Siyaset son günlerde “koyun, karga ve aç tavuk” üstünden yapılıyor ya; saksağanı da ekleyebiliriz!
Başbakan Karaman-Konya gezisi sırasında, eşinin türbanı ile ilgili öneri ve tartışmalardan yola çıkarak ağzına geleni söyledi.
“Haddini bil... Sen kendi haremine sahip çık” diye bağıracak kadar öfkesini kontrol etmekte zorlanıyor görünürken şöyle devam etti:
“Birçok şeyi sinemize çektik. Her şeyimize girdiler, haremimize varıncaya kadar girdiler. Haremimizin, eşlerimizin giyim kuşamına varıncaya kadar konuşuyorlar.”
Nereden çıktı?
Türban eleştirileri dün başlamadı. Bir gün önce kışkırtıcı bir şey de yazılıp söylenmedi.
Başbakan herhalde konuşma yaptığı kentteki halkın hassasiyetini dikkate alan bir konu seçimi yaptı ve yöredeki nabza uygun düşecek şerbetin din istismarı olacağına karar verdi.
Yazılı bir metne bağlı olmadan yaptığı üç konuşmadan ikisinde zaten hata yapıyor. Burada, heyecan uyandırmak uğruna mubalâğaya da sapmıştır.
Harem sözcüğünü hangi anlamda kullanıyor?
Osmanlıca sözlükteki açıklamalara bakıldığında Başbakan’ın bu sözcüğü iki anlamda kullanabileceği anlaşılıyor.
Birincisi “Herkesin girmesine müsaade edilmeyen, saygıdeğer ve kutsal yer”dir, ikincisi ise “eskiden İslâm konaklarında bulunan kadınlar dairesi”.
Konuşmasında “...haremimizin, eşlerimizin giyim kuşamına varıncaya kadar girdiler” dediğine göre niyeti bellidir:
Çankaya için yürüteceği kavgada türbanı büyük kentlerde özgürlük sorunu, taşrada gerekirse “namus meselesi” olarak istismar edecektir.
Harem nerede?
Kim kimin haremine girmiş?
2006 yılının Türkiyesi’nde harem mi kalmış?
Başbakan’ın bu sözleri “Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı” deyimi ile ifade edilen kafa karışıklığını akla getirmiyor mu?
Tayyip Erdoğan değerlendirme yaparken ve geleceği planlarken kendini muhaliflerinin yerine koymayı denemelidir. Bu kitle kendisinin Cumhuriyet değerlerine sadakatle bağlı olduğundan şüphe duymakta, Çankaya’ya çıktığı anda laik rejimin son kalesinin de düşeceği korkusunu yaşamaktadır.
Müsteşarı yeter!
Emine Hanım’ın türbanı kimsenin şahsi sorunu olamaz. Resmi görevleri sırasında ondan başını açmasına razı olmasını isteyenler, Başbakan’ın ağzından bir güvence koparmayı hayal ediyorlar.
Bu konuda esnek davranması bile bir garanti sağlayacak değilken Başbakan üstüne üstlük olayı “namus meselesi” kıvamına sokarak kafaları daha çok karıştırıyor.
Ve tedirginliği artırıyor.
Oysa boşuna çetele tutuyoruz. Devlet bürokrasisinin tepesinde, Cumhuriyetin temel değerlerinin yerlerini daha İslâmî bir yapıya bırakması zamanının geldiğini söyleyen bir zat oturuyor.
Onu inatla orada tutan zihniyet şimdi Çankaya’ya çıkıyor. Asıl mesele bu.
Huzurlu olmayanlar elbette çare arayacaktır!
Saksağan
Siyaset son günlerde “koyun, karga ve aç tavuk” üstünden yapılıyor ya; saksağanı da ekleyebiliriz!
Haberin Devamı

