otoritesine ve demokratik sisteme olan güveni başka türlü geri getiremeyiz.Adalet Bakanı bu konuda halka bilgi ve güvence vermek zorundadır!

Devamını Oku

İbret lâzım!

8 Ekim 2006

Türkiye’yi kaybetmek pahasına Ermeni tetikçisi olmayı Fransa neden kabullenir acaba?Fazilet timsali olduklarını, adalet uğruna her özveriyi göze alabileceklerini ispat için mi?Olamaz çünkü Cezayir’de 200 bin Müslümanı öldürüp 2 milyon köylüyü toprağından söküp süpüren sömürgeciler onlardır!Birinci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı tebaası Ermenilerin mecburi göçe niçin tabi tutulduğunu Ruslar ve İngilizler kadar yakından bilenler;Anadolu’nun Fransız işgaline uğrayan bölgelerinde rahat kıyım ve yağma yapsınlar diye Ermeni çetelerine Fransız üniforması giydirenler de onlardır.Akıl erdirmesi zor bir olay bu. Riske sokulan değerler, Fransa’daki Ermeni kökenli seçmenlerin oylarını almakla dengelenecek şeyler değildir.Beşeri vicdan uyandığında o rüşvet oylar utancın hançeri haline gelmeyecek mi?Fransa’da yaşayan Türkler ve öbür Müslümanlar yakın bir gelecekte bu köktenci ayrımcılığın suçlularını pişman edecek kaliteye hiç ulaşmayacak mı?Engizisyon kafasıFransız meclisi Ermeni soykırımını zaten 2001 yılında tanımıştı. Bu yetmedi; 12 Ekim’de Ermeni soykırımının inkârını suç sayan teklifi yasa yapacaklar.Başbakan Erdoğan önceki gün İstanbul’da görüştüğü Fransız Ticaret Odası heyeti üyelerine “İlişkilerimizi üçüncü tarafların ipoteğinden kurtarmalıyız” çağrısı yaptı.Böyle çağrılar ancak mantıklı muhataplar üzerinde etkili olur. Fransa’da Türk ve yabancı düşmanlığı, siyasetçilerin körüklemesi ile ulusal bir hastalık haline geldi. Parlamentoda tarih yazıp mahkemelerde bunu belletmeye dayalı engizisyon kafasına daha net, daha sert uyarılar gerekir.Ankara’daki siyasetçiler keşke Avrupa’daki gurbetçilerin bize kıtayı yerinden oynatacak güçte bir kaldıraç sağladıklarını görecek kadar uyanık olsalardı.Bu gücü kullanmayı bilsek sorunu çoktan çözerdik.Dört milyon TürkBu rezil öneri beş ay önce Fransız meclisinde uykuya yattığında yazarımız Bülent Akarcalı Ankara’yı “gevşemeyin” diye uyarmıştı. Bizim mecliste de Cezayir soykırımı yasası ile misilleme hazırlandığına göre belli ki uyarı işe yaramamış.Oysa Fransa’da yaşayan 10-15 bin yurttaşımızın imzasını taşıyan ve “Bu yasa yüz karasıdır, vazgeçilmelidir” yazan bir bildiri örgütlenebilirdi.Taa Ankara’dan gelen cılız bir tehdit sesindense, siyasetçileri tarafından dünyaya rezil edildiklerini Fransız halkına, kulağının dibinde haykıran bir koro çok daha etkili olurdu.Hatta oradaki Türk dernekleri “vatan için” yapılacak bir görev çağrısı söz konusu olunca, Cezayir kökenli Fransız vatandaşların yardımını bile sağlayabilirdi.Bizim bu sistematik Ermeni şantajnın önünü kesecek bir ibret yaratmaya ihtiyacımız var.Başbakan Fransız siyasetçileri bıraksın; Avrupa’da 4 milyon Türk yaşıyor, onların yardımını istesin!

Devamını Oku

Ulusun gücü

7 Ekim 2006

Medeniyet gerçekten “tek dişi kalmış canavar”a benziyor. İkiyüzlülüğü mide bulandırıyor!Fransa Cumhurbaşkanı Chirac iki yıl önce Türkiye’nin AB’ye girmek için Ermeni soykırımını kabul etmesi gerektiğini söylemişti.Geçen yıl Fransa’nın sömürgecilik dönemi ile ilgili kanlı geçmişi gündeme getirildiğinde “Tarihi olayların incelenmesi tarihçilere bırakılmalı” diye çevirdi lâfı.Şimdi Fransız parlamentosu “Ermeni soykırımının inkârını suç sayan teklif”i yasalaştırmaya hazırlanıyor!Bu girişim, ifade özgürlüğünü aşan, bilimsel gerçeğe giden yolları mayınlayan, demokrasiyi ve hukuk devletini haydutluk yapmak için iğfal eden bir ahlâksızlıktır.Türk milleti böyle bir hakarete katlanamaz. Cezayir soykırımıTarafsız tarihçilerin önerisi belli:“Size ‘soykırımı kabul edin, özür dileyin, kurtulun’ diyeceklerdir. Ama sakın bunu yapmayın. Kendi rahatınız için atalarınıza atılmış iftiraya iştirak etmeyin. Onlar böyle bir suç işlemedi!” Türkiye tarihçilerin hakemliğini kabul ettiği halde sonuç alamadı. Haksızlığa isyan duygusu bizi sonunda misilleme yapmaya sürüklüyor.Onlar gibi biz de yasayla kanun yazacağız.Bizim meclis, Fransa’nın Cezayir’de soykırım yaptığına dair kanun teklifini, Fransa’daki kanunun oylanmasından bir gün önce görüşmeye açacak.AnaBritannica “Altı yıl süren Cezayir bağımsızlık savaşında on bin Fransız subayı ve erine karşılık 250 bin Müslüman yaşamını yitirdi. İki milyon kadar köylü de toprağını terk etmek zorunda kaldı” diye yazıyor.Üstelik bu vahşet “soykırım” diye bir suçun hukuken tescilinden sonra gerçekleşmiştir.Ermeniler ise tebası oldukları Osmanlı devletinin Rusya ile yaptığı savaş sırasında, Ermeni çetelerin ihanet ve cinayetlerine karşı tedbir arayan yönetimin “mecburi göç” operasyonundan zarar görmüşlerdir.Elbette yaşanan acıların savunulur yanı yoktur ama ortada soykırım niyeti ve eylemi de yoktur.Siyaset yerlerdeBu gerçekleri Ermeni diasporasının örgütlü gücünden etkilenerek Türkiye’ye boyun eğdirmeye çalışan “dost” ülke politikacıları bilmiyorlar mı?Biliyorlar ama son zamanlarda Ermeni soykırımı iddiaları, adeta “kışkırtma yoluyla kendimize zarar verecek yanlışlar yapalım” diye tırmandırılıyor.AB’deki Türkiye karşıtları önümüze bu hendeği kazıyorlar.Hollanda’da Ermeni soykırımını reddeden Türkleri partilerin aday listelerinden düşürmek siyasetin göze aldığı alçalmayı sergileyen utanç verici bir örnektir.Türk halkı onurunu savunmanın kararlılığı ile bu haksızlığa karşı bütünleştiğini dünyaya göstermelidir. Unuttuğumuz ulus dayanışmasını hatırlamanın tam zamanıdır.Akıl ve ahlâk yolundan çıkanları siyasetçilerimizin tavrından çok asıl ulusun gücü caydırabilir.

Devamını Oku

Şimdiki çocuklar!

6 Ekim 2006

Şimdi bazıları “Daha pek genç evlâdım. Devlet terbiyesi edinmesine yetecek tecrübesi birikmedi” diyeceklerdir.Bu yoruma katılamayız. Devlet Bakanı Babacan’ın Cumhurbaşkanı Sezer’e yaptığı onun devlet terbiyesinden önce aile terbiyesinden yana eksiği olduğunu gösterir!Babacan da ana kuzusu değil, 39 yaşında. Atatürk onun yaşında Osmanlı’nın küllerinden Türkiye Cumhuriyeti’ni kuruyordu.Düşünün, Almanya Başbakanı Merkel, Çankaya’ya gidiyor. Randevu zaten sarkmış.Konuk Başbakan’a refakat eden Bakan Babacan daha görüşme başlamadan Cumhurbaşkanı’na “Uçak bekletiliyor. İstanbul’da herkes bizi iftara bekliyor. Bu nedenle görüşme biraz kısa sürecek” diyor.Ve Alman medyasına da yansıyarak bizi, bağımsızlığı yeni tanınmış bir çöl devleti kalitesiyle dünyaya rezil eden skandal yaşanıyor.Bu ne had bilmezliktir?Babacan bu saygısızlığı Başbakan’ına yapabilir miydi?Ona yapamayacağı terbiyesizliği, ondan daha yüksek bir devlet makamını temsil eden Cumhurbaşkanı’na karşı hiç yapamayacağını dört yılda öğrenecek yeteneğe sahip değil midir?Baştemsilciliğine emanet edilen AB’nin kaderinden endişe etmeye başladım ben.İrtica tarifiBaşbakan irticanın tarifini istemişti ya; işte size tarifine tam oturan bir irtica örneği!Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde bir dost ülkenin Başbakanı ile resmi görüşme yapılacakken bu önemli devlet görevi “iftara yetişeceğiz” gerekçesiyle sabote ediliyor.Ve bu rezalet, iktidarın din sömürüsü ile ilgili salvo suçlamalara hedef olduğu günlerde gerçekleşiyor.Allah ıslah etsin demez misiniz?Küçük bir ek: Bu saygısızlığın hak ettiği cevabı, yabancı konukların fark etmesine imkân tanımamak için Cumhurbaşkanı’nın daha sonra vermesi, acaba daha yerinde olmaz mıydı?*****Çankaya’ya gitti gider...SONAR’ın anketi Başbakan Erdoğan’ın düşüş yaşadığını ortaya çıkardı.32. Gün programı için yapılan araştırma, Erdoğan’ı beğenen seçmenlerin dört yılda yüzde 20 azaldığını gösteriyor. Dört yıl önce seçmenlerin yüzde 47,4’ü onu beğenirken oran şimdi 25,3’e gerilemiş.AKP’nin oy kaybettiğine inananlar bunun sebebine ait görüşlerini açıklarken “işsizlik ve ekonomik gidişat” (yüzde 17,7) ve “hükümetin dört yıllık icraatı” (14,18) diyorlar...Başbakan’ın gaflarını sebep sayanlar daha çok; yüzde 20,21 oranını buluyor.Bu aşınma devam edecektir. Almanya Başbakanı’nın ziyareti, yeni foyaların dökülmesine sebep oldu. Bir Alman yetkilinin çektiği resmi bu ülkenin halkı da beğenmeyecektir. Bakın yabancıdaki algılamaya:“Kendimizi tek partili sosyalist bir ülkede gibi hissettik. Her tarafta bir tek parti, sadece AKP vardı.” Konuk Başbakan’a bir muhalif siyasetçi veya bir sivil toplum örgütü gösterilmedi.Bu resim ve bu gidiş Başbakan Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı olmaya daha çok itebilir!

Devamını Oku

Zirvedeki iki karakter

5 Ekim 2006

Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, irtica tehdidinin varlığını savunurken art arda sorular sormuştu.İlki şuydu: “Her fırsatta ‘laikliği yeniden tanımlayalım’ diyenler yok mudur?” Ardından birkaç soru daha... Ve hüküm cümlesi:“Bu sorulara ‘Hayır Türkiye’de bunlar yoktur’ diyemiyorsanız Türkiye’de irtica tehdidi vardır ve bu tehdide karşı her türlü önlem alınmalıdır!” Orgeneral Büyükanıt’ın tehdide bir numaralı kanıt olarak gösterdiği beyanın Meclis Başkanı Arınç’a ait olduğu biliniyor ve ne cevap vereceği merakla bekleniyordu.Arınç cevap hakkını Kanal 7’de kullandı ve “Genelkurmay Başkanı beni kastediyorsa bundan üzüntü duyarım” dedi.Genelkurmay Başkanı’nın kendisini hedef alan sözlerini nezaketsizlik saydığını öne süren Arınç, laikliğin yeniden yorumlanmasına ihtiyaç bulunduğu konusundaki görüşünde ısrarlı olduğunu da söyledi.Arınç’a malum olmuşYumuşak ses tonu ile kamufle edilmiş sert çıkışlar, Arınç’ın karakterini yansıtıyor. O makama “türban inadı”nı kullanarak geldiğini unutmadık.Ama bu son olay gerçekten onu sarsmış olmalıdır. Düşünün ki bir önceki komutan Özkök yaptığı veda ziyaretinde onu onurlandıran sözler söylemişti:“Başkanlığınız döneminde Meclis’in saygınlığının, itibarının artması, siyaset kurumunun saygınlığının artması anlamına geldiğinden çok önemsiyorum. Bundan dolayı sizi tebrik ediyorum.” Üstünden kırk gün geçmeden, gelen komutan Büyükanıt onu, irtica tehlikesi ile ilgili sıraladığı kanıtların ilk sırasına koymuştur.Kanal 7’de Arınç, Özkök’ün veda törenindeki duygularını da anlattı:“Veda töreninde eşinden çok ben ağladım!” Demek ki malûm olmuş... Ama devlet hayatı duygusallıkları ve alınganlıkları kaldırmıyor.Samimiyet sınavı varİrtica konuşmalarından Başbakan Erdoğan’ın Bülent Arınç’tan daha fazla alınması gerekirdi. Fakat Erdoğan bunu belli etmemeyi başardı.Üstelik Başbakan laikliğin yeniden tarif edilmesi önerisine katılmakla kalmıyor, irtica kavramına da tarif istiyor.“Yaptıklarınıza bakın, tarifi çıkarın” diye cevap verilebilir buna. Fakat Başbakan zekice bir esneklik göstererek bu tür tepkileri de önlemiştir.Cumhurbaşkanı ve komutanlarla sorunu çözebileceklerini söylemiş “Bunları kamuoyu önünde değil, aramızda konuşalım” demiştir.Doğru olan da budur. Çünkü tırmandırmak, yalnız toplumsal huzuru ve ekonominin sağlığını bozmayacak, içine girdiğimiz seçim ortamını da zehirleyecektir.Başbakan’ın bu uzlaşmacı adımı samimi olarak mı attığını, yoksa bu fırsatı zaman kazanmak ve devlet adamı gibi davranarak Cumhurbaşkanı seçimine yatırım için mi kullandığını merak ediyorum.Temennim var ama tahminim yok maalesef...

Devamını Oku

Nerede CHP?

4 Ekim 2006

Başbakan’ın AKP oylarının düştüğünü söylemesi bazı çevrelerde ümit ve heyecan yarattı.Hayal kurmak iyidir, yeter ki rehavet sebebi olmasın.Gençlerin eğilimini ölçmek amacıyla AKP’nin geçen haziranda 30 üniversitede yaptırdığı seçim anketi, Başbakan’ın sözünü ettiği temmuz anketindeki sonuçlara çok benziyor.Meselâ gençler arasında da AKP yüzde 27 ile birinci parti.Tek fark ikinci parti bu ankette CHP değil MHP. Gençlerin yüzde 16,8’i MHP’yi destekliyor.CHP ile DYP yüzde 8’le baraj hattının altında kalıyor.AKP’deki düşüşün, 2007 seçimini heyecan verici bir hedef haline getirmesi gerekir değil mi? Ama öyle olmuyor, çünkü AKP’ye karşı güçlü bir iktidar seçeneği ufukta görünmüyor.Tablo, CHP’de nöbet değişimine erdemli siyasetçileri inandırmak için yeter de artar sebeptir!Sosyal demokrasi gençliğe ulaşamıyorsa parti koltukları fuzuli işgal altında demektir.Deniz Baykal’ın başarısızlığını kabul etmesi için mutlaka önümüzdeki seçimi de kaybettiğini görmesi mi lâzım? Ya bu inadı Türkiye’ye bir 5 yıl daha kaybettirirse?Ankette kararsızlar yüzde 30... Bu otuzun temsil ettiği genç değerler belli ki solda yeni bir lider bekliyor.VATAN’ın internet sayfasında Erol Çevikçe, CHP’nin oylarını arttırabilmesi için niçin Deniz Baykal’ı değiştirmek zorunda olduğunu yazıyordu. Lübnan’la ilgili müzakerelerde meclis kürsüsüne çıkan dört CHP sözcüsünün 65 yaşın üstünde olduğuna dikkat etmiş.Gençlerin böyle bir partiyi kendilerine yakın bulması mümkün müdür?Şansını yitirmiş lider kadrosu ile CHP, bu seçimde de AKP’nin şansı olacaktır!*****Başbakan’ın yöntemiİrtica ne demek?Şimdi iktidar buna sardı.Bu bir hukuki tanım değilmiş. Ne yapacağız?Başbakan Londra’dan dönerken buna “aşırılıklar” diye bir tanım getirilebileceğini söyledi.Bir önlemler paketinden söz etti ve aşırıları mümkün olduğu kadar merkeze çekerek kazanmak gerektiğini savundu.Afedersiniz ama bu aşırı bir saptırma olmuyor mu?İrticai tehdit ve tehlike bir olgudur, bir iklimdir. İrtica suçlamaları Başbakan’ın “aman rahatsız etmeyelim” dediği dine bağlı vatandaşları hedef göstermiyor.Devlet kadrolarını dinsel ideolojik kaygılarla yağmalayan, eğitimin milli karakterini bozan ve Türkiye’yi dönüştürmeye başlayan yönetim anlayışını işaret ediyor.Başbakan bir vücut çalımı atıp koruyucu baba rolüne giriyor ve “hallederiz” havasını basıyor.Bari hemen yanıbaşından başlasın işe.Bürokrasinin 1 numaralı koltuğuna oturttuğu Ömer Dinçer hem örnek bir aşırıdır, hem de Başbakan’ın feda edemediği biri.Dinçer “Cumhuriyet’in temel değerlerinin yerini daha Müslüman bir yapıya bırakması zamanı geldi” demişti on yıl önce. Başbakanlık Müsteşarı olduğunda “değiştim” demedi, “Aynı şeye inanıyorum” dedi.Kucaklanırsa belki iyi gelir!

Devamını Oku

Dış müdahale!

3 Ekim 2006

Türk Silâhlı Kuvvetleri, Avrupa Birliği’ndeki ordulardan farklı. Bu, ortak tespittir. Ama Genelkurmay Başkanı Büyükanıt ve AB Komisyonu Türkiye Temsilcisi Kretschmer bu tespitte birleştikten hemen sonra ayrılıyorlar.Kretschmer, Türkiye AB’ye girecekse bu farklılığın savunulamayacağını söylüyor. Orgeneral Büyükanıt ise bu farklılığın gerekliliğini savunuyor.Teorik tartışmaları bırakıp samimiyetle çözüme yürümek gerekiyor. Yoksa yabancı burunları her meselemizin içinde göreceğiz!Türkiye demokrasi ile yönetilen tek Müslüman ülkedir ama bu ayrıcalığı nasıl kazanmış ve korumuştur?Laik rejime son vermeye yönelik hevesler “kanlı mı olacak, kansız mı” diye soracak cürete ulaşmışken nasıl bastırılıp demokrasi kurtarılmıştır?Tarih tekrarlanmamalı. İktidar da farklı...Türkiye, dinin tabiatından, İslâmi ideolojinin etkilediği coğrafyasından ve iyi eğitilmemiş nüfusundan üreyen zaaflar nedeniyle tehlikeye açıktır.Bu hassasiyetleri oy uğruna sömüren siyasetçiler tehlikeyi artırmaktadır.Askerin rolünü AB normlarına indirmek istiyorsak, tehlike üreten bu sebeplere karşı toplumu ve rejimi güçlendirmek zorundayız.Bunu siyasi iktidar yapacak.Benzer bir tehlike Avrupa Birliği ülkelerinde olmaz ya, olsa hükümet derhal önlemi alırdı. Ama bizde almıyor.Almadığı gibi Milli Güvenlik Belgesi’nde varlığını kabul ettiği irtica tehdidini Cumhurbaşkanı ve komutanlar gündeme getirdiğinde inkâr ediyor.Doğrudur; Türk Silâhlı Kuvvetleri Avrupa Birliği’ndeki ordulardan farklı. Ama neden?Çünkü siyasi iktidar da Avrupa Birliği’ndeki hükümetlerden farklı!Amerikan gözlüğüDün CHP lideri Baykal, askerlerin irtica uyarılarını haklı ve doğru bulduğunu anlatırken anımsatıyordu:Meclis Başkanı Arınç “laikliği tartışmalıyız” diye bir konuşma yapmış, Başbakan da birkaç gün sonra Arınç’a katıldığını, ancak “acele etmemek gerektiğini” söylemişti.İnsafla söyleyin; demokrasiye inanmış hangi vatansever, bu zihniyetin bir temsilcisi devletin başına geçsin ister?Amerika’nın Ankara Büyükelçisi Ross Wilson dün bu tartışmaya beklenmedik bir müdahalede bulundu. Washington’da Türk gazetecilere “Ufukta Türkiye’nin güçlü, istikrarlı, laik demokrasisinin geleceğinden endişelenmeme yol açacak acil hiçbir şey görmüyorum” dedi.Bu sözler hariçten gazeldir. Amerikan menfaatlerinin çerçevelediği bir gözlüğün tespitidir.Büyükelçi’nin yorumu, Cumhurbaşkanı ile Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının kaygı ve uyarılarını hükümsüz kılamaz ve kılmamalıdır. Aklın yolu birdir:İktidar, irtica ile ilgili kaygıların haklılığını inkâr ederek huzuru sağlayamaz ve güvenli bir seçim ortamını da hazırlayamaz.

Devamını Oku