Türkiye’nin AB’ye alınmasına muhalefetin gerçek adresi nedir?
Fransız yazar Alexander Adler on gün önce Le Figaro gazetesinde yazdı bunu.
“Amacı, Türkiye’nin üyeliğini baltalamak olan gerçek bir komplo ile karşı karşıyayız” dedi.
.. Ve Rumları, Yunanlıları, Ermenileri değil, karşıtların oluşturduğu bir koalisyonu işaret etti:
Adler’e göre Türkiye’nin katılımına asıl karşı çıkanlar Avrupa’da ırkçı eğilimleri olan köktendinci Hıristiyanlardır. Bu kamp, Arap dünyasında İslâmcı cereyanlarla uyum içindeki milliyetçi rejim ve gruplarla da işbirliği yapmaktadır.
Çünkü Orta Doğu’daki hiçbir diktatörlük örnek demokrasiye sahip bir Müslüman ülkeyi yanıbaşında görmek istemiyor.
Türk halkının Papa ile ilk tanışıklığı, kardinalken Türkiye’nin AB üyeliğine karşı sesini yükselttiği döneme rastlar. Papa’nın gençliği ırkçı eğilimlerini ele veren izler taşıyor. Almanya’da sarfettiği Müslümanları incitici sözler de “kökten dinci sayılması için yeterli” görülebilir.
Ama ziyareti öncesinde Türkiye’nin AB üyeliğine Vatikan’ın karşı olmadığına dair bir açıklama yaptırmıştır. Türkiye’ye ziyaretinin bir hedefi de barış mesajı vererek İslâm dünyasının gönlünü kazanmaktır. Papa’nın, bu ziyaretin sunduğu fırsatları iyi değerlendirmesini diliyoruz.
İngiliz Indepedent gazetesi dün “Türkiye’nin Batı ile artan tartışmalardan doğan öfkesini dindirecek anlamlı bir jest” yapması için Papa’ya çağrıda bulunuyordu.
Washington Post “Papa ve Türkler, medeniyetler çatışması teorisinin haklı olduğunu gösterecek bir davranıştan uzak durmalılar” dedi.
Olumlu işaretler artıyor. Ziyaretin en tuhaf eksiği de gideriliyor:
Başbakan Erdoğan bugün NATO zirvesine hareketinden önce Papa ile havalimanında görüşecek.
Medeniyetler barışı için görev üstlenmiş Başbakanımız, barıştıracağı dinlerden birinin lideri kapıdan girerken pencereden kaçmanın komedisini oynamaktan son anda vazgeçti, şükür.
Allah iki tarafa da yardım ediyor. Bu ziyaret hayırlı olacak!
Acaristan/Harabistan
Acarlar’ın ormandaki inşaatları hakkında Bakan Pepe ilginç şeyler söyledi.
Neymiş; yanlışa “dur” demişler.
İstanbul’un o muhteşem akciğerlerini kaybetmek, betonlaştırmak istemiyorlarmış...
Beykoz’daki ormanların bir kısmı Acarkent ile yok edildi. Sonra “Acaristanbul” projesi ile büyük bir kısmı daha.
Projenin adı bile buranın, yasalarını kendi koyan bir derebeylik olduğunu avaz avaz bağırıyor.
Bakan “kaybetmek istemiyoruz” diyor ama giden gitmiş.
Ağaçlar kesilmiş, ormanın kalbine beton yapılar saplanmış.
“Dur” demek işe yaramaz. Düzeltebiliyorlar mı; yani o betonları söktürüp ağaç diktirebiliyorlar mı; iktidar odur!
Acarlar ilk akciğer ameliyatını Sarıyer’deki Uyum’da yapmıştı. O da durduruldu.
“Bu ülkede kanun yoktur” gerçeğini bağıran bir anıt mezar gibi 20 yıldır hâlâ duruyor!

