Yapmayın bunu!

14 Aralık 2006

Önümüzdeki bir kaç yılı AB motivasyonunu yitirip eski alışkanlıklara dönmüş olarak yaşamak büyük kayıp olur.Böyle bir savrulma bizi ileri değil geriye götürür; aman dikkat!Tarihsel tecrübeler yüksek hedeflere ilerleme dönemlerinde çabuk yorulduğumuzu, iyi şeylerden kolay vazgeçebildiğimizi gösteriyor.Mesela son bir kaç günün olayları geçmişte devletin üst katlarında sık tekrarlanan kısır tartışma ve çatışmaların önümüzdeki dönemin siyasetini de aynı kadere mahkûm edeceğine dair kasvetli işaretler veriyor.Dün Başbakan Erdoğan, Demirel ile Özal arasındaki dalaşları hatırlatan ifadelerle “birilerine” saldırdı.Aç tavuk kimdir?“Yeteneksiz çoban” benzetmesini hangi adrese göndermiştir?Başbakan bu sözleri, Cumhurbaşkanı Sezer’in gelecek Nisan’da seçim istediği yönünde dün çıkan haberler üstüne söylediğine göre hedef bellidir.Bir gün önce Sezer, MHP lideri Bahçeli ve yeni yöneticileri kabul etmiş, çıkan haberlerde Bahçeli’nin erken seçim konusundaki görüşlerine Cumhurbaşkanı’nın katıldığı belirtilmişti.Çankaya bu haberleri yalanlamadı, böylelikle Sezer tarafsızlığını görünüşte bile olsa korumakta bir yarar görmediğini belli etmiş oldu.Başbakan da bunu adeta fırsat bildi ve Cumhurbaşkanı Sezer’in karşısında kendini tutma mecburiyetine son verme hakkının doğduğuna karar vererek o yakışıksız lâfları peş peşe sıraladı.Parti siyasetine giren kirlenir. Cumhurbaşkanı Sezer bu yanlışa düşüp açık hedef olmamalıdır.Başbakan da fırsatı ganimet sayıp Cumhurbaşkanı’nı yıpratmaktan çıkar ummamalıdır.Türk halkını zaman tüneline sokmak, ikisine de büyük günah yükler.Bugün yapacakları haftalık görüşmeyi, yarattıkları zararı tamir için kullansınlar ve bize çağdaş bir toplumda yaşadığımız duygusunu versinler. Lütfen!*****İktidarın namus röntgeniAli-Dibo ilişkilerini açığa vurmak, Hatay milletvekili Fuat Geçen’in AKP’den ihraç edilmesine sebep oldu.Ama o sayede 186 ihale dosyasını inceleyen Kamu İhale Kurumu 145 ihalede usulsüzlük ve kayırma saptadı.AKP milletvekili Turhan Çömez partinin vicdanı gibi çalışıyor, bravo. Dün parti yönetimine yazılı bir başvuruda bulunarak şu isteklerde bulundu:1. Mevzuata aykırı olarak ihale alan parti üyeleri derhal disiplin kurullarına verilsin;2. Fuat Geçen’in iddiaları üzerine parti adına soruşturma görevi üstlenip “iddialar yersizdir” diyen milletvekilleri grupta hesaba çekilsin;3. Haksız yere partiden ihraç edilen Hatay milletvekili Fuat Geçen’in durumu tekrar değerlendirilsin.AKP yönetiminin asıl istediği temizlik ve dürüstlük müdür, yoksa “hırsız var” diye bağıranları susturarak güvenli bir yağma ortamı yaratmak mı?Yakında öğreneceğiz!

Devamını Oku

Utanç duvarı

12 Aralık 2006

Devlet kadrolarını yağmada bu iktidarın gösterdiği cüret kendi alanında bir rekordu.Ama bugün manşete çıkan olay, iktidar gücünü kötüye kullanmakta göze alınan kural tanımazlığın utanç duvarını delip geçtiğini kanıtlıyor.Maliye Bakanı Unakıtan’ın, bakanlık koltuğuna otururken işe aldığı ve prensiymiş gibi imtiyaz tanıdığı bir genç var:Bakan 1974 doğumlu bu genci (Tuncay Karartı) Özelleştirme İdaresi bünyesindeki KİT’lerden Demir Çelik İşletmeleri’ne genel müdür yapıyor.Satıldığı için yönetilecek bir varlığı kalmayan “kurum”un yönetim kurulu, genel müdür olacak kişinin en az 12 yıllık memuriyet birikimi olması şartını hatırlatarak bu tayine direniyor. 4 bin 281 YTL’lik maaş önerisini de geri çeviriyor.Seçim yılı azarlarBakan pes etmiyor, “Prens”ini geçen hafta yine Özelleştirme İdaresi bünyesinde her şeyi satılıp hayalet haline gelmiş Karadeniz Bakır İşletmeleri’ne genel müdür yapıyor.Herhalde buradaki yönetim kuruluna gözdağı vermek için de işi yokuşa süren Demir Çelik’teki yönetim kurulu başkanının görevine son veriliyor.Ankara’daki bürokrasi çevreleri şimdi, rezalet Başbakan’ın kulağına gidecek diye Maliye Bakanı’nın tedirginlik yaşadığını konuşuyormuş.İtibar etmemek lâzım. Kadrolaşma alanında öylesine organize işler dönüyor ki bu bile stratejinin bir parçası olabilir. Başbakan, dört yıldır süren kadro işgallerinin hangisine karşı çıkıp geri çevirdi?Kadrolaşma alanındaki tırmanışa da, yolsuzluk üreten bakanlık ve belediye ihaleleri ile imar planı değişikliklerine de önümüzdeki dönemde daha çok dikkat etmek gerekiyor.Seçim yılına girildiği zaman iktidar nimetlerine hücum eden partizanların sayısında patlama olur.Masrafsız oyuncakAnayasa Komisyonu Başkanı Kuzu geçen pazar televizyonda açıkça ilân etti:“Milletvekili dokunulmazlıklarını kaldırmayı düşünmüyoruz!” Gayrimeşru işler peşinde olanların cüretlerine cüret katacak bir dopingtir bu. Artık hiçbir rezalet kimseyi şaşırtmamalı.Bakan Unakıtan’ın, 4 yıllık bir memuru dört bin kusur YTL maaşla genel müdür yapması, bu atamaya haklı olarak karşı çıkan yönetim kurulu başkanını kapı önüne koyması, tanık olacağımız yeni rezaletler yanında pek masum kalabilir.Neticede Unakıtan, himaye ettiği bir gence iyi bir mevki ve iyi bir maaş vermiştir ama devlet, bu tecrübesiz çocuk yüzünden milyarlık zararlara uğramayacaktır.Çünkü ortada zarar edecek fabrika yok.Unakıtan’a teşekkür mü etmeli!

Devamını Oku

Onaralım kullanalım

11 Aralık 2006

Avrupa Birliği zirvesini Türkiye ipoteğinden kurtarma hayali gerçekleşmedi.Dünkü dışişleri bakanları toplantısı gibi 14-15 Aralık’taki zirve de aynı kadere ortak olacak görünüyor.Şu bir kere daha belli oldu:Hükümetin limanlar konusundaki hamlesi aslında akıllı ve etkili bir adımdı. Ama oluşturulmasındaki şekil hataları yüzünden tam randıman alınamadı. Ancak yaralı hali bile işe yaramıştır.Mesela Belçika ve İsveç, KKTC’ye uygulanan izolasyonların kaldırılması için AB tarafından verilen sözün karar metnine eklenmesini istemişlerdir.Peki yerine getirilebilir mi?Beklemiyoruz ama Türkiye’nin hamlesi, aleyhimizdeki pazarlık şartlarını dengelemiştir.Komisyon Türkiye limanlarını Rumlara açsın diye müzakerelerin sekiz başlığını askıya alan bir müeyyide tavsiye etmiş, Rumlar bu sayının artırılması için bastırmıştı. Oluşan yeni şartlarda 8 başlığın azaltılması ihtimali vardır ama artırılması ve limanlar için Türkiye’ye süre verilmesi mümkün görünmemektedir.O durumda devletin zirvesini karıştıran liman önerisinin hiçbir hükmü kalmayacaktır.Ama bizce, bu öneriyi öldürmemeliyiz. Plan bir devlet kararı haline getirilirse Türkiye sadece azarlanan ve yönetilen konumundan kurtulur, hakları için direnen bir “eşit taraf” konumuna yükselir.Çözüm yolunu tıkayan değil, açan taraf olmak şu dönemde çok yararımızadır. Ama önce devletin zirvesinde meydana gelen çatlaklar onarılmalı.Bugün Başbakan ve Genelkurmay Başkanı, Savunma Sanayii İcra Komitesi toplantısı için bir araya gelecekler.Bu fırsatı değerlendirsinler!Başbakan’a lâzımmış!Siyasi dokunulmazlıklar kalkacak ve ülke, seçilmiş ve atanmış kamu yöneticilerinin hesap verebildiği şeffaf ve dürüst bir yönetime kavuşacak...Bu hayal maalesef bu dönem de gerçekleşmeyecek!Pazar günü Star’daki “Her Açıdan” programında Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu bunu açık açık ortaya koydu.Peki Başbakan’ın seçimden önce verdiği söz ne olacak? AKP yeni seçimde hangi yüzle oy isteyecek?Bizce daha önemli soru şudur: AKP’yi bu züle acaba hangi mecburiyet mahkûm etti?Programda muhalefet milletvekillerinden biri aranan cevabı verdi:İktidar, belediye başkanları için iki defa af girişiminde bulundu. Sonuncusu, bizzat Başbakan Erdoğan’ın gerçekleştirdiği bir geceyarısı operasyonu idi. Meclise geldi ve ilgisiz bir yasaya madde ekletti.Ancak Anayasa’nın öngördüğü oy sınırı aşılamadığı için af gerçekleşmedi.Belediye başkanlığı döneminden kalma dosyalar nedeniyle bu af Tayyip Erdoğan’a da çok lâzım.Af çıkmadığı sürece o da dokunulmazlık zırhını çıkaramıyor.Eğer güle güle kullansın diyebiliyorsanız deyin!

Devamını Oku

Durdurun!

10 Aralık 2006

Bir çuval inciri berbat etmek sözü herhalde böyle durumlar için söylenmiştir.Aslında iktidarın yola çıkışı tamamiyle iyi niyete dayanıyor.Kıbrıs’la ilgili liman önerisinin amacı AB’den olumsuz bir kararın çıkmasını ve piyasaların altüst olmasını önlemek.Dışişleri uzmanları önerinin Türkiye yanlısı ülkelerin elini güçlendireceğini, bu sayede AB’den sert yaptırımlar çıkmasının önleneceğini, böylelikle piyasaların korunacağını söylüyorlar.Ama bir ihmal veya acemilik işleri bozuyor: Başbakan Erdoğan, 1 Aralık’ta AB dönem başkanı Finlandiya’nın Başbakanı’na açıkladığı önerileri bizim Cumhurbaşkanı’ndan ve Genelkurmay Başkanı’ndan saklıyor.O kadar ki, Fin haber ajansı Türkiye’nin sürpriz atağını dünyaya ilân ettiği 7 Aralık günü hepsi Çankaya’da toplanmışlardır ama Başbakan o aşamada bile Cumhurbaşkanı ile Genelkurmay Başkanı’na bilgi vermiyor.Ve sonra açıklama bombardımanı...Camcıya giren filOrgeneral Büyükanıt hem kararın özünü hem haberi öğreniş biçimini kınayan ifadelerle durumu kamuoyuna açıklıyor.Köşk’ten de “Cumhurbaşkanı’na bilgi verilmediği” açıklaması geliyor.Böyle durumları kurtaran manevralardaki becerisini daha önce göstermiş olan Başbakan bu defa şaşırtıcı bir tepki veriyor:“Bazı sözlü görüşmeler yaptık. Bunu Çankaya’ya mı soracağız? Veyahut da ilgili bazı kuruluşlara mı soracağız?.. Birbirimizi yormayalım. Piyasaları rahatsız ederiz!” Madem ki piyasalar önemli, kurumları devre dışı edilmiş bir devlet görüntüsünün piyasaları daha çok rahatsız edeceğini Başbakan bilmiyor mu?Kurumları devre dışı bırakılan yerde diktatörlük vardır. Diktatörlüğün iyisi bile züccaciyeciye giren file benzer, sakınsa da her şeyi kırar, döker.Milli güvenlikle ilgili bir dış politika adımında Genelkurmay’ın, hatta Cumhurbaşkanı’nın tavsiyelerini dinlememek belki anlaşılabilir ama onlar yokmuş gibi davranmak kabul edilemez.Gül’e yakıştı mı?YÖK ve yargıdan sonra iktidar, Cumhurbaşkanlığı ile orduyu da açıkça karşısına mı almak istiyor?Yarattıkları güvensizliğin iyi bir amaca hizmet etmesi ihtimali yoktur.Dün de tartışmaya Dışişleri bürokrasisi dahil edildi. Bakanlıktan yapılan açıklamada şöyle dendi:“Kıbrıs Türklerinin geleceğinin kurtarılması ve Türkiye’nin yarım asırlık AB ilişkilerinin rayından çıkarılması çabalarının boşa çıkarılması hamlelerimizin ‘bilgi verildi-verilmedi’ tartışmalarıyla gölgelenmesi çok acıdır.” Daha acı olan devletin en üst kurumlarını birbirine düşüren kavgaya Dışişleri bürokrasisinin de itilmesidir. Niye memurların arkasına saklanıyor; bakanlığı savunmak gerekiyorsa bunu Bakan Gül’ün yapması gerekmez miydi?Devlet çorbaya dönmüştür.Tabloyu, meşum çağrışımları nedeniyle “devlet krizi” diye adlandırmayalım ama durum vahimdir.Sorumlulukları, Başbakan ve Cumhurbaşkanı’ndan devleti toparlamaları için yaratıcılık ve özveri talep ediyor. Bu tırmanmayı durdursunlar!

Devamını Oku

Demokrasi!

9 Aralık 2006

Oscar Wilde, geri kalmış demokrasileri şu sözlerle alaya almıştı:“Herkes fikrini söyler, kararı ben veririm. Burada demokrasi var!” AKP iktidarının icraatı, danışmayı dahi çok gördüğüne göre durumumuz, Oscar Wilde’ın alay ettiği demokrasilerden bile geridedir.Çünkü hükümet, bir milli meselede adım atarken, karar sürecinde yer alması gerekli kurumların görüşünü almak şöyle dursun, onlara haber bile vermemiştir.Genelkurmay Başkanı, AB sürecimizdeki tıkanmayı önlemek amacıyla hükümet tarafından sunulan sürpriz öneriyi televizyondan öğrendiğini açıklamış ve hem üslubu, hem de önerinin özünü eleştirmişti.Bunun üzerine “yatıştırıcı” bir şayia salındı ortalığa: “Dışişleri bürokratları gerek Cumhurbaşkanı’nı, gerekse Genelkurmay’ı bilgilendirmişlerdir..” Ama o haber de doğru çıkmadı.Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi Cumhurbaşkanı Sezer’in “hiç bir biçimde bilgilendirilmediğini” açıkladı.Türkiye’ye dışarda itibar kaybettiren ve kullanılan inisiyatifi de zedeleyen bu karışıklığın bir numaralı sorumlusu Başbakan, dün savunmada güçlüğe düşen çaresizlerin tavrını sergiledi:“Sözlü görüşmeler için de Çankaya’ya mı soracağız veyahut da ilgili bazı kuruluşlara mı soracağız?”Eğer bu konuşma bir meydan okuma değil de bir soru ise cevabı “Evet, sormalısınız” olurdu. Çünkü o zaman Türkiye’de ahenk içinde işleyen bir devletin varlığı dışarı yansır, diplomatik atağın etkileyiciliği artardı.Oysa şimdi Türkiye’nin demokrasi temelinde bir kurumlar devleti olmadığı, totaliter eğilimleri olan ellere tutsak düştüğü dünyaya ilân edilmiştir.Alkışlanacak bir siyasi cesaret hamlesi, devlet geleneğini hor gören kibir ve cehalet yüzünden ziyan edilmiştir!Gölge etmeDünyada büyük deprem bekleyen üç büyük kent var.Tokyo, Los Angeles ve İstanbul...İngiliz The Guardian gazetesi dün öteki iki kentin tüm hazırlıklarını tamamlarken İstanbul’un “gerçek bir felâket” beklediğini yazdı.İstanbul’da 1 milyon 600 bin konut var ve 1 milyonu, yedi büyüklüğünden daha şiddetli bir depreme dayanacak sağlamlıkta değil.Kamu otoritesi bu yapıları yıkıp sağlamlarını yaptırmanın yolunu açacak yerde felâket sonrasının senaryolarına dönük çalışmalarla vakit harcıyor. Enkaz ekipleri oluşturuluyor, okul çocuklarının boynuna künye hazırlanıyor.Yaşatıcı, yaratıcı değil, mezar kazıcı bir kafadır bu.Oysa İstanbul’da binlerce aile bir kaç yüz uyumsuz komşunun rehini durumunda... Diyelim ki on katlı bir apartmanın hemen tüm kat malikleri “yıkıp yeniden yaptıralım” diyor; bir kişi “hayır” dese hiç bir iş yapılamıyor.Meclis yıllardan beri bu çarpıklığı gidermemiştir.Devlet vatandaşını korur. Bizde ise hayatını kendi imkânı ile korumak isteyen vatandaşına bile sahip çıkmıyor!

Devamını Oku

Türkiye için kötü görüntü

8 Aralık 2006

Genelkurmay Başkanı’nın hükümete yönelik Kıbrıs eleştirisi dünkü Hürriyet’in manşetine çıktı.Orgeneral Büyükanıt, AB müzakerelerini kurtarmak amacıyla limanlar konusunda hükümetin bir öneri sunmuş olduğunu televizyondan öğrendiklerini açıklıyordu:“Hükümet bizim görüşümüzü almadı. Ben bir toplantıdaydım, haberi dönünce televizyondan öğrendim. Bunun böyle gündeme getirilmesini yadırgadık.” Genelkurmay Başkanı’nın konuşmasından anlaşıldığına göre “arıza” sadece kararın Silâhlı Kuvvetler’e danışılmadan verilmesi ile sınırlı değil. Büyükanıt önerinin devletin resmi görüşü ile de uzlaşmadığını söylüyor.“Tut kelin perçeminden” diye bir söz vardır ya; onun gibi...Bu olayın da tutulacak yanı yok.Acemi başbakanDevlet işlerinin yarısı şekil şartlarının gözetilmesine dayanır. Devlet hükümetten ibaret değildir. Kurumlar vardır.Bu kurumlarla ve başındaki kişilerle görüşmek, onlara danışmak Başbakan’ın otoritesini zaafa uğratmaz, güçlendirir.Büyükanıt’ın dediği gibi Başbakan görüşünü sorabilir, beğenmezse uygulamayabilirdi. Sonuçta siyasi sorumluluk hükümetindir.Dört yıllık bir Başbakan’a yakışmayacak acemilik var ortada. Bu yönetme zaafiyeti Türkiye’nin dış görünüşüne de zarar vermiştir.Keşke Genelkurmay Başkanı aksaklığı dünyaya ilân etmeseydi. Bunu yaparak ülkeye olduğu kadar kendi gücüne de zarar vermiştir.Yapılan yanlışı pekalâ Cumhurbaşkanı’nın çağrısı ile gerçekleşecek üçlü bir toplantıda düzeltebilirler, ortak bir devlet kararı çıkarabilirlerdi.İki başlı yönetimBelki hükümetin hiçbir kuruma danışmadan oluşturduğu öneri hakkında Cumhurbaşkanı’ndan bile görüş sorulmadı.Ama o “kol kırılır yen içinde” deyip sessiz kalmış, büyük ihtimalle tavrını kapalı devre duyurmayı uygun bulmuştur.Orgeneral Büyükanıt’ın “Devletin resmi görüşünden sapma” tespit eden sözleri dün Brüksel’deki AB toplantısının gündemini tayin etmiştir.Türkiye karşıtı ülkelerin temsilcileri “Ordu karşı çıktı. Türkiye artık önerisini yazılı hale getiremez. Konuyu tartışmaya gerek yok” demiş, İngiliz temsilci de, toplumsal geleneklerine uyan bir hiciv anlayışı ile sözde bize arka çıkmıştır:“Ordu karşı çıktıysa Türkiye doğru yolda demektir. Hükümetin önerisine bunun için destek vermeliyiz!” Başbakan’ın acemiliği ve Genelkurmay Başkanı’nın tedbirsizliği, çok başlı bir devlet görüntüsü yaratmıştır.Türkiye’den militarizm havaları yansıtmak ülkemize, geleceğimize haksızlıktır.Yönetici sorumluluğu taşıyanlar böyle zamanlarda daha dikkatli olmak zorundadırlar!

Devamını Oku

Garantisiz olmaz...

7 Aralık 2006

Diplomatik pazarlıklar genellikle satranç oyununa benzetilir.Ama Kıbrıs pazarlığı “bir taş verip üç taş kırma” hesabı güden dama oyununa daha çok benziyor.AB Komisyonu’nun, limanlarını Rum gemi ve uçaklarını açmayan Türkiye’ye kestiği cezayı biliyorsunuz: Müzakerelerin sekiz başlığını askıya alarak Türkiye’ye baskı uygulamak!Bu müeyyidenin Kıbrıs’ta uzlaşma değil zıtlaşma getireceğini ve Türkiye’yi AB’den dışlayacak cereyanları iki tarafta da besleyeceğini görenler derhal harekete geçtiler.Finlandiya ve İsveç Ankara’yı bir karşı hamle yapmaya ikna etti.Dün açığa çıkan teklife göre Türkiye bir liman ve bir havaalanını Rumlara tek yanlı olarak açacak ve bir yıl içinde Kuzey Kıbrıs’a uygulanan kısıtlamaların kaldırılmasını, BM çatısı altında Kıbrıs görüşmelerinin başlatılmasını bekleyecek, olmazsa açtığı limanları yeniden kapatacaktır.Ankara’nın hamlesi, Türkiye’yi kaybetmek istemeyen ülkelerin elini güçlendirirken Rum-Yunan tarafını zora sokmuştur.Diğer yanda AKP iktidarının AB sürecine yönelik samimiyet puanı da yükselmiştir. Çünkü Avrupalı liderlerin “AKP seçimden önce Kıbrıs için haklı olarak adım atamaz” kabulü, gösterişli şekilde yıkılmıştır.Öneri AB’den çıkacak kararı ne kadar etkileyecek, göreceğiz.Ama Türkiye’yi AB rayı üstünde tutmanın getirisi ortadadır:Dün borsa yüzde 4,38 yükselirken dolar, son altı ayın en düşük seviyesine (1.43 YTL) indi, yurt dışındaki Türk Hazine kâğıtları 8 ayın zirvesini yaptı.Hükümet, açacağı limanların sayısını artırabilir bile ama bu garantiler sağlamadan hamlesini hayata geçirmemelidir.Çünkü bir yıl sonra limanları yine kapatmak zorunda kalabiliriz.“Karşılığını vermediğimiz için Türkiye haklı olarak jestini geri aldı” demezler, “Türkler yine gasp yaptı” derler!*****Baykal’ın niyeti“Tayyip Erdoğan niçin Cumhurbaşkanı olmamalı?” sorusunun cevabını CHP lideri Baykal çok iyi biliyor.Ama Cumhurbaşkanı olmasını önleyecek çareyi korkarız ki bilmiyor.Hatta insan “Muhalefet lideri olarak böyle konuşurken acaba içinden AKP liderinin Çankaya’ya çıkması için dua mı ediyor?” diye sorası geliyor. Çünkü bu şüpheyi davet eden sebepler, Baykal’ın yürüttüğü muhalefetten daha inandırıcıdır.Herkesin ağzında dolaşan senaryo şu:Erdoğan Çankaya’ya çıkarsa AKP karizmatik bir liderden yoksun kalacak, laik rejime yönelik tehlikenin seçim öncesinde halka daha korkutucu şekilde sunulması mümkün hale gelecektir.Bu da AKP oylarını indirirken CHP oylarını artıracaktır.Baykal Başbakan’ın Çankaya’ya çıkmasını gerçekten istemiyor olsa öncelikle Cumhurbaşkanı’nın halka seçtirilmesi yönündeki toplumsal talebi desteklerdi. Buna rıza gösterilmediği takdirde CHP milletvekilleri olarak toptan istifa ederek “sine-i millet”e döneceklerini ciddi bir müeyyide olarak şimdiden ilân ederdi.Yoksa Erdoğan’ın Çankaya yolunu kesmek, altı aylık maaşlardan vazgeçmeye değmez mi?!

Devamını Oku

Sezer karar verdi mi?

6 Aralık 2006

Demokrasi halkın eğilimini sandık yoluyla meclise ve hükümet oluşumuna yansıtmalı.Halk bir tehlike görüyorsa kendini ve ülkenin geleceğini savunabilmeli.Seçim sistemi bu hakkı ona vermeli.Türk halkı olarak böyle bir haktan ne yazık ki yoksunuz. Meselâ son seçim, en yüksek oyu aldığı için AKP’yi iktidara getirdi ama AKP aynı zamanda en yüksek çoğunluğun “asla iktidarda görmek istemediği parti” konumunda da bulunuyordu.İki turlu seçim sistemi olsa kayıtlı seçmenin dörtte birinin oyunu alarak meclisin üçte ikisine egemen olmazdı. O kadarla kalsa yine iyi...Beşinci yılında bu yorgun meclis yeni cumhurbaşkanını da seçecektir.AKP’li bir cumhurbaşkanı ile kasımda yapılacak seçimden çıkmış yeni bir AKP iktidarı bütünleştiğinde neler olur?Laik rejimi savunma gerekliliğini her kaygının önüne koyan yığınlarda tedirginlik sürekli tırmanmaktadır. Çünkü AKP karşısındaki çoğunluk paramparçadır.Birçok Batı ülkesi, iki turlu seçim sistemi ile bu tür tehlikelere karşı kendini ve ülkeyi koruyabiliyor.Bizim bu imkânımız yok.Birleşmek şartSeçmenler, yine de kafalarına uyan kanadın en güçlü partisinde oylarını birleştirerek iki turlu seçimin yararına uzanabilirler. Ama onun için de kirlenmemiş bilgi ortamı gerekir. Oysa Türkiye’de birçok seçim anketi halkı yansıtmıyor, kurguluyor.Mevta olmuş partiler, sanki biraz desteklense barajı aşıverecek oy oranlarında gibi gösteriliyor. Bu suretle AKP’ye rakip olacak blokların oluşması engellenniyor.Böyle durumlarda çare heyecan verici yeni bir liderin çıkması ve bir idealin bayrağı altına kitleleri çağırmasıdır.Merkez sağda böyle bir ümit yok. Ama solda ve laik duyarlılığı yüksek yığınlarda filizlenen bir hayal vardır; 17 Kasım’da yazmıştım:Sezer solun aradığı birleştirici önder olabilir. 1970’li yılların sonunda Alman sosyal demokratlarının modeli örnek alınabilir:Brandt partinin, Schmidt de hükümetin başında idi. Bizdeki solun Willy Brandt’ı Sezer olur, iktidar şansını elde ederse parti Schmidt’ini de bulur çıkarır.Cumhurbaşkanı Sezer’in önceki gün Kanaltürk’ün davetine katılması bu kesimlerde “hayal gerçekleşiyor mu?” heyecanı yarattı. Bunun haklı nedenleri vardır:Sezer tarafsızlık adına böyle davetlerden uzak durma ilkesini ilk kez, sol çizgide iktidara sert muhalefet yapan bir televizyon için bozmuştur.Kanaltürk’ün sahibi Tuncay Özkan, üstlendiği siyasi misyon gazeteciliğinin önüne geçmiş bir şahsiyettir.4 Kasım’da yapılan Cumhuriyet mitinginde kürsüye çıkmış ve “Cumhurbaşkanlığı önüne barikat kuracağımız günler gelecek. Tayyip’i Çankaya’ya çıkarmayacağız” demişti.Sezer’e yaptığı daveti, siyasete katılıp solun başına geçmesi için de yapabilir.Belki yapmıştır bile!

Devamını Oku