Atatürk yanılır mı?

Onun dünyayı değiştirmek için gelmiş bir dâhi olduğunu doksan yıl önce İngiltere Başbakanı Llyod George görmüştü

Haberin Devamı

Onun dünyayı değiştirmek için gelmiş bir dâhi olduğunu doksan yıl önce İngiltere Başbakanı Llyod George görmüştü.

Çanakkale Savaşı’nda hata yapmayan tek adamın Mustafa Kemal olduğunu fark ederek şunu söylemişti:

“İnsanlık tarihi birkaç yüzyılda bir ancak dâhi yetiştiriyor. Şu talihsizliğe bakın ki o dâhi bugün Türkiye’de doğmuştur!”

10 Kasım’larda Atatürk’ü “ah-vah”larla ananlara, onun düşüncelerini yaşatma gücünden yoksun zavallılar olarak bakmak lâzım.

Atatürk bir Amerikalı politikacının dediği gibi 20. Yüzyılın en kahramanca eylemlerinden birini, şiddet kullanmadan, gizli polis olmadan gerçekleştirmiştir.

Onun dehası yalnız Türkiye’yi değil bütün Müslüman dünyasını kurtarabilirdi, olmadı. Haydi öteki Müslüman toplumların başındaki despotlar buna geçit vermedi; peki ya biz?

Emanetini onun ruhuna huzur verecek yönde taşıyabiliyor muyuz?

İki Mustafa Kemal
Atatürk’ün bugün birinci sayfamıza özeti yansıyan sözleri şöyledir:

“İki Mustafa Kemal vardır. Biri ben; et ve kemik, geçici Mustafa Kemal.

İkinci Mustafa Kemal; onu ‘ben’ kelimesi ile ifade edemem. O ‘ben’ değil ‘biz’dir.

O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur.

Ben onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir.

O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz... Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!”

Atatürk’ün rüyası gerçekleşmiş olsaydı, karşı devrim niyetlerinin varlığından kaynaklanan tedirginlik, 83 yaşını doldurmuş cumhuriyetin derdi olmazdı. Ama derttir ve çok haklı sebepleri vardır.

Türk devrimine muhalefetini laiklik karşıtı eylemlerle göstermeye cesaret eden siyasetçiler ve partiler bulunduğuna göre demek Atatürk’ün gönlündeki Mustafa Kemal tarifi gerçekleşmemiş!

Sivil toplum göreve
Askerin siyasete müdahale ettiğini söyleyenler, sivil toplumun devrime yönelik eylemler karşısında yetersiz kaldığı gerçeğini görmezlikten geliyorlar.

Türkiye’de asker sadece iki durumda sesini yükseltme gereği duyar. Bir, ülkenin bütünlüğü; iki, laik rejimi tehlikeye girdiğinde.

Askerin siyasete müdahale görüntüsü demokrasimize gölge düşürüyor. Doğru ama sivil toplum bu gölgeyi kaldırmak istiyorsa Türk Devrimi’ni, üniter devleti ve laik cumhuriyeti savunma görevini bir an önce askerlerden devralmak zorundadır.

Atatürk “Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz” diyordu.

Var mı öyle bir şey? Büyük kurtarıcı ve büyük devrimci bugünün Türkiyesi’ni görebilseydi aynı şeyi yine söyleyebilir miydi?

Asla söylemezdi.

“Bugünleri bile aratacak bir geleceğe karşı ben ne yapıyorum?”

Atatürk idealine bağlı herkes, her sabah kendine bu soruyu sormalıdır!

DİĞER YENİ YAZILAR