Bugünkü parlamentoya cumhurbaşkanı seçtirmek halkın öfkesini kötüye kullanmak demektir.Millet 2002 seçiminde ülkeyi yolsuzluğa batıran partileri cezalandırmak istedi. Elinin ayarı kaçınca bu meclis tablosu ortaya çıktı.Şimdi “kaza ürünü” olan bu temsil tablosunu Cumhurbaşkanı seçmek için temel alırsanız Anayasa’ya ters düşmezsiniz ama demokrasinin ruhuna Fatiha okutursunuz!Tayyip Erdoğan “bu fırsatı heba etmek enayiliktir” diye düşünüyor. Ve bunu açık açık savunmak da ayıplarına gidiyor.Herkes onun gün saydığını biliyor.Ama resmen aday olmadığı için “Niçin Çankaya’ya çıkmaması gerektiği” konusundaki itirazlar kamuoyunun gündemine sürülüp tartışılamıyor.Değişikti ama yeter mi?Hedef, nisan gelsin, bir hafta içinde Tayyip Erdoğan kapsın götürsün...Çok yanlıştır ve günah dolu bir fırsatçılıktır bu.AKP iktidarında Çankaya’nın rejim için sigorta işlevi üstlenmesi lâzım geldiği açıkça ortaya çıkmıştır. Hükümetler değişimi ifade ederler, gelir giderler ama Cumhurbaşkanlığı bu devletin değişmezlerini temsil eder daha çok.Evet Tayyip Erdoğan çok değişmiştir belki ama eğitim sistemini imam hatipler üstüne kurma özlemine son verdiğini söyleyebilir misiniz?Eşiyle birlikte türban propagandası yapmak suretiyle kadınlar arasında ayrım körüklediğini, kadınları eş statüsünden “harem”e indirdiğini, yüksek yargı kurumlarıyla, YÖK’le ve askerlerle çatıştığını, kararlarını beğenmediği mahkemelere bilirkişi olarak ulema önerdiğini unutabilir misiniz?Halk kimi istiyorsa...“Halk istiyorsa böyle düşünen birinin de cumhurbaşkanı seçilmeye hakkı vardır” diyebilirsiniz.O zaman niçin cumhurbaşkanını doğrudan halkın oyu ile seçmiyoruz?İki turlu seçimde cumhurbaşkanı oyların en az yüzde 50’sini alacağı için kimse “Bu kimin cumhurbaşkanıdır?” diye soramayacaktır.Çoğunluk desteğine muhtaç olmak, radikal kafalardan, mevsimsel şöhretlerin risklerinden Çankaya’yı koruyacaktır.Ayrıca halka gitmek, milletvekillerini bile kendileri seçip halka onaylatan lider sultalarını yıkacak ilhamı uyandıracağı için hastalıklı demokrasimize yeni ufuklar da açacaktır.Eski cumhurbaşkanı Demirel, DYP lideri Ağar ve Anavatan lideri Mumcu bunu istiyorlar. Erkan Mumcu dün şöyle dedi:“Halkın kendisini seçeceğine inanmadığı için Tayyip Erdsoğan kaçıyor. Halkın bir CHP’li seçeceğine hiç inanmadığı için CHP de kaçıyor.” Bu sözler tahrik amacı taşıyor olabilir. Ama gerçeği hiç yansıtmıyor da diyemezsiniz!
Tayyip Erdoğan dış politika alanındaki hamleleri ile ne elde etmek istiyor?Türkiye’nin siyasi ve kültürel coğrafyadaki köprü rolünü iyi oynayacak olursa çatışma potansiyeli yüksek iki medeniyet gözünde ülkemizin değerini yükselteceği, kendine de haklı bir şöhret inşa edeceği kuşkusuzdur.Ama böyle bir başarının gerektirdiği tecrübe ve bilgi altyapısına sahip mi?Daha önemlisi ona doğru adımlar attıracak danışma mekanizmaları etrafında barınabiliyor mu, yoksa T. C. Başbakanı olmasından kaynaklanan gücünü kendinden menkul zannederek bağımsız mı takılıyor?İkinci ihtimalin ağırlığını artıran işaretler veriyor Başbakan.Meselâ Filistin’de erken seçime karşı çıkan tek Batılı lider o şu anda.Bilindiği gibi geçen hafta Filistin Devlet Başkanı Abbas, Hamas hükümeti nedeniyle ambargoya hedef olduklarını ve kardeş kavgasını önleyemediklerini gerekçe göstererek tek çarenin seçime gitmek olduğunu söyledi.Niçin taraf oluyoruz?Bu gelişme Hamas’ı terör örgütü sayan ve Filistin’i ondan kurtarmak için ambargo uygulayan tüm Batılı ve birçok İslâm ülkesini memnun ederken Başbakan Erdoğan “Seçim çağrısı yapmak Filistin halkının iradesine saygısızlıktır” diye ayağa kalktı.Başbakanımızın erken seçim çağrılarına duyduğu alerjiyi anlamak mümkün ama Filistin Devlet Başkanı tarafından Filistin’de yapılacak erken seçim için bu kadar telâşa kapılmanın anlamı ne?Seçim Filistin’in iç işi değil mi? Bize ne?Türkiye’nin Filistin-İsrail sorununda bu kadar açık bir şekilde taraf durumuna sokulması ülkeye ve Tayyip Erdoğan’a ne kazandıracaktır?İran, Suriye arkadaşlığıAB yolculuğumuzda en büyük desteği İngiltere’den görüyoruz. Türkiye’nin AB sürecindeki hak ve hukukunu kahramanca savunan İngiliz medyası dün Başbakanları Blair’in Filistin’de seçime verdiği desteğin Başbakan Erdoğan’dan darbe yediğini yazdı.Evet, seçilmiş bir hükümetin ambargolara hedef kılınması kabul edilmemelidir. Ama o hükümet evrensel değerlere saygı duyuyorsa...Hamas’a yeni bir imaj yaratmaya çalışan medya uzmanı Neşet Aktaş “Herkes Hamas’ın öldürmekten zevk alan bir örgüt olduğunu düşünüyor. Oysa Hamas buna mecbur bırakılıyor” demişti.Bu örgüt, kuruluş bildirisindeki “İsrail’in yok edilmesi” hedefinden vazgeçmediği sürece onun değil hükümet olmasına, parti sayılmasına bile kimse razı olmayacaktır.Sadece İran ve Suriye’nin oluşturduğu istisnaya Başbakan Erdoğan bu çıkışları ile Türkiye’yi dahil ediyor.“Buna hakkım var mı” diye kendine sorması gerekir.Başbakan’ın dış politika hevesleri, Cumhurbaşkanı olması ihtimaline bağlı korkuların vahametini artırıyor.
Başbakan’ın Çankaya yolunu kesmeye uğraşan muhalefetin erken seçim ısrarına bir çoğunluk desteği yaratmak zordur.Aslında bu talep çok haklı da değil... Haklılık temeli bulacak iki mesele vardır ki, bunları MHP lideri Bahçeli dün ortaya koymuştur.İlki temizlik engelidir.Başbakan Erdoğan’ın Belediye Başkanlığı dönemini kapsayan, zimmet, görevi kötüye kullanmak, resmi evrakta sahtecilik ve kalpazanlık gibi suç isnatlarıyla ilgili bir dosyası rafta bekliyor.Bahçeli, dokunulmazlığının kaldırılmasını talep eden bu tezkereyi Başbakan’ın işleme koyup “aklanıp paklandıktan sonra ‘Ben Cumhurbaşkanı olmak istiyorum’ demesi gerektiğini” söyledi dün.Bunu yapmadan Çankaya’ya çıkacak olursa, seçimden sonra onu “vatana ihanet” suçunu yeniden tarif ederek indirecekleri tehdidini tekrarladı.Bu konuşmaların siyasi polemik değeri bile yoktur.AKP seçimi zamanında yaptırıp cumhurbaşkanını da bu meclise seçtirmenin hakkını elinde tutuyor.Ama Bahçeli’nin ikinci itiraz noktası ve buna dayalı uyarısı daha gerçekçidir. Çankaya hazırlığı yapan Başbakan’ın konuyu eşinin baş örtüsünü kullanarak saptırdığını, milleti aldattığını söylemiştir.Gerçekten de Tayyip Erdoğan üç gün önce “Haremimize varıncaya kadar girdiler” diye mağduriyet zorlaması yaparken yakışıksız bir din istismarı ve tehlikeli bir tahrik de gerçekleştirmiştir.Ya önceki gün Birleşmiş Milletler çatısı altında eşi Emine Erdoğan’ın Arap kökenli olduğunu söylemesi? Çok mu lâzımdı?Tutucuların Arap kültürünü din diye yutturdukları iddiasına değerli bir kanıttır sözleri ama yaptığı bu tür hamleler, vatandaşın gönlünde onu Çankaya’dan biraz daha uzaklaştırmaktadır!Fazilet sınavıDevletin geleceği ile ilgili en gerekli reformu bu iktidar belki de Sosyal Güvenlik Yasası ile yapmıştır.Düşünün; bu alandaki açıklar “AB kriterlerine göre toplam bütçe açığının kabul edilebilir seviyesini tek başına geçen boyutlara varmıştır.” İşsizlik saatli bombaya benziyor. Ve devlet eğitime, sağlığa, ekonomik gelişmeye veremediği kaynakları sosyal güvenliğin gayya kuyusunda kaybediyor.Sosyal güvenlik sistemine bu yıl, savunma bütçemizin iki katı tutarında kaynak transfer edildi.Çare yasası tam yürürlüğe girecekken bazı maddelerini Anayasa Mahkemesi iptal etti.“Kör istedi bir göz, Allah verdi iki göz” diye bir söz vardır; reform yasası özellikle işçi ve Bağ-Kur emeklilerinin husumetine iktidarı seçimlerde hedef haline getirecekti.Bakalım Başbakan yargının bu armağanını kabul mü edecek, yoksa “ülkem için partimi feda ederim” sözünü ispatlamanın fırsatı mı sayacak?
Koca il, milyonlarca insan, çoğu ihracata çalışan onlarca sanayi firması susuzluktan kırılıyor.Kocaeli’nde acıklı bir güldürü oynanıyor sanki. Baraj dünyanın her yerinde susuzluğun çaresidir, burada susuzluğun sebebi; ne komik!Gebze Organize Sanayi Bölgesi Genel Müdürü’nün deyimi yerindedir:Susurluk’tan sonra ülke ikinci büyük skandalı, Susuzluk skandalını yaşıyor. Bölgede 80 dolayında yabancı sermayeli kuruluşun fabrikaları susuzluk yüzünden ya durmuş ya durmak üzeredir.Organize Sanayi Bölgesi Genel Müdürü Okan Çağlar “Buradaki uluslararası şirketlerin ihracat taahhütleri var. İhtiyaçları olan suyu alamamalarının nedenini kendilerine anlattığımızda bize inanamıyorlar” diyor.940 milyon dolara çıkması gerekirken 2.7 milyar dolara mal olan Yuvacık Barajı böyle bir rezalet yaşanmasın diye yapılmıştı. Ama Türkiye’nin yabancı sermaye çekme politikası yazık ki en ağır darbeyi burada yemiştir.Yuvacık Barajı yıllardan beri siyasetin yolsuzluklar gündemindedir. Bu barajın günahı da Sefa Sirmen yüzünden CHP’ye yazılıdır.Akla şu soru geliyor:İktidar barajın verimliliğini artıracak tedbirleri bunca yıl kasten mi ihmal etti? CHP aleyhine kullanılacak bir yolsuzluk rezaleti ellerinin altında dursun diye mi?Yuvacık rezaletinin hesabını vermekten dokunulmazlığı sayesinde kurtulan CHP milletvekili (eski belediye başkanı) Sefa Sirmen, bu şüpheyi destekleyen bir iddiada bulundu dün. “Kuraklık nedeniyle baraj az su tuttu. Uyarıldığı halde belediye tasarruflu kullanmayarak bu sıkıntıyı tahrik etti” dedi.Burası Türkiye... Başka toplumları hayretten donduran olaylar bizde günlük yaşamın gerçeğidir.“Katırlar tepişir, çimenler ezilir” diye bir atasözü başka yerde var mı?*****Sezer’e övgüAKP yönetimi eski cumhurbaşkanlığı seçimlerini araştıran bir komisyon kurmuş.Halkı Çankaya’yı hak ettiklerine inandırmaya yarayacak gerekçeler üretmeye ihtiyaç duyuyor olmalılar.Erzurum Milletvekili Nuri Akbulut’un kıyaslamalı Sezer araştırması da ilgi çekici.Meselâ Sezer’in 4 yılda 54 yasayı geri göndererek 45 yılın rekorunu kırdığı belirtiliyor.Eski Cumhurbaşkanı Demirel döneminde 10 bin 150 kararnameden 362’si iade edilmişken Sezer döneminde 5 bin 982 kararnameden 703’ünün Çankaya’dan geri gönderildiği saptanmış.Tabii ki bu rakamlar AKP’nin Sezer’den kurtulmayı isterken ne kadar haklı olduğunu göstermek için medyaya veriliyor.Ama aynı rakamlar, Sezer’in yerinde AKP kafasında biri olsaydı, cumhuriyet değerlerini koruyan kaleye kaç gol atılacağını da göstermiyor mu?Alınmasınlar ama bu çalışma biraz “merd-i kıpti” öyküsü olmuş!Sezer’e yergi hazırlanırken Sezer’e övgü çıkmış!
Siyaset son günlerde “koyun, karga ve aç tavuk” üstünden yapılıyor ya; saksağanı da ekleyebiliriz!Başbakan Karaman-Konya gezisi sırasında, eşinin türbanı ile ilgili öneri ve tartışmalardan yola çıkarak ağzına geleni söyledi.“Haddini bil... Sen kendi haremine sahip çık” diye bağıracak kadar öfkesini kontrol etmekte zorlanıyor görünürken şöyle devam etti:“Birçok şeyi sinemize çektik. Her şeyimize girdiler, haremimize varıncaya kadar girdiler. Haremimizin, eşlerimizin giyim kuşamına varıncaya kadar konuşuyorlar.” Nereden çıktı?Türban eleştirileri dün başlamadı. Bir gün önce kışkırtıcı bir şey de yazılıp söylenmedi. Başbakan herhalde konuşma yaptığı kentteki halkın hassasiyetini dikkate alan bir konu seçimi yaptı ve yöredeki nabza uygun düşecek şerbetin din istismarı olacağına karar verdi.Yazılı bir metne bağlı olmadan yaptığı üç konuşmadan ikisinde zaten hata yapıyor. Burada, heyecan uyandırmak uğruna mubalâğaya da sapmıştır.Harem sözcüğünü hangi anlamda kullanıyor?Osmanlıca sözlükteki açıklamalara bakıldığında Başbakan’ın bu sözcüğü iki anlamda kullanabileceği anlaşılıyor.Birincisi “Herkesin girmesine müsaade edilmeyen, saygıdeğer ve kutsal yer”dir, ikincisi ise “eskiden İslâm konaklarında bulunan kadınlar dairesi”.Konuşmasında “...haremimizin, eşlerimizin giyim kuşamına varıncaya kadar girdiler” dediğine göre niyeti bellidir:Çankaya için yürüteceği kavgada türbanı büyük kentlerde özgürlük sorunu, taşrada gerekirse “namus meselesi” olarak istismar edecektir.Harem nerede?Kim kimin haremine girmiş?2006 yılının Türkiyesi’nde harem mi kalmış?Başbakan’ın bu sözleri “Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı” deyimi ile ifade edilen kafa karışıklığını akla getirmiyor mu?Tayyip Erdoğan değerlendirme yaparken ve geleceği planlarken kendini muhaliflerinin yerine koymayı denemelidir. Bu kitle kendisinin Cumhuriyet değerlerine sadakatle bağlı olduğundan şüphe duymakta, Çankaya’ya çıktığı anda laik rejimin son kalesinin de düşeceği korkusunu yaşamaktadır.Müsteşarı yeter!Emine Hanım’ın türbanı kimsenin şahsi sorunu olamaz. Resmi görevleri sırasında ondan başını açmasına razı olmasını isteyenler, Başbakan’ın ağzından bir güvence koparmayı hayal ediyorlar.Bu konuda esnek davranması bile bir garanti sağlayacak değilken Başbakan üstüne üstlük olayı “namus meselesi” kıvamına sokarak kafaları daha çok karıştırıyor.Ve tedirginliği artırıyor.Oysa boşuna çetele tutuyoruz. Devlet bürokrasisinin tepesinde, Cumhuriyetin temel değerlerinin yerlerini daha İslâmî bir yapıya bırakması zamanının geldiğini söyleyen bir zat oturuyor.Onu inatla orada tutan zihniyet şimdi Çankaya’ya çıkıyor. Asıl mesele bu.Huzurlu olmayanlar elbette çare arayacaktır!
Cumhurbaşkanı seçilmek için gerekli şekil şartlarına Başbakan’dan çok uyan aday bulunamaz.Ama bu makamın derinde talep ettiği niteliklere sıra gelince iş karışıyor.Nitekim Baykal bütçe görüşmelerinde Başbakan Erdoğan’ın Anayasa’nın özüne inandığı konusunda ciddi tereddütler bulunduğunu söylemiştir. Bu şüphenin istikrar için tehdit potansiyeli oluşturacak büyüklükte kitlelerce paylaşıldığını biliyoruz.Başbakan da biliyor.Öyle olmasa adaylığını son güne kadar gizleme ihtiyacı duymazdı. Meclis kürsüsünde Anayasa’nın ilk üç maddesine atıf yaparak “Bu üç maddeyle hiçbir ihtilâfımız olmamıştır” demezdi.Yine de bu savunma mıdır ve inandırıcı mıdır?Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek ilk üç maddesi Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğunu, bayrağının ay yıldızlı al bayrak, milli marşının İstiklâl Marşı, başkentinin Ankara olduğunu belirtiyor.Başbakan da bunlara itirazı olmadığını söylüyor. Ama insan cumhurbaşkanı olacak kişinin bu temel tariflere inanç ve sevgi ile bağlı olduğunu görmek istiyor.“Cumhuriyete düşman değilim” demek gibi bir şey bu; bağlılık ifade etmeyen, en azından bir duygu çoraklığı...Başbakan böyle davrandıkça onun cumhurbaşkanı adaylığı hep tedirgin edici ihtimal özelliğini sürdürecek, sivil toplum da önlem misyonu üstlenen çevrelerin artan baskısı altında bunalacaktır.Tedirginliğin kaynağı, Çankaya’yı cumhuriyete dost olmayan bir ideolojiye kaybetme korkusudur. Başbakan’ın manevra yeteneği, bu korkuyu gidermeye yetmiyor. Bu durumda akılcı çözüm, cumhurbaşkanını iki turlu seçimle halka seçtirmektir.O seçim sonucu değiştirmese bile halkın seçeceği Tayyip Erdoğan bugünkünden farklı olacaktır; çünkü partiye değil halka dayanacaktır.İktidar, komplekse kapılmadan bu şansı değerlendirmelidir. *****Ali Dibo kokuları...İhale tuhaflıklarının ardından çoğu zaman iktidar bağlantısı çıkar.VATAN haber servisleri böyle bir ihalenin peşine düşmüş bulunuyor.Zeytinburnu’ndaki 1.5 milyar dolarlık projenin ihalesini kazanan konsorsiyumun yönetim merkezini Ticaret Sicili’nde yazılı adresinde arayan arkadaşlarımız, peşine düşülmesi gereken bir tuhaflıkla karşılaştıklarını hemen farkettiler.Dev ihaleyi alan şirketi İstanbul’un Maltepesi’nde yüz metrelik bir apartman dairesinde buldular çünkü. İlk bilgiler, Ali Dibo kokuları yayıyor.Başbakan önceki gün mecliste Yuvacık Barajı kazığının hesabını soran VATAN gazetesini kürsüden CHP’lilere gösteriyordu.Bir rezalet ihtimalini vaktinde önlemek istiyorsa, bugünkü VATAN’ı da kendi arkadaşlarına göstersin.Çok yararlı olur!
Türkiye, ar damarı çatlamış siyasetçiler ve onları kullanma becerisine sahip sermaye sahipleri için altın madenine benziyor.İstanbul’da bütün belediyeler arkalarında “Bunlardan beteri gelemez” şöhreti bırakarak gitti. Ama her gelen gidenleri arattı.Sonuncusu da bu geleneği sürdürüyor ve kentin sırtından milyarlarca dolarlık rantlar yaratarak dilediği gibi paylaştırıyor.Bu ülkede iktidar olmanın en büyük avantajı, yandaşlara kilitli kapıları açma marifeti kazandırmasıdır.Hükümetin veya belediyenin iznini gerektiren girişimlerde ancak iktidar yakını bir ortak veya komisyoncu yardımı görüyorsanız başarıya ulaşabilirsiniz.Hem iş dünyasında, hem bürokraside ve hem belediyelerde etkili örgütlendikleri için AKP toplumu, özellikle kent rantlarını devşirmekte benzeri görülmemiş başarılar (!) elde ediyorlar.Hokus pokus...Meselâ bugünkü manşetimize konu olan arazi Ford Otosan’ındı.Acıbadem’deki 182 dönümlük alanın büyük bölümü planda yeşil alan, okul ve hastane olarak ayrılmıştı. O yüzden şirket burayı 26 milyon dolara sattığında iyi bir iş yaptığını düşündü.Fakat araziyi aldıktan sonra imkânsız sanılan imar tadilâtını gerçekleştiren ve yeşil alanları rezidans, turizm ve ticaret merkezlerine dönüştüren Simpaş, 26 milyon dolar ödediği arsayı iki yılda 250 milyon dolarlık bir değere yükseltti.Sihirli değneği ile mucize yaratan “Tatlı Cadı” marifeti midir bu, yoksa belediyenin bir kararı ile havadan paralar yaratıp bunu eş, dost, yandaş arasında bölüşen “Kırk Haramiler” modeli şehir eşkıyalığı mı?Ne karşılığı?Yağmanın son örneklerinden biri Darüşşafaka’nın sırtından gerçekleşti. Yöneticiler derneğe ait bir arsaya avantaj sağlayacak imar tadilâtını yaptırmayı başaramayınca satış yoluna gittiler.Sonra ne oldu biliyor musunuz?. Arsayı alan şirket, arsanın inşaat alanını üç katına çıkardı.Darüşşafaka, yoksul çocukları okutan asırlık bir çınardır.Bu hayır kurumundan esirgedikleri hakkı ve iyiliği, ticari bir kuruluşa sunanlar acaba hangi sebeplerin etkisiyle hareket ettiler?Allah için, hayır için Darüşşafaka’ya vermedikleri imkânı arsanın yeni sahibine ne karşılığında verdiler?Geçen gün CHP lideri Deniz Baykal, İstanbul’da bu örneklere benzer 200’den çok yer için mahkemede dava açtıklarını söyledi.“İstanbul’un taşı toprağı altındır” diyen atalarımızın müjdelediği madeni AKP’liler buldular. Harıl harıl işletiyorlar.Kazançlarının “hayırlara vesile olmasını” dileriz. Amin!
Projede öngörülen maliyetini 5’e katlayan bir baraj nerede olur?Tabii ki ancak “devlet malı deniz, yemeyen domuz” tekerlemesinin yaşam gerçeği olarak tekrarlandığı bir ülkede.Yuvacık Barajı 864 milyon dolara çıkacaktı ama 4.7 milyar dolara mal edildi. Kocaeli yüz yıl su derdi nedir bilmeyecekti.Ama kutsal sayılan ne kadar değer varsa tümüne ihanet sayılacak tecavüzlerle delik deşik edilen bu proje daha sekizinci yılında iflâs etti, baraj kurudu.Dokunulmazlık...Yitip giden bu milyarlarca dolarda, okul bulamayan çocukların, doktor bulamayan hastaların, geçim sıkıntısında bunalan emeklilerin, dağda eşkıya kovalarken ölmezse terhisinden sonra nerede iş bulacağını bilemeyen fidanların hakkı vardır, ahı vardır.Ancak ne olmuştur?Birkaç müteahhit ve bürokrat yargılanıp çeşitli hapis cezalarına çarptırılmış, projenin siyasi sorumlusu olan belediye başkanı, bugün milletvekili olduğu için hesap vermekten kurtulmuştur.Kocaeli eski belediye başkanı Sefa Sirmen’in bir CHP milletvekili olarak “dokunulmazlığımı kaldırın” diye iktidara meydan okuması Türk halkına kaderin reva gördüğü alaycı bir şaka olmalı.Sirmen AKP çoğunluğunun rakip bir partinin üyesini bile zırhından çıkarıp mahkemeye göndermeyeceğini iyi biliyor. Çünkü AKP’liler bu yol açılırsa daha ağır zayiatı kendilerinin vereceklerinin farkındalar!ESTİMA tarafından yapılan son kamuoyu araştırması, ibretli mesajlar taşıyor. Meselâ her yüz kişiden 53’ü mevcut sorunları çözeceğine inandıkları bir partinin mevcut olmadığını söylemiş.İdamın kaldırılmasına karşı olanların yüzde 63,8 düzeyinde olması, ceza adaleti konusunda kamu vicdanının rahatsızlığını gösteriyor.Dokunulmazlıkların daraltılmasını isteyenlerin oranının “böyle kalsın” diyenlerden daha yüksek olması da “halk niçin parti beğenmiyor?” sorusuna en doğru cevabı veriyor.Temiz siyasetin yolunu açamaz, bu umudu uyandıramazsak sandığa götürecek seçmen bulamayacağız yakında.Rejim için bu, irtica ve bölücülükten geri kalmayan bir tehlikedir!