Kim önyargılı?

3 Kasım 2006

Başbakan’ın tecrübe kazandıkça önyargılarından kurtulacağına inanmak isteyen saf tarafım beni hataya düşürdü.Partisinin il başkanlarına hitap ederken Erdoğan, Yimpaş konusundaki eleştirilerin haksız olduğunu iddia etmiş ve “Tefecileri bulup bize iftira atıyorsunuz” diye medyaya tehditle karışık bir karşı eleştiri yöneltmişti.Ben Başbakan’ın yetiştiği inanç ortamında “tefeci” sözcüğünün küfür yerine geçtiğini biliyorum. Bu küfrün cami cemaatini soyanlara, yani Yimpaş’a edildiğini zannettim.Şimdi anlıyorum ki hedefi Yimpaş değilmiş, yüksek faiz vaat edildiği için parasını Yimpaş’a borç veren fakat geri alamayan bir vatandaşmış..Hani Başbakan’ın Almanya’yı ziyareti sırasında holdingzedelerin sorunlarını duyurmak için bağırırken Başbakan Erdoğan’ın açık mikrofondan “sahtekâr” diye nitelediği duyulan vatandaş!Şu adalet anlayışına bakar mısınız:Din sömürüsü ile dolandırıcılık yapan holding sütten çıkmış ak kaşık; ona hiçbir söz yok... Ama bu holdinge borç verdiği parayı alamayan ve hayatı kayan zavallı hem sahtekâr, hem tefeci!Artık hiç kimse AKP’yi kodlarken “Adalet’in A’sı” demeyecektir...Tefecilikten beterBaşbakan konuşmadan önce meclis araştırma komisyonunun raporuna keşke bir göz atabilseydi. Koruduğu Yimpaş’ın tefecilikten de beter günahlara ve suçlara battığını fark ederek daha dikkatli olurdu belki.Komisyon raporu, faizi İslâm’a aykırı bulan ve parasını nasıl değerlendireceğini bilemeyen yurt dışındaki büyük bir kitlenin nasıl dolandırıldığını açıkça sergiliyor.Bu insanlar kâr payı adı altında yüzde 50’ye ulaşan faizlerle tuzağa düşürülmüş “ponzi finansman” denilen saadet zincirinin koptuğu noktada felâket doğmuştur.Nitekim SPK Başkanı Cansızlar da dün Yimpaş’ı Titan’a benzetmiştir.Başbakan yüklendiği vebalin telâşına kapılarak yeni yanlışlar ve haksızlıklar yapacak yerde devlet adamı gibi davranıp Yimpaş’ın da tefecilik yaptığını kabul etmeli, soyanları değil soyulanları korumanın çarelerine yönelmelidir.Aysbergin altı gibiGecikme, telâş ortamının yarattığı şartlarda parasını kaptıran vatandaşların kayıplarını her gün biraz daha büyütecektir.İşletmelere el konulmalı, ortakların ve alacaklıların listeleri çıkarılmalıdır.Haberler, Yimpaş tahribatının görünenden daha büyük olduğunu düşündürüyor. Dikkat edilecek olursa yakınmalar daha çok Türkiye içinden geliyor.Oysa asıl mağdurlar Almanya’da.Fakat onlar “Nereden buldun? Vergisi ödenmiş kazanç mı bu?” diye sorulacağı korkusu ile öne çıkmıyorlar ve kahırlarını, pişmanlıklarını içlerine atıyorlar.Medya olarak biz iktidarın rakibi değiliz. Ama hızla çözüme yürüyecek yerde Başbakan hâlâ bizimle uğraşıyor. Dün yine medyanın önyargılı oluşundan şikâyet etti. Değil...Medyanın kendileri hakkında önyargılı olduğu saplantısı, inişe geçen bütün başbakanların şaşmaz önyargısıdır.Acil şifalar...

Devamını Oku

Utanç verici

2 Kasım 2006

Yaşadığımız şey gerçekten sel felâketi midir yoksa cahil ve hırsız yönetimlerin bize ödettiği cereme mi?Taşkınlara iki günde 40’ın üstünde kurban verdik.Çağdaş medeniyet seviyesini yakaladık, yakalıyoruz derken iki günlük yağmur bize boy aynası göstererek haddimizi bildirdi. Çamura batmış, ölülerinin bazılarını çamurun içinde kaybetmiş durumdayız.Utanç ve öfke içindeyiz!Merkezî ve yerel yönetimlerde iktidar olanların yediği herzeler en küçük bir doğa olayı ardından ağır faturalar halinde önümüze geliyor. Su altında kalan yörelerin çoğu kaçak yapılarla doldurulmuş dere yataklarıdır.Bütün belediye binalarının önüne ve bütün dereboylarına şu hakikati pankart yapıp asmak mı lâzım:“Su yolunu şaşırmaz!” Cahiller gecekondularını yatağına yaptıkları derelerin biraz yukarısına set çekerek işi hallettiklerini sanıyorlar. Rüşvet yiyen belediyeler, bu ahmaklığın günahına ortak oluyorlar.Son yağışların felâket doğurduğu yerler daha çok Güneydoğu illeri ve ilçeleridir. Kent yaşamını kolaylaştırmaya dönük görevlerini ihmal ederek Abdullah Öcalan’ın meşum amaçlarına hizmetin aymazlığına saplanan hokkabaz belediye başkanlarının sorumluluğu vicdanlarda olsun yargılanmayacak mıdır?Yollar kaymış, köprüler, bentler yıkılmış. Alt yapının haramzadelere yaptırıldığını ispatlayan daha inandırıcı kanıt olamaz.Yağmurda kayan yolları ve yıkılan köprüleri hangi müteahhitler yaptı?Müteahhitleri kimler seçti?Dere yataklarını dolduran gecekondulara hangi belediyeler göz yumdu?Bu soruları asıl savcılar sormalı, suçluları ceza talebiyle mahkemeye vermelidir.Sinop’taki Diyojen heykeline elbette siyasetçiler karşı çıkacaktı.Gündüz vakti elinde fenerle adam gibi adam arayan filozoftan siyasetçilerin gocunması sebepsiz değildir.Çünkü onlar kendilerini biliyor!*****Yanlış hesapBaşbakan YİMPAŞ konusunda gürlerken okumuş seçmeni ikna edemeyeceğini biliyor muydu?Bizce biliyordu. Ve zaten son zamanlarda bu kesimin güvenini kazanmaktan umudunu keserek tümüyle duygusal bağ kurmakta başarılı olduğu kitlelere yöneldiği görülüyor.Oylar akıl ve vicdan terazisiyle tartılarak ölçülmüyor, sayılar belirleyici oluyor. Başbakan da artık sayılara oynuyor.Halkı din duygularını sömürerek dolandıranlar ortalıkta fink atarken sesini çıkarmayan bir iktidar bu tutumu ile soyulan gurbetçilere “Paranızı verebilirsiniz; biz kefiliz” mesajı vermiş sayılır.YİMPAŞ Avrupa’daki Türkleri dolandırdı. Onu Avrupa mahkemeleri arıyor. Ama iktidar teslim etmemeyi marifet sayıyor. Bu davranış onu korumaktır.Hani iktidar Dursun Uyar’ı korumuyordu?Avrupa mahkemelerinin aradığı suçluyu teslim etmeyen Türkiye’nin, Sabancı cinayeti sanıklarından Fehriye Erdal’ı koruyan Belçika’ya diyeceği kalmamıştır şimdi!

Devamını Oku

Bağırmaya gerek yok!

1 Kasım 2006

Doğru söz yüksek sesle söylenmese de anlaşılır. Başbakan üstüne üstlük tehdit ediyor!Bu çelişik tutum, sözlerinin gücünü artırmıyor, azaltıyor.Dün il başkanlarına hitap ederken YİMPAŞ etrafında yürüyen tartışmaların AKP’yi vurmaya yönelik kasıt taşıdığını iddia etti. Medyayı ve muhalefeti bir arada suçlamakla kalmayıp öfke içinde şöyle bağırdı:“Hesaplarını iyi yapsınlar. Kaybeden kendileri olur!” Bir tarihte Demirel, Fırat’ın kıyısında kaybolan bir koyundan bile başbakan olarak sorumlu olduğunu söylemişti.O kadar abartmayalım ama din sömürüsü ile gurbette milyarlarca euro parası dolandırılan yüz binlerce gurbetçinin azabından iktidarı değilse kimi sorumlu tutacağız?Medyanın araştırmaları, halkın din duygularının ne kadar şeytanca kötüye kullanıldığına her gün yeni bir ibret üretiyor. Bugün Birand’ın 32. Gün programında “Faiz yemek, Kâbe yolunda anne ile zina etmekle eşdeğerdir” diyen bir hokkabazın bandı yayınlanacak.İnsanların Allah inancını böylesine aşağılık vehimler uyandırarak sömüren ve paraları ile beraber tüm geleceklerini çalan hırsızlara dört yıllık AKP iktidarı zamanında Başbakan, tehdit savuracağına ne yaptıklarını söylesin.Şimdi rezalet ayyuka çıkınca “Tefecileri bulup bize iftira ediyorsunuz” diyor. Bunların tefeci olduklarını zamanında açık açık söyleseydi kanun bu dolandırıcıların yakasına yapışmakta bu kadar gecikmezdi. İhmali, onlara örtülü koruma sağlamıştır.Başbakan medyayı susturamaz. Bu vebalden tek kurtuluş yolu meclis araştırma komisyonunun önerisini yerine getirmektir:Holdinglere para kaptıranların listesi çıkarılacak ve elde kalan şirketler dürüstçe işletilecek.Tabii ki operasyon derhal başlayacak ve ehil kayyumlar eliyle yürütülecek!*****Mücadele böyle mi olur?Gebze’de ortaya çıkan akaryakıt yolsuzluğunun seyir defterini hatırlayalım:Benzine karıştırılacak maddenin boya hammaddesi diye ithaline gümrük memurları izin vermiyor. Yukardakiler bastırıyor, memurlar şikâyet ediyor fakat ihbar işleme konmuyor.Sonra örgütlü kaçakçılık bir şekilde müfettişlerce ortaya çıkarılıp savcılığa intikal ettiriliyor. Ardından ne oluyor?Teftiş Kurulu Başkanı ve müfettişler disiplin cezasına çarptırılıyor. Teftiş Kurulu Başkanı görevden alınıyor.Disiplin kurulu toplantısında Müsteşar Vekili’nin görüşlerine karşı çıkan Muhafaza Genel Müdürü de derhal görevinden alınıyor.Devlet Bakanı Tüzmen, Müsteşar Vekili hakkındaki iddialarla ilgili soruşturma açılmasına gerek olmadığına karar veriyor.Başbakan Erdoğan dün “Yolsuzlukla mücadele dedik, mücadele vererek gidiyoruz” diye övünürken bunlar aklıma geldi.Yolsuzlukla mücadele eden kamu görevlilerinin siyasetçiler tarafından cezalandırıldığı bir iklimde hırsızlar azalır mı, yoksa azar mı?

Devamını Oku

El koyun!

31 Ekim 2006

Din sömürüsü yoluyla soyulan vatandaşları kamu otoritesi on yıl önce uyarmaya başlamış...İslâmi holdinglerdeki göçüğün doğurduğu zararda o kadar çok suçlu ve günahkâr var ki... Bunlar kurbanların uyandırılmasını önledikleri bir yana, devlet kurumlarının soyguna “dur” demesini ve sorumluların yakasına yapışılmasını da önlemişler.O zaman “Müslümanların örgütlenip iş hayatında kazanmasını çekemiyorlar” diyenler şimdi ne diyorlar?Başbakan Almanya’da ağlayan gurbetçileri “Parayı verirken bana mı sordunuz” diye paylamıştı.AKP’yi destekleyen tarikatlar ve İslâmi medya, gurbetçileri tuzağa çekerken Tayyip Erdoğan “Durun, paranızı bir kâğıt parçasına yatırmayın” demediğine göre, hatta bu dolandırıcılara dört yıldır hiç ilişmediğine göre nasıl bu günahın dışında tutabiliyor?Meclis araştırma komisyonu, toplanan paranın 5 milyar Euro olduğunu belirtiyor. Nerede bu paralar?İsviçre’den yapılan bir havale, paranın yarısının holdinge, yüzde 10’unun parayı toplayanlara verildiğini, yüzde 40’ının da Türkiye’deki bazı kişisel hesaplara yattığını ortaya koyuyor.Bu rezalet iktidarın yumuşak karnı oldu. CHP lideri dün YİMPAŞ’ta sorumluluk alan kaç AKP milletvekili olduğunu soruyordu.Güven ve itibar kayboldu, gemi buz dağına tosladı. Yarısı daha toplandığı aşamada buhar olan birikimlerden hiç değilse geriye kalanları kurtarmak istiyorsa iktidar bir yasal çıkış yolu bulup holding firmalarını suça bulaşmış yöneticilerin elinden almalıdır.“Hukuken yetkimiz yok” demesinler sakın.Uzanlar için özel yasalar çıkaran, fındıkla oynarken Fiskobirlik’in yönetimini değiştiren bu iktidar değil midir?Bir iktidar ancak ortak olduğu bir suçla yüzleştiği zaman bu kadar hareketsiz kalabilir!Marjinal uç örnekBaşbakan “ulusa sesleniş” konuşmasında laik rejimin geleceği konusunda kendine göre güvence verdi.Mesela dedi ki...“Milletimiz, Anayasal rejimine de, demokratik, laik cumhuriyetine de sadakatle bağlıdır. Zaman zaman ortaya çıkan bazı marjinal uç örnekler bu gerçeği değiştiremez, milletimizi cumhuriyetimizin kuruluş ideallerinden uzaklaştıramaz.” Hukukî ve ahlâkî olarak ideal tarifleri seslendiren, resmi sözcü ağızlarıdır bunlar. Ama ne yazık ki gerçek farklıdır.Milletimizin laik cumhuriyete sadakatle bağlı olduğu gerçeğini Başbakan’ın kabul etmesi güvence vermek değildir.Gelecek Cumhuriyet Bayramı’nda Çankaya’yı türbanlılarla doldurma hayalini kuran milletvekilleri;Ellerinden gelse bütün okulları imam-hatip yapacak işgalci kadrolar;“Cumhuriyet’i oluşturan temel değerlerin yerini daha İslâmi bir yapıya bırakması zamanının geldiğini” söyleyen Başbakanlık Müsteşarı...Bunlar ortada durdukça Başbakan’ın güvenceleri hiç inanılır olmayacaktır!

Devamını Oku

Meydan boş!

30 Ekim 2006

Gücü ellerine geçirmiş siyasetçiler yolsuzluk suçlamalarına karşı teflon bağışıklığı taşıdıklarını sanıyorlar.Tabii çok yanılıyorlar...Çünkü vatandaş hangi siyasetçinin ne yaptığını unutmuyor. Suçlananların temize çıkmak konusunda duyarlı davranmaması ise yalnız onları değil siyaset kurumunu da yerin dibine batırıyor.Siyasi partiler güvenilir kurumlar sıralamasında niçin yıllardır diplerden kurtulamazlar; işte nedeni budur!Kendisini, partisini, kurum olarak siyaseti tahrip anlamında son zamanların göze batan karakteri Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’dir.Tüzmen, sahibi ile yakınlık kurduğu bir şirkete fuar alanı tahsis etmekle;Eximbank’ın başında olduğu döneme ait bir kredi işleminde yolsuzluk yapmakla;Akaryakıt kaçakçılığına adı karışan bir şirketten, kardeşini paravan olarak kullanarak rüşvet almakla;Bu rezaleti ortaya çıkaran müfetteşi görevinden uzaklaştırmakla;Ve son olarak dün de sahtecilik ve kaçakçılık yapan 7 firmaya usulsüz olarak yeniden ihracat izni vermekle suçlandı.Tek adam düzeniŞimdi ne olacak? Eskiden ne olduysa yine o olacak. Yani bakan bey, birinci sayfadaki fotoğrafta gördüğünüz gibi Başbakan’ın yakasına rozet takacak yakınlıkta durmaya devam ettiği sürece onu hiç kimse yıkamayacak.Yargı da dahil kimse hesap soramayacak.Sözde demokrasi ile yönetiliyoruz ama bizdeki gerçek, kral mutlakçılığını bile solda sıfır bırakıyor. Tek başına iktidar olmuş bir partinin lideri olan Başbakan Erdoğan bu gücü kullanıyor.Âdil kullansa neyse, adalet için de kullanmıyor.İşte bunca suçlama ortada iken Kürşad Tüzmen kale gibi duruyor. Halkın hakkında ne düşüneceğini umursamadığı için kendini savunma ve aklanma zahmetine bile katlanmıyor.Tek karar verici olan Başbakan onu yakasında taşıdığı sürece isteyen, meclis de dahil istediğini söylesin, hiç fark etmez!Siyaset bu ilkel ve utanç verici bağımlılıktan kurtarılmalıdır artık.Yargısız olmazAnayasamıza göre başbakan ve bakanlar hakkındaki yolsuzluk iddiaları, meclis üye tamsayısının salt çoğunluğu sağlanmadan Yüce Divan’a gönderilemiyor.O nedenle de Yüce Divan genellikle eski defterleri karıştırmaya mecbur bırakılıyor.Ciddi suçlamalar söz konusu olduğunda yargının devreye girmesini sağlayacak bir kanal açılması, gerçekten temiz toplum, temiz siyaset istiyorsak vazgeçilmez şarttır.İktidar, milletvekili dokunulmazlıklarını kaldırma vaadini yerine getirmeyecek. Bu belli oldu.Peki hiç değilse icraat mevkileri olan koltuklarda oturan bakanların ciddi suçlamalar karşısında kalması halinde işleyecek bir yargı süreci için Anayasa değişikliği yapılmamalı mı?Hayır, onu da istemiyorlar.Çünkü...Kendi zenginini yaratmak için gözlerini karartmış bütün yeni partiler iktidara gelince böyle davranırlar!

Devamını Oku

Olmadı!

29 Ekim 2006

Sıradan insanlar yapsa neyse; siz CHP milletvekilisiniz, ölçülü olmak sorumluluğunuz yok mu?Bu soruyu dün haber gündemizde tartışma yaratan bir fotoğrafı görünce olayın kahramanlarına sormak istedim.Resim Adana’nın Ceyhan ilçesine bağlı Doruk beldesinde yapılan Cumhuriyet Bayramı şenliğinde çekilmişti. Beş bin nüfuslu beldede 3 bin kişinin katıldığı şenlikte liseli kızlar oyun oynuyor, iki CHP milletvekili de onlara para takıyordu!Kadını kapatarak toplumdan, daha doğrusu çağdaş yaşamdan izole etmek için akla gelen her imkânı ve hileyi kullanan gerici çevreler şimdi “mal bulmuş” gibi bağıracaklardır:“İşte size laik alternatif!” Göbek atma ve para takma kültürü, Cumhuriyet’in geleneği değildir. Öğrenci kızlara dansözlere yapıldığı gibi, babaları yaşındaki siyasetçiler tarafından para takılması, ancak garipsenecek bir davranıştır.CHP’yi yöneten takım oturup düşünmelidir:Fert başına düşen geliri 30 bin doları bulan hatta geçen ülkelerde sosyal demokrat partiler, liberaller kadar sık iktidara gelebiliyor. Geliri onların onda biri düzeyindeki Türkiye’de halk niçin CHP’yi iktidar yapmıyor?Kimse kendini kandırmasın. Cevap basit: Çünkü CHP’nin solcu olduğunu kanıtlayacak siyasal, sosyal ve ekonomik projeleri yok!Bari ahlâki anlamda solcu olun değil mi? Hayır, onu da yapamıyorlar!Türkiye’nin çağdaş uygarlığı yakalama azmiyle yola çıkışının simgesi olan Cumhuriyet Bayramı’nda, Cumhuriyet’i kuran partinin milletvekillerinin ne yaptığına bakar mısınız?Çağdaşlıkla gericilik, bilimsellikle hurafe, kadınları eşit vatandaşlar olarak yücelten anlayışla onları yaşamın dışında tutmaya uğraşan zihniyet arasındaki rekabette çok dikkatli davranmak lâzım.Dikkatsizlikleriyle yanlış ve haksız bir laiklik tarifi yapanlar, irticanın ekmeğine yağ sürüyor!Kimse var mı?Bir hafta sonra İstanbul’da büyük bir deprem tatbikatı yapılacak.Askeri birliklerin de katılımı ile “arama-kurtarma” provası olacak bu. Enkaz altına doğru “Orada kimse var mı?” diye seslenmenin tatbikatı mı olurmuş?Büyük depremin üstünden 7 yılı aşkın zaman geçti, hiçbir şey yapılamadı. Bu tatbikat faydasız bir göz boyama faaliyetidir.Bilim adamları açıkça söylüyor: İstanbul’daki apartmanların birçoğu depremde içinde oturanlara mezar olacak. Ama yasalarımız, kat maliklerinden biri bile itiraz etse, güçlendirme yapmaya izin vermiyor.İnsanlar “mezar ev”lerde oturmaya mahkûm ediliyor.Geçen yıldan beri bekleyen Kat Mülkiyeti Kanunu değişiklik teklifi bu sorunu çözebilir. Çünkü binanın güçlendirilmesi zorunluluğunun mahkeme tarafından bir başvuru ile tespiti halinde kat maliklerinin rızası aranmayacak.Yöneticiler depreme karşı gerçekten bir şeyler yapmak istiyorlarsa bir an önce bu yasayı meclisten geçirsinler.Deprem atraksiyonlarından bıktık artık!

Devamını Oku

Sevginizi gösterin!

28 Ekim 2006

Türk ulusunun şanlı bir kurtuluş savaşından sonra bağımsız bir cumhuriyet devleti kurması, bütün bir İslâm dünyasını onurlandırmıştı.Gel de hayatın çelişkilerine şaşma; çağın hür yaşamış tek Müslüman halkı şu anda kendisini padişahların, şeyhlerin, şıhların kulluğundan vatandaşlığa yükselten Cumhuriyet’e yönelmiş düşmanlıkların karşısında biraz hayret, biraz ibret, daha çok da öfke duymaktadır.Cumhuriyet’in onuncu yılında kanatlanmış olan muzaffer devrimciler, bir gün Türkiye’nin yeniden tekkeler, zaviyeler, tarikatlar, şeyhler memleketi haline dönüşeceğine hiç ihtimal verebilirler miydi?Akla gelmeyen başa gelmiş, güzel ülkemiz ırkçıların ve şeriatçıların av sahasına dönmüştür.Cemaat oy deposuMedya günlerdir cemaatler üstünden milyarlarca dolarlık soygunlar yapan din tacirlerinin marifetlerini yazıyor. Son olarak Almanya’da cami cemaatinin tasarruflarını toplayan holdingin Avustralya’daki bir tarikat şeyhine 33 milyon YTL karşılığı döviz havale ettiği ortaya çıkarıldı.Bu holdingin başı bakanların arasında dolaştığı halde bir türlü yakalanamıyor, hesap sorulamıyor.Din ile siyaset ve ticaretin çiğ köfte gibi yoğurulduğu acılı, lezzetli bir mamadır bu. Cemaat, İslâm toplumlarında siyasetçiler için “oy ambarı”dır. Özgür bireyin tek tek oyunu almak için terleyen siyasetçiye bu ambarı toptan götürmek büyük kolaylıktır.Onun için soyguncu holding tarikat şeyhinin bahşişini verir, ona inanan cemaatin cebini boşaltır, seçim geldiğinde cemaat ikinci kez kazıklanıp oylarını bu katakulliye göz yuman partiye vermeye razı edilir.Başbakan Erdoğan’ın, parasını kaptıran Müslümanları Almanya’da “Verirken bana mı sordunuz” diye niçin azarladığını şimdi anladınız mı?Önemli olan dolandırıcı holdingi ve müritlerini soyduran şeyhi memnun etmektir. Vatandaş istediği kadar kızsın, kırılsın, nasıl olsa oy verme günü geldiğinde şeyhin dediğinden çıkamayacaklardır.Hayal kuramasınlarBugün Cumhuriyet Bayramı. Bayramın inançlı ve kadirşinas yurttaşlara neler ifade ettiğini biliyoruz. Ama özel dönemler farklı davranışlar gerektirebiliyor.Meselâ Atatürk’ü sevmek, vatana, millete, bayrağa, Cumhuriyet’e bağlılık duymak, şu sıralar içte saklanmamalı, dışa vurulmalı, belli edilmeli.Gerici komplonun kandırdığı cahil kitlelere Cumhuriyet’in sahipsiz olmadığını göstermek şimdi çok önemli. Eğer “yıkarız bu yapıyı” diye hevese kapılırlarsa vebali hepimizindir.Atatürk’ün gerçekleştirdiği devrimlere muhalefet artık eskisi gibi sinsi ve çekingen değil. Karşı devrim hayallerinin arsızlığı her gün başka bir yerde meydan okuma cüreti gösteriyor.Cumhuriyet Bayramı’nı yalnız 29 Ekim’lerde kutlamakla kalmayıp Cumhuriyet’in faziletini her Allah’ın günü anlatmalı ve kitlelere benimsetmeliyiz.Parası ve oyu soyulan kulluk ile özgür vatandaşlık arasında yapılacak bir seçimden yenik çıkacaksak yazık bize!

Devamını Oku

Sahte yakınlık

27 Ekim 2006

Batılı devlet adamları, sadece tercüman aracılığıyla konuşabildiği bazı yabancı siyasetçilere niçin arkadaş muamelesi yaparlar?Bu yakınlığı da neden genellikle Asyalı, Afrikalı ve Güney Amerikalı liderlere gösterirler?Çünkü bu coğrafyalarda liderler, ülkenin kurumlarından, kurallarından ve kanunlarından daha fazla önem ifade ederler.Onların iradesi “olmaz”ı tanımaz. Batılı bir liderin arkadaşlığına ve teşekkürüne lâyık olmak için, birkaç kanunu çiğnemenin, bazı ülke menfaatlerinden vazgeçmenin sözü bile olmaz!İngiltere Başbakanı Tony Blair’in Başbakan Erdoğan’a yazdığı mektubu okuyunca aklıma bunlar geldi.Tony Blair Başbakanımıza küçük ismiyle “Dear Tayyip” diye hitap ederek başladığı mektubunda, İngiliz içki ihracatçısı firmalar için “torpil” istiyor.Mahkemeyi bitirmiş!“Torpil” dediğimiz hani “Alkollü içkiyi haram saydığınızı biliyorum ama bizim viskileri idare ediver” türü bir rica olsa neyse; yargıya intikal etmiş bir davayı etkilemesini istiyor.Gümrük müfettişleri, İngiliz firmaları free-shop’lara ayrı, ithalâtçı firmalara ayrı fiyat uyguladıkları için devletin yılda 90 milyon YTL vergi kaybına uğradığını tespit ederek vergi cezaları kesmiş.O şirketler de bir yandan İngilizleri haberdar ederken bir yandan da Danıştay’a dava açmışlar.Başbakan Blair’in mektubu bu davayı kafasında bitirmiş bir eda taşıyor. Özetle diyor ki, “Dava ancak eksik bilgilerle karar oluşturulursa içki şirketlerinin aleyhine sonuçlanır..” Terbiyesizliğin üstüne de iki tehdit:O zaman şirketlerimiz Türkiye’deki çalışmalarına son vermek zorunda kalabilirler. Ayrıca bu durum ülkenize yönelik kaçak ithalâtın artmasına sebep olur!” Çok merak ediyorum, bu mektuba bizim Başbakan “Dear Tony, I am sorry!” diye bir cevap gönderdi mi.İltifat değil hakaret!Göndermediyse CHP Meclis Grup Başkanvekili Kemal Anadol’un dediği gibi kişisel tatmini uğruna ülkenin onurunu ve çıkarını feda etmiş demektir.Kanunu dolanma telkinini etkili kılma amaçlı bu sahte yakınlık gösterisi bir iltifat değil, anlayana hakarettir!Tayyip Erdoğan Tony Blair’in gözünde, mahkemeleri siyasi güce boyun eğebilen bir ülkenin başbakanıdır. Erdoğan da bu mektubu “görüş oluşturmak üzere” Gümrük Müsteşarlığı’na havale ederek hakareti yutmuştur.Şimdi mahkeme aleyhte karar verse “tepki kararı” diyecekler. Karar lehte çıksa bu kez “baskı işe yaradı” diyecekler.Hak etmiyoruz bunları!

Devamını Oku