Hayırlı alâmetler...

27 Kasım 2006

Türkiye’nin AB’ye alınmasına muhalefetin gerçek adresi nedir?Fransız yazar Alexander Adler on gün önce Le Figaro gazetesinde yazdı bunu.“Amacı, Türkiye’nin üyeliğini baltalamak olan gerçek bir komplo ile karşı karşıyayız” dedi... Ve Rumları, Yunanlıları, Ermenileri değil, karşıtların oluşturduğu bir koalisyonu işaret etti:Adler’e göre Türkiye’nin katılımına asıl karşı çıkanlar Avrupa’da ırkçı eğilimleri olan köktendinci Hıristiyanlardır. Bu kamp, Arap dünyasında İslâmcı cereyanlarla uyum içindeki milliyetçi rejim ve gruplarla da işbirliği yapmaktadır.Çünkü Orta Doğu’daki hiçbir diktatörlük örnek demokrasiye sahip bir Müslüman ülkeyi yanıbaşında görmek istemiyor.Türk halkının Papa ile ilk tanışıklığı, kardinalken Türkiye’nin AB üyeliğine karşı sesini yükselttiği döneme rastlar. Papa’nın gençliği ırkçı eğilimlerini ele veren izler taşıyor. Almanya’da sarfettiği Müslümanları incitici sözler de “kökten dinci sayılması için yeterli” görülebilir.Ama ziyareti öncesinde Türkiye’nin AB üyeliğine Vatikan’ın karşı olmadığına dair bir açıklama yaptırmıştır. Türkiye’ye ziyaretinin bir hedefi de barış mesajı vererek İslâm dünyasının gönlünü kazanmaktır. Papa’nın, bu ziyaretin sunduğu fırsatları iyi değerlendirmesini diliyoruz.İngiliz Indepedent gazetesi dün “Türkiye’nin Batı ile artan tartışmalardan doğan öfkesini dindirecek anlamlı bir jest” yapması için Papa’ya çağrıda bulunuyordu.Washington Post “Papa ve Türkler, medeniyetler çatışması teorisinin haklı olduğunu gösterecek bir davranıştan uzak durmalılar” dedi.Olumlu işaretler artıyor. Ziyaretin en tuhaf eksiği de gideriliyor:Başbakan Erdoğan bugün NATO zirvesine hareketinden önce Papa ile havalimanında görüşecek.Medeniyetler barışı için görev üstlenmiş Başbakanımız, barıştıracağı dinlerden birinin lideri kapıdan girerken pencereden kaçmanın komedisini oynamaktan son anda vazgeçti, şükür.Allah iki tarafa da yardım ediyor. Bu ziyaret hayırlı olacak!*****Acaristan/HarabistanAcarlar’ın ormandaki inşaatları hakkında Bakan Pepe ilginç şeyler söyledi.Neymiş; yanlışa “dur” demişler.İstanbul’un o muhteşem akciğerlerini kaybetmek, betonlaştırmak istemiyorlarmış...Beykoz’daki ormanların bir kısmı Acarkent ile yok edildi. Sonra “Acaristanbul” projesi ile büyük bir kısmı daha.Projenin adı bile buranın, yasalarını kendi koyan bir derebeylik olduğunu avaz avaz bağırıyor.Bakan “kaybetmek istemiyoruz” diyor ama giden gitmiş.Ağaçlar kesilmiş, ormanın kalbine beton yapılar saplanmış.“Dur” demek işe yaramaz. Düzeltebiliyorlar mı; yani o betonları söktürüp ağaç diktirebiliyorlar mı; iktidar odur!Acarlar ilk akciğer ameliyatını Sarıyer’deki Uyum’da yapmıştı. O da durduruldu.“Bu ülkede kanun yoktur” gerçeğini bağıran bir anıt mezar gibi 20 yıldır hâlâ duruyor!

Devamını Oku

Papa’nın çabaları

26 Kasım 2006

Papa Türk halkından saygı ve konukseverlik görmeyi hak etmek için dün epey çaba harcadı.Pazar ayininde “Türklere sevgilerimi gönderiyorum” dedi.Türk halkına “nazik selâmlarını, takdir ve samimi dostluk duygularını” da dile getirdi.Vatikan Sözcüsü Lombardi, Vatikan olarak Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olmadıklarını belirtti.Lombardi, bu ziyaretin Hıristiyanlar arasındaki ayrılıkları giderip İslâm karşısındaki bütünleşmeyi amaçladığına ilişkin yaygın kanının aksine Müslüman dünyasıyla yakınlaşma hedefi güttüğünü, Türkiye ile Hıristiyanlar arasındaki karşılıklı anlayışı artırmak için fırsat sunacağını söyledi.Papa’nın ziyaret programında Sultanahmet Camii’ne yapacağı ziyaretin kesinleşmesi, Vatikan’ın barışçı niyetlerindeki samimiyeti göstermeye dönük jest sayılabilir.Daha önceki Papa Suriye’deki Ümeyyet Camii’ne gitmişti ama sebebi, Hıristiyan azizi Vaftizci Yahya’nın kemiklerinin orada bulunması idi.Halbuki Papa 16. Benedict Sultanahmet’i salt cami olarak, belki incittiği İslâm toplumunun kalbini kazanabilmek ve inançlarına saygı duyduğunu göstermek için ziyaret edecek.Papa dünkü ayinde ziyaret için “hac niteliği taşıyor” demekle Türkiye’ye yönelik din turizmi için de benzersiz bir destek sağladı.Papa’nın gelişini protesto amacıyla Saadet Partisi’nin dün İstanbul’da düzenlediği miting, eylemi organize edenlerin beklediği büyük kalabalıkların desteğini alamadı.Türkiye, dengeli, sağlıklı insanların yaşadığı bir ülke olduğunu gösterdi bu şekilde.Bu önemli ziyaret için iki taraf da hazır hale gelmiştir.*****UcuzcuAzeri bir profesör “Depremi 5 saat öncesinden belirleyen bir alet” ile İstanbul’a gelmiş.İstanbul Belediyesi de ilk parti aldığı 3 cihaza 210 bin dolar ödemiş.Kara mizah öyküsü gibi bir şey... İstanbul’u, can kayıpları dışında 50 milyar dolarlık maddi zarara sokacak büyük depremden 210 bin dolarlık bir aletin kurtaracağına inanabilen yöneticilerimiz ve depremin 5 saat önceden tespit edilebileceğine inanan bilim adamları varsa, bu kurnaz cehaletini paraya çevirecek açıkgözler de elbet olacaktır.Azerbaycan’dan yetkililer bu aletin bilimsel olmadığını, şimdiye kadar hiçbir depremi önceden bildirmediğini söylediler.İstanbul’u depreme hazırlayanlar, çareleri bu kadar basit ve ucuz görüyorlarsa çadır kuracak bir yeri şimdiden ayarlayalım!

Devamını Oku

Akıl hocası!

25 Kasım 2006

Korkut Özal Başbakan’ın hayatından endişe duyduğunu açıkladı.Bir TV kanalında yaptığı açıklama, onu bir suikast ihtimalinin korkuttuğunu gösteriyor. Gerçekten mi korkuyor yoksa bu korkuyu suni olarak üretip kullanmak mı istiyor?Eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın kardeşi olan Korkut Özal, siyasal İslâm’ın Türkiye’deki en kıdemli ideologlarından biridir ve devlet içindeki dinci kadrolaşmanın öncüsüdür.Endişe olarak TV ekranından halka yansıttığı suikast ihtimalini onun penceresinden bakarak değerlendirmek lâzım.Kendisi, AKP’de itibar gören, sözü dinlenen, devlet tecrübesine sahip bir şahsiyettir. Suikast endişesi kişisel bir kuruntusu bile olsa bunu iktidarla paylaşma imkânı, hatta gerekli tedbirleri aldırma gücü vardır.Böyle bir durumda asla yapılmayacak şey, suikast endişesini kamuoyu ile paylaşmaktır. Korkut Özal şeytanın aklına fit sokmak pahasına bunu yapmışsa ardında başka bir amaç aramak gerekir.İktidarın kulağına söylenmesi gereken şeyi TV’den bağıran Korkut Özal, kendine göre “derin devlet”in önünü kesecek manevra yapıyor.Dediği şudur:Sezer, AKP iktidarının önünü kesti. Türkiye’nin yönetimi ancak Tayyip Erdoğan Çankaya’ya çıktığı zaman tam olarak AKP’nin eline geçecektir. Derin devlet buna razı olmaz. Tayyip beyin çok iyi korunması gerekiyor!Korkutan ÖzalBu değerlendirmeye bizim diyeceğimiz de şudur:Korkut Özal gerçekte suikast korkusu duymuyor. Kullanışlı olacağı için bu korkuyu imal ediyor.Laiklik konusunda güven vermeyen AKP’nin hem devletin, hem hükümetin başına geçmesine itirazlar sürekli tırmanacaktır.Özal, ele geçen “tarihi fırsat”ın kaçırılmasını istemeyen bir İslâmcı olarak Tayyip Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkışına yönelecek muhalefete karşı bu korkuyu kullanacak!“Derin devlete alet olmayın. Aksi halde suikast vebaline ortak olursunuz” diyor ortaya...Peki halk yer mi bu numarayı? Yerse! İmaj israfıBu ziyaret bu kadar kaygıya ve gerginliğe sebep olmamalıydı.Ama Türkiye’de din üstünden siyaset yapan bir parti iktidarda ve Türkiye’ye sırf Müslüman olduğu için önyargılı bir Papa da yolda, geliyor...Geçen gün Koç Üniversitesi dünyanın en önemli Osmanlı tarihçisi Prof. Dr. Halil İnalcık’a şeref doktorası verdi. Onun bile kaygıları var.Törende Papa’nın ziyaret amacının “kiliseler arasındaki ayrılığa son vererek Hıristiyanlığı İslâm karşısında bir cephe haline getirmek” olduğundan şüphe ettiğini söyledi.Öyle bile olsa tedbiri çil yavrusu gibi dağılmak mıdır?Başbakan, Dışişleri Bakanı ve din işlerinden sorumlu Devlet Bakanı birer bahane bulup yurt dışına kaçtılar. Papa Başbakan Yardımcısı Şahin’e kaldı. Bol bol futbol konuşurlar!Oysa kiliselerin birleşmesinden daha yakın bir tehlike var. İmaj sıralamasında dünyada sondan ikinciliğe düşmüşüz.Papa için 39 ülkeden 950 gazeteci ve televizyoncu geliyor. Bunlar Başbakan ve sorumlu bakanların Papa’nın elini sıkmamak için ülkeden kaçtıklarını yayacaklar şimdi.İmajımız şahtı, şahbaz olacak!

Devamını Oku

Hedef gençlik

24 Kasım 2006

Atatürk daha Kurtuluş Savaşı devam ederken öğretmenlere şu hedefi gösteriyordu:“Efendiler, yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin sınırı ne olursa olsun her şeyden önce Türkiye’nin istiklâline, kendi benliğine, milli ananelerine düşman olan unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir.” Türkiye Cumhuriyeti’ni 83 yıl, işte bu şuurla yetişmiş kuşaklar korudu.Öğretim Birliği ilkesini delerek laik eğitime paralel bir dinci eğitim kanalı oluşturmak, en başta bu sigortayı devre dışı bırakmaya yönelik sinsi niyetlerin hedefi olmuştur.Son Milli Eğitim Şûrası’nın imam hatiplere siyasal ve hukuk fakülteleri yanında asıl öğretmenlik mesleğine giden kapıları açma amacına kurgulanması sebepsiz değildir.Eğitimde hedefe giden kestirme yol, öğretmeni elde etmektir.Atatürk’ün gördüğü bu gerçeği, sonra gelen pek çok siyasetçi ya görememiş veya siyasi çıkarları uğruna hafife almıştır.Bursa Nutku...Atatürk, benzersiz dehasını bu tehlikeyi tahmin ederek göstermiştir.1933’te “Bursa Nutku” adıyla bilinen konuşması, Cumhuriyet’e ve devrimlerine yönelecek bir tehlike karşısında Türk Genci’nin nasıl davranacağını anlatır.Bir gün devlet bile zaaf içine düşebilir, siyasi iktidar güvenilir olmayabilir ama Türk Genci her şart altında eserini koruyacaktır.Karanlık güçlerin hayatına son verdiği Prof. Ahmet Taner Kışlalı “Kemalizm, Laiklik ve Demokrasi” adlı kitabında şu yorumu yapıyor:“Atatürk hem gelecek iktidarlar hem de gençlik konusunda yanılmamıştır.” İktidarın niçin imam hatip liselerine yönelik talebi teşvik etmeye ve burayı bitirmiş çocukların öğretmenlik mesleğine yönelmelerini sağlamaya çalıştığı daha iyi anlaşılıyor.Cüretleri arttıAKP iktidarı bu niyetini son Eğitim Şûrası’nda açık açık eyleme dönüştürmüş, iktidarın pervasızlığından cüret alanlar da “göze girmek” veya “kahraman olmak” gayreti ile kendilerini ortalara atmaya başlamışlardır.Atatürk’ten “Bu adam” diye söz eden bir profesörün ifade özgürlüğü hakkını kullandığını söyleyenler, acaba Şanlıurfa’da Şuurlu Öğretmenler Derneği adlı örgütün düzenlediği gece için ne diyecekler?Bu derneğin hangi şuura kulluk ettikleri belli olan öğretmenleri, Öğretmenler Günü’nü harem-selâmlık düzeninde, Atatürkçü Düşünce Derneği ile alay eden konuşmalar eşliğinde, hediyesi Kur’an’ı Kerim ve Saidi Nursi kitapları olan çekilişlerle kutlamışlar.AKP’nin eğitim konusundaki duruşu, Atatürk’ün gelecek iktidarlara ilişkin endişelerini doğruluyor.Dikkat!. Bu politikalarda ısrar, Cumhuriyet’in güvencesi olan gençliğin de nitelik değiştirmesine sebep olacaktır.Getireceği Cumhurbaşkanı ise yalnız hakimleri, savcıları, valileri ve büyükelçileri değil, üniversitelerin rektörlerini de Atatürk’e “Bu adam” diyen kafalarla değiştirecektir!

Devamını Oku

Umut ve önündeki tek engel

23 Kasım 2006

Dünya Ekonomik Forumu Türkiye Zirvesi’nde Başbakan Erdoğan Türkiye’yi “Fırsatlar Ülkesi” diye tanımladı.Bu sloganı sevmiyorum. Çünkü “fırsatçı”ları hatırlatıyor... Sıcak paranın ülkemizi hep bu zihniyetle ziyaret ettiğini, bizi soyup soğana çevirdiğini nasıl unutabiliriz?Artık Türkiye sınıf değiştirmiş, bölgesel güç olma yolundaki yükselişini istikrarla elde edebilmiştir. Ülkemizin en değerli sermayesi ve geleceğe dönük güvencesi işte budur.Forumun Başkanı Schwab dün Türkiye’nin yatırımlar açısından tıpkı Çin, Hindistan, ve Rusya gibi cazip bir ülke olduğunu belirtti.Dünya Ekonomik Forumu’nun İstanbul’da toplanması başlı başına bir başarıdır.Çünkü Türkiye’nin konuşulduğu uluslararası zeminler, dünya tecrübesine sahip kafaların bizim için düşünmesi ve vizyon üretmesi demektir.Türkiye’nin gücü ve ufku böyle büyüyecektir.Böyle toplantılar Türkiye’nin yönetim kalitesine de önemli katkılar sağlıyor. Mesela dün Başbakan Erdoğan AB reformlarına hiç hız yitirmeden devam edecekleri ve asla seçim ekonomisi uygulamayacakları konusunda uluslararası bağlayıcılığı olan bir taahhütte bulunmuştur.Bölgesel güç...AKP iktidarının becerileri ekonomik büyümenin hakça dağılmasına ve yoksul kitlelerin biraz nefes almasına yetmedi. Bu doğru ama makro ekonomik alanda ve Türkiye’nin bölgesel siyasetteki gücünü artırmakta elde edilen başarıları inkâr etmek haksızlıktır.Başbakan Erdoğan dün “bölgesel çatışmaları gidermede aktif rol oynayabilecek duruma” geldiğimizi belirtirken, dikkat çekici bir rastlantı olarak Lübnan’ın en önemli gazetelerinden Daily Star başyazısında şu mesajı veriyordu:“Lübnan kaosa sürükleniyor. Artık yardım istemenin zamanı geldi. Bize yardım edebilecek tek ülke Türkiye!” Çünkü Türkiye’nin bütün bölge ülkeleriyle iyi ilişkileri bulunuyor. Üstelik dediğini yaptıracak güce de sahip...Tanınmış Amerikalı yazar Hugh Pope’un Körfez ülkelerinde etkili GulfNews’ta yayınlanan son makalesi de aynı yükselişe vurgu yapıyor.Din takıntısı...Pope “Türkiye’nin ağırlığı Orta Doğu üzerinde hiç bu kadar etkili olmamıştı” diye yazdı. Bölgedeki en hızlı büyüyen ekonomi olması, en güçlü orduya sahip bulunması ve demokratik özgürlürlerin sürekli genişlemesi, Arapların yüzlerini Türkiye’ye dönmesine sebep oluyor.Bu olumlu gelişmelere bakarken AKP iktidarının İslâmcı kimliğinin etkisini abartmamak gerekir.Fakat Başbakan her fırsatta ve inatla o kaynağa atıf yapıyor.Mesela dün Papa ile görüşmekten kaçtığına dair eleştirileri cevapladı.Farklı inançların temsilcilerinden kaçma adetleri olmadığını belirtirken de sözlerini “Peygamberimizden aldığımız terbiye budur” diye bitirdi.Ne ilgisi vardı bu bağlantıyı kurmanın?Laiklikle ilgili endişeleri körükleyen bu tür tahrikler, Türkiye’nin yoluna taş koymak değil mi?

Devamını Oku

Anket ve lider

22 Kasım 2006

Kasımpaşalı delikanlı ruhu hâlâ yaşıyorsa Tayyip Erdoğan Çankaya’ya çıkmaktan vazgeçecektir.Çok istediği halde Cumhurbaşkanı adayı olmayacaktır.Kanal D Haber’in yaptırdığı “Çankaya Anketi” Tayyip Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı görmek isteyen bir çoğunluğun mevcut olmadığını ortaya koymuştur.Daha önemlisi “Cumhurbaşkanı olmasın” diyen bir çoğunluk vardır.“Başbakan Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı görmek istiyor musunuz?” sorusuna cevap verenlerin yüzde 31,5’i “Evet”, yüzde 51,2’si “HAYIR” demişlerdir.Ankete katılanların yaşları ve eğitim durumları yükseldikçe ve kırdan kentlere doğru gidildikçe Erdoğan’ı Çankaya’da görmek istemeyenlerin oranı artmaktadır.Peki “Hayır” diyenlerin gerekçeleri nedir?Bunların yüzde 40’ına göre Erdoğan laik ve cumhuriyetçi değildir. Geriye kalanlar da eğitimini yetersiz, üslubunu sert buluyor, “yapamaz, yönetemez, beceremez” diyor.“Diyelim ki Başbakan Erdoğan aday oldu; ne olur?” Buna cevap verenlerin yüzde 35,7’si “gerilim olur, atlatılır” demiş, ona yakın bir kesim “demokrasi içinde” aşılacağını söylemiş.. “Ülke kaosa sürüklenir” ve “Askeri darbe olur” diyenler yüzde 26,6 ve 11,7 oranları ile sonraki sıralarda yer tutmuş.Adaletsiz seçim sisteminin AKP’ye sağladığı tek başına iktidar imkânının, istikrara bağlı bazı getirileri oldu ama laik rejime fatura da çıkardı. Onu milletçe ödüyoruz. Artık AKP’nin bu şansı daha fazla zorlamak yerine Cumhurbaşkanı seçiminde gerçek bir uzlaşma araması gerekir.Keşke bu tür bir fazileti zaaf sayacakları yerde şu tercih önceliklerine bağlı kalabilselerdi:1. Cumhurbaşkanı’nı iki turlu seçimle halka seçtirmek;2. Bu olmazsa yeni seçilecek meclise seçtirmek;3. Hiç olmadı, laik rejime bağlılığı ile tanınmış tarafsız bir şahsiyeti Cumhurbaşkanı seçmek...Lider, toplumu sürükleyen güçtür. Ama ilhamını halktan alıyor ve gücünü ülkenin esenliği için kullanabiliyorsa...Dileriz Tayyip Erdoğan bu sınavdan başarı ile çıkar.***** Siyasetin cilvesi!Papa’nın ziyareti Türkiye için büyük fırsatlar sunuyor.Papa 16. Benedict’in Türkiye’de İslâm dünyasına barışçı mesajlar vermesi bekleniyor. Ajanslar dün, Vatikan’da dinlerin kardeşliğini vurgulayan bu mesajların hazırlandığına dair haberler geçiyordu.Türkiye ziyareti, İslâm’a ve Hz. Muhammed’e yönelik talihsiz beyanlarını geri alması için Papa’ya önemli bir fırsat sunuyor. Başbakan Papa ile görüşebilse, bu olumlu adımlardan pay alabilirdi.Ama seçimler arifesinde “Hz. Muhammed’e dil uzatan Papa’nın elini sıktı” dedirtmemek uğruna NATO Zirvesi’ni bahane edip ev sahipliği sorumluluğundan yan çizdi. Herkes biliyor ki istese ziyaretin başında veya sonunda birkaç saatlik bir zamanı yaratabilirdi.Oysa Erdoğan 2002 Kasım’ında İtalya’ya gittiğinde AB üyeliği için destek istediği Berlusconi’nin “Aşk evliliği mi, mantık evliliği mi istiyorsunuz?” sorusuna şu cevabı vermişti:“Katolik nikâhı olsun ki hiç bozulmasın!” Aynı Erdoğan bugün nikâhını takdis edecek Papa’dan kaçıyor. Siyaset işte!

Devamını Oku

Çalan çalana!

21 Kasım 2006

Ahlâki temizlik toplumun manevi sermayesidir. Ya tam korunur veya tamamen kaybedilir.İşte görüyoruz; siyasi liderler birbirlerini denetleyecek yerde karşılıklı aklamaya başladığı günden beri Türkiye, toplumdaki tiksinmeye ve seçimde kahredici bir müeyyide işlettiği halde çamura batmaya devam ediyor.Tayyip Erdoğan ve Baykal seçimden önce siyasi dokunulmazlıkları kaldıracakları sözünü verdiler ama yeni seçime siyasetçiler yine dokunulmazlık zırhlarını deldirmeden giriyorlar.Ahlâksızlık bulaşıcıdır.Baştakilerin yolsuzluğuna hesap soramayan sistem, en uç noktasına kadar yalancıların, hırsızların eline geçer. Namuslu memurun “Ben aptal mıyım?” diye düşünmeye başladığı anda oyun kaybedilmiştir. Artık fırsat varsa hırsızlık da her yerde olacaktır.İşte Konya’nın Sarayönü İlçesi’nde Milli Eğitim Müdür Vekili, 200 fakir öğrenciye nakit olarak vermesi gereken 32 bin YTL sosyal yardımı, Kaymakam’ın bilgisi dahilinde özel çıkarlara alet etmekle suçlanıyor.Parayı çocuklara vermemiş, AKP ve MHP ilçe başkanlarının ve kendi akrabalarının mağazalarından alışveriş yaparak değerlendirmelerini sağlamış.“32 bin YTL’nin hepsi kâr olsa bile değer miydi?” diye sorabilirsiniz.Ama sormayın; ahlâk yere düştüğü zaman hırsızlık da ucuzlar.Çare tedaviye en yukardan başlamaktır.Aralıktaki AB Zirvesi arifesinde Türkiye en çok eleştirildiği iki konuda etkili önlem sözü vermiş. Bunlardan biri “Yolsuzlukla Mücadele Üst Kurulu” imiş.AB’ye gönderilen yazıda bu kurulun hem bağımsız olacağı, hem Başbakanlık’a bağlı olarak kurulacağı belirtiliyor.Böyle bir şey olur mu?Başbakanların seçtiği milletvekillerini, bakanları, bürokratları, Başbakan’a bağlı bir kurulun denetleyeceğine kim inanır?Yargıdan kaçmak için dokunulmazlıklara dokunmayan iktidar, yargı denetiminin yolu üstüne yeni bir perili ev dikiyorsa sivil toplum ayağa kalkmalıdır ve...Bu samimiyetsizliğin başlı başına yolsuzluk olduğunu, bütün yolsuzlukların bu kaynaktan ürediğini bağırmalıdır!Varlıklı yoksul...Çağın gerçeği olan tüketicilik, ekonomik olmaktan çok kültürel bir tanımlamayı işaret ediyor.Bu kültürü hayatımızı yöneten dev iletişim makinesi her an dünyanın her yerine ışınlıyor.Özgürlüğü kural tanımamak olarak tüketiyoruz, toplumsal sorumluluklarımızı inkâr ederek egoizm üretiyoruz, aile hayatını ve evliliği bu geleneksel kurumlara zarar verecek biçimde yerip aykırı yaşam tarzlarını ve geleneksel değerleri yüceltiyoruz, çocuklarımıza yönelik sevgi açığımızı para ile kapadığımızı sanıyoruz.Yirmisine gelmemiş, henüz öğrenim çağında gençlere ailelerin, imkânlarını zorlayarak verdikleri pahalı cipler, otomobiller ve bol harçlıklarla takviye edilen özgürlükler acaba mutluluk mu getiriyor yoksa tatminsizlikler ve mutsuzluklarla dolu bir geleceği mi inşa ediyor?Dün Kartal’da melek yüzlü 8 yaşında bir kızın cenazesi toprağa verildi. Bu çocuk, bir cip tarafından yaya kaldırımında ezilmiş “Türkiye’ye özgü bir kurban”dı.Ama eminiz Land Rover cipi kullanan genç adam, evrensel tüketim uygarlığının standart tipi idi.Yani küçüklüğünden itibaren parayla alınabilen her şeyi ailesinden kolayca almış, ilişkileri, ahlâk ve sorumluluğu televizyonlardan öğrenmiş zavallı bir varlıklı yoksul!

Devamını Oku

AKP zorda!

20 Kasım 2006

Seçim partiler için bir dönemin sonu ve yeni bir dönemin başlangıcıdır.Yeni dönemin iyi başlaması, geçmişin gerçekçi değerlendirilmesine ve halktan yansıyan mesajların doğru okunmasına bağlıdır.AKP’nin bu alandaki zorluklarının son zamanlarda arttığı görülüyor.Araştırma şirketlerinin saptadığı tabloların birbirinden önemli farklılıklar göstermesi anketlere duyulan güveni zedeliyor ama yine de gidişat hakkında fikir verebiliyor.Mesela AKP’deki düşüş, elle tutulur bir gerçek haline gelmiştir. SONAR’ın dün açıklanan anketine göre bu pazar bir seçim olsa dört parti barajı geçecektir. Ankete katılanların yüzde 24,35’i AKP derken yüzde 12 oranında bir kitle kararsızdır.Kararsızların oransal olarak dağıtılması durumunda bile AKP ancak yüzde 27,61’e yükselmektedir. Onu CHP yüzde 18,32, DYP 13,26, MHP 13,04 ile izlemektedir.Önce geçim derdiX-Profile adlı araştırma şirketinin anketi kararsızların oranını, AKP’ye oy vereceğini söyleyenlerin bile önünde çıkarmıştır.Bu ankette iki parti barajı aşıyor, kararsızlar yüzde 23,5 olurken, kararlı seçmenlerin yüzde 19,4’ü AKP’ye, 13,1’i CHP’ye oy veriyor. Kararsız oyların dağıtılması halinde AKP yüzde 30,2 ve CHP yüzde 20,4 ile ilk iki sırayı alırken DYP, MHP ve ANAP az farklarla barajın altında kalıyorlar.Seçime bir yıl kaldı. Göstergeleri iktidar partisi dramatik biçimde değiştiremez artık.Mesela makro ekonomide gözlenen büyümenin küçük bir zengin azınlık ve parti çevresi dışında kimseye pek hayrı olmamıştır. Memur, işçi, emekli yine ay sonunu getiremiyor, çocukları üniversiteyi bitirmiş olsalar bile iş bulamıyor.Çiftçi ve esnaf da mutsuzdur.Emekli bir okurum dün şöyle yazıyordu:“Isınma, elektrik ve su masrafı bile aylık gelirimin yarıdan fazlasını götürüyor. Emekli maaşım geçimimi ve sağlık harcamalarımı karşılasa, meftunu oldukları türbanı ben bile erkek halimle takar, sokaklarda takla atardım!.” Muhalefetin duasıSeçmendeki eğilimin yönü, Başbakan Erdoğan’ı Çankaya’ya çıkmaya teşvik edecektir. Çünkü ikinci kez böyle bir fırsatın önüne çıkacağı şüphelidir.Ama X-Profile şirketinin araştırmasında Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olma ısrarının AKP’ye pahalıya mal olacağı konusunda ciddi bir uyarı bulunmaktadır.Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkma niyetine karşı topumsal muhalefeti örgütlemek konusunda CHP’nin niçin çok istekli davranmadığı sorusu cevabını burada buluyor.AKP seçmeninin dörtte biri, Erdoğan Mayıs’ta Çankaya’ya çıkar da parti başka bir liderle seçime girecek olursa AKP’ye oy vermeyeceğini söylemektedir.Başbakan’ın Çankaya’ya çıkma kararını, görüleceği gibi laik duyarlılığa sahip toplumsal dinamikler yanında kendi seçmeni de etkileyecektir.

Devamını Oku