Garantisiz olmaz...

Diplomatik pazarlıklar genellikle satranç oyununa benzetilir. Ama Kıbrıs pazarlığı “bir taş verip üç taş kırma” hesabı güden dama oyununa daha çok benziyor

Haberin Devamı

Diplomatik pazarlıklar genellikle satranç oyununa benzetilir.

Ama Kıbrıs pazarlığı “bir taş verip üç taş kırma” hesabı güden dama oyununa daha çok benziyor.

AB Komisyonu’nun, limanlarını Rum gemi ve uçaklarını açmayan Türkiye’ye kestiği cezayı biliyorsunuz: Müzakerelerin sekiz başlığını askıya alarak Türkiye’ye baskı uygulamak!

Bu müeyyidenin Kıbrıs’ta uzlaşma değil zıtlaşma getireceğini ve Türkiye’yi AB’den dışlayacak cereyanları iki tarafta da besleyeceğini görenler derhal harekete geçtiler.

Finlandiya ve İsveç Ankara’yı bir karşı hamle yapmaya ikna etti.

Dün açığa çıkan teklife göre Türkiye bir liman ve bir havaalanını Rumlara tek yanlı olarak açacak ve bir yıl içinde Kuzey Kıbrıs’a uygulanan kısıtlamaların kaldırılmasını, BM çatısı altında Kıbrıs görüşmelerinin başlatılmasını bekleyecek, olmazsa açtığı limanları yeniden kapatacaktır.

Ankara’nın hamlesi, Türkiye’yi kaybetmek istemeyen ülkelerin elini güçlendirirken Rum-Yunan tarafını zora sokmuştur.

Diğer yanda AKP iktidarının AB sürecine yönelik samimiyet puanı da yükselmiştir. Çünkü Avrupalı liderlerin “AKP seçimden önce Kıbrıs için haklı olarak adım atamaz” kabulü, gösterişli şekilde yıkılmıştır.

Öneri AB’den çıkacak kararı ne kadar etkileyecek, göreceğiz.

Ama Türkiye’yi AB rayı üstünde tutmanın getirisi ortadadır:

Dün borsa yüzde 4,38 yükselirken dolar, son altı ayın en düşük seviyesine (1.43 YTL) indi, yurt dışındaki Türk Hazine kâğıtları 8 ayın zirvesini yaptı.

Hükümet, açacağı limanların sayısını artırabilir bile ama bu garantiler sağlamadan hamlesini hayata geçirmemelidir.

Çünkü bir yıl sonra limanları yine kapatmak zorunda kalabiliriz.

“Karşılığını vermediğimiz için Türkiye haklı olarak jestini geri aldı” demezler, “Türkler yine gasp yaptı” derler!

*****

Baykal’ın niyeti
“Tayyip Erdoğan niçin Cumhurbaşkanı olmamalı?” sorusunun cevabını CHP lideri Baykal çok iyi biliyor.

Ama Cumhurbaşkanı olmasını önleyecek çareyi korkarız ki bilmiyor.

Hatta insan “Muhalefet lideri olarak böyle konuşurken acaba içinden AKP liderinin Çankaya’ya çıkması için dua mı ediyor?” diye sorası geliyor. Çünkü bu şüpheyi davet eden sebepler, Baykal’ın yürüttüğü muhalefetten daha inandırıcıdır.

Herkesin ağzında dolaşan senaryo şu:

Erdoğan Çankaya’ya çıkarsa AKP karizmatik bir liderden yoksun kalacak, laik rejime yönelik tehlikenin seçim öncesinde halka daha korkutucu şekilde sunulması mümkün hale gelecektir.

Bu da AKP oylarını indirirken CHP oylarını artıracaktır.

Baykal Başbakan’ın Çankaya’ya çıkmasını gerçekten istemiyor olsa öncelikle Cumhurbaşkanı’nın halka seçtirilmesi yönündeki toplumsal talebi desteklerdi.

Buna rıza gösterilmediği takdirde CHP milletvekilleri olarak toptan istifa ederek “sine-i millet”e döneceklerini ciddi bir müeyyide olarak şimdiden ilân ederdi.

Yoksa Erdoğan’ın Çankaya yolunu kesmek, altı aylık maaşlardan vazgeçmeye değmez mi?!

DİĞER YENİ YAZILAR