Halkın mesajı

11 Kasım 2006

Siyasetin ruhu mesajdır. Siyasetçinin cenazesi de elbet mesaj taşıyacaktı.Ecevit’in cenazesinde oluşan sevgi seli, onu inşa eden değerlerin göz kamaştırıcı bir hasadı oldu.Ülkenin dört bir yanından cenazesine giden vatandaşlar onu cesaret, adalet, dürüstlük, tevazu ve incelik simgesi bir mükemmeliyet olarak selâmlayıp uğurladılar.Makam sahibi değilken ölen hiç bir eski siyasetçiye nasip olmayan bu muhteşem veda ve tarihe geçecek büyüklükteki son miting umuyoruz ki siyaseti maddi menfaat değil, manevi zenginlik sebebi sayan anlayışı onurlandıracaktır.Ve genç kuşaklara özendirici bir örnek sunacaktır.Eski meclis başkanlarından Hüsamettin Cindoruk’un dediği gibi cenaze için “devlet töreni” düzenlenmişti. Ama yığınların sevgisi cenazeye halkın damgasını vurdu ve görkemli bir “halk töreni” ortaya çıktı.Türkiye laik kalacakDünkü kalabalık bir partiye mal edilemez. DSP’ye son seçimde oy verenlerin tümü gelse o insan selini yaratamazdı.Ecevit için yollara düşenler, ona son defa el sallamak için Ankara’ya gidenler çağdaşlığa, dürüstlüğe, cumhuriyetin değerlerine inanmış, bağlanmış insanlardı. İçlerinde liberaller, dindarlar bulunsa da ağırlığı solcu kitlelerdi.Ülkedeki gerçek sayılarının kaç olduğunu bilebilmek için, Ankara caddelerinden akan insan selini kaçla çarpmak lâzım?TV’den izledikleri cenaze töreninden yansıyan “Türkiye laiktir, laik kalacak” sloganına uzaktan acaba kaç milyon yürek katıldı?Cumhuriyetin temeli laikliğin tehlikede olduğu şüphesinden üreyen tedirginliğin cenazeye damgasını vurması acıdır ve Ecevit’in ruhuna mutlaka azap vermiştir.Düşünün, tüm partilerin ortak değeri olması gereken laiklik 83 yıl sonra siyasi kimlikler anlamında ayrışma nedeni olabiliyor.Dinamit deposunda ateş dansı değil mi bu?Bir tanesi bile yeterCenaze törenini izlerken bir yandan da hayal kurdum.Meselâ dedim, şu anda AKP kongresini yapıyor, Genel Başkan Tayyip Erdoğan kürsüye çıkıp şunu demeli:“Bu slogan bize yönelen bir şüpheyi ifade ediyorsa hakaret sayarım. Bu şüpheyi hak etmiyoruz. Ama samimi insanlar tarafından da hedef alınıyorsak demek ki ya bazı yanlışlar yaptık veya kendimizi iyi anlatamadık. Bugünü yeni bir başlangıç olarak değerlendireceğiz.” Tayyip Erdoğan kongrede sloganla ilgili düşüncelerini söyledi ama bildiğini okuyan kabadayı tavrından ödün vermedi.Öteki hayalim de Ecevit’in cenazesi arkasındaki yığınları laik cumhuriyete güvence oluşturan bir bütünlük olarak seçime taşımak amacında Deniz Baykal’ın kendine bir vazife çıkaracağı idi.Eğer bu bütünlük zarar görecekse, halkın dün verdiği mesajın fedakârlık etmeye onu ikna edeceği idi.İki hayalim birden gerçekleşse elbette harika olur. Ama bir tanesine bile razıyım.Çünkü inanın bir tanesi bile yeter!

Devamını Oku

Hem özgürlük Hem güvenlik

10 Kasım 2006

Biz rejimi, devleti tartışıyoruz ama böyle giderse korkarız ki ortada devlet kalmayacak!Vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlamak konusunda gördüğümüz çaresizlikle devlet kavramı bir arada olamaz çünkü.İş başındaki iktidarı bu konuda en çok ilgilendiren şey, polisteki tarikat örgütlenmesinin nasıl gittiğini izlemektir.Oysa asayiş Türkiye’nin en önemli sorunu haline gelmiştir. Polis, vatandaşı korumak şöyle dursun kendisini koruyamaz durumlara sürüklenmiştir.Dünkü VATAN’ın aynı sayfasındaki üç haber, tehlike çanlarını Sağır Sultan’a bile duyuracak önemdeydi:İstanbul’un Levent semtinde üç polisten oluşan devriyenin bir elemanını, kimlik sorduğu bir şüpheli bıçakla öldürmüştü...Bir polis Bağcılar semtindeki evine giderken, çakal sürüsünü andıran 15 kişilik bir grubun saldırısına uğramış, silâhını, telefonunu ve parasını kaptırmıştı...Ankara Emniyeti’nin genç cinayet masası müdür yardımcısı bir operasyonda, yakalamaya çalıştığı zanlı tarafından silâhla vurularak öldürülmüştü.Nerede devlet adamı?Yavuz Semerci de dün TMSF Başkanı Ertürk’ün eşinin başından geçenleri yazıyordu:Bayan Ertürk, kızı ve damadı bir ziyarete giderken Başakşehir’de duruyorlar. Gençler pastacıya girerken yalnız kalan Bayan Ertürk aracın kapılarını içerden kilitleyip bekliyor. O sırada biri camı kırıp içeri giriyor, Bayan Ertürk’ü bağırmaması için tehdit ediyor, kızının çantasını alıp kaçıyor.Biri teselli ediyor: “İyi ki bağırmadın abla, geçen hafta bir kadını bıçakladılar!” Haydutlukta ulaşılan cüret, bu tür olayları artık “vaka-i adiye” durumuna getirmiştir.Türkiye’de siyasetçi çok ama “devlet adamı” maalesef pek bulunmuyor.Hükümetin asayiş sorunları için özel gündemle toplanacağı haberinin üstünden neredeyse bir yıl geçtiği halde en küçük bir ilerleme göremedik.Kanunsuz sokaklarKorkusuz yaşamaya hakkımız var ve kimseden şikâyet, mazeret dinlemek istemiyoruz.Evet polis sayısı yetersiz. Meselâ Paris’te her 166 kişiye, New York’ta her 181 kişiye bir polis düşerken İstanbul’da 460 kişiye bir polis düşüyor. Üstelik polisin eğitim kalitesi ile yönetilen kentin sakinlerinde mevcut işbirliği geleneğini hesaba kattığınızda fark aleyhimize daha da açılıyor.AB reformlarının işleri zorlaştırdığı da doğru olabilir. Hakim kararı olmadan polis, bir katili gece gizlendiği evi basıp alamıyor mesela...Ama ne yapalım; insan muamelesi görmekten vaz mı geçelim?Devlet halkına hem hak ve özgürlük hem güvenlik vermek zorundadır. İktidar uyanmalıdır. Çünkü olaylarla beraber suçlusu yakalanamayan olay sayısı da kaygı verecek bir tempo ile artıyor.Haydutlara av sahası olarak sunulan sokakları geri almak için üniformalı polis devriye hizmeti hemen başlatılmalıdır. “Adam yok” demesin kimse; ehliyet, pasaport, trafik gibi hizmetler polisten alınmalı, polisler polislik yapmalıdır.Basiretsiz yöneticilerin başarısızlığında üreyip cüretlenen kapkaççı haydutlar yüzünden AB reformlarının getirdiği kazanımları kurban etmeyelim!

Devamını Oku

Atatürk yanılır mı?

9 Kasım 2006

Onun dünyayı değiştirmek için gelmiş bir dâhi olduğunu doksan yıl önce İngiltere Başbakanı Llyod George görmüştü.Çanakkale Savaşı’nda hata yapmayan tek adamın Mustafa Kemal olduğunu fark ederek şunu söylemişti:“İnsanlık tarihi birkaç yüzyılda bir ancak dâhi yetiştiriyor. Şu talihsizliğe bakın ki o dâhi bugün Türkiye’de doğmuştur!” 10 Kasım’larda Atatürk’ü “ah-vah”larla ananlara, onun düşüncelerini yaşatma gücünden yoksun zavallılar olarak bakmak lâzım.Atatürk bir Amerikalı politikacının dediği gibi 20. Yüzyılın en kahramanca eylemlerinden birini, şiddet kullanmadan, gizli polis olmadan gerçekleştirmiştir.Onun dehası yalnız Türkiye’yi değil bütün Müslüman dünyasını kurtarabilirdi, olmadı. Haydi öteki Müslüman toplumların başındaki despotlar buna geçit vermedi; peki ya biz?Emanetini onun ruhuna huzur verecek yönde taşıyabiliyor muyuz?İki Mustafa KemalAtatürk’ün bugün birinci sayfamıza özeti yansıyan sözleri şöyledir:“İki Mustafa Kemal vardır. Biri ben; et ve kemik, geçici Mustafa Kemal.İkinci Mustafa Kemal; onu ‘ben’ kelimesi ile ifade edemem. O ‘ben’ değil ‘biz’dir.O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur.Ben onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir.O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz... Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!” Atatürk’ün rüyası gerçekleşmiş olsaydı, karşı devrim niyetlerinin varlığından kaynaklanan tedirginlik, 83 yaşını doldurmuş cumhuriyetin derdi olmazdı. Ama derttir ve çok haklı sebepleri vardır.Türk devrimine muhalefetini laiklik karşıtı eylemlerle göstermeye cesaret eden siyasetçiler ve partiler bulunduğuna göre demek Atatürk’ün gönlündeki Mustafa Kemal tarifi gerçekleşmemiş!Sivil toplum göreveAskerin siyasete müdahale ettiğini söyleyenler, sivil toplumun devrime yönelik eylemler karşısında yetersiz kaldığı gerçeğini görmezlikten geliyorlar.Türkiye’de asker sadece iki durumda sesini yükseltme gereği duyar. Bir, ülkenin bütünlüğü; iki, laik rejimi tehlikeye girdiğinde.Askerin siyasete müdahale görüntüsü demokrasimize gölge düşürüyor. Doğru ama sivil toplum bu gölgeyi kaldırmak istiyorsa Türk Devrimi’ni, üniter devleti ve laik cumhuriyeti savunma görevini bir an önce askerlerden devralmak zorundadır.Atatürk “Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz” diyordu.Var mı öyle bir şey? Büyük kurtarıcı ve büyük devrimci bugünün Türkiyesi’ni görebilseydi aynı şeyi yine söyleyebilir miydi?Asla söylemezdi.“Bugünleri bile aratacak bir geleceğe karşı ben ne yapıyorum?” Atatürk idealine bağlı herkes, her sabah kendine bu soruyu sormalıdır!

Devamını Oku

Barbarlık müzesi

8 Kasım 2006

Rönesans tasvirlerini hatırlatan o fotoğraf sizde elem ve öfke yanında ne duygular uyandırıyor?Birinci sayfamızdaki fotoğraf Filistin’de yaşanan ve kim bilir daha kaç on yıllar yaşanacak kan davasının cephanesi olan nefretin sebebini simgeleyecektir.Türk halkı böyle fotoğrafların dilini iyi bilir. Kıbrıs harekâtının vicdanlarımızdaki meşruiyet onayını biz buna benzer bir fotoğraftan almıştık.Bir askeri doktorumuzun 1963 Noelinde Rum milisler tarafından katledilerek banyo küvetine atılan eş ve çocuklarının cansız bedenleri ile ilgili “belge” iki toplumun bir daha asla bir arada yaşayamayacağı hükmüne gerekçe olmuştu.Aynı vahşi yanlış, hem de sık aralıklarla tekrarlanarak Filistin’de yaşanıyor. Dün sabah Beyt Hanun kentinden çekilmeye hazırlanan İsrail tankları, bir apartmandan roket atıldığı gerekçesiyle binayı topa tuttu.Çoğu çocuk 18 kişi öldü.İsrail’i yönetenler, bulundukları coğrafyayı bir barbarlık müzesine dönüştürürken atalarından kalan soykırım mağduriyeti kredisini sorumsuzca harcadıklarını göremiyorlar mı?Dostlarının sorumluluğu, İsrail’i masumları hedef almaktan vazgeçirmektir. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir devlet, korku ve şiddet saçarak, çocukların kanlarını dökerek vatandaşlarına güvenli ve huzurlu bir yaşam veremez.İsrail’e dostları ve tabii başta ABD yardım etmelidir.Amerika şimdiye kadar hep İsrail’deki savaş yanlısı azınlığı destekledi. Bush yönetimi, dün halkından yediği tokattan ayılıp ağırlığını barış isteyen çoğunluktan yana koymalıdır. Dünyanın kaderi belki böyle bir uyanışla değişebilir.Yoksa çocukların ahı, bu toprakları sonsuza dek lânetleyecek.*****Ne oldu size?Salı gecesi NTV’yi izleyen gözleri bozuk biri, tartışan kişilerin Fransa, Avusturya ve Yunanistan dışişleri bakanları olduğunu zannedebilirdi.Kızardı onlara ama Türkçe konuşabildikleri için de memnun olurdu.Eski dışişleri bakanlarımız “imtiyazlı ortaklık statüsünü biz isteyelim” ve “AB ile ilişkilere bir yıl ara verelim” önerileri üstünde çabucak birleştiler.AB uzmanı yazarımız Cengiz Aktar’ın dediği gibi bu öneriler Fransa ve Avusturya’nın peşinde koştukları ama AB karar organlarından geçirmeye güçlerinin yetmediği hedeflerdir.Oysa AB’nin Türkiye için Cumhuriyet’ten sonra en büyük medeniyet projesi olduğunu biz bu siyasetçilerden öğrenmemiş miydik?AB, özgürlükler ve refah toplumu bağlamında Türkiye’nin istikbalidir.Yaratılan milliyetçi hayalet şimdi, aklına itimat ettiğimiz insanları bile avlıyor ve bu projeye zarar veriyor. Okumuş adamların, gecekondusu yıkılmasın diye çatıya çıkıp Türk bayrağı sallayan çaresizler gibi davranması ayıp değil mi?Neyse ki AB’nin karar organları daha gerçekçi.AB yolculuğu kazasız sürüyor!

Devamını Oku

Cumhurbaşkanı için tartışalım

7 Kasım 2006

Cumhurbaşkanı seçimi tartışmalarını “daha çok erken” bahanesiyle önlemek isteyenlere kulak asmamak lâzım!Ülkenin şu anda en önemli sermayesi siyasi istikrardır. Kırılgan ekonomiyi kazalara karşı koruyan güvence budur.Bu sigortayı riske sokmak istemiyorsak cumhurbaşkanı seçimini, meclisteki turlar başlamadan önce bitirmek zorundayız.Yeni cumhurbaşkanı, laik rejim için güvence olacağına tüm kesimlerin inandığı biri olmak zorundadır.Aksi halde cumhurbaşkanı seçiminden altı ay sonra yapılacak genel seçimin de sağlığı olumsuz etkilenecektir.Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkmak istemesi hakkıdır. Ama sadece AKP’nin meclisteki gücüne dayalı bir oldu bittinin doğuracağı riskleri hesap etmek de sorumluluğudur.Neden iş dünyası?Sorunu tartışmak, öncelikle iş dünyası için büyük önem taşıyor. İstikrar bozulursa asıl faturasını onlar ödeyecek.Muhalefetin şu aşamada iktidar umudu yok. Onların beklentisi AKP’nin cumhurbaşkanını seçerken hata yapmasıdır. Çünkü yanlış bir seçim kutuplaşmayı tahrik edecek, rejim kaygılarını artıracak ve sorunlar AKP’nin genel seçimdeki şansını azaltacaktır.Muhalif partiler için temenni olan bu tablo iş dünyası için felâket senaryosudur. İş dünyası o nedenle siyasi partilerin gündeme getirmedikleri cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda uyarı yapıyor ve görüş açıklıyor.Sabancı tercümanSabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı’nın son açıklamasını bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Sabancı iki mesaj verdi:1. “Cumhurbaşkanı geniş uzlaşma ile seçilmeli” dedi.2. Arzularının önümüzdeki genel seçimde Başbakan’ı partisinin başında görmek olduğunu belli etti: “Başbakanımız henüz 52 yaşında. Genç, dinamik ve aktif siyaseti başarıyla yapıyor. Aktif siyasette, gerek partisine gerek Türk siyasetine daha fazla katkıları olacağına inanıyorum.” İş dünyası Tayyip Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkmak yerine partisinin başında kalmasını, bu şekilde genel seçimdeki şansını zedelemeden AKP’nin tek başına iktidar başarısını tekrarlamasını istiyor.Peki Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını istemekten vazgeçmesi, istikrarla ilgili risklerin sıfıra inmesine yeterli olur mu? Hayır olmaz.Cumhurbaşkanının adı üstünde sağlanacak olan büyük uzlaşma, AKP’nin laiklik konusunda ürettiği şüphelerden samimi olarak arındığı güvencesine de tanıklık etmelidir.Eğer imam hatip saplantılı, laikliği yeniden tarif etmeye meraklı, harem-selâmlık bölünmesini ayıplayanlara hışımlı, mahkemelere ulema danışmanlığı önerecek kadar eskiye bağlı ve eşi türbanlı biri gelecekse Tayyip Erdoğan olsa da fark etmez.Partisi zayıflayacağı için belki daha bile hayırlı olur!

Devamını Oku

En zengin başbakan

6 Kasım 2006

Adını dağlara, taşlara yazdığımız Karaoğlan 172 gün süren bir “kararsızlık” ardından hayata veda etti.Son görevini yüksek mahkemede öldürülen bir yüksek yargıcın cenazesine giderek yapmıştı.Türkiye’ye kurulan uğursuz tuzağın vahametini ondan iyi kim kavrayabilirdi?Duyduğu acı onu yaşamdan kopardı, derin bir uykuya girdi ve bir daha uyanmadı.Ona rahmet, milletimize başsağlığı diliyoruz.Bülent Ecevit’in yaşamı baştan sona, yaşlı ve orta yaş kuşaklarının zaferlerini temsil ediyor değildir.Özlem, umut ve heyecan kadar düş kırıklığı ve pişmanlık da üretti Ecevit’li yıllar.1970’lerin başında Kıbrıs Fatihi idi. Ama 70’lerin sonunda Türkiye’ye Yunanistan’la beraber Avrupa Birliği’ne girme fırsatını harcatan ve bu arada karaborsanın zenginlerini üreten, sol siyasetin yenilgisini temsil eden bir “Elim kırılsaydı” simgesi oldu.Dolu bir yaşamBülent Ecevit, solcu saplantıların kendisine yaptırdığı yanlışları telâfi imkânını elde edebildiği için yine de şanslıdır. PKK elebaşısı Apo’nun 1999 yılında onun başbakanlığında yakalanıp Türkiye’ye teslim edilmesi partisini iktidara getirmiş, o da bu şansı ilerlemiş yaşına rağmen doğru kullanmıştır.“İmkânsız” koalisyonu seçime kadar taşımış, istikrar adına mucize yaratmış, ekonomik krizden çıkışın bir solcu için kabul edilmesi zor faturasına boyun eğmiş, geçirdiği devrim nitelikli uyum yasaları ile AB günahını ödemiş, partizanlık yapmamış ve seçim ekonomisi hiç uygulamamıştır.Hayat ve ölüm...Irmak ve deniz...Ecevit büyük denize ulaştı. Bizim geleneğimiz, ölenin hayırla anılmasıdır. Ve ne mutlu ki Ecevit’i hayırla anmak isteyenlerin hiç zorluğu yoktur.O ciddi bir devlet adamı olduğu kadar duygu adamıdır. Hep realist bir Atatürkçü oldu. Son yıllarında Fethullah Hoca’dan etkilenerek laikliğe dost tarikatlar sapmasına düşse de Merve Kavakçı’nın TBMM’deki türban şovuna gösterdiği tepki unutulmayacaktır.Kar tanesi kadar nahif görünen bu adam, yeri geldiğinde ise işte böyle çığ kadar önünde durulmaz bir iradeyi temsil ediyordu.Ama Karaoğlan’ı asıl unutulmaz kılacak olan dürüstlüğü, malda, parada, gösterişte gözü olmayan yaşam tarzıdır. Onu halkın gözünde fazilet zengini olarak yücelten bu özelliği, ardıllarına örnek olur mu, bilemeyiz. Dileriz olur.Dileriz yeni siyasi kuşaklar onu bu özelliği ile özletmez.

Devamını Oku

Saddam’la bitmedi!

5 Kasım 2006

Devrik diktatör Saddam hakkındaki idam kararı adaletin ulaştığı bir son mudur?Hayır; galiba siyasetin uğradığı bir ara istasyondur. Başkanı Kürt olan Irak mahkemesi, Amerika’da siyasi dengeleri değiştirecek olan Kongre ara seçimlerine iki gün kala Başkan Bush’a teşekkür borcu ödemiştir. Ama Saddam’ın kellesi Bush yönetimini Demokratların dayağından kurtaramayacaktır.Bush, uluslararası normlara ve işbirliğine hiç değilse yargılama aşamasında saygı gösterseydi... Süreç yine idamla bitse bile sonuçları bu kadar korkutucu olmayabilirdi.Can derdini unuttuSaddam’ı sehpaya götüren sürece katılacak olanların mensubiyetleri, korkulan iç savaşın ateşini körükleyecektir.Tehlike o kadar açık ve büyüktür ki, çağın en zalim diktatörlerinden biri olan Saddam bile can derdini unutup halkını uyarmak ihtiyacı duymuştur.Mahkemenin kararını açıklamasından sonra okunmasını istediği Irak halkına yönelik mesajı şöyle:“Benim idam cezamın öcünü Amerikalı işgalcilerden almayın. Mezhep çatışmasına bulaşmayın, birlik olun!” Bush ve arkasındaki Neo-con’ların doktrini yerlerde sürünüyor bugün.11 Eylül saldırısının şoku ile ABD, kitle imha silâhlarına sahip terörist örgüt ve devletlere karşı önleyici savaş denilen maceraya sürüklendi.Bugün Irak’taki 650 bin Iraklı sivilin, 2 bin 500 Amerikalı askerin ölüsüne Başkan Bush’u gaza getiren Neo-con’ların pişmanlıkları eşlik ediyor.Pentagon eski danışmanı Richard Perle bir dergiye Irak’ın işgalinin bir hata olduğunu itiraf etti.Aynı dünyanın ünlü ismi Francis Fukuyama son kitabında Bush’un Amerikan gücünü yanlış kullandığını yazıyor.Amerika’nın kullandığı bahane asıl işgal sayesinde gerçekleşmiş, Irak uluslararası teröristlerin ve cihadı terör olarak uygulayanların eğitim üssü ve eylem alanı haline gelmiştir.Biz savaşın başında “Amerika yıkar ama yapamaz” diyorduk.Bu korku Irak dışında da gerçekleşmiş İslâmcı siyasi oluşumlar partileşmiş, bu kimlikteki partiler de bütün bölgede güçlenmiştir.Amerika’nın sicilini düzeltecek bir mucize beklenebilir mi?Biz ne olacağız?Demokratların Ulusal Komite Başkanı Howard Dean dün şöyle diyordu:“En büyük tehlike, Irak’ın bir terörist devlete dönüşeceği değildir. En büyük tehlike Irak’ın bölünmesi ve Türkiye’nin doğusunu istikrarsız hale getirmesidir” diyor.Bu eleştiri bir umudu da barındırıyor içinde. Amerika’daki iktidar alternatifi partiye hiç değilse Türkiye’nin önemini anlatmak gerekmeyecek!Ama Saddam’ın idamı ile yeni bir geleceğin önü açılırken Türkiye’nin ulusal bütünlüğünü korumaya yönelik çabalarında başarılı olma mecburiyeti, önemini hiç kaybetmeyecek.Ulusal kaderimizi dışarıdaki tesirlerden çok kendi erdemlerimiz veya yanlışlarımız belirleyecek.

Devamını Oku

Korku işareti

4 Kasım 2006

Başbakan anlam vermekte zorluk çektiğimiz şeyler söylüyor.Mesela Cuma akşamı kalabalık bir Amerikalı işadamları grubuna hitap ederken CHP’yi karıştıracak bir bomba patlattı. Neymiş?.CHP milletvekilleri meclis kulisinde AKP’lilere “Sakın erken seçim yapmayın yoksa borç taksitlerimizi ödeyemeyiz” diyorlarmış, genel kurula girdikleri zaman da “Erken seçim” diye gösteri yapıyorlarmış.Amerikalı işadamlarını ne ilgilendirir böyle bir dedikodu?Eğer amacı Türkiye’yi istikrarlı bir ülke haline getirdiklerini söylemekse “Muhalefetin bastırmasına rağmen seçimi zamanında yapacağız. Türkiye kötü sürprizler ülkesi olmaktan kurtarılmıştır” filân diyebilirdi.Aynı sözleri dün İstanbul’da düzenlenen bir açılış töreninde de tekrarladı. Neden derseniz...1. Rahatsızlığı sırasında geçirdiği baygınlığın uzantısı bir etki olabilir;2. CHP’nin yükselişe geçtiği haberlerinden telâşlanmış olabilir.Fitne-fesat üretmek bir mücadele yöntemidir ama başbakan düzeyine yakışan bir siyaset yöntemi değildir. Böyle silâhlar gömüldükleri yerde kalmalıdır.Eğer Başbakan CHP’nin güçlenmeye başladığını hissediyor ve şimdiden önünü kesmek gerektiğine inanıyorsa kırıp döktüğü şeyleri tamire bakmalıdır. Oysa yeni hatalar yapıyor.Fındık kıran siyaset acemiliğinin Karadeniz’de yarattığı oy kaybının üstüne YİMPAŞ rezaleti tüy dikmiştir.Din iman sömürüsü ile para toplayan holdingler AKP ve Milli Görüş tabanını soyuyorlar. İktidarın bu meselede soyulanın hakkını aramak yerine soyanı kolladığı yolunda bir izlenim fena halde uyandı.Bu yargı, fındıktan daha çok oy kaybettirir iktidara.Kaybedilen oyları da dedikodu geri getiremez!*****Lütfen! Lütfen!Meslekdaşlarımı uyarıyorum: On yedi aylık bebeğe taciz rezaletini irdelerken lütfen reyting kaygılarını aşarak toplumsal yarar amacına yönelin.Talihsiz çocuğun annesi televizyonların ekranlarına çıkarmak için yarıştıkları bir hedef haline gelmiş bulunuyor.Utanç ve tiksinti yaratan bu olay abartılmamalıdır. Çünkü kötüleme amaçlı yayınların bile bir noktadan sonra merakı tahrik ettiği unutulmamalıdır.Haberci merakımız bundan sonra sadece taciz suçunu işleyen yaratığın akibetini izlemeli ve adaletin tecellisine bu dikkatimizle yardımcı olmalıdır. Daha fazlası değil.Küçük bir araştırma, abartılmış haberciliğin yarattığı zararlar konusunda uyarıcı sonuçlara ulaştırdı bizi.Google’ın ’Trends’i, Internet’teki aramaların yoğunluğunu gösteren bir grafik hizmeti veriyor. Orada utanç verici bir sıralama çıkıyor:Dünyada çocuk pornosu sitelerini aramak için Google’a giren ilk beş kentin ilk üçü Türkiye’den.Sapıkların istilâsına mı uğradık?Elbette hayır. Sadece binlerce insanı abartılmış haberlerle meraka sevk ederek internetin en günahkâr mahallesine ittik. O kadar!

Devamını Oku