Bir çuval inciri berbat etmek sözü herhalde böyle durumlar için söylenmiştir.
Aslında iktidarın yola çıkışı tamamiyle iyi niyete dayanıyor.
Kıbrıs’la ilgili liman önerisinin amacı AB’den olumsuz bir kararın çıkmasını ve piyasaların altüst olmasını önlemek.
Dışişleri uzmanları önerinin Türkiye yanlısı ülkelerin elini güçlendireceğini, bu sayede AB’den sert yaptırımlar çıkmasının önleneceğini, böylelikle piyasaların korunacağını söylüyorlar.
Ama bir ihmal veya acemilik işleri bozuyor: Başbakan Erdoğan, 1 Aralık’ta AB dönem başkanı Finlandiya’nın Başbakanı’na açıkladığı önerileri bizim Cumhurbaşkanı’ndan ve Genelkurmay Başkanı’ndan saklıyor.
O kadar ki, Fin haber ajansı Türkiye’nin sürpriz atağını dünyaya ilân ettiği 7 Aralık günü hepsi Çankaya’da toplanmışlardır ama Başbakan o aşamada bile Cumhurbaşkanı ile Genelkurmay Başkanı’na bilgi vermiyor.
Ve sonra açıklama bombardımanı...
Camcıya giren fil
Orgeneral Büyükanıt hem kararın özünü hem haberi öğreniş biçimini kınayan ifadelerle durumu kamuoyuna açıklıyor.
Köşk’ten de “Cumhurbaşkanı’na bilgi verilmediği” açıklaması geliyor.
Böyle durumları kurtaran manevralardaki becerisini daha önce göstermiş olan Başbakan bu defa şaşırtıcı bir tepki veriyor:
“Bazı sözlü görüşmeler yaptık. Bunu Çankaya’ya mı soracağız? Veyahut da ilgili bazı kuruluşlara mı soracağız?.. Birbirimizi yormayalım. Piyasaları rahatsız ederiz!”
Madem ki piyasalar önemli, kurumları devre dışı edilmiş bir devlet görüntüsünün piyasaları daha çok rahatsız edeceğini Başbakan bilmiyor mu?
Kurumları devre dışı bırakılan yerde diktatörlük vardır. Diktatörlüğün iyisi bile züccaciyeciye giren file benzer, sakınsa da her şeyi kırar, döker.
Milli güvenlikle ilgili bir dış politika adımında Genelkurmay’ın, hatta Cumhurbaşkanı’nın tavsiyelerini dinlememek belki anlaşılabilir ama onlar yokmuş gibi davranmak kabul edilemez.
Gül’e yakıştı mı?
YÖK ve yargıdan sonra iktidar, Cumhurbaşkanlığı ile orduyu da açıkça karşısına mı almak istiyor?
Yarattıkları güvensizliğin iyi bir amaca hizmet etmesi ihtimali yoktur.
Dün de tartışmaya Dışişleri bürokrasisi dahil edildi. Bakanlıktan yapılan açıklamada şöyle dendi:
“Kıbrıs Türklerinin geleceğinin kurtarılması ve Türkiye’nin yarım asırlık AB ilişkilerinin rayından çıkarılması çabalarının boşa çıkarılması hamlelerimizin ‘bilgi verildi-verilmedi’ tartışmalarıyla gölgelenmesi çok acıdır.”
Daha acı olan devletin en üst kurumlarını birbirine düşüren kavgaya Dışişleri bürokrasisinin de itilmesidir. Niye memurların arkasına saklanıyor; bakanlığı savunmak gerekiyorsa bunu Bakan Gül’ün yapması gerekmez miydi?
Devlet çorbaya dönmüştür.
Tabloyu, meşum çağrışımları nedeniyle “devlet krizi” diye adlandırmayalım ama durum vahimdir.
Sorumlulukları, Başbakan ve Cumhurbaşkanı’ndan devleti toparlamaları için yaratıcılık ve özveri talep ediyor. Bu tırmanmayı durdursunlar!
Durdurun!
Bir çuval inciri berbat etmek sözü herhalde böyle durumlar için söylenmiştir.Aslında iktidarın yola çıkışı tamamiyle iyi niyete dayanıyor
Haberin Devamı

