CHP’yi ciddiye almak demokrasiye inananların boynunun borcudur.
Ne de olsa ana muhalefet partisi. Ama partinin lideri, bizim bu mecburiyetimizi kötüye kullanmamalı.
Deniz Baykal “CHP’nin İstanbul’da 1989 yılından bu yana ilk kez birinci parti konumuna yükseldiğini” iddia etti.
AKP’nin yüzde 20’lere indiğini, CHP’nin yüzde 20’leri aştığını (ne demekse) savunurken bir yıl sonraki seçimlerde iktidar değişikliğine hazır olmamız için adeta uyarıda bulundu!
Peki nereden çıkarıyor?
Baykal “Anket yaptırmıyoruz ama değişik kuruluşların çalışmaları bize geliyor” diyor. Bunlara yurt gezilerindeki kendi izlenimlerini ekleyerek sonuç çıkarıyormuş...
Bu araştırma yöntemi, şeker krizi geçiren Başbakan’ı zırhlı araçta kilitli bırakan ve onu balyozla kurtaran alaturka kafaya bile alternatif olmaz. CHP daha ciddi ve daha bilimsel olmak zorundadır.
Evet, eşi türban takan bir cumhurbaşkanı, toplumsal vicdanda yer altı nükleer patlaması gibi bir etki uyandıracak, laik cumhuriyeti koruma refleksi AKP’ye büyük kayıp verdirecektir.
Ama ne kadar ve nereye doğru?
İsabetli cevabı vermek için şu andaki gerçek rakamları bulmak gerekir.
AKP 2004’te yapılan yerel seçimlerde yüzde 42 oy almıştı. Bu desteğin yüzde 25’ini kaybetmiş olsa bile bugün yüzde 30’un üstünde demektir. Araştırmalar bunu doğruluyor. Başbakan Erdoğan’ın, yaratacağı sonuçları önceden görerek Cumhurbaşkanı olmaktan vazgeçmesi halinde kurduğu hayalin çökeceğini Baykal’ın şimdiden bilmesi ve buna göre hazırlık yapması gerekecektir.
Ne gibi hazırlık diye soracak olursanız, elbette AKP’nin doğru tercihlerini feda etmeyen ama yanlışlarına alternatif projeler sunan ve hele aday kadrolarını parti örgütüne seçtiren bir çağdaş parti kimliği...
Lider sultası fiili durumu ile AKP ve CHP’nin hiç farkı yoktur; ikisi de parti amblemi olarak balyoz kullansa yeridir!
İşkence bitsin
İmar Bankası’ndan herkes parasını kurtardı.
Buna ticari mevduatlar da dahildir. Tek istisnası 22 bin bonozede ailedir.
Uzanlar’a güvenenler kayba uğramamışlar, fakat bankayı güvenilir bulmayıp “paramı Hazine bonosuna yatırıyorum” diyenler yanmışlardır.
İmar Bankası enkazı altında kırk aydan beri inim inim inleyen bu aileler için dün önemli bir gelişme oldu.
İmarbank’ın izinsiz Hazine bonosu satarak halkın mağdur olmasına sebebiyet verdikleri iddiasıyla dönemin BDDK Başkanı, Başkan Yardımcısı ve altı görevli mahkemeye verilmişti.
Dün bu sanıklar mahkûm oldular. Böylelikle kamu otoritesinin sorumluluğu yargı kararı ile sabit olmuştur.
Mağdurlar, bu karara dayanarak açacakları davalarla haklarını devletten isteyebilir ve alabilirler.
Ama adalet daha fazla gecikmemeli.
Mağdurların çoğu zaten emekli ikramiyelerini kaptırmış yaşlı insanlardır.
İktidarın ödemeleri yapmaktan kaçınması için artık hiçbir bahane kalmamıştır.

