Dede dur!

26 Ekim 2006

TMSF’nin görevi, kamuya borcu olan şirketlerin varlıklarını, olabilecek en yüksek değerden paraya çevirmektir.Bu hem devletin alacağını hızla tahsil etmek için, hem de borçlu kişinin haksızlığa uğramaması için önemlidir.Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) bu görevini şimdiye kadar üstüne çamur sıçratmadan yürüttüğü için prestiji artan bir kamu kuruluşu oldu. Bu şöhreti dileriz hep sürer.Çünkü güven ve saygı duyulan bir kurum olarak kalmak pür dikkat yaşamayı gerektiriyor. Tamamlanmış, bitmiş sandığınız bir işin sonraki gelişmeleri sizi ve kurumunuzu zan altına sokabilir. Misal mi?TMSF, İstanbul’un en hızlı değerlenen semti Zincirlikuyu’da Uzanlar’a ait gayrimenkullerden birini artırma yoluyla ihaleye çıkardı.Bu “pırlanta”ya AKP iktidarı döneminde çok sayıda kamu ihalesine girip kazanan ve gıdadan inşaata işleri -Allah bozmasın- acayip açılan Torunlar Gıda 45.9 milyon YTL teklif ederek sahip oldu.Derken arazinin yeni sahibi “Biz buraya plaza yapacağız” diye Belediye Planlama Müdürlüğü’ne başvuruda bulundu. Bununla da kalmayıp bölgedeki inşaat emsal yoğunluğunun 2’den 3’e çıkarılmasını talep etti. Küçük bir hesaplama, talep kabul edilirse bu operasyondan Torunlar’ın 70 milyon dolar ek menfaat sağlayacağını ortaya koyuyor.Şimdi merak etmez misiniz bu şanslı “Torunlar”a kim dedelik yapacak ve bu cömert dede kimin parasını “Torunlar”a verecek? Belediye talebi yıl sonuna kadar cevaplayacakmış.TMSF gelişmeleri dedektif gibi izlemeli, talep kabul edilirse itiraz etmelidir:“Gayrimenkulün niteliği değişti, değeri arttı. Dolayısıyla ihaleyi iptal ediyorum. Emsal yoğunluk 3 olarak ihaleye çıksaydık bu araziyi 46 milyon YTL’den çok daha fazlasına satardık.” Kurumun başkanı olan Ahmet Ertürk’ü tanıyabilmişsek, katakulliye seyirci kalmayacak, bu oyunu bozacaktır!*****Halk yoksa böyle olurBüyük bayramları dokuz günlük tatillerle kutlamaya alışan halkımızın büyük kısmı dün söylene söylene işine döndü.Ama milletin vekilleri, tatile devam etti. Çünkü onların kırmaktan, kızdırmaktan korktukları amirleri, patronları yok.Olsaydı dün izlediğimiz rezalet yaşanmazdı. Topu topu 13 parlamenter meclise gelmişti, ortada Ali Dinçer dışında Başkanlık Divanı üyesi bile bulunmadığı için “aç-kapa” işlemi dahi yapılamadı.Demokrasilerde parlamenterin patronu seçmendir. Bizdekilerin patronu partinin lideri. Milletvekillerini liderler seçiyor, halk oy veriyor!Lider bilgi, kişilik, uzmanlık aramaz, körü körüne bağlılık arar milletvekilinde. Lider sultası ancak bu körlükte yaşayabilir.Bilelim ki bu ilkel bağımlılık sürdükçe demokrasimiz bağımsız vicdanların güvencelerinden hep yoksun kalacaktır.Milletvekillerini parti üyelerinin seçmediği bir sistemde meclis toplanmış, toplanmamış fark etmez.Bizim liderlerin karar vermek için meclise ihtiyaçları yok!

Devamını Oku

Dinci cambaz

25 Ekim 2006

Dinci atraksiyonlar gemi azıya aldı gidiyor. Ahlâk düşkünleri “İstikbal din sömürüsünde” diye bir işaret mi aldı ne?Cüppeli Ahmet Hoca, 11 yaşına geldikten sonra kendi kızından bile sakındığını söylemişti ya, artık pek az manyaklık şaşırtabilir bizleri.Çağdaş din bilginleri, kadınların kişiliklerini ve iffetlerini korumak için İslâm’dan önce de örtündüklerini, bugün bu amaçları kadınların iyi eğitim alarak ve erkeklerle her alanda rekabet edecek yetenekleri kazanarak elde ettiklerini söylüyor.Yani günümüzde örtünmek kadınları değil, din sömürüsünden kazanan erkekleri koruyor!Şimdi Allah için düşünelim; 11 yaşındaki kızını örtüsüz görürse baştan çıkacağından korkan Cüppeli’yi ve onun gibileri korumak için bütün kadınları örtüler, çarşaflar içine hapsetmek reva mıdır?Onun yerine Cüppeli ve benzerlerini kadınların güvenliği için bir yere kapatmak daha adaletli, daha barışçı bir tedbir değil midir?İstanbul-Bağcılar’ın AKP’li belediyesi tarafından yaptırılmakta olan “bekâr erkeklere yasak park” projesi de bir din sömürüsü atraksiyonudur.O parka yalnız başına evli kadınlar ve oğlanlı kızlı 11 yaş ve üzeri bir sürü çocuk da gelecek. Ne olacak?Cüppeli bekâr değil evli. Ama asıl tehlike o! Asıl Cüppeli’yi sokmasınlar!Tüy diken haber...Şaka bir yana dün gelen bir haber tüy dikti. Haber, Türkiye’nin Mainz Başkonsolos Yardımcısı koltuğunun, kendisinin Melâmilik Tarikatı Şeyhi olduğunu söyleyen biri tarafından doldurulduğunu duyuruyordu.İhbarlar çoğalınca Dışişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu ifadelere başvurmuştu. Şu zırvalara bakın:“Bazen konuştuklarını ertesi gün unuttuğunu, o zamanlar konuşanın kendisi olmadığını, Allah tarafından konuşturulduğunu, gözlerinden bakanın Allah olduğunu, ellerimize dokunduğunda Allah’ın dokunduğunu söylüyordu.” Hariciye memurlarını ve gurbetçileri tarikata çağıran Başkonsolos Yardımcısı, bugün böyle, mazallah yarın Büyükelçi olursa hangi güçlere eriştiğini vehmedecek!Bu adamın dış göreve gönderilirken nasıl olup da fark edilmediğini ve kimler tarafından korunduğunu sormanın yararı yoktur.Bugünleri ararız!Bunların sebep olacakları kötülüklerden ülkemizi koruması için Allah’a dua etmenin bir zararı olmaz ama Allah tarafından korunacağımızı ummak, Allah’ın bile bağışlamayacağı bir tembellik ve inançsızlık olur.Çünkü böyle giderse mayıstan sonra daha büyük rezaletlerle karşılaşabiliriz. Sezer bugün Çankaya’da devleti mikroplardan koruyan etkili bir filtre çalıştırıyor.Başkonsolos Yardımcısı’nı görevinden bile almamışlar.Cumhurbaşkanı değiştikten sonra -Allah saklasın- tarikat şeyhinden büyükelçiler bile görebiliriz!

Devamını Oku

Adalet istiyoruz!

24 Ekim 2006

Evet, üç günde yedi masum hayatı söndüren bu canilerin hiçbiri yaşamayı hak etmiyor.Suçlu bile denemez, bunlar düpedüz canavar. Hayatlarında ilk defa gördükleri, paralarını ve mallarını gaspettikleri bu insanları öldürmeseler kendilerine en küçük bir ek tehdit oluşmayacaktır. Ama kötü ruhlu bu sefil yaratıklar için sanki soygun bahanedir. Bunların asıl derdi can almak, kan içmektir.Biliyoruz, şimdi halkın büyük bir kesimi idam cezasını kaldıran kararın erken ve yanlış olduğunu düşünecektir. Geri dönmek mümkün olsa idam cezasını destekleyecektir.Çünkü üç günde 2 bin kilometreden çok yol katederek 7 masum insanı öldüren, yedi ocağı söndüren bu canavarların hiçbir bahanesi olamaz.Amerika’da olsalar üçü birden ya gaz odasına ya elektrikli sandalyeye gönderilirler. Bizde ise mahkemede kravat takıp boyunlarını eğecek ve iyi hal indiriminden yararlanacaklardır. Ardından da infaz sistemimizin yeni hapishane inşa etmektense içerdekileri bir an önce çıkarma mantığına dayalı boşluklarını kullanarak yine aramıza karışacaklardır.Böyle canavarlar ıslah olmaz, elleri ayakları tutuyorsa yine cinayetler işleyeceklerdir!Nitekim bu canavarlardan biri 14 yaşında cinayet işleyip hüküm giymiş, 3 yılda çıkmıştır.Yani “Keşke idam edilebilselerdi” diyenler haklı olabilirler. Ama bu boş bir yakınma, boş bir hayaldir. “İdam kararını toplum yeteri kadar gelişmeden erken kaldırdık” diyenler haklı da olsalar dönüş olamaz. İdam cezası olmadan da adalet yerini bulur. Türkiye’nin sorunu infaz adaletidir.Masum insanları böyle canavarlardan korumak devletin var oluş nedenidir. Böyleleri hapishane veya tımarhane fark etmez, ölünceye kadar dört duvar dışına çıkarılmamalıdır.İdamı geri getirmeye uğraşacak yerde Rahşan Ecevit afları ve deli raporları ile gerçekleşen tahliyeleri önleyecek tedbirleri garantiye alalım!*****Lâf ola!Dışişleri Bakanı Gül, Fatih’teki cemaat olayları ve Cüppeli Ahmet Hoca görüntüleri için şöyle diyor:“Din için en tehlikelisi bu tür yapılanmalardır. Din o zaman yaşanmaz hale gelir...” Sabah şerifleri hayırlı olsun ekselans!Atatürk’ün bize bıraktığı Türkiye’de böyle istismarlar, sahtekârlar yoktu.Dört yıl önce sizin devraldığınız Türkiye de bu kadar kuşatılmış, devletin can damarları irtica tarafından işgal edilmiş değildi.Bu tür dini yapılanmaların tehlikeli olduğunu söylüyorsunuz ama bu tehlikeden dindar insanları korumak için ne yapıyorsunuz?Genç cumhuriyetin gerçekleştirdiği ilk hayırlı işlerden biri tekke ve zaviyelerin kapatılması oldu. Siz onların hortlamasına göz yumuyor, bir anlamda cesaretlendiriyor değil misiniz?Cumhuriyet’in temel değerlerini İslâmi bir yapıya devretmesi zamanının geldiğini söyleyen biri Başbakanlık Müsteşarlığı koltuğunda oturmaya devam ettikçe samimiyetinize kim inanır sanıyorsunuz?

Devamını Oku

Projesiz olmaz!

23 Ekim 2006

Bizim siyasetçilerin derinlik kapasitesi ne kadar? Ben bir benzetme yapayım:Asla bir karabatak kadar değil, olsa olsa başı kadar dalabilen bir ördek kadar!Hep merak etmişimdir. Türkiye gibi benzersiz zenginlikte potansiyele sahip bir ülkenin kaynaklarını ve fırsatlarını yetersizlikleri nedeniyle değerlendiremeyen liderler, siyasetçiler acaba kifayetsizliklerini vicdanlarıyla baş başa kaldıklarında kendilerine itiraf etmiyorlar mı?Ahlâki dürtüleri bu ülkeye en azından zaman kaybettirdikleri için yüreklerine azap vermiyor mu?Tedbirli olma mecburiyetinin baskısını hissetmeden söyleyebilirim ki böyle bir şey olmuyordur. Az biraz oluyorsa bile bu gidişle yakın gelecekte bu tür sıkıntıları hiç kalmayacaktır.Çünkü siyasetçilerin kalitesi her dönem biraz daha geriliyor!Sezer’i çok ararlarSiyasetin kurnazlık, popülizm ve inat gerektiren alanlarında Başbakan’ın eline kimse su dökemez.Din sömürüsü o kadar olağanlaştı ki bu sapkınlığı eleştirenler neredeyse demokrasi karşıtı diye damgalanacaktır.Eşi ile beraber türban propagandası yürüten, laikliğe yeni tarif arayan, AİHM yargıçlarına İslâmi konularla ilgili ihtilâflarda ulemaya danışmaları aklını verecek kadar ileri giden, parti kongrelerindeki harem-selâmlık uygulamasını eleştirenleri “Sana ne” diye azarlayan Başbakanımız şimdi ne yapıyor?Cumhurbaşkanı Sezer din sömürüsünün sebep olacağı kazalara ve belâlara karşı sadece demokratik, laik hukuk devletini korumuyor, başta Başbakan Erdoğan olmak üzere AKP iktidarını da koruyor.Ama çağdaşlığa karşı birikmiş 150 yıllık hıncı ellerine geçen bu fırsatla çıkarmaktan asla vazgeçemeyeceğini söyleyen cehalet ve cüretkârlık Çankaya’yı deli gibi istiyor.“Yavaş olun çocuklarım” diyecek ulema şu sıralar asıl AKP’ye lâzım!Ağar niçin kırıldı?PKK’nın önünü açacak sözler hep “keramet” sayılmıştır bu ülkede ve söyleyenlerin de geçici bile olsa önlerini açmıştır.Bu şansı şu sıralar DYP lideri Mehmet Ağar kullanıyor.“Dağda silâh atacak yerde ovada siyaset yapsınlar” diyen Ağar, bu sözleriyle PKK’ya siyasallaşma olanağı sağlamakla suçlandı. Bu nedenle de dün kırıldığını söyledi. “Beni kırmaya kimsenin hakkı yok” diyor.Mesajlar eğer proje gerçekçiliğine dayanmayıp da böyle çek çek uzasın türü sembolik, lâstik gibi lâflardan ibaret kalırsa Mehmet Ağar şundan emin olabilir: Zayiat, kırılmış bir kalpten çok daha ağır olacaktır!Ağar dün yeni bir şey daha söylüyordu:“Solun terk ettiği değerlerin bugün biz sahibiyiz. Gelir dağılımı, adaletsizlik, yoksullukla mücadele, işsizlikle mücadele, suçla mücadele...” Nereden belli? Hani bu projelerin dosyaları, kaynaklar ve çözüm yolları?Liderlerimiz bizi hafife alıyor, yoruyor ve ümit vermiyor.Seçilme yaşını 25’e indiren anayasa değişikliği bir umuttur ama milletvekili adaylarını parti örgütleri seçmiyor ki; onları da liderler seçecek!

Devamını Oku

İki bayram

22 Ekim 2006

Ulusal egemenlik, ulusun kaderini ele alması ve onu biçimlendirmesidir.Seksen üç yıl önce bugünlerde Ankara böylesine muhteşem bir gerçekleşmenin arifesini yaşıyordu. Vatan kurtarılmış, iddia taşıyan bir geleceğin temelini atmaya sıra gelmişti.29 Ekim 1923’ün ufkunda Türkiye Cumhuriyeti güneş gibi doğdu.Padişahın kulu olan insanlar vatandaş olup başları göğe erdi. Dinsel kökenli iktidar gitti, yerini laiklikle beraber halk iradesi aldı.Yoksul ve yorgun kitleler, Kurtuluş Savaşı’nda yarattıkları mucizelere Cumhuriyet’i kurduktan sonra yenilerini eklediler. Başka yerlerde onlarca yıla, milyonlarca hayata mal olan devrimler sevgi ve inançla gerçekleşti.Ayrım yapmayın!Çocukluk yıllarımın Cumhuriyet bayramlarını hatırladıkça şimdiki çocuklar için üzülüyorum. Biz coşku ve güven duygusu ile kanatlandığımızı hissederdik.Şimdi ulusal bayramlar sanki kasıtlı olarak aşağı çekiliyor. İktidar değişikliğinin kurumlarda yarattığı yeni kimlik, dini bayramları kutlamak amacıyla harcadığı çabaları ulusal bayramlardan adeta esirgiyor. Niye?Cumhuriyet ve onu yaratan zafer olmasaydı ezanlar özgür semalar mı bulacaktı? Kutlanmaya lâyık dini bayramlar mı olacaktı?Ah çocuklarımız...Ramazan Bayramınızı kutluyoruz. Bayramın ulusumuza huzur ve mutluluk getirmesini diliyoruz. Birçok belediyenin üç günlük bayram süresince köprü geçişlerini, metro ve otobüsle taşıma hizmetlerini ücretsiz yerine getirmek üzere karar almış olması, kuşkusuz halkı memnun edecektir.Ama merak ediyorum, aynı jest Cumhuriyet Bayramı’nda bir gün için bile niçin düşünülmüyor?Laik karakterinden dolayı Cumhuriyet’le barışık olmayan bir zihniyetin şu dönemde birçok kurumu ele geçirdiğine yönelik şüpheleri uzaklaştırmak, iktidar partisini yönetenlerin borcudur.İktidar AKP’li belediyeleri, Ramazan Bayramındaki ücretsiz taşıma uygulamasını Cumhuriyet Bayramı’nda da sürdürmeleri konusunda ikna etmelidir.Tabii asıl sorun, çocuklarımızın hangi zihniyetin elinde olduğu gerçeğinden üreyen tehlikeler ve üzüntülerdir.Din Kültürü kitabında “Tarikatlar toplumda ayrımcılık ve kutuplaşmaya yol açar. Tarikata bağlı olmak bireyin özgürlüğünü kısıtlar” yazıyordu, “Tarikatlar tarihimizde önemli görevler üstlenmiştir. Toplumu bir arada tutmaya yardımcı olmuşlardır” diye değiştirildi.Biliyor musunuz, okul tabelâlarındaki “Türkiye Cumhuriyeti” ibaresini bile kaldıran bir yönetmelik değişikliği yaptı bu Milli Eğitim Bakanlığı.Ne diyeyim bilemiyorum. En iyisi rahmetli babamın sözüydü:Cumhuriyetle oynayanların başına Cumhuriyet kadar taş düşsün!

Devamını Oku

Katmerli rezillik

21 Ekim 2006

Dokunulmazlıklar bu iktidarın yumuşak karnıdır. Dürtünce bazılarını gülme krizi, bazılarını sinir krizi tutuyor!Bunca yılın tecrübesi bize şunu öğretti:Siyasetçisine ve kamu görevlisine servetinin hesabını soramayan toplumlar, iç çamaşırlarına kadar soyulmaya mahkûmdur. Biz de milletçe soyulduğumuz için son seçimden önce iki büyük partinin liderinden söz alıp kaderimizi değiştireceğimizi zannettik.Ama AKP iktidara geldikten sonra Tayyip Erdoğan lâfı çevirdi, vaadini yuttu.Neymiş; dokunulmazlıklar kalkacaksa bütün dokunulmazlıklar birlikte kaldırılmalıymış.Siyasetçilerle memurlarınki beraber!Bu propaganda yolsuzluk yapan siyasetçileri korumaya dönük büyük bir yalandır. Çünkü memurların dokunulmazlığı yoktur. Dokunulmazlık zırhını onlara sadece amirleri olan siyasetçiler giydirebilir. Nasıl mı?Haklarında yolsuzluk suçlaması yapıldığında soruşturma yollarını tıkayarak!Ankara şu günlerde tam da böyle bir olayla çalkalanıyor.Büyük çaplı bir akaryakıt kaçakçılığında rüşvet döndüğü iddiası soruşturulurken Devlet Bakanı Tüzmen ile Gümrük Müsteşar Vekili’ni de suçlayan bir ihbar yapıldı. Teftiş Kurulu Başkanı, müfettiş görevlendirmek üzere Müsteşar Vekili’nden onay istedi.Ve tabii bakanın da bilgisi dahilinde derhal görevinden alındı!Adaletin engellenmediği bir düzen olsa siyasetçi olan bakan da, yüksek bürokrat olan müsteşar da hesaba çekilirdi.Ama bizde siyasi dokunulmazlık var; kimse bakana hesap soramaz.Memuru hakkında soruşturma açılmasına izin verme yetkisi bakandadır; ucu kendisine dokunacaksa bakan bu izni de vermez.İşte size katmerli dokunulmazlık!Soruşturma açılmasının, suçlanan amirin iznine bağlı olduğu bir düzende ahlâk, temizlik ve adalet olmaz.Dokunulmazlıkların kaldırılmasına direnen AKP iktidarı, işte böyle bir düzene muhafızlık ediyor!Projeyi görelimDağda silâh sıkanları ovaya inip siyaset yapmaya çağıran DYP lideri Ağar, korkarız pişman olacak.Baksanıza ovada siyaset yapanlardan biri olan Diyarbakır Belediye Başkanı Baydemir Mehmet Ağar’ı pek şaşırtmış görünüyor.“Batman petrolleri ile bölgedeki hidroelektrik santrallarının gelirleri yerel yönetimlere bırakılsın” diyen Osman Baydemir’e “Bu sözler saçmalıktır” diye tepki gösteriyor ve ona, bu işleri bırakıp patlayan lâğımlara bakmasını tavsiye ediyor.Keşke sözünü dinleseler ama dinletemez. Yapması gereken şey, “ovaya inin” çağrısı gerçekten dediği gibi üç yıllık çalışma ürünü olan bir projenin ifadesi ise hiç uzatmadan ayrıntılarını açıklamalıdır.Çünkü hayalet taşlamak yaraların kapanmasını sağlamıyor, tersine yeni mikroplar kaparak azmasına sebep oluyor.DYP lideri Ağar dün Yavuz Donat’a “seçim sürecinde söyleminin içini dolduracağını” ama bunu yapabilmek için güce ihtiyacı olduğunu anlatıyordu.Bu tam da korkmaya değecek ihtimaldir.Demirel 1991 seçimlerinde halktan ödünç oy isteyerek DYP’yi yüzde 27 ile birinci parti yapmıştı. Ağar’ı eğer o tecrübe iştahlandırdıysa hemen vazgeçsin..Her konuda olabilir ama PKK konusunda kimse hiçbir partiye ve lidere nasıl kullanılacağını bilmeden ödünç oy vermez.Gerçek proje iş yapabilir ama hayal asla satmaz!

Devamını Oku

Devlet adamı!

20 Ekim 2006

Kaderi tartışılan “üçüncü şahıs” konumunda olmak hoş bir şey değil. Yazık ki o durumdayız! The Economist, Batılı karar vericilerin kıblesi sayılan medya kuruluşlarından biridir.Bu dergi son sayısında “Batı Türkiye’yi kaybediyor mu?” sorusunu ortaya attı ve Avrupa ile Amerika’ya “Türkiye’yi kaybetmeyin” çağrısı yaptı.Şimdi derginin ulaştığı hedef kitlede Başbakan Erdoğan’ın ateşle oynadığı, siyasete müdahale geçmişi olan Türk ordusunun 28 Şubat benzeri postmodern bir darbe yapma ihtimalinin mevcut olduğu kanaati uyanacaktır.The Economist Amerika’daki bazı grupların (Neocon’lar) bir “yumuşak darbe”yi memnuniyetle karşılayacağını ama bu ihtimalin çok zayıf olduğunu yazıyor.Zayıf bile değil, sıfır olmalı...Çünkü derginin de belirttiği gibi ordu harekete geçerse büyümenin hayati motoru olan yabancı sermaye hemen kaçacaktır..Zorlukları aşmakta ve kötümser senaryoları geçersiz kılmakta ünlü derginin salık verdiği çıkış yolu, AKP’nin ilk yıllarındaki gibi AB üyeliğine yeniden yoğunlaşmaktır.“Fakat” diyor The Economist, “Bunun için de Erdoğan’ın devlet adamı gibi davranması gerekiyor.” Devlet adamlığı ne demek?Başbakan cevabını nerede bulacak?Bizce halkın nabzını tutan dürüst araştırmaları dikkate almak kendisini doğru bir yere götürebilir. Meselâ AKP’ye düzenli iş yapan Denge Araştırma A.Ş’nin son raporu, partinin Ege, Akdeniz ve Doğu Anadolu’da ciddi, Karadeniz’de yüzde 50 gibi yıkıcı bir düşüş yaşadığını haber veriyor.Bu tablo “Siyasetçi Erdoğan”ı, Cumhurbaşkanı olmak için meclisteki gücünü hemen kullanmaya teşvik eder.Ama “Devlet Adamı Erdoğan” için bu durum, başka opsiyonları düşünme sebebidir. “Denge”nin raporunda ilham verici yansımalar vardır. Mesela halkın yüzde 68,9’u “önce milletvekili seçimi, sonra Cumhurbaşkanlığı” diyor. Yüzde 79,4 gibi ezici bir çoğunluk Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesini istiyor.Görüleceği gibi dışardaki dost kaynaklar da, içerde kaderine egemen olmak isteyen halk da Tayyip Erdoğan’dan devlet adamı davranışları bekliyor.İnsanî bir şansAdalet sistemimize önemli yenilik getirecek bir yasa yolda.Teklif yasalaşırsa, ceza üst sınırı 2 yıla kadar hapis olan 86 suç türünde savcılar kamu davası açılmasını 5 yıl erteleyebilecekler.Meclis Adalet Komisyonu bu teklifi dün CHP’nin itirazlarına rağmen kabul etti. Elbette muhalefetin itirazı haklı endişelere dayanıyor. Ülkede asayiş zaten her gün kötüye gidiyor ve cezaların etkili ve caydırıcı olmaması bunda önemli rol oynuyor.Şimdi cinsel tacizden tehdit ve hakarete, uyuşturucu kullanmaktan kaçak din eğitimi kursu açmaya kadar pek çok suç adeta teşvik görecektir. Korkulan bu...Fakat hemen belirtmek gerekir ki buradaki erteleme af değil, tekrarı halinde ikiye katlanacak olan bir ceza tehdididir.Bu uygulamanın dışarda da örneği vardır.Mahkemeler büyük bir yükten kurtulunca önemli davalara daha çok zaman kalacak, yaşamında belki de ilk kez suç işlemiş sanıklara da çok insanî bir şans tanınmış olacaktır.

Devamını Oku

CHP sahiden geliyor mu?

19 Ekim 2006

CHP’yi ciddiye almak demokrasiye inananların boynunun borcudur.Ne de olsa ana muhalefet partisi. Ama partinin lideri, bizim bu mecburiyetimizi kötüye kullanmamalı.Deniz Baykal “CHP’nin İstanbul’da 1989 yılından bu yana ilk kez birinci parti konumuna yükseldiğini” iddia etti.AKP’nin yüzde 20’lere indiğini, CHP’nin yüzde 20’leri aştığını (ne demekse) savunurken bir yıl sonraki seçimlerde iktidar değişikliğine hazır olmamız için adeta uyarıda bulundu!Peki nereden çıkarıyor?Baykal “Anket yaptırmıyoruz ama değişik kuruluşların çalışmaları bize geliyor” diyor. Bunlara yurt gezilerindeki kendi izlenimlerini ekleyerek sonuç çıkarıyormuş...Bu araştırma yöntemi, şeker krizi geçiren Başbakan’ı zırhlı araçta kilitli bırakan ve onu balyozla kurtaran alaturka kafaya bile alternatif olmaz. CHP daha ciddi ve daha bilimsel olmak zorundadır.Evet, eşi türban takan bir cumhurbaşkanı, toplumsal vicdanda yer altı nükleer patlaması gibi bir etki uyandıracak, laik cumhuriyeti koruma refleksi AKP’ye büyük kayıp verdirecektir. Ama ne kadar ve nereye doğru?İsabetli cevabı vermek için şu andaki gerçek rakamları bulmak gerekir.AKP 2004’te yapılan yerel seçimlerde yüzde 42 oy almıştı. Bu desteğin yüzde 25’ini kaybetmiş olsa bile bugün yüzde 30’un üstünde demektir. Araştırmalar bunu doğruluyor. Başbakan Erdoğan’ın, yaratacağı sonuçları önceden görerek Cumhurbaşkanı olmaktan vazgeçmesi halinde kurduğu hayalin çökeceğini Baykal’ın şimdiden bilmesi ve buna göre hazırlık yapması gerekecektir.Ne gibi hazırlık diye soracak olursanız, elbette AKP’nin doğru tercihlerini feda etmeyen ama yanlışlarına alternatif projeler sunan ve hele aday kadrolarını parti örgütüne seçtiren bir çağdaş parti kimliği...Lider sultası fiili durumu ile AKP ve CHP’nin hiç farkı yoktur; ikisi de parti amblemi olarak balyoz kullansa yeridir!*****İşkence bitsinİmar Bankası’ndan herkes parasını kurtardı.Buna ticari mevduatlar da dahildir. Tek istisnası 22 bin bonozede ailedir.Uzanlar’a güvenenler kayba uğramamışlar, fakat bankayı güvenilir bulmayıp “paramı Hazine bonosuna yatırıyorum” diyenler yanmışlardır.İmar Bankası enkazı altında kırk aydan beri inim inim inleyen bu aileler için dün önemli bir gelişme oldu.İmarbank’ın izinsiz Hazine bonosu satarak halkın mağdur olmasına sebebiyet verdikleri iddiasıyla dönemin BDDK Başkanı, Başkan Yardımcısı ve altı görevli mahkemeye verilmişti.Dün bu sanıklar mahkûm oldular. Böylelikle kamu otoritesinin sorumluluğu yargı kararı ile sabit olmuştur.Mağdurlar, bu karara dayanarak açacakları davalarla haklarını devletten isteyebilir ve alabilirler.Ama adalet daha fazla gecikmemeli.Mağdurların çoğu zaten emekli ikramiyelerini kaptırmış yaşlı insanlardır.İktidarın ödemeleri yapmaktan kaçınması için artık hiçbir bahane kalmamıştır.

Devamını Oku