Çalan çalana!

Ahlâki temizlik toplumun manevi sermayesidir. Ya tam korunur veya tamamen kaybedilir

Haberin Devamı

Ahlâki temizlik toplumun manevi sermayesidir. Ya tam korunur veya tamamen kaybedilir.

İşte görüyoruz; siyasi liderler birbirlerini denetleyecek yerde karşılıklı aklamaya başladığı günden beri Türkiye, toplumdaki tiksinmeye ve seçimde kahredici bir müeyyide işlettiği halde çamura batmaya devam ediyor.

Tayyip Erdoğan ve Baykal seçimden önce siyasi dokunulmazlıkları kaldıracakları sözünü verdiler ama yeni seçime siyasetçiler yine dokunulmazlık zırhlarını deldirmeden giriyorlar.

Ahlâksızlık bulaşıcıdır.

Baştakilerin yolsuzluğuna hesap soramayan sistem, en uç noktasına kadar yalancıların, hırsızların eline geçer. Namuslu memurun “Ben aptal mıyım?” diye düşünmeye başladığı anda oyun kaybedilmiştir. Artık fırsat varsa hırsızlık da her yerde olacaktır.

İşte Konya’nın Sarayönü İlçesi’nde Milli Eğitim Müdür Vekili, 200 fakir öğrenciye nakit olarak vermesi gereken 32 bin YTL sosyal yardımı, Kaymakam’ın bilgisi dahilinde özel çıkarlara alet etmekle suçlanıyor.

Parayı çocuklara vermemiş, AKP ve MHP ilçe başkanlarının ve kendi akrabalarının mağazalarından alışveriş yaparak değerlendirmelerini sağlamış.

“32 bin YTL’nin hepsi kâr olsa bile değer miydi?” diye sorabilirsiniz.

Ama sormayın; ahlâk yere düştüğü zaman hırsızlık da ucuzlar.

Çare tedaviye en yukardan başlamaktır.

Aralıktaki AB Zirvesi arifesinde Türkiye en çok eleştirildiği iki konuda etkili önlem sözü vermiş. Bunlardan biri “Yolsuzlukla Mücadele Üst Kurulu” imiş.

AB’ye gönderilen yazıda bu kurulun hem bağımsız olacağı, hem Başbakanlık’a bağlı olarak kurulacağı belirtiliyor.

Böyle bir şey olur mu?

Başbakanların seçtiği milletvekillerini, bakanları, bürokratları, Başbakan’a bağlı bir kurulun denetleyeceğine kim inanır?

Yargıdan kaçmak için dokunulmazlıklara dokunmayan iktidar, yargı denetiminin yolu üstüne yeni bir perili ev dikiyorsa sivil toplum ayağa kalkmalıdır ve...

Bu samimiyetsizliğin başlı başına yolsuzluk olduğunu, bütün yolsuzlukların bu kaynaktan ürediğini bağırmalıdır!

Varlıklı yoksul...
Çağın gerçeği olan tüketicilik, ekonomik olmaktan çok kültürel bir tanımlamayı işaret ediyor.

Bu kültürü hayatımızı yöneten dev iletişim makinesi her an dünyanın her yerine ışınlıyor.

Özgürlüğü kural tanımamak olarak tüketiyoruz, toplumsal sorumluluklarımızı inkâr ederek egoizm üretiyoruz, aile hayatını ve evliliği bu geleneksel kurumlara zarar verecek biçimde yerip aykırı yaşam tarzlarını ve geleneksel değerleri yüceltiyoruz, çocuklarımıza yönelik sevgi açığımızı para ile kapadığımızı sanıyoruz.

Yirmisine gelmemiş, henüz öğrenim çağında gençlere ailelerin, imkânlarını zorlayarak verdikleri pahalı cipler, otomobiller ve bol harçlıklarla takviye edilen özgürlükler acaba mutluluk mu getiriyor yoksa tatminsizlikler ve mutsuzluklarla dolu bir geleceği mi inşa ediyor?

Dün Kartal’da melek yüzlü 8 yaşında bir kızın cenazesi toprağa verildi. Bu çocuk, bir cip tarafından yaya kaldırımında ezilmiş “Türkiye’ye özgü bir kurban”dı.

Ama eminiz Land Rover cipi kullanan genç adam, evrensel tüketim uygarlığının standart tipi idi.

Yani küçüklüğünden itibaren parayla alınabilen her şeyi ailesinden kolayca almış, ilişkileri, ahlâk ve sorumluluğu televizyonlardan öğrenmiş zavallı bir varlıklı yoksul!

DİĞER YENİ YAZILAR