Rönesans tasvirlerini hatırlatan o fotoğraf sizde elem ve öfke yanında ne duygular uyandırıyor?
Birinci sayfamızdaki fotoğraf Filistin’de yaşanan ve kim bilir daha kaç on yıllar yaşanacak kan davasının cephanesi olan nefretin sebebini simgeleyecektir.
Türk halkı böyle fotoğrafların dilini iyi bilir. Kıbrıs harekâtının vicdanlarımızdaki meşruiyet onayını biz buna benzer bir fotoğraftan almıştık.
Bir askeri doktorumuzun 1963 Noelinde Rum milisler tarafından katledilerek banyo küvetine atılan eş ve çocuklarının cansız bedenleri ile ilgili “belge” iki toplumun bir daha asla bir arada yaşayamayacağı hükmüne gerekçe olmuştu.
Aynı vahşi yanlış, hem de sık aralıklarla tekrarlanarak Filistin’de yaşanıyor. Dün sabah Beyt Hanun kentinden çekilmeye hazırlanan İsrail tankları, bir apartmandan roket atıldığı gerekçesiyle binayı topa tuttu.Çoğu çocuk 18 kişi öldü.
İsrail’i yönetenler, bulundukları coğrafyayı bir barbarlık müzesine dönüştürürken atalarından kalan soykırım mağduriyeti kredisini sorumsuzca harcadıklarını göremiyorlar mı?
Dostlarının sorumluluğu, İsrail’i masumları hedef almaktan vazgeçirmektir. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir devlet, korku ve şiddet saçarak, çocukların kanlarını dökerek vatandaşlarına güvenli ve huzurlu bir yaşam veremez.
İsrail’e dostları ve tabii başta ABD yardım etmelidir.
Amerika şimdiye kadar hep İsrail’deki savaş yanlısı azınlığı destekledi. Bush yönetimi, dün halkından yediği tokattan ayılıp ağırlığını barış isteyen çoğunluktan yana koymalıdır.
Dünyanın kaderi belki böyle bir uyanışla değişebilir.
Yoksa çocukların ahı, bu toprakları sonsuza dek lânetleyecek.
Ne oldu size?
Salı gecesi NTV’yi izleyen gözleri bozuk biri, tartışan kişilerin Fransa, Avusturya ve Yunanistan dışişleri bakanları olduğunu zannedebilirdi.
Kızardı onlara ama Türkçe konuşabildikleri için de memnun olurdu.
Eski dışişleri bakanlarımız “imtiyazlı ortaklık statüsünü biz isteyelim” ve “AB ile ilişkilere bir yıl ara verelim” önerileri üstünde çabucak birleştiler.
AB uzmanı yazarımız Cengiz Aktar’ın dediği gibi bu öneriler Fransa ve Avusturya’nın peşinde koştukları ama AB karar organlarından geçirmeye güçlerinin yetmediği hedeflerdir.
Oysa AB’nin Türkiye için Cumhuriyet’ten sonra en büyük medeniyet projesi olduğunu biz bu siyasetçilerden öğrenmemiş miydik?
AB, özgürlükler ve refah toplumu bağlamında Türkiye’nin istikbalidir.
Yaratılan milliyetçi hayalet şimdi, aklına itimat ettiğimiz insanları bile avlıyor ve bu projeye zarar veriyor.
Okumuş adamların, gecekondusu yıkılmasın diye çatıya çıkıp Türk bayrağı sallayan çaresizler gibi davranması ayıp değil mi?
Neyse ki AB’nin karar organları daha gerçekçi.
AB yolculuğu kazasız sürüyor!

